izzet yıldızhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izzet yıldızhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Haziran 02, 2010

"Anonim" kelimesinden tiskiniyorum!

Anonim yazmak, kimliğinle yazmak, anonim yazmak, kimliğinle yazmak, hıdır idin, yusuf idin, hıdır idin, yusuf idin vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı....

122. anasının koyduğu adla gururla yazanlar ve anonim kimliklerin arkasında her boka bulaşanlar münakaşaları geçtiğimiz günlerde herhangi bir yerde yaşandı ve bitti saygısızca. Kazanan yok, kaybeden yok, zayiat yok, adı ile yazanların tam olarak ne demek istediğini anlayan yok, yok baba yok..tırtlık içinde tırtlık..İnternete girince bu "oha anonim" tepkisini sadece biz mi veriyoruz yoksa ecnebilerde bu kimlikliler anonimleri döver tartışmalarını gevişliyorlar mı? Bence hatta kesinlikle bence bu yine bize has bir özellik. Gidişatını beğenmediği siteleri yasaklayan bir millet elinden gelse internete girişi vizeli, pasaportlu, ilmuhaberli, parnak imzalı, sperm örnekli hale getirecek yeteneklerle donatılmıştır. Eğer interneti biz bulsaydık yandıydı gülüm keten helvamız!

Kafama takılan sorular oluyor örneğin ben siminya adı ile yazmasamda izzet yıldızhan veya belinda karlays yada minür nurettin selçuk ve fekat henıbıl lektır diye yazsam daha güvenilir biri mi olacaktım? Kimlikli abiler yazılarımı okurken "lan lan lan lan güvenmekten geberiyom lan lan üzerime doğru bi güven geliyo lan" diye bir heyecana bir coşkuya mı kapılacaktı? Tc kimlik numaramı yazılarımın altına imza diye eklesem daha çok riğdırım olur mu? İç çamaşırı çekmecemi halka açsam viktorya sikrıt'a manken olur muyum? Babam böyle pasta yapamamayı nerden öğrendi? Bunların cevabının tez zamanda "adı sanı" olan biri tarafından danışmaya getirilmesi rica olunur.

Adıyla soyadıyla yazanların 3 köpürüş maddesi var, başkada yok he.
-ama o anonim kimliğiyle herkese küfrediyoo (adıyla her türlü şerefsizliği yapanlar ciciii ciciii)
-anonim olmasının nedeni çok çirkin olması, güzel olsa telefonunu verirdi benimle kahve içerdi -nerden bilcez erkek mi, dişi mi? ha nerden? ya biz blog yazan kızın hayalini kuruyorsak? böyle yaparak bize kıllı bi erkeğin hayalini kurdurmuş oluyo böylece ibne olmuş oluyoz, olmuyo

Anonim kimlik kullananlar keyfimce küfredeyim, gerçekte değiştiremiyom bari nette cinsiyetimi değiştireyim, ayh çok çirkinim gidip nette güzel olayım diye "kedigibiyim, dallarkirazhavasıcak, gizemligüzel" isimlerini almıyo ki ah benim nüfus kaadı kıçında yapışık gezen kardeşim! Aynı senin akrabalarının da yaptığı gibi tüm akrabalar reelde ne yapsan kınıyor; sus ayıp, sen konuşma daha küçüksün, öyle deme baban kızar, bacak bacak üstüne atma, büyüklerinin yanında sakız çiğneme diye diye insanı kocaman bir yalan haline getiriyorlar oda gidip internette gerçek olmaya çalışıyor, yakınlarının değil yabancıların vurmasına razı oluyor. Bütün mesele billahi tillahi bu kadar basit. Altında çapanoğlu aranacak kadar gizemli bir olay değil, üstünde konuşulmaya değmeyecek kadar püfüdük bi mesele. Hatta konuyu bu kadar yazdığıma bile değmez ama dur bir yere bağlıycam..onun için debeleniyom bi saattir bi anlayın insan halinden ya!

......................

İş bu anonim başıyla blog yazanların başında gelen Pucca'yı bilmiyorum duymayan kalmış mıdır? Kaldıysa onları da danışmaya getirin, danışmanın camları sildirecem.
Pucca 3 yıl önce blog yazmaya başlamış, ben o'nu 2 yıl önce bloxoo sitesinde götünden kelebekler fırlayan hello kiti gibi dolanıp herkese "selammm ben siminya, bu blogum buda sevgi pıtırcığım öyle şirinimki ehe" diye zıplar iken tanıdım. O vakitler saftık, içimizdeki götüboklu çocuk hayvan gibi büyümemişti, sen daha o zamanlar yoktun babanla da orada tanıştık bak buda nikah şekerimiz...
Pucca'nın blogunu; okuduğu yazıda resmiyet, övgü, şişiklik, yunmuş yıkanmışlık aramayan herkes gibi çok beğendim oda beni beğendi ama tercihlerimiz karşı cinsten yanaydı, sustuk...Sonra günler günleri, aylar ayları, yıllarda yılları yıllardır kovaladıkları gibi kovaladılar bu güne geldik. Pucca hayalindeki turnayı gözünden öyle bi vuruş vurduki kaleminin sesini duymayanı yine danışmaya getirin, yerleri sildirecem. 3 yıldır blogunda yazdıklarının üstüne bide 1 yıl uğraşarak bir kitap yazdı hayırlısıyla yarın tüm seçkin bakkallar (bizim niyazi bakkalda bile) kuruyemişciler ve çeyiz mağazalarında satışa sunulacak.

