cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 25, 2014

Ona mastürbasyon demeyelim de kendi içine yolculuk diyelim

  




    Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri  normalleşmişti. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum. Utanma da vardı yasak da. Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  


      Günlük hayatımız son birkaç yıldır değişmeksizin aynıydı. Annem şafakla birlikte evden ayrılıyor,  güneş batarken binlerce havadisle geri dönüyordu. Abim dere kenarındaki bir kaportacı dükkanında çalışıyor, erkek kardeşim ve ablam Zehra ise okula gidiyordu. Babam zaten eve gelmiyordu ki gitsin. Bir kahvehanede kim bilir kaçıncı okey doktorasını vermekteydi. Bense başıboş bir ergen irisi olarak evde, orda burda sıkıntıdan türlü keşifler yapıyordum. İlk zamanlar telefon sapıklığını denedim. Bilirsiniz rastgele numara çevirip nefes dinletmek,  takırtu tukurtu çıkarmak, cesaret toplanmışsa  “bu akşam seni öldürmeye geleceğim” demek vs.  Genellikle telefonu yaşlı bir kadın açınca bunu yaptım. Belki bir zamanlar elinde telefonla kalp krizi geçirerek ölmüş yaşlı kadınların faili ben olabilirim.  Erkek sesi duyarsam da şuh işlere bulaşıyordum.  Geri zekalıların hepsi işletilmeye dünden razıydı.  Şimdiki aklım olsaydı “Ben Bulgaristan da yaşıyorum ve sizinle evlenmek istiyorum yanınıza gelmek için pasaport ve yol parasına ihtiyacım var” yalanı ile toplayacağım paralarla Miami’den ev almıştım. Düşünemedik işte.  Bir ara ipin ucunu kaçırıp Çinli esnafı, Norveçli balıkçıları bile aradım. Telefon faturası diye bir şey olduğunu ve bunun top yapılıp ağzıma sokulabileceğini bilmediğim günlerde aradım Chan Hu Hio yu.  Zaten anlaşamadık. Ayrıldık.  Onunla başka hikayem yok.

        Yine böyle sıkıntıdan dörde katlandığım günlerde, annemle babamın yüksek rakımlı karyolasında uzanırken mastürbasyonu keşfettim. Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Haklarında her şeyi biliyordum. Ve hiç biri mahrem değildi. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri doğal, gerekli ve  normaldi. Ama kadınların hissettiklerinden tut akıntılarına kadar bahsi edilemeyecek kadar çirkin, mekruh ve sakıncalıydı. Bunları konuşabilecek hale geldiysen baş göz edilecek hale de gelmiş oluyordun. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum.  Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Orospu musun? Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  Yaşıma göre cevabı günaha girdiğini düşünmeden bulunamayacak büyük sorular soruyordum. Tövbe çektim.

        Yatağın baş ucunda asılı hatıra eşyaların arasında saat kulesi şeklinde bir anahtarlık gözüme çarptı. Metal veya pirinç malzemedendi. Hatırlayamıyorum. Kısa bir süre bakıp onunla ne yapabileceğimi düşündüm. Sonra da onu asılı olduğu yerden alıp aklıma geldiğinden bile utandığım için sanki aklıma hiç gelmemiş gibi yaparak, bir nevi aklımı küçümseyerek vajinama götürdüm. Derine götürecek kadar cesaretim yoktu. Bakireliğin hemen çiş yaptığımız yerin yakınlarında bir çıban gibi patlamayı beklediğini biliyordum. Onu bozacak şey mustakbel kocamın helal sikinden başka bir şey olmamalıydı. Bunları düşünerek anahtarlığı kıpırdatmadan tuttum. Yaptığım şey hoşuma gitmişti ama tarif edilemez büyüklükte bir utanç duydum. Hem annemle babamın yatağında ve babamın en sevdiği eşyalardan biriyle bunu yapmıştım. Üstelik kadınlar bundan hoşlanmazdı. Bu sadece erkeklerin arzulayabileceği bir şeydi. Erkek olma ihtimalim var mıydı? Kıpkırmızı bir halde yerimden kalkıp evimizin giriş kapısının önünde, ellerimizi yıkadığımız lavabo vardı oraya gidip anahtarlığı yıkadım, kurulayıp yerine astım. Nasıl utanıyordum. Diğerlerinin yüzüne nasıl bakacaktım? İlk nereden başlayacaktım söze? Yüzümden, ses tonumdan kendime bunu yaptığımı anlayabilirler miydi? Bir kaç dakika utanç ve pişmanlık içinde kendimi bundan sonraki hayatıma hazırladım. Kendimi orospulukla, şerefsizlikle, kirlilikle suçladım. Sonra gidip evi süpürdüm. Üzüm yedim. Ağladım.

         Birkaç gün annemle babamın odasına şu veya bu sebeple her girişimde yatağın baş ucu tarafına bakamadım. Baksam bile anahtarlıkla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Minik iki gözü varmış da bana doğru bakıyormuş gibi hissediyordum. Sadece anahtarlık olsa iyi, evdeki herkesin yaptığım şeyi birbirlerine söylediklerini ve bana bir şey söylemeden her baktıklarında bunu ima ettiklerini düşünüyordum. Sonra o duvarlar? fısıldıyorlar mıydı yoksa? Ama utanç duygum azalıp, asayiş berkemal olunca bu kez sonrasında ne hissedeceğime daha hazırlıklı olarak yine yaptım. Sonra yine. Şeyime kadar günaha battım. Geceleri ablamla aynı yatağı paylaştığımız için gece yapmamaktan mümkün mertebe kaçtım ama gündüz evde kimse yokken tam bir seksi görlle dönüşüyordum. Türkçe popun en leş örneklerini açıp dudaklarıma almancı akrabamızın hans’ın çöpünden topladığı bayatlamış kırmızı rujlardan yalapşap boca ediyordum. Eteğimi diz üstüne kadar çekip yandan bağlıyor, uzun saçlarımı tokalardan kurtarıp evde bulunan tek koku limon kolonyasıyla sağını solunu ıslatıyordum. Bütün bu hazırlıkları saat kulesi bir anahtarlık için yapıyordum. Anahtarlığa aşık olmuştum. Ama aşk pişmanlıktı... Her defasında korkunç pişman oluyor, tam bir ruh hastası gibi oturup saçımı başımı yola yola salya sümük ağlıyordum. Adeta bir pişman mastırkeş olup çıkmıştım. Bir gün başıma çok fena bir şey geleceğini biliyordum. Çünkü yasak olan, günah olan bir eylemi yapıyor pişman oluyor ama sonra yine yapıyordum. Allah bunu yanıma komazdı ki. Benimle ilgili korkunç planlar hazırlamıştı bile. Geceleri kabuslar görmeye başladım. Karanlıkta gördüğüm her gölgenin mastürbasyon yaptığım için peşime düşen cinler, zebaniler olduğuna adım gibi emindim artık. Bu korkular yüzünden namaza başladım. Hacca gitmeyi düşünüp esnafa ihramın metresi kaça? diye sordum. Fakir fukara doyurdum. Yaş 14. Aşkımızın meyvesi Aytek.

