toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Mesele porno meselesi değil, esas mesele tütün meselesi tütün tütün

 




  Şimdi çok gizemli bir tarih var, biz arkadaşlarla ona kısaca 22 ağustos diye sesleniyoruz. Mühim bir tarih. Son zamanların en ürkütücü şehir efsanesi. Dediklerine göre o günden sonra internette hiç bir şey şimdiki gibi olmayacakmış. Sokaklara yığdığımız polislerin aynından sanal ortama da yığılacak, hangi siteye varsan yüzümüze kapanacak, cibilliyetimiz ellenecek, seceremize sıçılacak, sorguya suale çekilecekmişiz.
 Pratiği nasıl olacak daha netleşmiş değil. Cümbür camia heyecanla saatlerin 22'yi gösterdiği o sürprizli anı bekliyoruz. Beklerken de benim yanlış ülkemin o kadarda güzel olmayan insanları çocukluğumuzda çok tarhana çorbası içtiğimizden olacak bu konuyu da tarhana çorbasına çevirip en düşkün olduğumuz noktaya getirip bıraktık. Uçkura. Yatıyoruz porno, kalkıyoruz porno. Gören görmeyen de 50 milyon yetişkin sabah akşam veriyor birbirine küsküye sanacak. Oysa bizde sadece enkırmenler ve siyasetçiler seks yapıyor. Halk olarak öyle şeylerle alakamız yok. Konuyu pornoya getirip kısıtladığımız içinde maalesef seks yapmayan halkın desteği alınamadı. Yürüyen binlerce insan; sübyanlar, sübyancılar, porno düşkünleri ve şahin k. dan ibaret sayıldı. Nasıl oldu lan bu?

Ben porno sevmiyorum. Karşıyım demiyorum sevmiyorum diyorum. Hemen "aha buda paketçi!" şeyi yapma. Sevmeme nedenim "ayy seksen tane zenci el kadar japon kıza neler etti neler, hii kıyamammm yavrucuğuma" anaçlığı yada "kadınların erkek fantezileri için böylesine hunharcasına meta haline getirildiği sisteme şiddetcesine vıdı vıdı..." feministliği değil. Banane lan! Ne hali varsa görsün. Ben acısam anama acırım. Kadıncağız kaç yıldır "karıı sırtıma bi hotla nolur gı" diye dolaşan 15 zenci gücündeki 70'lik bir adamla kıyasıya cebelleşmekte. Üstelik bedeve. Bu sıçan sesli ablalar hiç direniyor mu? Görür görmez yeni gelinin şeye sarılması gibi yapışıp curk curk emmeye girişiyor, bi yandan sırıtıp bi taraftanda heriflerin kokmuş soykalarına övgüler yağdırıyorlar. Sevmiyorum, çünkü izlerken tahrik olmuyorum. Açıklaması bu kadar net. İlk izlediğimde bi kıpırdanmalar, bi gıdıklanmalar oluyordu ama sonra pat diye sıradanlaştı, bir zetina dikiş makinesinin piko yapması kadar mekanik geldi. Ebemin yayık yayışını izlerken daha çok heyecanlanıyordum. Sonunda ayran oluyordu, tereyağ oluyordu hem. (gerçi sekste de bir çeşit ayran üretiliyor ha) Bir insan yayık ayranından tahrik olabilir mi? Olamaz. İşte bende olmuyorum. Yastığıma "mahmut" adını verip sabahlara kadar yatağan içinde devir daim yaptığımızda bile daha fazla zevk alıyorum. Yastık deyip geçme.Bazen ondan beklenmeyecek performanslar sergiliyor. Geçen geceki 45 dakika sürdü mesela. 