Beni en çok şaşırtan pucca'nın kitap yazması değil, pucca'nın kitap yazma süreci oldu. Yazarları kafamda bir sahneye oturturken şöyle bir set kurarım.
* Loş, havasız bir oda. Atmosferde jan antonyo bahtıgaraue den "la bohemia ne ayagsıan" çalıyor, kenarları fareler tarafından dişlenmiş yığılı kitaplar arasında devrik viski şişeleri, kornişte düğmeleri kopmuş sarımsı perdeler niyeyse ara ara yanmış, dağınık paççoz bir yatak.. ortasında kirli bir don göze çarpıyor, kaçışan iri kıyım hamam böcekleri, artan yemekleri kitabın başından kalkıp mutfağa kim götürecek hayvan yesin diye beslenen en az oda kadar pasaklı evcil bir hayvan.Tam merkezde ise saçı sakalı bir birine karışmış halde kitabıyla cebelleşen, gözleri kan çanağı, belki kafası bitli pireli, sosyal hayattan ve insanlardan nefret eden, arkadaşlarına kapıyı göstermiş, internete zamanı olmayan, asosyal, acayip tipli bir insan yazarı, yazar insanı.

Senaryoya göre böyle olması gerekirken pucca hem blog yazmaya devam etti, hem internette takipçileriyle iletişimini koparmadı, hem işe gitti, hem işsiz kaldı, hem ev taşıdı, olimpiyatlarda güreş madalyası kazandı, şehirlerarası özniğdeliler otobüsünde kaptan şöförlük yaptı bi ara aya bile gitti. Şu reklamdaki kız çocuğu var ya benim annem hem aşçı, hem işçi, hem dişçi diye giden on gibi, forrest gump gibi bişeyler oldu orada. Nitekim yazmayı anlatmayı seven biri için olabileceklerin en güzelini kazandı, kendi mis kokulu kitabını. Bir açıdan da anonimlerin adlısanlılar karşısındaki ilk zaferine imza attı. Belkide adı sanı apaçık arkadaşların apandisitlerinin patlaması bundan kaynaklandı. "Ben o kadar adımı verdim, dayım defterdar, babam ekipler amiri ama bir kitabım bile yohh anlıyomoson" ağlaması bunlar.Satardı satmazdı okunurdu okunmazdı tartışması o kadar gereksiz ki. Amaç para olsaydı pucca blogundan toplardı parsayı. Kapitalis kafası bunlar amerikan mallarını boykut edip bloguna amerikan bayraklı reklam koyan erkek bloglarına yaraşır cümleler. (hoş hangimiz bi ucumuzdan kapitalist değiliz bilmem) Kitabını yarın almayı teoride hesaplamıştım ama pratikte o işler öyle olmuyo. En son bir liram vardı onunla da karşı caddeye yeni bir dondurmacı açıldı oradan karışık dondurma almak istedim ama çocuk bir iki muhabbetten sonra dondurmayı bana bedava verdi 1 liralık servetim bana kaldı, param olunca alıcam yeter vurmayın!

kitapla ilgili herşeyi blogundan okuyabilirsin

Dibe gelirken: Pucca'nın bu başarısının günahını bana yüklemeye çalışanlarda türedi bu arada. Rastgele bir yazımı seçip "hahah göt oldun hahah kıskanıyokii kıskanıyokiii" yazıp kaçıyorlar. yo yo yo sandığınız gibi değil açıklayabilirim izah edebilirim..: aslında titanik'te oynama teklifi ilk önce bana geldi ama ben senaryoyu beğenmedim "amann kim uğraşacak bir yıl world aç, yaz çız, kamburun çıksın, kaydet, kapa.. pucca uğraşsın nihohoho" diyerek pucca'ya yükledim angaryayı :şf) İşte o buz dağının görünmeyen kısımları bunlar, en az tarihin arka odaları kadar pelin batu. Konuyu bir şekilde bana bağlayacaklar ne hikmetse? hayırlısı, kısmet, hayat komple garip zaten. Aşağıya bu yorumlardan bir örnek koyayım. Blogların kadrolu bok atıcısı hand solo buyurur ki:


SSAY = Salaklıklara Sünepeliklere Adımı Yazabilirsiniz

Perşembe, Şubat 12, 2009

Yırtık don

Yılın 300 günü giydiğim pantolonla aramda bir birliktelik olduğunu keşfettim, huyu huyuma suyu suyuma. Paçaları yerleri fırçalamaktan püsküllü minübüs perdelerine benzedi. Ben de "bu böylede giyiliyor, geçen gördüm helin avşarda giymişti" gibi popüler bahanelerle paçasını katlatmıyorum. Pantolonumun yırtık pırtık halini gören eline makas alıp kırpmak,yamamak, elden geçirmek istiyor. Kimisi acıdı sadaka bile vermeye yeltendi, pantolonumun takip edildiğini hissediyorum.

