kız kısmı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kız kısmı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 10, 2012

Durum raporu


tıklıyon bunu

Hani lan? Kitapta çıkardık niye hayatım değişmedi benim? Güya paralar oluk oluk akacak, her taraftan alakalı alakasız zibilyon tane teklif yağacak idi. Kim kesti paralarımın önünü kardeşim!!1 Bana bir şeyler teklif etsenize lan!! İtiraf sitelerine senaryo yazarım, forumlara bot olurum, dandik ürünlerinizin altına “eltimden gördüm bende aldım çok memnun kaldım ;);) yazarım.  Şansıma tükürüyüm ya. Bari kapağımın çalıntı olduğu dedikodusu falan yayılsaydı da sansasyondur, navigasyondur yolumu bulsaydım. Hoş o kapağı kimse kimseden çalmaz ha. Gece uyanıp aniden görünce korkup pikeyi kafama çekiyorum. Kızın gözünün içinde tek gözlü yaratıklar, ejderhalar  falan var abi. Karanlıkta hareket ediyorlar. Ağzından hiç bahsetmiyorum bile. Sen yıllarca dudaklarım çok güzel diye dolan,  çıka çıka cehennem mağarası gibi ağızla çık. İnsan oğlu sahtekar, insan oğlu hep laf hep. 
Evde aynı kitaptan iki tane olması bazı şüpheleri de beraberinde getirdi (yan yana koymayacaktım onları) "bu gaffasına bir şeyler takmış gızlı kitaptan niye büssürü?" diye sordular. "çünkü onu şeyden şaparken, muhakkak ötekini şey etmek gerekirdi ki bir alana bir bedava şoolunca ne dese beğenirsin ehe ehe" dedim. Bunun dışında bir aksiyon yaşamadım. Ne aksiyon, ne para, ne teklif.  Ne demeye kitap çıkardık ya olum biz? 
En çok merak ettiğim şey kitabımı bir kitapçının rafında görünce neler hissedeceğimdi. Olayı yerinde hissetmek için vardım kitap satan yerlere. Dünya üzerinde bir kitabı rafta görmek için 3 araçlık yola giden "tamam gördüüüm, o zaman napim eve döneyim" diyen kaç kişi vardır? Çektiğim fotografta işe yaramadı. Çünkü telefonumun 1,5 piksellik kamerasının yarısı kırık. Öteki yarısı ile çektim eve geldim ki kendi kitabımı değil yılmaz özdil'inkini ortalamışım. Neyse ki internetten fotograf yollayanlar sayesinde eksikliğini hissetmedim. Bende doğuştan gelen öyle bir artiz tutum var ki her şeyi olağan peeh,  normal ki bunlar meeh diye yaşarım. Bir hafta sürmedi her yıl kitabı çıkan biri gibi hissetmeye başladım. İki gün sonra heyecanım bitmiş balkonda halı yıkıyordum. Turşu da kurdum. HIYAR!! Yinni?

Yayınevinin bildirdiğine göre kitaba olan ilgi güzelmiş. Emine s. beder ile at başı gidiyormuşuz. Bir ara kitapçıda kimse görmeden benim kitaplarımı alıp onunkilerin üstüne dizdim. Kameralar çekmiştir ha. Ama hakkı var üstad bu sene çok sağlam yemek tarifleri ile gündeme bomba gibi düşmüş. Rekabet çetin. Hele o iç yağında ıspanak yuvası dönengeci ne öyle! Hiç hesapta olmayan şeyler bunlar.
 Kitabım bir aydır deneme kategorisinde ilk 4 kitap içinde. Aynı alandaki diğer taşaklı yazarlara bakarak benim o paçalarından akan acemilik ve fukaralıkla orada olmam şaşılacak iş.Hergün açıp pel pel şaşırıyorum. Bak gene şaşırdım. Yılmaz Özdil olsam:

Pembe kitap kimin?
Siminya adında bir pespayenin
…..
Neymiş?
Ankaralıymış
Ankara Nedir?
….....
Başkent!!
AKP!!!
Peki.....
......
İzmir ne demektir?
Yılmaz Özdil!
ATATÜRK...
*****************
İşte görün dönen rezilliği!!
........

Diye düşünürdüm. Acaba bu herif düşünürken de enter yapıyor, noktalama işaretlerini böyle har vurup harman savuruyor mudur? Zor olmalı.

