Siminya

Küresel Keriz

20091110

Kafama üşüşüyorlar

Blogspot gelenek ve göreneklerine göre bu yazıya şu aşağıdaki başlıklardan biri münasiptir. Yukardakini beğenmezsen al bunlardan."ortaya karışık, kısa kısa, ordan burdan, şurdan şordan, her telden, yandan yandan"

*Beceremiyorlar: iç çamaşırlarının heleki ucuz çamaşırların kenar dantellerini iyi öremiyorlar, bi giymeyle söküle söküle gidiyor, kafama gözüme dolanıyor, bazen parmağıma dolayıp belimin altından evire çevire bende söküyorum, eğlenceli olabiliyor. Birgün olurda elimde bir tutam ip görürsen bil ki donumdan topladım.
Destekli sütyen kaldırgaçlarını adam akıllı mökkemliyemiyorlar, C şeklindeki iki metal bir kaç yıkamada ana gövdeden ayrılıp tek başına yoluna devam ediyor (mökkem nedir söylemeyeceğim) Her kadının "sütyen teli kolleksiyonumu göstereyim mi?" demesine yetecek kadar teli var.
Külotlu çorapların bacak boyu galiba sezen aksu düşünülerek yapılıyor, daha belime kadar çıkan çorap giyemedim, hep yarım hep yarımım. En büyük endişem sokakta kayıp düştüğümde altımda yukarı çekilmemiş gibi görünen külotlu çorap olması.

*Aşkımdiyemiyorlar: Cep telefonlarında sevgili genelde aşkım diye kaydedilir. Genelleme yapmayım istisnaya kurban, abim yengemi "ev 2" diye kaydetmiş, yengemde abimi "eczane" diye.

*Adamkandırıyorlar: Sizinle; anasının memesini arayan buzağa gibi böğüre böğüre, salyalar fışkırta fışkırta kavga eden biri, o an çalan telefonu sesini incelterek açıyor "ifinim, bıyrın, binim" Karşıdaki düşünüyor ki " ne kibar insan, ne şahane bir ses" Yalannn, gerçekleri bilmiyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, o ince sesin sahibi bir hayvan, bir malak!

*Tuvaleteosuruyorlar: Yabancı olduğumuz bir evin tuvaletine girince, vücudumuzdan çıkardığımız şeylerin sesli oldukları gerçeği yüzleşiriz. Bu gerçeği içerdeki yabancılar asla duymamalı! İstenmeyen sesleri kamufle etmek için öğrenilmiş refkleksleri tekrarlarız: önce musluğu açıp ortama su efekti kat, sonra orada duran muhtemelen kırmızı tuvalet tasını doldurup doldurup boşalt, tası rastgele fayansa vur, öksür, hapşır, 3 dakikada bir sifonu çek. Sana ait sesler doğanın ezgilerine karışıp gitsin.

*Herşeyikonuşmuyorlar: kendimle konuşurken kendime dedimki "ya konuşulmadık bişey kalmadı insanoğlu konuşma kaynaklarını tüketti, malesef bitti herşey, ölelim daa iyi" karamsarlık kapladı içimi gözlerimde hüzün perileri, kanatlarımda yağmur taneleri google açıp konuşulmamış bişey kaldı mı onu aramaya başladım, ve buldum! daha doğrusu bulamadığım için konuşulmamış olduğunu buldum. Konuşulmamış bişey buldum lan! Ama ne olduğunu söylemeyeceğim o konuşulmadan kalacak, ellettirmeyeceğim!

*Çekmecedesaklıyorlar: Çorapdan bahsedince burnum sızladı, psişik bir özelliğimi gün yüzüne çıkaracağım. Yeni aldığım pahalı bir çorap ilk giymede kaçarsa hemen atmaya kıyamıyorum "tatlı kaçıklar" adını vermediğim, her hangi bir adı olmasına gerek görmediğim (çekmeceye isim verene deli derler) bi çekmecem var oraya koyup bir hafta orada eskitiyorum, bir nevi turşusunu kuruyorum. Ara sıra içime ateş düşüyor duygu dolu ellerle sırlı çekmecemi açıyor "bi giymede kaçtı yaaıı" diyip kapatıyorum, yaslarını tutuyorum. Eskisi olmayanın yenisi olmaz.