Geçen hafta yıkadım (vay be yıkadım) kaloriferin üzerinde çevire çevire kurutup giydim rahatladım, muradıma erdim. Kendimi güvende ve güçlü hissettim.

O yine benimle birlikteydi. İşlek bir caddenin kaldırımında yürüyordum. Sağlı sollu okul servisleri, dolmuşlar, herşeye düdük çalan adam, amaçsız insanlar, tıkış tıkışız. Bacağımın minübüs perdeleri kaldırımı yalıyor, ben ise içinden sakız çıkan şekeri. Birden yerden kafama doğru yükselen birşey hissettim, sesi vardı; cart, fıcırt, hınnn, vıyank. Elimde ki poşetlerin uzay boşluğuna yükselişini gördüm, iki bacağımın birbirinden sonsuza dek ayrıldığını.
Kaldırımın iniş yerinde pantolonumun meşhur sarkıtlarından birine ayakkabımın topuğu girmişti. Tarifi olanaksız bir şekilde yere serilmiştim bacağımın biri kaldırımda, diğeri yoldaydı, gövdemden hiç haber yoktu. En az bir milyar insan ve araç bana bakıyordu, yüzlerine bakmadan ayağa kalktım;
"Öhöhm öhömm ıhım mıhım zaten düşecektim ne var neee! ayı mı oynuyo yani bu mudur? kim itti beni höynn !! ne noluyoz ? ya ya işte düşmeye gör bakan bakana, bakın kahpeye! sizide görcez sizide, poşetlerim nerde ?! hala düdük öttürüyo adama bak inşallah çok sürmeden herhangi bir deliğine kaçar, pisliksin sen adi adii!
Sessiz sessiz hepsini payladım, saydım, sövdüm. Kendimden başka tüm insanlığı suçladım. Sonrada kuyruğumu kıstırıp eve döndüm.

Bir akşam kalabalık misafirler vardı. Urfa'dan arak sıra gecesi yapıyoruz. En önce soba borusu gibi gri, parlak bişeyler giyinmiş bir adam geldi. Bu parlak elbiseler ilk çıktığında umutlanmıştım " Filmlerde anlatılan uzay çağını göreceğim, star wars gerçek oluyor yeee" demiştim. Sonra bu elbisenin benzer parıltıda olanlarını, İzzet Yıldızhan, Ankara'lı Turgut, Bayhan gibi müstesnalar üstlerinden hiç çıkarmamaya başladı, uzay mevzuu kapandı. Maganda takım yıldızı yörüngemize girdi.
Çiğ köfte yoğuracakmış ondan böyle canti giyinmiş (conta veya şanti de olabilir şimdi google'dan bakacak halim yok) bağlantı kuramadım, belki çiğ köfte leğeniyle aynı görünmek adettir.
Bende misafir çok diye güzel giyindim, saçlarımla 3 saat uğraştım, uzun ve dalgalı olduğu için uğraşmak bir gün sürüyor. Bazen saçımla cebelleşmekten bloğuma yazı yazamıyorum. Eğer 5 günden uzun yazı yazmassam bilki saçıma dolaşıp tıkandım kaldım, umudu kesebilirsin.

Ne diyordum; soba borusu abi çiğ köfteye başladı ve sürekli birşeyler istiyor, "peçeteee, bulgur bulgur ince olandan, pul biber nerde, isot hane, 7 türlü baharat, suvanı getirin" amma fakir yemeğiymiş, bi ben kaldım içine girmedik. 7 türlü baharat mutfak dolabının en üst rafında ona uzanmaya zorlatıyorum, bu sırada mutfağa aynı anda 10 kişi giriyor çıkıyor, kimsiziniz niz siz kardeşim siz! O gördüğüm Kahtalı Mıçı mı ne !?
Baharatı alırken tanımadığım bir erkek ayran yapmaya başlayınca konsantrem bozuldu ve kavanoz elimden kaydı, kapaksızdı! İçindeki 7 türlü zıkkımın kökü kafama indi. Gözüm, burun deliklerim, ağzım, tertemiz saçlarım, koynum baharata bulandı. Oldum sana hakiki spice girls. Şimdi çiğ köfteye girebilirim işte. Millet bu sürpriz eğlenceyle iyice coşup türküyü patlattı "damımıza gar yağdı le le le digel gel haydaaa hobaa "

Benzer bir şapşallık daha yaşamıştım, bunu okuyan onuda okudu.

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...