Ama napıyorum bunca sevmemezliğime hatta seksi güldürükçülü bişey bulmama rağmen bende "pornoma dokunma" diye ortalarda dolaşıyorum. "Pornolar götürsün sizi, ne anlıyonuz lan o organ cümbüşünden? Kavun yemişte ağzına gözüne sıvamış gibi dolaşan patlak suratlı karılardan? göt kafalar" da diyebilirdim. Hatta hızımı alamayıp "Hayır misyoner neyinize yetmiyo anlamıyorum ki? Sonra ordan izleyip izleyip karılarınıza, sevgililerinize cebelleş oluyorsunuz. Yok sırtıma hotla, ağzıma işe, bacağımın birini boynundan dolandırayım, sen sol kolunu bana ver ben kafamı sağ bacağının arasından geçireyim" gibi enteresan enteresan pozisyonlar istiyorsunuz! Bak benden uyarması bel fıtığı olur, disk kayması yaşar numune hastanesinde sekiz ay tepe üstü yatarsınız da bırak kamasutrayı tuvalete bile çömemezsiniz ha...diyor muyum? demiyorum. Neden demiyorum bi sor..sor bi! Sorsan geberirsin de mi?! iyi sorma zaten ben her halükarda söyleyeceğim. (halükar ne demekmiş bakayım) 

Çünkü sıradışı her zevk, inanç ve düşünce, kalan tüm olağan düşüncelerin garantisidir de ondan. Tek porno değil. Radikal dinler (evet din bile) satanizm, ateizm, militarizm, anarşizm, sanat, dövme, küfür, ıdı, vıdı yani sıradışı ve öyle yaşamayanı rahatsız eden her şey ortalama özgürlüğümüzün var olabilmesi, güvende kalabilmesi için şart. İçinde ol yada olma. Tahammül et veya etme. Özgürlük çıtasını genişleten bütün uç yaşamların varlığını kabullenmek, senin uç olmayan yaşamını devam ettirebilmen için lüzumlu. Eğer bütün bu sıradışılık katmanlarını bir bir yok edersek elimizde kala kala bizim alelade yaşamlarımız kalacak. Bir bakmışın mutfakta menemen yaparken adamın biri "menemen kusmuğu andırdığı için toplum ruh sağlığını kötü etkiliyor, son kalan 56 maddenin biricik fıkrasına göre onu da yasakladık" diye kapına dayanıvermiş. Olmaz deme olur o, ben deyince oluyor. 
Yasaklar elektirik zammı gibidir. Bir başladı mı ulaşmadığı kalem kalmaz. Yasaklanan herhangi bir şeyin faturası dönüp dolaşıp senin cebine de girer. Özgürlük ise zaferdir, özgür kalması için savaştığın herhangi bir şeyin ganimetinden sana da pay düşer. Meseleyi bu nedenle porno savunucuları ve porno karşıtları arasında geçen sürtüşme gibi algılamayıp, eylemleri hiç olmazsa kendi menfaatimiz, kendi çıkarımız, kendi menemen yapma özgürlüğümüz için savunmalıyız. Yoksa sen o 15 yaşındaki çocukların gerçekten pornoya bayıldığını mı düşünüyorsun? 

Salı, Nisan 19, 2011

Dersimiz ahlak, derdimiz ikiyüzlü ahlak

 Son gelen verilerin bana verdiği izlenime dayanarak söylüyorum sanırım ahlaklı biri değilim. Bunu böbürlenerek söylediğim yok. Sisteme baş kaldırı gibi de görülmesin (görülse kaç yazar) Tamamen matematiksel. Ahlaklı olmadığıma göre otomatikman ahlaksız sayılmalıyım. Ama ahlaksızlığım tam olarak yaptığım hangi harekete isabet ediyor kestiremiyorum. Matematiğim o kadar iyi sayılmaz.
 Hiç abartmıyorum hayatımın büyük kısmını ne uykuyla, ne kitap okuyarak ne de şarkı söyleyerek geçirdim. Ömrümün en aslan parçasını; neyin orospuluk, neyin ahlaksızlık, neyin namus, neyin saygı olduğunu ayırt etmeye çalışmakla harcadım. Bir takım ülkelerin, bir takım çocukları, bir takım bilimsel araştırmalar yaparken ben; yaşamımı, vücudumu, düşüncelerimi kimin takdirine bırakmam gerektiğini öğrenmeye çalışıyordum. Maalesef başka yönde gelişmeye vaktim olmadı. Yaptığım tüm araştırmalara rağmen ahlak ve ahlaksızlığın ne olduğu hakkında net bir bilgi edinemedim. Ahlak kurallarını bilenlerin ve uygulayanların bunları hangi kaynakların hangi kıstaslarına bakarak ortaya koyduklarını hiç bir zaman öğrenemedim. Yazılı olmayan kurallar olduğunun farkındayım ve bu kuralların cinsiyete ve güce göre keyfe keder değiştirildiğinin de. Belkide acilen bir ahlak haritasına veya ahlak navigasyon cihazına ihtiyacımız var. Aksi durumda daha bin sittin sene ikiyüzlü ahlakın şarlatanlığını bizden daha iyi yapan çıkmayacak.