Bana yansıyan yorumlar genellikle iyi. Olumsuz yorumlar da var tabi. Bunlar genelde iki yönden geliyor. Hemen anlaşılamayacak uzunluktaki cümlelerim yüzünden okuyana hafakanlar (erkek çocuğuna isim: hafakan) basması ve dehşet olayları sanki çok normalmiş gibi anlatmam. Üzerimden kamyon geçse bile “ehuehue kamyon kafamı pırtlattı” diye yazmam bazılarını irite etmiş. Bekliyordum bunu (normal ki bunlar peeh) Bu durum benim sert ve vahşi üslubumun her bünyeye hitap etmemesinin sonucu. O kadar sert gelmişim ki gazeteci birkaç zevat “erkek söylemi” diye eleştirdi beni. Nazenin, kırılgan ve ağlak yazıp alışılmış kadın söyleminin hakkını vermeliydim galiba. Bknz: Kadın gibi kadın
Bir gazeteci kadın ise benden fena halde nefret ettiğini hissettiren sorularla çıktı karşıma. Hemen bütün soruları;  aşağılayan, hor gören, tepeden tepeden sorulardı. Bende onun anladığı dilde, sıçarım çanağına türü cevaplar verdim. Ama tabii gazeteye basılacak gibi olmadığı için kendince kırpıp yumuşatarak yayınladı. Mesela yayınlamadığı sorulardan sadece biri: 

    -  Entelektüel bilgi seviyeniz de pek tarif ettiğiniz kızın yetişme tarzına uymayacak derecede zengin! Bunu nasıl sağladınız?
Bu bakış açısı yıkmak istediğim diğer köhne köy adetleri arasında elitist duruşuyla göz kamaştırmakta. Bir insanın entelektüel seviyeye ulaşmak için berjer koltuklarda oturup, pencereden şehrin göz kamaştıran ışıklarını seyretmesi gerekmez. Bilgi şehirlilerce bulunmuş yeni bir icat değil. Binlerce yıldır insanlar bir yolunu bulup öğreniyor. Bknz: mağara hiyeroglifleri. Piri Reis meşhur haritasını Google Earth’e bakarak çizmemiştir di mi? Bildiğim kadarıyla Aşık Veysel’de edebiyat fakültesini bitirmedi. Bilkent mezunu insanlar içinde Türkiye’nin başkentinin İstanbul olduğunu zannedenler var.  Bardağına konan sineğe “gider mısın lütfan gerızakalı şay” diyen üniversiteli gördüm ben (asfdadasdf)  Entelektüelliğin yaşam standardı ile değil merakla ilgisi var. Taşra insanının bir şey bilmediğini düşünmek modası geçmiş bir önyargı. Bu önyargıyı Hacettepe tıp fakültesini kazanan Hakkarili çoban bile değiştiremediyse ben hiç değiştiremem.

Durup dururken tek kitapla entelektüel de olduk iyi mi. Gazetecilerle anlaşamadığıma "laflarımı cımbızla seçmişler!" diye atar yaptığıma göre yakında bar çıkışında "çekmeyin kardeşiem" derken görüntülenebilirim demektir. Oldum ben oldum.

 Olumlu yorumlara gelirsek. İşte en sevdiğim bölüm. Taraf-kitap ekinde çıkan yukarıdaki yazı muhteşemdi. Vay beeh dedim kendi kendime. Niyeyse ani bir refleksle koştum aynaya baktım. Evet bana diyo dedim, aynada onayladım. Twitter'dan zaten fihuu, zamanında blokladığım İstiklal Akarsu bile destek oldu lan. Yerin dibine girmeyi geçtim, mağmaya tosladım. Biliyor musun kötü karakterler var :( 
Ardından Borges'in yazısı. Orhan Uluca'nın yazdıklarımı okuduğunu, kitabımı alacağını hiç düşünmezdim. Bu spor yazarı tayfası sadece spor haberi okur, tenisçi ve spor muhabiri kızlar dışında gözleri bir şey görmez diye düşünüyordum. Sonra bir çok blog yazarı arkadaşımın kitabım hakkında ki görüşleri. Bunları okurken ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi ilettim ama bir de blogumdan teşekkür etmek istedim. İşte bunlar hep karşılıksız, beklentisiz,  rica minnet, para pul gibi rezilliklere başvurmadan iyi niyetle oluşan şeyler. Bu nedenle paha biçilemezler. ANLAYANA!! 

Unuttuklarım varsa affola.


 böyle

Pazartesi, Haziran 04, 2012

Benim bir kitap işi vardı ya ne oldu o?




Çıktı o çıktı. Bugünden itibaren (çarşamba gününden) tüm İnkılap Kitabevi  mağazalarında, D&R, İdefix, Kitap yurdu kısacası tüm Türkiye’de olacak. Aniden, pat diye olmayabilir tabii sinsi gibi usul usul yayılacak.