     Bu günahkarlığa; kendi iyiliğim, kendi çarpılmama, cehennemde vajinasına kazıklar sokula sokula yakılmamam adına son verdiğim gün. Bir Cumartesi günü. Salona yayılmış televizyon izliyorduk. Odada ablam Zehra, ben ve küçük erkek kardeşim vardı. Annem dışarda çamaşır yıkıyordu. Artık ne kadar şeytanın oyuncağı olmuşsam oradan bir yerden elime geçirdiğim tükenmez kalemle pijamamın söküğünden yol aldım. Etraftakiler görmesin diye  kafam dışarda  bırakarak gövdemi odada bulunan oturduğumuz somyanın  altına soktum. Zeka!  Ablam Zehra bir terslik olduğunu yaptığım ters devekuşu hareketinden sezmiş. Ben; kafam dışarda, kolum gövdemin altında, gövdem somyanın altında tren olmuş tv seyrederken o yan tarafa geçip somyanın işlemeli etek örtüsünü kaldırıp ne  yaptığıma bakmış. Hele belime bir serinlik gelmişti.  Görmüş ki ben kızların asla yapmadığı o pis şeyi yapıyorum. Birden “ne yapıyorsun sen o kalemle oralarına” diye bağırdı. Sesini duyunca  acele acele elimi çekmeye çalışırken  tükenmez kalemin kapağı pijamamın söküğüne takıldı, çekiyorum çekiyorum ne kalem çıkıyor ne kapak. Dışardan bakan zanneder ki kalemi dibine kadar sokmuşum,  içime saplanmış. Yaptığı şeyden zaten utanan beni erkek kardeşimin önünde rezil etti.  Yetinmeyip koşarak balkona çıkıp anneme doğru avazı çıktığı kadar seslendi

-Anneeee koş siminya bıttığına kalem sokmuş, çıkaramıyooo!

    Gel de ölme. Gel de kendini intihar etme.  Ağlayarak ben de balkona koştum. Kalemi çıkarıp bir yere savurmuştum ama kapağını bulamadım. Annem elleri köpüklü eve doğru geliyordu. Belli ki çocuklarından birine elektrik çarptığını, bacaklarının veya kafalarının koptuğunu sanmış beti benzi bembeyaz olmuştu. “Ne oldu yavrum kim neyi çıkaramıyor” Diye telaşla sorunca ağzına sıçtığım ablam Kırıkkale’den dahi duyulacak biçimde daha yüksek sesle tekrar etti. Annem olduğu yerde durup gülmeye başladı. Hayatım boyunca annemin en aklımda kalan gülümsemelerinden biri budur. Çünkü gerçekten dünyanın başıma yıkıldığı ve annemin de aynı aşağılayıcı sözlerle üstüme gelip beni azarlayacağını düşündüğüm anda o, olayı hafifleten bir yüz ifadesi takınmıştı. Belki de annem sandığım kadar bilinçsiz bir ebeveyn değildi. Çocuklarının bir gün birer birer kendilerini keşfedeceğini,  onları bu nedenle suçlamaması gerektiğini biliyordu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.  Ablam bu sırada bir çok detay daha vermişti galiba. Annem “kalem değildir o yanlış görmüşsündür  sus da eve gir çabuk” dedi. Çamaşırlarının yanına döndü. Ablamla ben balkonda baş başa kaldık. Dönüp beni sessizce süzdü süzdü süzdü. O kadar ağlıyordum ki kendimi savunacak tek bir yalan dahi aklıma gelmiyordu. Kardeşim de kapıdan şöyle bir kafasını uzatıp ikimize bakmış yeniden televizyon izlemeye dönmüştü. Hava çok sıcaktı. Dut ağacının meyveleri balkona dökülmüş ayaklarımızın altında patlıyordu. Utancımdan ablama bakamıyor hemen kafasının arkasına düşen apartman dairesinin pencerelerinin arkasında daima bizi izlediğini tahmin ettiğim komşunun oğlunu arıyordum.  Görmemiş, duymamış olmasını umuyordum. İhtimal yoktu ama…

-Kalem soktuğunu gördüm, seyrettim ben dedi
-Yok kalem falan… dedim, daha fazla konuşamadım. Ablam gördüğü şeyi büyüklere ispatlayamamanın verdiği öfkeyle eve girdi.
 Ben de balkonda bulunan minderlere oturup şoku atlatmayı istiyordum. Minderlere doğru adım atınca tıpır tıpır bir ses duyuldu. Ablam evin koridorundan balkona doğru baktı. Hemen kapının eşiğine pijamamın paçalarından tükenmez kalemin kapağı düşmüştü. 

Maviydi. 




Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Mesele porno meselesi değil, esas mesele tütün meselesi tütün tütün

 




  Şimdi çok gizemli bir tarih var, biz arkadaşlarla ona kısaca 22 ağustos diye sesleniyoruz. Mühim bir tarih. Son zamanların en ürkütücü şehir efsanesi. Dediklerine göre o günden sonra internette hiç bir şey şimdiki gibi olmayacakmış. Sokaklara yığdığımız polislerin aynından sanal ortama da yığılacak, hangi siteye varsan yüzümüze kapanacak, cibilliyetimiz ellenecek, seceremize sıçılacak, sorguya suale çekilecekmişiz.
 Pratiği nasıl olacak daha netleşmiş değil. Cümbür camia heyecanla saatlerin 22'yi gösterdiği o sürprizli anı bekliyoruz. Beklerken de benim yanlış ülkemin o kadarda güzel olmayan insanları çocukluğumuzda çok tarhana çorbası içtiğimizden olacak bu konuyu da tarhana çorbasına çevirip en düşkün olduğumuz noktaya getirip bıraktık. Uçkura. Yatıyoruz porno, kalkıyoruz porno. Gören görmeyen de 50 milyon yetişkin sabah akşam veriyor birbirine küsküye sanacak. Oysa bizde sadece enkırmenler ve siyasetçiler seks yapıyor. Halk olarak öyle şeylerle alakamız yok. Konuyu pornoya getirip kısıtladığımız içinde maalesef seks yapmayan halkın desteği alınamadı. Yürüyen binlerce insan; sübyanlar, sübyancılar, porno düşkünleri ve şahin k. dan ibaret sayıldı. Nasıl oldu lan bu?