Namus Nedir? from Enis on Vimeo.
Konuyla atardamardan bağlantılı videoyu @zafer yolladı. ilginç bir video, izlenmeli.

Nasıl ikiyüzlü bir ahlaka sahip oluruz? bir kaç öneri: 

Sevmek yakışıksız, bakışmak usturupsuz, konuşmak lüzumsuz ah şimdiki nesil pek arsız! Gençler birbirini sevmiş demeyelim de "annesi görmüş beğenmiş" diyelim böylece "sevmek" kelimesinin kuşkulandırıcı varlığından bir süre daha saklanabiliriz. Aşkı leyla ile mecnun destanına, meşki televizyon dizilerinde yengesini düdükleyen adamlara teslim edelim. Aramızda ilişki yokmuş gibi davranalım, yapmıyormuş gibi dolaşalım, kimseye aynı yatağa girdiğimizi söylemeyelim. Biz ekmeğimizin derdindeyiz keza. Kızları evlenecek-eğlenecek diye katmer katmer küme küme sınıflayalım, sınıflayalım ki lazım olunca elimizi attığımızda temiz olanı gelsin. Öte yandan geneleve gidip "milli" (kelimenin ince ayarına dikkat) olmayan adamın erkekliğinden şüphe edelim. Yoksa ibne mi bu? Belkide kaldıramıyor deyip hep beraber gülelim. Penis ucu kesme ve yeme düğünümüzden beri çük üstüne ne eğlenmeler ne gülüşmeler. Yoksa dünya'nın merkezi sikimizin başı mı?

Facebook'a üye olalım, olur olmaz da Allah yazan ağaç kütüğüne şaşıran bir milyon kişiden biri olalım. Ayda bir durumumuzu "yaratılanı severim yaratandan ötürü" diye güncelleyelim. Duvarında batan güneş fotografları altında tasavvuf öğretileri olan internet sayfaları beğenelim, beğenelim ki dost düşman ne kadar maneviyatlı, o denli mütedeyyin, katiyyen zararsız olduğumuzu profilimizden bellesin. Yeter mi? Yetmez. Varalım çocuk fotografları altına bol sevmeli bol uzatmalı  "amcası gurban olsun buna, gııııız nası büyümüşsün aboooo" yazalım. Maskemizi hallettiysek asıl niyetimize dönebiliriz. O gurban olduğumuz çocukları ucuz şekerlerle kandırıp boklu ellerimizi öptürelim. Kötü devlerin masallara ait olmadığını öğretelim onlara, avuç içi kadar bedenlerine üçer beşer yirmialtışar yirmialtışar tecavüz edelim. Öldürüp öldürüp gömelim. Kokuşmuş uçkurumuz kurban istiyor, taze kan istiyor.

Karımızın saçının teli görünse gözle, mimikle, öksüre, tıksıra ayar verelim. Edepsiz edepsiz otursa, gülse, bizi ele güne rezil etse eve gidince haddini bildirelim. Kırıtmasın, sırıtmasın, saçma saçma konuşmasın. Namusumuzu kirletmesin. Anneliğini bilsin. Haddini bilsin. Kendini bilsin. Kadına ait her şeyi kutsayalım, kutsayalım ki üzerinde taşıdığı kutsallığın ağırlığından hareket edemeyecek hale gelsin. Analar kutsaldır diyelim mesela. Cenneti tam ayağının altına yerleştirelim orası pek münasip. Böylece ayağının üstüne basmaktan ölesiye korkacak, bizi bekleyen yetmiş hurili cennetimize sahip çıkacaktır. Onları zayıflıklarıyla korkutalım. Kadınlar çiçektir, aklı kısadır, eli hamurdur, toplasan 250 gramdır dersek özgüven diye bir şeyleri kalmaz. Sonra bir bakmışın izdivaç izdivaç "bana sahip çıkacak erkek istiyorum" diye dolaşmaya başlamışlar. Kelepçeli kadınımız sırtında namus, ayağında cennet, karnında sıpa ile otururken biz sokaklara akalım. Namusu taşıyamamış mini etekli kadını kızın yollarını keselim, gece gece sokaktaysa yollu ki bunlar, mini giyiyorsa da motordurlar, müstehaklar! Bizim olmazlarsa taciz edelim. Alışık bunlar! Rus'a gidelim. Keraneye gidelim. Bize her yer cennet. Sonuçta biz erkeğiz. Bir takım ihtiyaçlarımız var.