*Benziyorlar: Ketçap ve mayonezin sıkarken çıkardıkları ses ishale benziyor. Kavunun tabakta bıraktığı mılcık şey sperme benziyor. Avucumun içi eski sevgilime benziyor.

*Poşetseviyorlar: Her ortahalli türk evinde bulunur; poşetinden çıkarılmadan iki koltuğun arasına konmuş yer yer bazı bölgelerimizde ise duvara yan şekilde monte edilmiş kırmızı kadife gül demeti, içine poşet tepildikçe şişmanlayan, poşet çekildikçe zayıflayan bezden bir bebek, balkondaki çiviye asılmış içi mandal yada kuru sebze dolu migros poşeti, mutfak kapısının arkasında asılı içi ekmek dolu ekmek poşeti.

*Güyageziyorlar. Her kanalda bir tane "karış karış anadolu" konseptli proğram var. Proğramın fon müziği kati surette"yürü yavrum yürü fistanını sürü, şimdide geçti burdaan konyalının biri" melodisi ve türevleri olmalı. Proğram sunucusu 30 yaşlarındaki abimiz 3 dakikada bir espiri sandığı şeyi patlatmak zorunda, sesçilerde gülme efekti, aksi şekilde "zevzek zevzek anadolu" olmuş olmaz. Sunucunun, eline tutuşturulan gözleme, bazlama gibi yiyecekleri, adı muhtemelen emrah olan kameramanın ağzına sokması beraberinde bi dünyada laf sokması ise konseptin bir diğer parçası.

*her kızın göz kalemiyle bıyık-kaş çizilip tespih salladığı bi fotosu var.
*büyüyünce ne olacaksın? sorusuna bi altı ay "iç mühendis" dedim.
*gelmiş geçmiş en sempatik hap ismi "ertesi gün hapı"
*dün gördüğüm filipinli kadına ilk sorum "siz kuluçkadaki ördek yumurtalarını mı yiyorsunuz?
*okuduğum kitap, yandaki komşu çocuğunun 8. sınıf fen kitabı.
*Malın gözü ile konuştuk
*bırt


bu zımbırtının yorumla ilgisi olabilir >>

20091105

Annem tanıdığına tanımadığına göster dedi


*Ben senin bildiğin kızlardan değilim, eyvah abim, kız oğlan kızım, annem tanımadıklarına gösterme dedi*
Çok güzel mübarek cümlelerimizdir bunlar, ama küflü, yırtık, pırtık olduklarından 4-5 yıl önce tavan arasına tuşlandı. Ergenlikte ne kullandım, ne işimi gördü bu anane yadigarı cümleler vay yavrum vay, her kadının çantasında mutlaka olan günlük ped gibiydiler, hepimiz kullandık. Köşeye sıkıştın, tipini beğenmedin, canın hiçbirşey yapmak istemiyor seç birini söyle, hazır paket cümle, çıkaranların ruhu şad olsun.

Elif hiç böyle cümleleri kullanmazdı, abisi yoktu eyvah abim demesine gerek kalmadı. Annesi "tanıdığın tanımadığın kim varsa göster kızım annen kurban olsun" demiş, gösterdi bende gördüm. Muhitin ben senin bildiğin kızlardan değilim kızları olarak onu severdik, ama seni içimden seviyorum derler ya öyle severdik, dışımızdan da döverdik. Türk usulü işte, içimiz ayrı dışımız ayrı çalışır, bu memleketin sorunlarının çoğu içimizde hırslı bir siyam ikizi taşıdığımız için çıkıyor. Memleket meselesine kaymayım, elif diyordum. Parmağı; erkekleri parmakta oynatmanın sahnelendiği tiyatro sahnesiydi, hem "erkekleri parmağında oynatıyor şıllık" diye eleştirip hemde nasıl oynattığını izlemeye gittik, bi izledik bi izledik sorma gitsin. Elif, elif adındaki bir kız için fazlasıyla zerrin egeliler'di. Yıllar oldu görmedim, görürsem selamını söylerim.

Hem ben senin bildiğin kızlardan değilim ne demek yani ne? Adamın neyi bilip neyi bilmediğini nereden biliyoruz? Belki o evinde oturmuş devekuşulu fiskos masası ören kızları biliyordur yada arşı arşı memlekete verilmeyen, ağlayan fabrika kızlarını. Niye ömründe tek bildiği kız türü telekız olan adam muamelesi yapıyoruz ki ? Çıkalım mı? demek heryerde 8 numaralı odaya çıkalım demek değil. Ben etrafta matild manukyan'da göremiyorum ki zaten öldü kadın, ruhu şad olsun (bir yazıda iki defa ruhu şad olsun dersen bloğuna şeytan girmez) ne bu evham?