Sanırım buradan birilerine teşekkür etmek gerekiyor. Kime teşekkür etsem ımm ömmm amm pek tabii ki aylardır her dediğine “hayır” cevabı vererek ömrünü tükettiğim insan, editörüm Ahmet bozkurt'a teşekkür etmem lazım. Şu an öldürmek istediği 3 kişiden biri olduğum halde teşekkürü kendisine bir borç biliyorum. Ömrüm boyunca bana sorulan hal hatır toplamını, büyük bir nezaketle 6 ayda soran yüce gönüllü insan. Kitaplarını normal kağıt kalem kullanarak yazan son seçilmiş. Entelektüellerin dibi! ( Telefonu “Puşkin arıyor” diye çalan, akşam yemeklerinde portakal soslu şekspir yiyip,  hamlet’e iyi geceler dileyerek yatan bir insandan bahsediyorum )  Nezaketin ve anlayışın için teşekkürler. Le poete travaille! (*
Fransızca cümlemden de anlaşıldığı gibi böyle bir insana bu kadar yakın olmak avamlık ayarlarımı ufaktan bozdu.  Artık hayata daha gözlüklü, divitli ve hokkalı bakıyorum. Dün kendime röbdışambır ve pipo aldım. 

Yalnız ben baya baya kaprisli bir insanmışım haa. Tee kilometrelerce mesafeden, Okan, Derya ve Sena'ya (kendileri bizim ekip. havaya geel "bizim ekip" ehehe ) etmediğim müdahale kalmadı. “O ne biçim yazı fontu allasen? Kare ne ya kare ne? üçgen olacak dedim! Odama  taze meyve söylemiştim geldi mi?” Hiç ama hiç memnun edemediler beni. Hatta kitap matbaaya girdiğinde "BASIMI DURDURUN  VAZGEÇTİM!!11 diye mail attım. Bi kaprislilik bi aman ne bu beecilik. Madonna olsaymışım konserlerime 500 denizaltı ile gidermişim allah etmeye.  Neyse ki durumu fark edip daha fazla yüz göz olmadılar. Siz siz olun kitap çıkarmadan önce yayınevi binasının yakınlarında ev tutun. Böyle uzaktan uzağa hakimiyet kuramıyorsun. Olmuyo.

Kitabı ortaya çıkarma safhası eğlenceliydi de şimdi içimi bir huzursuzluk kapladı. Kendimi sıkmaktan boynum tutuldu. Ölecek miyim nedir.  Belki de sadece çişim var. Bilemiyorum. Artık mantıklı düşünemiyorum. Kendimi o kadar yetersiz buluyorum ki sanırım öz eleştirinin kaynağına indim. Hiçlik duygusunu da geçtim hiçliğin hiçliğini keşfettim. Hiçler dışlar çarpılıyorum. Ahmet bey dili döndüğünce beni kendinden hiç memnun olmama ruh halinden kurtarmaya çalıştı, önceleri “diline olan hakimiyetin, cümleleri eğip bükebilme kabiliyetin, mamafih üslup bakımından…” diye övgüler yağdıran adam sonraları telefonlarıma çıkmamaya başladı :’( 
 En son “siminya artık yazdığın şeyleri unut, uzaklaşmaya çalış. başka şeylerle ilgilen ne bileyim pikniğe git, tavuk kanadı falan kemir!!” dedi.  Bende dediğini yaptım ve uzaklaşmak umuduyla kitabı balkondan attım. Sanki biraz uzaklaştım gibi hissettim. Ama yönetici “artık balkonlardan kitapta mı atmaya başladınız gavurun tohumları!!” diye bağırınca koşup geri aldım. Halı çırparken içinden düştü dedim. 

Sululuk bir yana benim için güzel bir deneyim oldu. Şu an değerini anlamıyorum ama ilerde "hey gidi, o olaylar neydi öyle lan" diyeceğimi sanıyorum. İnşallah kazasız belasız geçer gider bu günler. Kitabın adı gördüğün gibi  "Kız Kısmı" oldu. Sanırım benim hayatımın ana fikri bu sınıflamada gizli. Kadın mıdır? kız mıdır? insan mıdır? bir şey geçti önümden, ne olduğunu anlamadım. Öyle işte. Kitapla alakalı olumlu, olumsuz yorumlar için şurayı açtım. Şimdilik açık dursun bakalım, neymiş ne değilmiş. Kafama yatmadı, götüm yemedi trink! Göt demişken. Çok olumsuz yorum yapanın götünden kan alırım! (götten nasıl kan alınır bilen acil bana ulaşsın pls ) 

Diyeceklerim bu kadar

edit: bu hafta dağıtım olacağı için kitapçılarda hemen bulunmayacak ( artı KAPAKTAKİ GICIK GIZI TANIMIYOM )

kitabın satıldığı siteler: D&R  İDEFİX  KİTAPYURDU  HEPSİBURADA

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...