Ben porno sevmiyorum. Karşıyım demiyorum sevmiyorum diyorum. Hemen "aha buda paketçi!" şeyi yapma. Sevmeme nedenim "ayy seksen tane zenci el kadar japon kıza neler etti neler, hii kıyamammm yavrucuğuma" anaçlığı yada "kadınların erkek fantezileri için böylesine hunharcasına meta haline getirildiği sisteme şiddetcesine vıdı vıdı..." feministliği değil. Banane lan! Ne hali varsa görsün. Ben acısam anama acırım. Kadıncağız kaç yıldır "karıı sırtıma bi hotla nolur gı" diye dolaşan 15 zenci gücündeki 70'lik bir adamla kıyasıya cebelleşmekte. Üstelik bedeve. Bu sıçan sesli ablalar hiç direniyor mu? Görür görmez yeni gelinin şeye sarılması gibi yapışıp curk curk emmeye girişiyor, bi yandan sırıtıp bi taraftanda heriflerin kokmuş soykalarına övgüler yağdırıyorlar. Sevmiyorum, çünkü izlerken tahrik olmuyorum. Açıklaması bu kadar net. İlk izlediğimde bi kıpırdanmalar, bi gıdıklanmalar oluyordu ama sonra pat diye sıradanlaştı, bir zetina dikiş makinesinin piko yapması kadar mekanik geldi. Ebemin yayık yayışını izlerken daha çok heyecanlanıyordum. Sonunda ayran oluyordu, tereyağ oluyordu hem. (gerçi sekste de bir çeşit ayran üretiliyor ha) Bir insan yayık ayranından tahrik olabilir mi? Olamaz. İşte bende olmuyorum. Yastığıma "mahmut" adını verip sabahlara kadar yatağan içinde devir daim yaptığımızda bile daha fazla zevk alıyorum. Yastık deyip geçme.Bazen ondan beklenmeyecek performanslar sergiliyor. Geçen geceki 45 dakika sürdü mesela. 

Ama napıyorum bunca sevmemezliğime hatta seksi güldürükçülü bişey bulmama rağmen bende "pornoma dokunma" diye ortalarda dolaşıyorum. "Pornolar götürsün sizi, ne anlıyonuz lan o organ cümbüşünden? Kavun yemişte ağzına gözüne sıvamış gibi dolaşan patlak suratlı karılardan? göt kafalar" da diyebilirdim. Hatta hızımı alamayıp "Hayır misyoner neyinize yetmiyo anlamıyorum ki? Sonra ordan izleyip izleyip karılarınıza, sevgililerinize cebelleş oluyorsunuz. Yok sırtıma hotla, ağzıma işe, bacağımın birini boynundan dolandırayım, sen sol kolunu bana ver ben kafamı sağ bacağının arasından geçireyim" gibi enteresan enteresan pozisyonlar istiyorsunuz! Bak benden uyarması bel fıtığı olur, disk kayması yaşar numune hastanesinde sekiz ay tepe üstü yatarsınız da bırak kamasutrayı tuvalete bile çömemezsiniz ha...diyor muyum? demiyorum. Neden demiyorum bi sor..sor bi! Sorsan geberirsin de mi?! iyi sorma zaten ben her halükarda söyleyeceğim. (halükar ne demekmiş bakayım) 

Çünkü sıradışı her zevk, inanç ve düşünce, kalan tüm olağan düşüncelerin garantisidir de ondan. Tek porno değil. Radikal dinler (evet din bile) satanizm, ateizm, militarizm, anarşizm, sanat, dövme, küfür, ıdı, vıdı yani sıradışı ve öyle yaşamayanı rahatsız eden her şey ortalama özgürlüğümüzün var olabilmesi, güvende kalabilmesi için şart. İçinde ol yada olma. Tahammül et veya etme. Özgürlük çıtasını genişleten bütün uç yaşamların varlığını kabullenmek, senin uç olmayan yaşamını devam ettirebilmen için lüzumlu. Eğer bütün bu sıradışılık katmanlarını bir bir yok edersek elimizde kala kala bizim alelade yaşamlarımız kalacak. Bir bakmışın mutfakta menemen yaparken adamın biri "menemen kusmuğu andırdığı için toplum ruh sağlığını kötü etkiliyor, son kalan 56 maddenin biricik fıkrasına göre onu da yasakladık" diye kapına dayanıvermiş. Olmaz deme olur o, ben deyince oluyor. 
Yasaklar elektirik zammı gibidir. Bir başladı mı ulaşmadığı kalem kalmaz. Yasaklanan herhangi bir şeyin faturası dönüp dolaşıp senin cebine de girer. Özgürlük ise zaferdir, özgür kalması için savaştığın herhangi bir şeyin ganimetinden sana da pay düşer. Meseleyi bu nedenle porno savunucuları ve porno karşıtları arasında geçen sürtüşme gibi algılamayıp, eylemleri hiç olmazsa kendi menfaatimiz, kendi çıkarımız, kendi menemen yapma özgürlüğümüz için savunmalıyız. Yoksa sen o 15 yaşındaki çocukların gerçekten pornoya bayıldığını mı düşünüyorsun? 

Cuma, Ocak 21, 2011

Memelerimin gücü adına!

Kız ergenliğinin en mutsuz edici evresi sanıldığı gibi sivilceler değil erkek ergenlerin bacaksız birer sabiyken atlattığı "amcaya pipini göster çocuğum" yoklamasının "bakayım büyümüş mü" şeklinde zuhur eden dişi versiyonudur. Malesef daha travmatiktir. Çünkü pipi, doğuştan var olup göz alışkanlığı yapan bir aksesuarken "bakayım büyümüş mü" nün uygulama sahası memeler 13 yaş civarında baş verir. Yani ansızın beklemeksizin. Sen daha vücudunda ki aceleci değişime ayak uyduramadan memelerinin son durumunu merak eden bir takım teyzelerin fetişleriyle meme memeye gelirsin. Gençliğini gönülsüz uğurlayan her eski toprağın en sevdiği aksiyon, ardından gelen genç neslin körpeliğiyle maytap geçmek, çaktırmadan kendi gençliğiyle kıyaslayıp egosuna rapor çıkarmaktır.

Benim meme kontrolörüm amcamın ortanca eşiydi. Günübirlik sinsi bir yılan gibi sessiz sessiz odama girer şappadanak yakalayıp memelerimin boyunun ölçüsünü alırdı. Onun için bu iş bahçedeki domateslerin kızarıp kızarmadığına bakmak kadar zevkliydi. Memelerimi sıkmaktan yeterince kızarttığı gün koparıp çoban salatasına katacaktı. Çektiğim çileler, karayazgım üç cümleyle anlatılır gibi değil. Sabahın kör karanlığında zil sesi duyunca uykuda bile olsam otomatikman olağanüstü hal durumunu alır, iki elimi pençe biçimine getirip memelerimin üstüne kafes yapıp kapatırdım. Senelerce memelerimi elden müteşekkil kafeslerde muhafaza ettim, kaşıkçı elması bile bu kadar korunmamıştır. Meme mıncırılması sendromum başka reflekslerin de önünü açtı. Sütyen satıcılarından, muayene etmek için steteskopuyla üstüme üstüme gelen doktora kadar herkesin yüzünde amcamın eşinin "bakiim büyümüş mü" derken beliren patlak kırmızı ifadesini gördüm.