Eşimi aldattım diye söze başlayan kadına tüm tirübün "aaaaaaaaaaaa" tepkisi verelim. Hemen sesini yayından alalım alalım ki gençlerin ahlakı, türk örf ve adetleri bozulmasın. Velev ki kocası aynısını söyledi.. düşünelim. Hımmm karısı kendine bakmıyor olmalı! Çocuk doğurunca saldı kendini tabii. Alan almış satan başından savmış durumu. Adam haklı, sonuçta erkek bu. Hemen şu bakımsız kadını stüdyomuza getirip ona ne kadar çirkin, şişman ve pis olduğunu söyleyelim. Böyle yaparsan tabiki kocan başka kadına gider, kocanı elinde tutmasını bileceksin ayol diyerek tribüne bakalım, tribün hep bir ağızdan "yaaaaaaaaaa" desin, alkış kıyamet. Kocası onu bir daha aldatmasın diye şu hımbıl kadını güzelleştirelim. Sık sık çirkin kadın yoktur bakımsız kadın vardır deyip bu şahane özdeyişin haklılığını alkışlarla kutsayalım. İki boya, iki manikür birde pala pırtı giydirip evine salalım. Bu işi de böylece hallettik.

Meme uçları göğüs yamaçlarında boy verince "işi gücü bırakıp bunun ardına düşen piçleri mi savuşturacağız? amanin de namus" diye okuldan alalım. (kişi kendinden bilir işi) Verelim eline yabayı, tırmığı veya en küçük kardeşini çalışsın olmadı ateşi şalvarına düşmeden satarız. Okula gidecekte okuyacak mı sanki? Aha duydun lise tuvaletlerine tapır tapır çocuk düşürüyorlarmış. Üniversiteyi hiç hesap etmiyorum. Daha bunun örgütçüsü, şerefsizi, hapçısı, hırlısı ohooo. Otursun edebiyle başımızı derde sokmasın! Okunacak bir şey varsa onu da biz okuruz. Ara sıra gidelim okul civarında turlayıp kızların etek altı görüntülerini alalım. Ah şu liseli kız üniforması! Kıçımızda ağarmış kıllar, dilimizde liselim şarkısı. Modifiye şahinimizin, lüküs mersedesimizin aynasından kaş göz edelim. Belki bir piliçte bize düşer ha?

 KISA KISA BAŞKA ÖRNEK ALACAKLARIMIZ

 Hocanın söylediklerini yapma yaptıklarını da yapma:Yıllarca yazdıkları kadın fıkıh kitapları, islam şartları, ahlak kuralları arasına sorgusuz kadınları, teslimiyetçi erkekleri yerleştirip presleyen kutsal adnanları, çılgın ahmetleri de örnek alabiliriz. Kalıplaşmış öğretiler bitince kedi canlı hatunlarla sabahlara kadar maşallahlaşabilir, helal olan herşeyin üstüne binebiliriz.
Testili ihtiyar: Çıtır ve genç kadınları köşeden tavlama yöntemiyle kendine partner eyleyen, gazetede köşesi olmasaymış parklarda piknik yapanlara çalı arkasından şeyini sallayan andropozlardan olacağına kesin gözüyle baktığım hınçlı ulunun ahlakını örnek alabiliriz.
Ben verecek 1000 dinar daha sen bana aldıracak duj: Kadınlarını burkayla paketleyen, peçeyle çerçeveleyen zina ettiklerini düşününce taşlayarak öldüren, paralarını ithal eskortlara ve kumarhanelere yatıran petrol prenslerini örnek almakta mümkün ama masraflı gelebilir. (suudi arabistan ahlak güzeli)
Seks seks seks aaa unutmadan kahrolsun israil!: bu son örnek geçen yıl başıma geldi. Yazdığım kinayeli bir yorumdan benim orospu olduğuma kanaat getiren (ki bu hiç şaşırdığım birşey olmamasına rağmen paylaşayım) bir herifin profili. capsli  (sitenin yazı rengi soluktu, ilk capsin üzerinde oynamış değilim )



yukarıda bahsedilen olaylar gerçektir ve birebir gözlenmiş, yaşanmış olaylardan derlenmiştir. gerçek olduğunu en az 50 milyon kişi daha sessizce bilmektedir.