Karşı cinsten gelen en masum teklifte bile hemen bir zeyna pozisyonu "bakın bakın ey ahali, ey beni oğluna düşünen analar ben nasıl dişi bir kaplanım" numaraları! Geç ablam ya geç bu amazon kadınlığını. Böyle davrandığında olacakları biliyosun; 70 yaşına gelip memelerin süzme yoğurt torbasına benzediğinde anlatacak en entrikalı hikayen 3 cümlecik olacak, onuda anlatmayıver üstü kalsın. Tek övündüğün parçanda rahmetli ebemin yaptığı gibi, tüyleri döküldüğü için peynir beyazlığına kavuşmuş bacakların olacak. Varis çoraplarını sıyırarak erafındaki hatunlara göstereceksin "bakın hepinizinkinden güzel bacaklarım var" Lakin o vakitten sonra bacağının adı prenses ranya olsa bile bakan olmayacak. Birde ben eskiden ne canlar yaktım var bu da ihtiyar yalanlarının en best selleridir, huzur evinin girişine adalet mülkün temelidir yerine asılan cümle.

Kız oğlan kız cümlesi de çok saçmaydı zaten, önce kızmışız sonra oğlan olmuş sonra yeniden kız mı olmuşuz? İlla herşeye afilli bir deyim üretecek atalarda! Elin gavuru "şok oldum" deyimini dilimize sokana kadar "başımdan aşağıya kaynar sular döküldü" şeklindeki harf müsrifi bir deyimi kullanmak zorundaydık, çok şükür şimdi "şok falan yani" diyoruz bitiyor. Daha anlaşılır daha somut ama daha bi boktan evet, neyimiz boktan değilki azizim.

Toparlayım ya gene karıştı ortalık. Bir yerde birisi bişey demişti lafı ona getirecektim ama baktım artık gelecek gibi değil. Çıktığı yerede girmiyor mübarek. Bari çaktırmadan konuyu değiştireyim ımmm hımmm farkında mısın heyy hey farkında mısın!! Bloglardaki yazıların yüzde sekseni B harfiyle başlıyor (bak bu yazıda B ile başlamış, hatta parantez cümlem bile B ile başlamış) Muhtelif başlama cümleleri: Birgün ben gitmiştim, Bazı insanlar vardır, Bizim evde daima, Ben çok salak bi insanım, Bloguma yazıp yazmamayı çok düşündüm, Bugün canım çok sıkkın...

ne tuhaf

(örgüyle arası iyi olan kaan o modelin devekuşulu değil tavuskuşulu olduğunu hatırlattı, kaan'a saba tümer'den bir kuple kahkahahaha yolluyorum :)


bu zımbırtının yorumla ilgisi olabilir >>

20091102

Seni her yerde bulacaklar pis siminya

Başlık, şimdi uzunnn upuzunn bir askerlik yapmakta olan fenasi'nin yazısından arlanmazca araktır, çalıntıdır.

4 aydır sıcak evimden ve mutluluktan kert diye kenetlenmiş (ünlem) ailemden uzaktayım. İpsizin ölümü sapzızdan olsun diye ha gayret istanbul'a gelmiştim. Şehrin muhtelif sokaklarında sürtüp sürtüp pirelendim, kuduzda olmuş olabilirim tahlil yaptırmadım ama ısırdıklarım yaptırsın ( ahmet, gökhan, emre, eren, okan, o şeydeki oğlan, ve öbür oğlan, maydanoz satan teyze ve tüm hepiniz)
Nihayetinde tükürdüğümü itina ile toplayıp abla kapısına tosladım. Günlerin akşamında mısır satıcısına anlatacağım çılgınlıklar yapamadım, ailenin yüz karası olamadım, hala bana "melek gibi kız" diyenler var. Bu kara leke alnıma yapıştı.

dün baktım bişeyleri özlemişim.