Memelerle ilk tanışma; tişörtün altında başlayan, oyunlara eskisi gibi canhıraş iştirak edememeye neden olan ince bir sızıyla olur. Yüzbinyıllık genlerin, sana hızını azaltıp daha makul oyunlara yönelmen konusunda sinyaller yollar. İp atlama ve yakar top oynamayı bırakır çarpışma ve erkek çocuklarıyla temaslaşma riski en az olan oturmacalı, kız kızalı oyunlara kayarsın. Memelerin kainat için önemini anlaman o tarihten itibaren en az bi 5 yılını alır. Bak en az diyorum. Meme kontrolörü teyzeler hazır uğramışken bu iki kauçuk topun arasına dünya'yı sıkıştırıp limon gibi sıkabileceğimizi öğretselerdi belki mememizin gücünü keşfetmemiz daha kısa sürebilirdi. O güne kadar vücudundaki hiç bir eyleme bu kadar ilgi gösteren olmazken, çoluğundan çocuğuna anasından atasına herkesin göğsünün ortasında beliren boncuk büyüklüğündeki iki noktaya dikkat kesmesi, dikkatinden kaçmaz. Orada kimini endişelendiren, kimini eğlendiren, kimini tahrik eden olağan ama olağandışı davranılan birşeyler olmaktadır. Ama kimse sana, sende neler olduğundan bahsetmemeye kararlıdır!

Bu şeyler ilerde ne kadar işe yarayacak olursa olsun ergenlikte hayatının içine, oyunlarının ortasına, göğsünün üstüne sıçmıştır. Artık nur topu gibi ikizlerin var ve sen onlara iyi bakmak zorundasın. (allah analı babalı büyütsün) Yavrucukları sıcak tutman, aç ve açıkta bırakmaman, yabancılara ellettirmemen, yemeyip yedirmemen lazım. Analık bu değilde ne? Ayakkabıya ihtiyacın olduğunda gözünü milletin ayağından alamamak gibi,  memelerinle yatıp, memelerinle kalktığın bu dönemde şehirde meme çapını bilmediğin tek bir kadın bırakmazsın. Bir ara hamama bile daha fazla meme görebilmek, meme camiasını daha yakından tanıyabilmek, memelerden meme beğenmek amacıyla gitmişliğim vardır. Herşeyi anlarsın, sorumluluklarını kabullenirsin, yetimlere tek başına bakmaya razı olursun da neden ikizleri takkeyle yukarı çekmen gerektiğini bir türlü anlamlandıramazsın. Ablalar, anneler pazarda, çamaşırcılarda çift başlı torba koymaz eve taşır süzme yoğurt yapmak için uygulanan yöntemin aynısını ikizlerine tatbik ederler. Memelerini beyaz penye torbalara doldurup omuzlarına asarlar ( renkli, dantelli, seksi torbalar tercih edenlerin süt mamulleri sektörünün liderleri olması muhtemel) Maksadın suyunu süzüp taş gibi süzme yoğurt elde etmek olmadığını annemin gittikçe bacak arasına banki jamping atlayışları yapan sünük memelerine bakarak anladım.

 Bilinçlenmiş, kontrolör teyzelerin tacizleriyle mıncırık sendromundan nasiplenmemiş, taşıdığı malzemenin 8 kaplan gücü taşıdığını erken uyarılma sistemiyle anlamış kızlar müstesna; büyüyüp erkekleri meme çatalınla perişan edeceğin, dünyayı tek memenin üstünde oynatacağın güne kadar memeler senin için gereksiz fazlalık, lüzumsuz ayrıntı, rezalet çıkıntı olarak ortalama bi 5 yıl kadar yük olmaya devam eder. En az 5 yıl diyorum bak.


Pazartesi, Şubat 15, 2010

sexy_baby_angel18@hotmail.com

İlk cinsel içerikli malzemeyi çocuk yaşta ablamla bir arkadaşı beni videocuya yolladığında elime aldım. Müjde ar'ın "dağınık yatak" adlı filmini bir kağıda yazıp kimseye göstermeden alıp gel diye sıkı sıkı tembihledikten sonra elime tutuşturdular. Video kasetleri satan dükkanın sahibi beni tanıdı ve "seni kim yolladıysa git söyle, o film izlenilecek filmlerden değil" dedi. Gizemli notlar, izlenilmeyecek filmler?!  Günüm daha şimdiden iki adet entrikayla şenlendi.
Eve giderken "Nerden geliyorsun" diye sorana
-Ablamla arkadaşı ayıp film istediler dağınık yatakmıymış neymiş, Müjda Ar tepeden tırnağa çıplak habire yataklarda yuvarlanıyormuş, bi sürü erkekle sevişiyormuş onu alacaktımda alamadım, diye hiç bilgi sahibi olmadığım film hakkında fikirler yaydım, bire bin kattım. Gün akşama varmadan tepedeki ıssız evlere kadar olayı duymayan kalmadı. Filmi alıp getirseydim zavallı ablalarımın adı "evde kırk türlü iş çeviren kızlar"a çıkmayacaktı. Sayemde izlemedikleri filmin bedelini ödediler. O filmi daha izlemedim hakkat Müjde Ar nasıl bir muzurlukla dağıtıyor ki yatağı?

Bu küçük olayın üzerinden ne kadar geçti hatırlamıyorum bir dere kenarında mayıs sellerinin getirdiği "Tüm Seks Pozisyonları" adlı yarısı sele kapılıp gitmiş, yarısı kuruyup ağzı gözü dağılmış bir kitap gördüm. Kalbim gümbür gümbür atmaya başladı. Etrafı kolaçan edip bir kapkaççı kıvraklığıyla kapıp kaçtım. Nihayet reşitler tarafından sır gibi saklanan "Aa ayıp, şişş ayıp, hii ne ayıp" mevzularını öğrenecektim. Gözlerimi Belgin doruk misali kırpıştıra kırpıştıra; inşaat kuytularına,uçsuz bucaksız arazilere,dipsiz kuyulara gire çıka kitabı inceledim, resimlerine baktım. Elle çizilmiş siyah beyaz pozisyonları bugünmüş gibi hatırlıyorum. Mesela birinde kadın bacağının birini adamın takımlarının ara…her neyse. Zaten pozisyonların çok azı sağlam kalmıştı ama o kadarı bile benim için yeterince korkutucu görünüyordu. Hizbullah’ın domuz bağı cinayetlerinden çok farklı gelmemişti gözüme. Seksin korkunç bir şey olduğunu, insanın insana akıl almaz işkenceler yaptığını düşündürmüştü. Büyüyünce gene bakarım diye bi yere gizledim, çürümüştür elbet. Birkaç yıl sonra internet geçti elime, geçtiğine geçeceğine pişman internet. Daha adamlar kurdu kurmadı kapıdan çıktı çıkmadı google'a ilk yazdıklarım "sexli siteler ara, cinsellikli filmler indir, sevişmeceli bir şeyler, az korkutuluşlu olanından gerdek resimleri, karı, kız, erkek, ne varsa, bul, topla, getir" oldu. İnternet bağlantısı bir gün sonra arıza yapıp tamirciler geldiğinde google arama geçmişimizi gördüler. Bende birbirlerine bakıp güldüklerini gördüm. Kafalarından geçen düşüncelerin utancıyla onlar gidene kadar banyoda ölü numarası yaptım.Hotmail'den ilk aldığım adresler önceleri (abazanlığın tunç çağında) sexy_baby_angel18@hotmail.com gibi çok seksiyim çıpçıtırım mesajı salgılayan maillerken sonra sonra şiir blogları okumaktan romantikleşip "sana_gul_derledim06,  bahcelerde_uveyik,  gonuller_birolsun85 " haline dönüştü. Şimdi iyiden iyiye bıkmışlığın izlerini taşıyor ayyettibee@hotmail