 "Herkes için geçerli bir ahlak gülünç bir fikirdir"

Cuma, Nisan 02, 2010

Filiz, hüseyin'le daha sevişmedi mi?

filiz sevişelim mi? hüseyin kaya,asuman krause, evlendir bizi esra erol evlenip seni izliycem, eyvah acun ılıcalı, ezberci öğrenci, ikea herşeyimiz, iphone, kalmış ev kızı, seks yok, tiky
Facebook'ta Türk'ün dehşetengiz bir bakanın bir daha baktığı gücünü göstermek için açılan kuru kalabalıklı, bol beğenilikli gruplardan birinde göğsünü yırtarcasına haykırmış filiz, birebir şöyle diyesiye; "nerde turk gencleri butun dunyyaya kapak olsun buu turkun gucunuuu" Bir türk genci de bu çılgın çağrıya kayıtsız kalamayıp cevap vermiş: "Filiz, sevişelim mi?"

Filiz'in cevabı bilinmiyor, dumur olup olmadığından emin olunamıyor, epeydir kendisine ulaşılamıyor. Binlerce insan filiz'in ortaya çıkıp bi manisi yoksa hüseyin'e evet evet evet demesinden yana. Ben filiz olsaydım teklifini ikiletmez milli beraberliğimizin hakkını verirdim. Yanlış anlama hüseyin’in türk gücünü kontrol etmek adına ha!  Olur ya Hüseyin yatakta fiyasko çıkardı da bu sayede bir zencinin türk’den daha güçlü olabilme ihtimalini kabul ederdim. Belki kundaktan beridir haykırdığım tekerlemeden bu vesileyle vazgeçerdim. O köprülerin altından çok sular aktığını, artık kim desem bir japon'un, bir alman'ın, bir dubaili'nin  *ezberci, tembel, taklitçi, dolandırıcı, kompleksli, aç,  tavan arasındaki eski mesellerle (bknz hala: türk gibi güçlü) avunup duran bir türk'ten çok daha güçlü olabileceğine hüseyin’le yaşadığım tecrübeden yola çıkarak ulaşabilirdim, belki. (istisna, genelleme gibi materyaller bu kısımda bol bol kullanıldı, her tarafa ekildi, sulandı)

Hani güç ya? Nedir o gizemli güç? Dünya görüyor biz mi görmüyoruz? Biz görüyoruz dünya mı görmüyor? Herkes görüyor da ben mi görmüyorum? Üniversitesiyle, aydınıyla, politikacısıyla bilimi tartışmaktan ziyade politika üretmemizden başla, bir tane dünya çapında ilk 100'e falan sokulan bir bireyimiz (en basit örnek: top modılıs, sepseksi kadın, iyi şarkıcı, yakışıklı erkek, şo, şu) olmamasına değin getir daya. Aşağılık kompleksi yapmıyorum gerçekten somut delillerle gel bana. De ki: "niye şeyi ilk biz yaptık ya hani o şeyi.. aa şey vardı ya lan o bizim şeyimiz neden bilmiyorsun çoh ayıp" de. Yok gücümüz mücümüz silkinin lan! Türk olmayanların Atatürk fotograflarına bakıp "anam bu türkler gerçekten çok fena güçlü gibi görünüyor, korkudan titredim valla" demelerini beklemiyoruz değil mi? Fotograf güce işaretse godzilla ve hulk hangi ülkenin film kahramanlarıysa güçlü ülkeler onlar.