Burnumu sızlatanlar "annemin tarhana çorbasını, mutfaktan yükselen kek kokularını özledim bühüü bühüü" türünden şeyler değil. Mesela meselaaaa; babamın tüfeğinin şefkatli dipçiği sırtımda tütüyor. Eve gelince gıcır gıcır öttürdüğü karamel kaplı dişleri elime her diş macunu aldığımda gözlerimi yaşartıyor. Çoraplarımı çıkarın, sırtıma yastık getirin, çay demleyin, hani benim kızarmış hindi budum, hani benim bıyığımın 37. teli şıltakları bebeğin ninni özlemiyle aynı (şıltak: kapris) Annemin; üşüyosun sen üşüyosun yok yok valla üşüyosun, üşüyosun dedim!! Bak ayakların beyaz beyaz oldu, benzin sarardı, dudağın morardı diye beni bir gökkuşağı zannedip, dolaptan kaptığı yelek, hırka, şal, battaniye ile üstümden geçmeye çalışması ..

Ya mahalle ya çöpüne sarılıp uyuyasım gelen sokağımı özlemedim mi? Markete giderken ayağım içine girmesin diye kavis yaptığım taşı sökük kaldırımı... Başına poşetler dolandığı için dilek lambası dediğimiz hemen tüp bayiinin dibindeki sokak lambasını... Elinde kürdan habire sağ yanağına sondaj atan terzi, tırıvırı basri'yi... Kendini hep hasta hissettiği için "ayhh vıııyy vışş oyyy amaninnn offf üffff" sesleri çıkararak gezinen, orda burda karnını doyurup eve giderkende çıkınını fulleyen kocaboğaz satı teyzeyi...
Başka türkü bilmediğinden midir, yoksa ağız alışkanlığı mı "tren gelir düddürü, düdüğünü öddürü, bu zamane gızları, bir sakıza öptürü" türküsünü fermuarını tuta tuta icra eden kaldırım mühendisimiz halil'i.
Büyük ablamın zampara komşularının uçkur hikayelerini bile özledim. İçi kırkayak dolu rutubetli gecekondularda sadece fareler değil, tv dizilerine avuç yalatıp parmak emdirecek fantazilerde cirit atıyor. Dursun ve döndü'lerin entrika, tutku, ihtiras ve cinayet dolu hikayeleri, bihter ve behlül'leri evcilik oynayan bebeler kıvamına indirir, düdüklerini öttürür.

İşte aynen o şekil bu şekil, odamda uzanmış, sokağımızın kaldırım taşına olan aşkımı büyütürken, babamın "ınısını ıvrıdınıı miktiğimin ırıspısı" adını verdiği ve sık sık bana yönelik kullandığı şirin, sempatik tekerlemesiyle sıçradım. Ablamın elindeki telefonun teee ankara mamak bucağından bana küfürler saydırıyor. Oraya gittiğimde beni önce tüfeğiyle, sonra kasaturasıyla, sonra rambo bıçağıyla, sonra çakar çakmaz çakan çakmağıyla nasılda güzel güzel öldüreceğini anlatıyor.
Öldürdükten sonra beni kırk kocaya vereceğini, sonra o kırk kocadan alıp bir kırk kocaya daha vereceğini, sonra yeniden öldüreceğini... Babalar böyle günler için var, içim huzurla dolu..
Binbirgece masalı gibi geliyor anlattıkları. Yapılamayacak şeyler belki ama dinlemesi güzel, babamın hayal gücüne hayranlığımı artırıyor, marjinal adam. Aslında bana kısaca demek istiyorki "gel artık" Fakat herifin gelenek ve görenekleri gel artık demeyi gurur meselesi yaptırıyor. Onun literatüründe "seni seviyorum" demek, anneme karşı mesela "sırtıma çıksana lan gadın" çocuklarına karşı "hepinizi parpılarım" "konuşmayın şerefsizin kızları" "sütü bozuğun dölleri".

Buraya abimi yollayacak abimde beni paketleyip kargoya verecek, yurtiçi kargo olması tercih edilir. Kendimi ordan oraya postalanan kayıp mektup gibi hissediyorum, bir gün asıl adresi bulana kadar karanlık depolarda sarara sarara gezip duracağım. Eniştemde geçen gün beni 60 yaşındaki bir adama... :((
yok yav sadece beşiktaş'a kadar bıraktırdı. Ama yaşlı teke beni bir bıraktı, iyiki bıraktı. Bi önceki yazımda "ayhh dayanamıyorum biri beni taciz etsin yanıyoruum komşular" dediğimi duymuş olacak ki, beşiktaş'a kadar elinden geleni bi sonraki kurbanına saklamadı. Yok bunu anlatmayacağım hayır hayır ısrar etme anlatmayacağım.


bu zımbırtının yorumla ilgisi olabilir >>

20091026

Biri beni taciz etsin!