Yıllarca muzır neşriyata sadece benim zaafım olduğunu, alakamı kesmezsem cehennemde bacaklarımdan ikiye ayrılıp kızgın maşalarla oyulacağımdan korktum. Mastürbasyon yaparken ablama yakalanıp alaya alınınca anladım ki ablam yapmıyor, ben yoldan çıkmışım. Kötü genlerim sülalenin kanını bozacak benden sonraki nesiller porn star olacaktı. Gittikçe içim katranla doluyordu 40 suyla yıkasalar, 40 yatırda yatırsalar, 40 kaynar kazana soksalar yinede temizlenemeyecektim. Gelmiş geçmiş en günahkar en pis yaratık ankara mamak'da yaşıyordu. Belki de ben bir kıyamet alametiydim ha? Dünya'nın sonu geliyordu yecuc, mecuc büyük bir ihtimalle benden türeyecekti. Kendimi düzeltmeye çalışmadım mı? Çalıştım; dansöze baktım bin tövbe çektim, hamamda göte çarptım on bin bismillah okudum, Fuat'ın pipisini gördüm namaz kıldım, Burhan Çaçan'ı çıplak hayal ettim bir hafta yemekten aştan kesildim. Yapamadım…Bin yemin ettim döndüm, bin yemin daha ettim ondanda döndüm.

Tutamadım parmağımı Bahtiyar...
Ayıba sayıba öküz gibi baktım..
Sevişenler görünce salyalarım akıttım
Seks yazıp gogıl gogıl dolaştım...
Önüme ne geldiyse tıkladım tıkladım tıkladım
Yapamadım
Vajina monologları diye kitap aldım Bahtiyaarr
Çok şükür ki o el altında dolaştırılıpda şahitler huzurunda ayıplanan muzır neşriyat sayesinde;  canlıların çoğalmasını doğal görürken çoğalırken yapmak zorunda olunan eylemi dışlamanın tam bir hastalık olduğunu öğrendim. Seks yapmıyormuş gibi davranmanın seks yapmadan yaşadığının düşünülmesini sağlamadığını da.  Seks yapmaktan kaçabilirsin belki (oda belki) ama hakkında bir şeyler öğrenme arzusundan asla kaçamazsın.  Ne kadar  tertipli görünürsen gör seninde yatağının akşam olunca dağılacağını biliyoruz dostum.
(Bugün tesadüfen bulduğum yazı ilginç bir bağlantı olur)

Salı, Aralık 01, 2009

Kız kabusu "ilk gece" yakında sinemalarda

gerdek-gecesi-kan-gövdeyi-götürdüGerdek gecesi; bir erkek için, ak gerdanlı yavuklusunun kıyılarına ayak basacağı, bayrak dikip "buralar kompile benim" diyeceği bir keşif gezisi iken, kız için; aynı anda antony hopkins, testere ve fredy'nin elinde parça pinçik olmaya sayılı günler kalması demektir.

Bütün çocukluğumuz sıkı sıkı koruduğumuz cinsel dokunulmazlarımızın, örtülü düttürülerimizin başına gelecek kanlı sonun korkusuyla bezeli yüzlerce zifaf hikayesi dinleyerek geçer.
-gelin çektiği acıdan ve kan kaybından bayılmış. -bez temiz çıkmış, damat gelini döve döve öldürmüş -tam şey yapacakken kilitlenmişler, kilidi açmak için hoca götürdük ordan geliyoz. -damat yapamıyomuş.
-gelin kaçmış
Yaşın küçükse büyüklerin bu cümlelerde neden bahsettiğini anlaman imkansız, kendi kendine yorumlar getirirsin.
"neyi yapamıyolarmış ya? gelinden ne kanı gelmiş, niye gelmiş, adet mi görmüş? eee bez temiz diye gelin dövülür mü ne güzel işte temizmiş, hem ne bezi? kim kimi kilitlemiş? kilitleri açmak için çilingir çağırıyoz biz, hoca ne alaka?? noluyo orda anne yaaa!!!

Sonra sonra odalarda fısıldaşan ihtisaslı ablalar sayesinde gerdek gecesi dedikleri çok tehlikeli bir sendromdan haberdar olursun, içine ateş düşer, tüylerin dikenlerin kulaklarını çınlatır ve sende kendinin küçük kıyametini beklemeye başlarsın.
Bir gün o korkunç gerdekçi insanlar gelecek, sana beyaz, simli mimli bir kostüm giydirip davulla zurnayla kandıra kandıra götürecekler. Ailen de onlarla işbirliği yapacak, arkandan acımasızca el sallayıp timsah gözyaşları dökecekler. İçine beyaz, dantelli, tüllü heybetlimi heybetli bir yatak atılmış odaya tıkacaklar, elektirikli sandalyenin yatak süsü verilmişi.
Önüne baklava, kızarmış tavuk, su böreği gibi göz boyayıcı yemekler atacaklar "ye bunları bu gece nihtiyacın olacak hohohohohoho" diye gaddar gaddar gülecekler. Tabii kuru ekmek ve su verseler çakarız köfteyi, iyi niyetli olduklarını düşünmemizi istiyorlar. Oda; o güne kadar gördüğün en soğuk, en sahtekar, en tırsınççç odadır türlü türlü kumpaslara gebedir. Az sonra sana acı çektireceklerini, seni kanatacaklarını, temiz olup olmadığını sınayacaklarını, bezin temizse sen kirli, sen temizsen bezin kirli önermesini üzerinde önereceklerini biliyorsundur. O kara geceye kadar anlatılanlar, fısır fısır kulağına gelenler bu işlerin hep böyle olduğuna işaret etmişti. Başka türlüsünü anlattılar da biz mi duymadık!

