ben buraların yabancısıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben buraların yabancısıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Bakkalcı bana aşık olmuş

Blogumu uzun zamandır okuyanlar bilir, benim aşkla ilgili düşüncem kısaca "fuck you" dur. Aşka karşı ne bu saygısızlık bu ne terbiyesizlik deme! İnan bana aşk bundan daha fazlasını hakeden bir şey değil.

Aşkı; "bizim sevdamız yürektedir be gülüm, biiiz sevdiceğimizi koklamaya kıyamayız bırak öpmeyi! ah benim tazecik ibibiğim, tülperdem, peygamber böceğim" diyerek, cinsel arzularını "aşk" adındaki kamuflaj örtüsünün altına saklayan atalarımın tarif ettiği biçimde kabul edemiyorum. Bazen gereksiz yere uzun cümleler kurduğumu da biliyorum, yapacak bir şey yok sadece gece yarısından sonra kısa cümleler kurarım. Aşkla ilgili kurduğum cümle sayısı ise şimdiden vücuduma kurdeşen döktüren limite yaklaştı.

Aşağıda bir bakkal var (ilk paragrafta iclal aydın ağzı kullan, ikinci paragrafta cümleye aşağıda bi bakkal var diye başla, bi anda çorbadan, tatlıya geçmek gibi diğmi?) Bakkalda çalışan kumral delikanlı çocuk adı da burak, bu akşam beni kurufasulye torbasının önünde köşeye sıkıştırıp ilanı aşk yaptı. Ondan istediklerim sadece, su, 2 paket sanaya, bir paket makarna ve acılı tat ketçaptı. O ise bana kalbini teklif etti. Zaten beni ya bakkalcı, ya muzcu, ya tofaşcı yada almancılar seviyor. Oysa kendimi bir tiyatrocunun, bir reklamcının, bir metalcinin seveceği, aşık olacağı şekilde yontmamış mıydım? Bileylememiş miydim? Bütün keko sıfatlarımı sosyal sınıf atlamak adına ört bas etmemiş miydim? Neysen osun kızım neysen o! Kaliforniya'ya kaçınca holivıd yıldızı olacağını mı sandın?

İlk geçen hafta bir gariplik sezmiştim burak'ta. Ben yabancı bir şehire gidince temel fıkrası gibi olurum. Otobüslere nereden binildiğini, ankesörlü telefonun nasıl kullanıldığını, trafik ışıklarının ne anlama geldiğini, asansörlerin nasıl çalıştığını vs. herşeyi unuturum. Sanki şehir değiştirmiyorum da devir değiştiriyorum.
Eve giderken kola ve cips almak istedim ve bizimkinin markete daldım (hemende bizimki oldu bak) Kasada oturmuş posta gazetesi okuyordu, çok sürmeden radarı beni yakaladı. Önce küçücük markette kola buzdolabını aradım, bulunca karşısına geçip uzun uzun kapısının nereden açıldığını düşündüm, sonrada dolabın denk gelen bir yerine pençe attım. Soğutucu "tanımadıklarıma açmam" diyor ben "açılacaksın işte, ya benim olacaksın ya devrileceksin" diye buzdolabıyla güreş yapıyorum. Baktım bu gazeteyi bırakmış debeleniyor.
-ne gülüyosun ya, ben buranın yabancısıyım ondan açamıyorum, dedim.
Cevabım ağzımdan çıkıp ona doğru dalgalana dalgana giderken, uçarak yakalayıp ağzıma sokmayı istedim. Bazen gaflete düşüp zeki olduğuma inanırım, ama iddialı iddialarım hayatta pratiğe dökülünce hortumuyla resim çizen bir filden daha zeki olmadığımı görürüm.

Kolayı elde etmemde bana yardım etti, cipsi kendi bilek gücümle çalışarak kazandım, yere baka baka kasaya geldim. Demek buraya yeni geldin, kime geldin, neden geldin, ne güzelde geldin tanışması yaptık. Sonra bu yüz bulmuş olacakki ekmek almaya bile gitsem eriyen buzullardan, kuruyan tuz gölüne, alakasız bir sürü konudan başlangıç cümlesi kurdu. Hiç birşey bulamazsa "o gün ne cebelleştin dolapla ehehe" tarihine giriş yaptı. Ben kıllanırım böyle mevzulardan. Masum bir yakınlaşma bile bir kilometre öteden mevzime yaklaşınca panzehir üretirim, nedenini bilmiyorum. Dedelerimin DNA örneği olsada baksak, acaba ben bir moğol savaşçısının eğe kemiğimiyim?
Bakkalcı her fırsatta bana dahada dahada sokuldu. En son bu akşam eve gelirken çok terledim, susadım. Girip burak'ın bakkaldan su alıp içeyim birde ablamın istediği bir kaç şeyi alayım dedim. Görür görmez saniyede elinde su ile dibimde bitti.
-Ne kadar terlemişsin, elin yüzün sırılsıklam, canım ya koştun mu? ne yaptın? dur sileyim, kıyamammmm.
Birisi size kıyamammm diyorsa çekirdekte mağma kaynıyor, ilk çatlaktan fışkıracak demektir. Aramızda bihter'le, behlül'ün öpüşme mesafesi kadar ya vardı ya yoktu. Bu mesafede rtük devreye girmeliydi ama rtük sıradan vatandaşı iplemiyor ki!
Yakın mesafenin etkisiyle biriktirdiklerini döktüde döktü.
-O günden beri aklımdasın (soğutucu ile savaşı değilde matematik olimpiyatını kazansaydım aklına gelmezdim..erkekler şapşal sever) ekmekten ekmeğe görüşmeler yetmiyor, hayatında kimse olmasın diye dualar ediyorum, nereye baksam yüzünü görüyorum, adını sayıklıyorum..bunun gibi bir düzine mustafa yıldızdoğan cümlesi parçaladı.

Klik dedim kilitlendim. Eve koşup yorganın altına gireyim gelecek ay çıkayım diye düşündüm. Bu durumda bir erkeğe, gerçeklik içeren cümle kurarsan üzülür; yakışıklı değilsin ama sempatiksin, biz arkadaş kalalım, benim kalbim dolu, eve gitmem lazım, üstüme abanma be, tipim değilsin! Ne söylenebilir ki yalandan başka? ama yalanda söylemedim aklıma ne doğru nede yalan hiç birşey gelmedi. Bende en sevdiği cümlemi kurdum; Ben buraların yabancısıyım..

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...