Tabii tabii çok haklısın böyle bir başlık görünce bende öyle düşünürüm. Az sonra yazı bitince birde sol yanın üst çaprazına deviant'dan "abuse" yazarak bulduğum fotoyu koyacağım. Konsept gereği taciz edilen kız fotosu olacak, şöyle pandikli olanından işte asıl o zaman yandı gülüm keten helva.

Taciz kafamı çok kurcalıyor, kafa kurcalama sahnesi ambiansa uygun olsun diye piyasadaki her 3 fotodan biri gibi gotik duruşuna geçiyorum; beyaz elbise giyip yatakta cenin pozisyonu alıyor, kafam ellerim arasında düşünüyorum, taşınıyorum "ne olacak, ne edecek bu tacizin hali " diye bi keder bi hüzün bi gark bi gurk. Dünya'da ki hiç bir sorun kafamı bu kadar meşgul etmiyor, insanlığa faydalı bir iş olsa "ellerim meşgul şekerim" derim ama tırt konularda kendimi nasılda paralıyorum, görende evde domates bitti sanır, te o kadar perişan, bitik, çaresiz. Eğer einstein kadar zeki olsaydım bu harcadığım mesaiyle çoktan, şarteli kaldırınca tüm şehri parmaklayan bir icad geliştirmiştim.

Hani erkeklerin bir iddiası varya kadınların tacizden hoşlandığını düşünürler "istemem yandan mıncır" fantezisi derler. Onlara kalsa bırak laf atıp, popo çimtiklemeyi tecavüzü bile istediğimizi iddia ederler, kaptırınca fazla coşkuya kapılıyor bunlar! Fakat taciz konusunda her zaman olmasada bazen haklı olduklarını düşünüyorum, en azından laf tacizinde.
Kadınların itirafından hoşlanmadığı; erkekler anlarsa, sevgilim bilirse, beyim görürse, babam duyarsa, abim gelirse, yemek yanarsa, süt taşarsa diye üstünde baya baya hesap kitap yürüttüğü birşey bu taciz. Erkeklerle özellikle yakın olanlarla asla paylaşılmayan ama hemcinslerimize ballandıra ballandıra anlattığımız, anlatırken ikiyüzlü davranıp "bana yaaa bana yaaa hemde bana! benkiii sağıma soluma bile bakmadan dümdüz yürüyen, azarlar gibi konuşan, erdemimle göz dolduran beğnn" diye güya hayıflandığımız, güzelliğimizin medarı iftiharnamesi taciz.
Nasılki gaz çıkardığımızı, burun karıştırdığımızı, tuvalette masum bir çişden daha fazla numaralarımız olduğunu itiraf etmeyi sevmeyiz, onun gibi taciz edilmekten "bazı durumlarda" hoşlandığımızı, tacizlerinden egomuz için yakacak temin ettiğimizi itiraf etmeyi sevmiyoruz. Çünkü bu itiraf bize çok pahalıya patlar, kendi ağzımızla "biri beni taciz etsin" davetiyesi yollamış oluruz yanında eşantiyon olarakta özgürlüğümüz azalır.
( bir-az alakalı parantez; pis işlerden bahsedince aklıma gelen video )

Bugüne kadar "ay herifin biri bana, "vay yavrum vay taşın yürüdüğünü de gördümya ölsem gam yemem" dedi bende ona "gerizakalı" dedim" hikayelerini dinlerken yüzlerinde travma işareti gözlediğim kimse yok. Tek gördüğüm arzulanan kadın klasmanından düşmediğini öğrenen hemcinsimin, keyiften al al olmuş yanaklardan gelen aha aha ehehee uhuhuu sesi.
Bir leğen kısırın etrafına öbeklenmiş, kendisini pörtlemiş gözlerle dinleyen öteki hatunlara taciz hikayesini anlatan kadının mesajı "gördüğün gibi bende hala iş var anam"dır. Hemde bunu annem bile yapıyor lan! Bir keresinde bit pazarından kumaş almaya gidiyormuş adamın biri iş atmış. Annem de olanca çenesiyle adama yüklenmiş vıdı vıdı vıdı pazarı başına dar etmiş. Eve gelince ilk yaptığı iş komşulara çay partisi düzenleyip hala yüzüne bakılabilirliğini kanıtlamak oldu.
Komşular da çaylarını höpürte köpürte dıştan "vay şerefsiz adam vay cık cık cık" dediler ama içsesleri " senin nerene iş atmış bilemiyorum"du.
( şehri parmaklayan icad yapamasamda içsesleri okuyan icad yaptım, okuyabiliyorum)