Düğün ertesi fiskos toplaşmaları hep bu gecenin nasıl geçtiğinin öğrenilmeye çalışılması, tahminler yürütülmesi, oturuşmuş kodaman ablaların gerdek sırrına sadık kalarak minik ipuçları attırmasıyla geçmiştir. İçine dedektif kaçmış ekemiş teyzeler gelinin geçmiş ilişkilerinden gerdek performansını tahmin edip, "aha şuraya yazıyom yarın baba evine bırakırlar" kalıp cümlesini yine kullanır. Yerlere kucak kucağa oturmuş yüzü alın alı morun moru olmuş ergen kızlar "ben evlenmiycem, evlenirsem de asla şey yapmıycam" gibi iddialarla ortamı renklendirir. Gerdekle, zifafla, bezle, belekle işi olmayan tabu yıkıcı hoppa necla parmağıyla bakireliğini bozan ünlü mankeni çok takdir ettiğinden girer, kızların aşırı salak olduğundan çıkar.
Herkesin gerdekle ilgili az buçuk bir fikri vardır, ortak fikir gerdek gecesinin ızdıraplı, gergin, sinir bozucu, kah kanlı kah kansız bir meydan muharebesi olduğudur. Bir kız için hiç bir çekiciliği olmayan, öd sıvısının ihtiyaç fazlası üretildiği, namus baskısının beyazlar giydirilmiş halidir. Belki büyükleri kandırma, gönüllerini hoş tutma formaliteside diyebiliriz.

yazıyı okurken my dying bride dinlenmesi gerdekçiler tarafından önerilmiyor, ama ben öneriyorum onları sallayın.

Perşembe, Nisan 16, 2009

Diktirsek de kurtulsak



Var ya bu erkek, kadın muhabbetinden sıtkım sıyrıldı. Erkektin, kadındın, memeydin, mestandın, ettindi, buttundu.. yettindi yetti!

İyi ki iki cinsmişiz, sadece iki kola ayrılmış olduğumuz halde birbirimizin beynini gece gündüz yiyoruz, ya bir sürü daha cins olsaydı!!! (diğer seksüel seçimleri hariç tutarak) Allahhh düşünsene hengameyi, tozu dumanı. Günlük şikayetler şöyle mi olurdu acep;
"Ay şu gıdanları hiç anlamıyorum hiç te anlamıycam, örkök değil mi işte hepsi aynı, kadınlardan hoşlanmıyor o bodun sever, bizim tızı bir keşkekle everdik, allah bir yastıkta kocatsın"
Şimdi kendi kendimin cümlesine baktımda fenada olmazmış be, ne güzel elimizde envai çeşit seçenek olurmuş, bozdur bozdur kullan.

172 yazı önceki yazımda bende ayrım yaptım gibi dursada işin aslı öyle değil. "Kadınlar daha iyi yazıyo, ah kadınlar internette neler çekiyorlar neler, hergün taciz ediliyorlar, kadın olmak zor zenaat mirim diğmi diğmi " düşüncemi kendime yalanlamak için yazdım onu. Yani yine kendimle ilgili bişeyler var derinlerde. Hemde bilmeyenlere o adamları tavsiye etmek istedim. Bundan dolayı suçluluk duyacağımı düşünmemiştim. Ama sonrasında anladığım birşey varki hem erkekler, hemde hemcinslerim benden beter ayrımcılar, kaburgası dalağına batmayasıcalar.

Kadınlar, erkeklerle daha iyi anlaşır, erkeklerde, kadınlarla. Çünkü aralarında bir çekim, hormonal bir alışveriş var, bu anormal mi? değil. Anormal olsaydı, böyle birşey 5 milyar insanda birden olmazdı, birazcığımızda olurdu onlarda tedavi edilirdi, kurtulurduk.
Hormonlar bize ağzımızdan salyalar akıta akıta karşı cinsin peşinden koşmamızı emreder. Nerede olursa olsun, sanal reel hak getire koşacaksın, emirlere itaaat edeceksin, şişşşşş. Karşı cinse sıvanacak, koklayacak, elleyecek, inceleyecek, ehe eğe eeeeğğğdjkhjhkjkjkuieuie diye sesler çıkaracaksın.
Hadi sıkıyosa aksini yap; marjinal olayım, şu dangalağın götünü kaldırıp tepeme çıkarmayayım de ve gidip kendi cinsine hormon salgıla..kuşum aydın olacağını ikimizde biliyoruz.

Şimdi bu gerçekleri, hormonları, binbir geceyi, aşkı memnu'yu bile bile "erkekler erkeklerle hoş beş etsin, kadınlarda kadınlarla yazışsın çizişsin, ona yüz verme, şunu şımartma, aman 250 gram soykası var ne yüz vereceğim lan olum" demek, yorumlarda Scatterbrain'ın dediği gibi "haremlik selamlık" olmaz mı? Durup duruken, ortada bir suç yokken kendimizi cezalandırmış olmaz mıyız? Neden düşündüklerimizi yazmıyor ve birbirimizi sürekli kandırıyoruz?

Bak şimdi asıl neye lafı getireceğim. Sırf "heyy gel bak bende aşağıda neler var" bakışı atan bir avatardan yola çıkıp, erkeklerin bana yüz vermesinden rahatsız olmuş, acıların çocuğu bir arkadaş.
"Meni sizler bu hale getirdiniz, nintikamım acı olacak, bütün gadınlar kevaşe en baştada siminya" diye yürek burkan bir yazı yazmış. İşin güzel yanı ben bu kevaşeyi arabistan'da yetişen bir hurma çeşidi sayıyorum. Bütün kadınlar hurma en baştada siminya. Böyle bakınca gayet lezzetli görünüyor, hem mübarekte oluyorum cennete bile gidebilirim.
Yok eğer gerçekten benim bir dişi olmam, arada aptal arada zeki görünmem, bazen ağzımı bozup, bazen "beni çok eziyorlar biliyörmüsüün" yazıları yazmam ve muzur günüme denk gelince cinselliğe verip veriştirmem çok rahatsız ediciyse, e diktireyimde kurtulalım mari! sende kurtul bende kurtulayım. Zaten başıma bir sürü dert açtı. Ayıp ettin koçum, bir yorgan iğnesi ve dikiş ipine bakar, ne demek ne demek derhal.

Salı, Mart 10, 2009

Rica ederim o senin bakireliğin



"Niye hiç aşklarından meşklerinden bahsetmiyorsun? hadi hadi yeme beni yazılarından anladım ki sen bakire olamazsın"
Şu blogta bi sürü ilginç yoruma rastladım;
-bir kere ne malum senin erkek olmadığın? belkide mönötörün öte yanında bıyıklı bi adam oturuyor ha?
-hıh şimdi sen ankara'da mı yaşıyosun? düpedüz mezradan yazıyon kırro!
diyenler olmuştu da "yazılarından baktım sen bakire değilsin" yazan ilk kez oldu.
Bizim tabelacı pikasso ali'ye bloğun yan tarafına "siminya pala remzi değildir, o babasıdır" yazan bir tabela yaptırtmayı düşünüyordum.
Bari birde şebnem şöferrr'in "bakiredir" belgesinden çıkarttırayım. Sahtede olsa şık durur ambians olur. Vay be anonymous, şu meraklı yorumun aklıma neler getirdi bir bilsen, helal aslanım.

Olmaz olasıca zar nerdende konmuş oraya, başımıza bela namına ne geldiyse yarısı onun yüzünden. Tecavüze uğradığım zaman bile (nasıl görüyorlarsa artık) pek kıymetli zarımı kontrol etmişlerdi. Baktılar ki zar orada gelin gibi süzülüyor geldikleri gibi dağıldı namıssızlar. Nasılda hoşuma gitmişti benimle ilgilenmeleri, oysa önemsedikleri o sıracalı zarmış.
Acaba gerçekten kızlık zarım yırtılmış olsaydı neler olurdu? Belki Haydar Dümen'le tanışırdım, gözlerim mavi olurdu, ayağım daha az büyürdü, acaba blog yazabilir miydim? bakire olmayanlar blog yazabiliyor mu? belki konuları böyle dağıtmazdım, kimbilir.

İlk, kızlık zarı efsanesini duyuşum bu olay. Sonra kızların oynadıkları her oyunu sert bulan; salıncağa, bisiklete, ata binen, ağaçtan atlayan her kıza " kızımm öyle sert oyunlar oynama, o oyunlar kızlara göre değil, eve gel hemen" diye bağıran anneler sayesinde kızların en değerli hazinesinin o içindeki faunus olduğunu anladım. Zaten o salıncaktan bacakların ayrık şekilde düşmeye gör allahhh sağdan soldan bir sürü anne, teyze, hemşire, doğum ebesi peydah olur hindi gibi "gulu gulu gulu gulu gulu" sesleri çıkarır, kızcağızı evirirler çevirirler kucaklarına alıp koşa koşa giderler. Halbuki erkek çocukları öyle mi? Her dakka düşerler, kafaları kanar, dizleri yaralanır, boğulurlar, geberirler de bir allahın kulu gelipte "oğlum evladım bu oyunlar sana göre değil" demez.

Annem, daha biz bebekken ablalarıma ve bana bir metre beyaz kumaştan, kenarları oyalı "bakirelik bezi" dedikleri bir örtü yapmış. Sandığı karıştırırken onu fiskos örtüsü sanıp "ortasına gül falan yapsaydın daha güzel olurmuş" dedim. Ablam gülerek "ortasının gülünü sen yapacaksın" dedi. Annem yada ablam böyle konuları bizimle ömür billah konuşmadıkları için diğer tüm bildiklerim gibi bu örtünün sırrınıda ondan, bundan, yoldan geçenlerden öğrendim. Bu örtü, gerdek gecesinde kızın bakire olduğunu kapıda bekleşenlere ispatlamak için kullanılırmış. Günümüzün şebnem şöferr bakirelik belgesi yani.
Unutmadan, kızlık zarı diktirecekler için hertürlü kızlık zarı dikimi, kesimi yapılır


.........................
tutsak yorumlarda uyardı, kızlık zarının tıp dilindeki adı Hyman' miş yani "gölgelerin gücü adına güç bende artık" diyen Heman, enteresan :) Sonra bir mail aldım, bir arkadaşım bakireliğe ve çizgi film Heman'e atıfta bulunarak şarkı sözü yazıp yollamış. Çıkacak albümüme koyacağım.

Yazılarından anladım sen badiresin‏
küçükken he-man e değil
she-ra ya tapardım
kadınların gücüne
ta o zaman hayrandım
o günden bugüne
cok badire atlattım
senin gibi badireyi
arasam da bulamazdım

Perşembe, Ocak 22, 2009

Ahlaksızım ama namus bende !




Namus diye kıymetli bir kelime var dilimizde. Cinayet işleyen de ona sığınır, dayak atan da, baskı kuran da.
Önceden namus dediklerin de derdim ki: "bu iyi bişey galiba ? ileride anlamını daha iyi öğrenirim bi dursun şurda" Kaç yıl oldu hala o koyduğum yerde anlaşılmayı bekliyor.
Tam "anladım bu helal para ile ilgili bişey" diyorum "iki sevgili namus cinayetine kurban gitti" bülteniyle aklım karışıyor. Ha galiba aşkla, meşkle, sevişmekle ilgili bişey olsa gerek derken mikrofon uzatılan travesti fahişe "namusumla işimi yapıyorum" diye cevap veriyor.
Senin de aklını karıştırdım biliyorum. Dur daha ileri gidip aklını sebze çorbası yapayım.

Şimdi şöleki...
Ablamların sokağın başında ki evde bir anne iki kızını satıyor, iftiraya kurban edildikleri de yok açık seçik bir alışveriş bu, tüm mahalleli biliyor. Kızları tanıyor, karşılaşınca selam veriyorum ama fazla muhabbet edemedim ya onlar bizden kaçıyor yada biz onlardan, "gerçekleri konuşmayalım lütfen" oyununu oynuyoruz.
Gece yarısı evin yanına park eden kamyonlara, özel araçlara neredeyse saygı duyuluyor, ablaların müşterileri paniklemesin usul olun, ses yapmayın.
Anneleri ise bi dünya deyimi ağzına aksesuar yapmış, mütemadiyen söylüyor
Neydek adam geberdi gitti, aç susuz kaldık, ekmek aslanın ağzında, allah açlıkla imtihan etmesin, davulun sesi uzaktan hoş gelir
Engin deyimler ve atasözleri bilgisi ile maçı alıyor. Bize de 2 naçizane gol düşüyor “her koyun kendi bacağından asılır” "bize dokunmayan yılan bin yaşasın"

Nigar abla uzak akrabamızın kızı; 37 yaşında, bekar. Bizimkiler ona Nigar değilde “kalık orospu” demeyi uygun bulmuşlar. Babası başını örtmesi için baskı yapıyordu oda isyan ede ede örttü. Bir gün özel bir şirkette iş buldu paranın ucunu babaya koklattı, adamın gözler kaydı, dili dışına sarktı. "Gir girmesine ama bari işe kadar örtünü ört" cümlesini söylerken aklı başında değildi.
Nigar abla zorla başına dolanan örtüyü Samsun köprüsü altında parçalar gibi çıkarıp çantasına teperek işe başladı. Bir süre sonra hem patronun metresliğine hemde bir kaç üst mertebeye terfi etti, giyim kuşamı, oturuşu kalkışı değişti. En son “her dakka ci sitringin görünsün” aşamasına vardı. Bizzat kendi gözceğizlerimle gördüm birini; yeşildi, böyle kenarları incik, boncuklu sonra ortas... ne diyom ben yaa puu.
Bu cistring ablanın o kadar parası oldu ki nasıl diyeyim bir öküz kadarını babaya verdi, bu şekilde “namus mekanizması”nın çalışma prensibini bozdu. Parayı gören baskıcı baba oldu iskele babası.
Sonra ayrı eve çıktı, bir kaç yıl içinde etek dolusu adamla aşneledi, fişneledi. Şimdi Ankara’nın en çok adamla yatmış, özgür kadınlarından biri oskarını aldı.