Tacizle ilgili çelişkili duygularımı babaannem'in absürd hikayeleri bölüyor.. Yaşasaydı eminimki annemi, beni, bütün mahalleyi "sizi gavurun tohumları" diye süngüden geçirirdi.

Babaannem; bırak laf atılmasından hoşlanmayı yan köylerde ki testesteron artışından bile kıllanıp köyleri ateşe verirmiş, pek bi övündüğümüz ama köy ateşe vermek kadar atmasyon olduğu feci sırıtan bir rivayete görede tek atışta 5 kurtu tepe aşşağı yuvarlarmış. dahada uyduruğu sünnetsiz herifleri tek tek tespit edip ucuyla bucağını baltayla sonsuza dek ayırırmış. Biz periyodik zamanlarda toplaşıp bunlarla övünürüz işte, ailemizin gurur tablosunda ilk beştedir onun mizansen hikayeleri. Bu efsaneleri sayesinde tüm sülalemizin adı babaannemin adıyla çağrılıyor "asiye-giller"
O öldüğünden beride övünecek bir materyal bulmakta zorlanıyoruz, ah ahh övüncümüz yalan olsaydı da tek bizim olsaydı. Ha illede ailemize bir efsane bırakılacaksa bulup buluşturur ben yaparım, kurt öldüremem kurt nesli tükenmiş; ama sayısı hızla artan serdar ortaç şarkılarını büyük bir zevkle öldürebilirim. Bundan kelli soyumun adı benimle yürüsün hey hey!



bu zımbırtının yorumla ilgisi olabilir >>

20091019

Bakkalcı bana aşık olmuş

Blogumu uzun zamandır okuyanlar bilir, benim aşkla ilgili düşüncem kısaca "fuck you" dur. Aşka karşı ne bu saygısızlık bu ne terbiyesizlik deme! İnan bana aşk bundan daha fazlasını hakeden bir şey değil.

Aşkı; "bizim sevdamız yürektedir be gülüm, biiiz sevdiceğimizi koklamaya kıyamayız bırak öpmeyi! ah benim tazecik ibibiğim, tülperdem, peygamber böceğim" diyerek, cinsel arzularını "aşk" adındaki kamuflaj örtüsünün altına saklayan atalarımın tarif ettiği biçimde kabul edemiyorum. Bazen gereksiz yere uzun cümleler kurduğumu da biliyorum, yapacak bir şey yok sadece gece yarısından sonra kısa cümleler kurarım. Aşkla ilgili kurduğum cümle sayısı ise şimdiden vücuduma kurdeşen döktüren limite yaklaştı.

Aşağıda bir bakkal var (ilk paragrafta iclal aydın ağzı kullan, ikinci paragrafta cümleye aşağıda bi bakkal var diye başla, bi anda çorbadan, tatlıya geçmek gibi diğmi?) Bakkalda çalışan kumral delikanlı çocuk adı da burak, bu akşam beni kurufasulye torbasının önünde köşeye sıkıştırıp ilanı aşk yaptı. Ondan istediklerim sadece, su, 2 paket sanaya, bir paket makarna ve acılı tat ketçaptı. O ise bana kalbini teklif etti. Zaten beni ya bakkalcı, ya muzcu, ya tofaşcı yada almancılar seviyor. Oysa kendimi bir tiyatrocunun, bir reklamcının, bir metalcinin seveceği, aşık olacağı şekilde yontmamış mıydım? Bileylememiş miydim? Bütün keko sıfatlarımı sosyal sınıf atlamak adına ört bas etmemiş miydim? Neysen osun kızım neysen o! Kaliforniya'ya kaçınca holivıd yıldızı olacağını mı sandın?