Babam; Gece gündüz karı kız kovalıyor, dul kadını ihtiyaç sahibi (anlarsınya) açık saçık giyineni yollu ilan ediyor, her dişi hakkında illaki ama illaki bir hüküm veriyor ama ona kimse namussuz demedi yada kızı olduğum için ben gelince susuyor dümbelekler.
Sayısını bildiğim 10 tane cici annem var, bilmediklerim müstesna. Kendisini arkadaşımın dul annesiyle banyo yaparken bile yakaladım. Düşün şu masum, saf, dünyadan bi haber mini minnacık yavrucuğun psikolojisini, yazık dimi bana dimi ?
Bizim pos bıyık, gününe Züğürt Ağa'da kulağını çırpıp duran ihtiyar gibi "karı isterim " diyerek başlıyor, eski manitalarının adlarını, fiziksel özelliklerini sayarak genç iken nasıl çapkın bir kurt olduğunu kanıtlamaya uğraşıyor ve elleri bomboş gününü bitiriyor. Adam; kadın tutkusunu bize öyle normalleştir di ki şimdi 5 kadınla grup seks yaparken yakalasak şaşırmayız. Hatta bu haliyle eğleniyorum, rezillik hırtlağa çıktı.
yeri gelmişken şuna bir bak " hatun çetele"


Yani demek istediğim oki...
Bazı adamlar; yaşadıkları bölgeyi abluka altına almış gelenin gidenin namusunu merak ediyorlar ama aynı adamlar sokağın başındaki mahallenin iki kızıyla para karşılığı yatanlara kış demiyorlar. Ve o evde ki anne, yaptığı işte herhangi bir anormallik görmüyor, kızlarını sattığını ya kabullenmiyor yada normal buluyor (evet evet normal buluyor)
Bir yaşlı adam ağzından bal damlıyor, tüm esnafın saygı duyduğu bir dede, her karşılaştığımızda öyle yürümeyin, bunları giymeyin, günahtır, ayıptır diye bizi nasihtten şişiriyor ama hemen yanındaki kızının övündüğü huyu, Ankara'nın kaşarı olmaklık.
Babam beni memesi var diye okuldan alıyor, sevmeyi sevilmeyi namusssuzluk olarak algılıyor, beyaz pantolon giyince dayak atıyor ama kendisi kainatın damızlığı.

Sanırım kafamın karışıklığını anlatabildim diye düşünür, Japon kağıt katlama sanatçısı Hu Hi Yan.

Pazar, Ağustos 17, 2008

Gutuntag 2 - cici anne müessesesi



Benim sevgili, alman kovboyu babam eşşek sudan gelinceye kadar dövülse bile yola gelmeyecek azılı bir çapkındır.Tek eşliliğe karşı sağlam bir duruşu vardır..bisürü bisürü eş, erkek adamın elinin kiridir. Asla öyle gizli, saklı çapkınlık yapmaz...erkek adamın malı meydanda olur. Hiç O'nun gibi bir avcıya yakışır mı gizli iş çevirmek ? elini kirletmemek ? malını meydana çıkarmamak ? hey yavrum heyy

Tee 18 yaşında başlamış atraksiyonları; evliymiş, bekarmış, kızmış, dulmuş önemsemezmiş bahtına ne çıkarsa. Bir defasında kocası askerde olan bir geline etmediğini bırakmamış. Kahraman gelin illahlah edip bir gece yarısı penceresinin önünde türkü çığıran babamı topuğundan vurmuş, vurmasına da uslanmış mı ? ııh. Evlenmiş, baba olmuş ama aynı tas aynı hamam. Hala geçen yıl bana " Bitlis'te bir kadın varmış koca arıyormuş onu bana alsana "diyordu, sesi kesildi bu ara. Annen bu olanlara ne diyor diye sorarsanız "dünya varmış" diyor, ne desin. Yıllarca adrenalin fazlalığından tavana tırmanan kocasından o kadar bıktı ki "amaaan git git git bana gelmesinde kime giderse gitsin" diyor, trajikomik.

Babamın zampara yönünü ilk farkettiğimde 9 yaşındaydım.Okul çıkışı dul annesiyle yaşayan arkadaşımın evine gittiğimde O'nu hacıların ihrama sarılması gibi havlulara sarılmış baş köşede otururken buldum, banyo yaptığı belliydi yüzü ay gibi parlıyor ve sırıtıyordu. Babam; büyümekte olan küçük kızına hayat dersi öğretmeyi şiar edinmiş sorumlu bir baba olarak derin ve anlamlı cümlesini kurdu.

-bak kızım bu cici anne, tut onu tut, tut cici anneyi tut, ben öptüm sende öp, öp cici anneyi öp.

Bu durum o anda hoşuma gitmedi kekremsi bir tadı vardı eli kafaya sürünce kaşıntıya sebep oluyordu.Sonra sonra Kırıkkale'den Nuriye, Yenimahalle'den Halime diye giden cici anne arşivinden haberdar oldukça, dilden dile söylendikçe alışmaya başladım. Zaten annem dahil herkes kabul etmişti ki ben kimdim ? Belliki babamda bir Şahin k. durumu vardı. Hem cici annem oldukları kafama vurula vurula öğretilen kadınlar bana çok iyi davranıyorlardı. Satı annem müthiş omlet pişiriyordu, Güllü teyzemin pardon güllü annemin evi okula yakın olduğu için öğlen saatlerinde karnımı doyuruyordu, velhasıl durumumuz o kadarda vahim görünmüyordu.Hatta cici annelerin Almanya şubesi (varlığına daima şüpheyle yaklaştığımız ) Helga, bana tekerlekli paten gönderince bu cici annelik müessesesine sempati duymaya bile başladım. Büyüyünce ne olacaksın ? diye sorulan bayıcı soruya "cici anne olucam" bile diyebilirdim, o kadar.

Yemek duası şöyle olan adamdan kim sadık olmasını beklerdi ki zaten ?

yarabbi şükürün
evi yıkılsın bekirin
yiyeceğim varsa getirin
yemeyeceğimi de götürün karılara kıran gire ( kıran: öldürücü bir tavuk hastalığı )
gelinlere pat sat (onlarada ara ara kıran girsin ama hepsine diil)
bizde gezek gözeller içinde hört hört ( kafiye için sallamış )



endişe: babam bilgisayarın küçük bir televizyon çeşidi olduğuna inanıyor, bana hep "büyükte izlesene" diyor. Diyelimki bilgisayarı öğrendi, hadi diyelimki interneti keşfetti, de hadi bloğumu okudu, naparım ben abi !! varyaa, yer beni yer !

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...