İlk geçen hafta bir gariplik sezmiştim burak'ta. Ben yabancı bir şehire gidince temel fıkrası gibi olurum. Otobüslere nereden binildiğini, ankesörlü telefonun nasıl kullanıldığını, trafik ışıklarının ne anlama geldiğini, asansörlerin nasıl çalıştığını vs. herşeyi unuturum. Sanki şehir değiştirmiyorum da devir değiştiriyorum.
Eve giderken kola ve cips almak istedim ve bizimkinin markete daldım (hemende bizimki oldu bak) Kasada oturmuş posta gazetesi okuyordu, çok sürmeden radarı beni yakaladı. Önce küçücük markette kola buzdolabını aradım, bulunca karşısına geçip uzun uzun kapısının nereden açıldığını düşündüm, sonrada dolabın denk gelen bir yerine pençe attım. Soğutucu "tanımadıklarıma açmam" diyor ben "açılacaksın işte, ya benim olacaksın ya devrileceksin" diye buzdolabıyla güreş yapıyorum. Baktım bu gazeteyi bırakmış debeleniyor.
-ne gülüyosun ya, ben buranın yabancısıyım ondan açamıyorum, dedim.
Cevabım ağzımdan çıkıp ona doğru dalgalana dalgana giderken, uçarak yakalayıp ağzıma sokmayı istedim. Bazen gaflete düşüp zeki olduğuma inanırım, ama iddialı iddialarım hayatta pratiğe dökülünce hortumuyla resim çizen bir filden daha zeki olmadığımı görürüm.

Kolayı elde etmemde bana yardım etti, cipsi kendi bilek gücümle çalışarak kazandım, yere baka baka kasaya geldim. Demek buraya yeni geldin, kime geldin, neden geldin, ne güzelde geldin tanışması yaptık. Sonra bu yüz bulmuş olacakki ekmek almaya bile gitsem eriyen buzullardan, kuruyan tuz gölüne, alakasız bir sürü konudan başlangıç cümlesi kurdu. Hiç birşey bulamazsa "o gün ne cebelleştin dolapla ehehe" tarihine giriş yaptı. Ben kıllanırım böyle mevzulardan. Masum bir yakınlaşma bile bir kilometre öteden mevzime yaklaşınca panzehir üretirim, nedenini bilmiyorum. Dedelerimin DNA örneği olsada baksak, acaba ben bir moğol savaşçısının eğe kemiğimiyim?
Bakkalcı her fırsatta bana dahada dahada sokuldu. En son bu akşam eve gelirken çok terledim, susadım. Girip burak'ın bakkaldan su alıp içeyim birde ablamın istediği bir kaç şeyi alayım dedim. Görür görmez saniyede elinde su ile dibimde bitti.
-Ne kadar terlemişsin, elin yüzün sırılsıklam, canım ya koştun mu? ne yaptın? dur sileyim, kıyamammmm.
Birisi size kıyamammm diyorsa çekirdekte mağma kaynıyor, ilk çatlaktan fışkıracak demektir. Aramızda bihter'le, behlül'ün öpüşme mesafesi kadar ya vardı ya yoktu. Bu mesafede rtük devreye girmeliydi ama rtük sıradan vatandaşı iplemiyor ki!
Yakın mesafenin etkisiyle biriktirdiklerini döktüde döktü.
-O günden beri aklımdasın (soğutucu ile savaşı değilde matematik olimpiyatını kazansaydım aklına gelmezdim..erkekler şapşal sever) ekmekten ekmeğe görüşmeler yetmiyor, hayatında kimse olmasın diye dualar ediyorum, nereye baksam yüzünü görüyorum, adını sayıklıyorum..bunun gibi bir düzine mustafa yıldızdoğan cümlesi parçaladı.

Klik dedim kilitlendim. Eve koşup yorganın altına gireyim gelecek ay çıkayım diye düşündüm. Bu durumda bir erkeğe, gerçeklik içeren cümle kurarsan üzülür; yakışıklı değilsin ama sempatiksin, biz arkadaş kalalım, benim kalbim dolu, eve gitmem lazım, üstüme abanma be, tipim değilsin! Ne söylenebilir ki yalandan başka? ama yalanda söylemedim aklıma ne doğru nede yalan hiç birşey gelmedi. Bende en sevdiği cümlemi kurdum; Ben buraların yabancısıyım..


bu zımbırtının yorumla ilgisi olabilir >>