 Bu; filiz sevişelim mi? cümlesi kendi başına, mahalleden arkadaşları olmaksızın filiz'in basma kalıplarda preslenmiş, nesilden nesile özenle saklanıp günümüze ulaşmış paha biçilemez eser “türk gibi güçlü” cümlesini döver. Bu cümle napolyon'un "para, para, para" sı ve meşhur masalın "kral çıplak" cümlesiyle aynı oranda gerçekçi ve özetleyici. Biz adamın vasfına, nüfusuna göre şekilden şekile girip kırkayaklık yaparken. Ustamız daha ölmeden yağını balını satarken. Karşılaştığımız farklı fikirleri  "ay bütün gerizekalılar da beni buluyor" diye özetleyerek alt metinlere kendimizi zeki insan diye yazarken. Kuytularda her naneyi yiyip sokakta alem temiz insan görsün telaşıyla en çok ahlaksızlar diye bağıranlardan olurken. Araya girip " bırak şimdi goygoyu aha da gerçek şu" diye kafamıza vuran tarzda bir cümle bu cümle. Basit ol, kendin ol, dursun şimdi ötekiler senin yaşama amacın nedir onu de hele? diyor adam.

 Kullanmayı pek sevdiğim amerikan özentisi bir cümle vardır "senin sorunun ne biliyor musun adamım" Bizim sorunumuz ne biliyor musun filiz? "asıl söylemek istediklerimiz ağzımızın içinde topaç çevirirken, hep söylememiz beklenen cümleleri söylememiz" Belli ki hüseyin topaç çevirmekten hoşlanmıyor.

Belgelerle konuştum.
*ezberci: filiz yeterli bir örnek
*tembel: işyerinde bihter bolerosu ören, avon satan memure, internete kız tuzağı kuran, okeyde 200 bin puanı deviren memur, kocası gelene kadar kaba etinde pire patlatan ev hanımı, ev kızı denen o nesne, internet üzerinden vatan kurtarma faaliyetlerimiz.
*taklitçi: bütün şarkı klipleri, acun'un yarışmaları, ismail yk ve akabinde özenti gençlik, kıçı beyons gibi dışarı çıkarıp ceyrana kapılmış gibi titretme dansı, ikoncan olası, yoga ve plates yapası gelmek, eurovizyon şarkılarımız, ingiliz aksanlı türkçe konuşmaya çalışırken tikyleşmek
*dolandırıcı: banker bilo filmini izle
*kompleksli: siminya, beda bayan'dan ayrılınca “seni yeneceğim kadın” hırsına kapılıp ucube bir felsefeciye dönüşen nohut doğan, her yapılan türk işine "bu the anforgenibıl çakması, ay resmen host taklidi, inanmayorum basbaya leydi gaga olmaya çalışıyo" diye yorumlar getirip toplumunu hor görmek, anasını bile yanına yakıştıramamak, kendinden başkasına gitar çalmayan kayahan, kendinden başkasına gülmeyen şahan
*en başından sekse aç (bak fotodaki üseyin kaya) karıya aç, erkeğe aç. ne olursan ol yine gel deyip geleni götürecek haldeyiz; tipini boşver ışığı söndürürüz, hastalığını salla atın ölümü arpadan olsun, sadakati sittir nasıl olsa herkes aldatıyormuş geçen yetkililer açıkladı. tüketmeye aç; ikaa, ayfon, pırada, nerede, şurada, mak, gak, guk, hıkk ama hık!

Cuma, Aralık 25, 2009

Huma kuşu yükseklerden seslenme!

Yolunuz memur lojmanlarına düşerse elinde kocasının telsizi ile gezen kadınlar görebilme ihtimaliniz var. Başarılı(!) erkekinin arkasında bulunmakla gurur duyangillerden boy boy kadınlar.

Taşıdıkları alet öyle bir aletki "sadece bi telsiz işte" deyip geçersen sosyolojik bir trajediyide es geçmiş, gitmiş olursun. Oysa işe yarar meselelerden çok lililik liilililik sesi çıkarmakla enerjisini tüketen o siyah hantal alet, bir kuvvet ve güç gösterisi, bir sınıf atlama, bir yüksekten uçma cihazıdır, zaman makinesi de diyebiliriz hatta belki f16, abartmıyorum f16. (abartıyormuyum?)
En kötü ihtimalle mevkili kocasının, mevkili cinsel organının makineleştirilip eline verilmesidir, elde taşınan erkeklik organının verdiği güven gibisi olur mu? hemde erekte!
Naçizane övüneceği tek meziyeti; kurumun düğün salonu konseptli binalarında en şaşalı "börek yiyip gıdık düzelim" kermesleri yapmak ve en iyi platin sarılı röfle saça sahip olmaktan öte gidemeyen kadın, hemcinslerine; üst rütbeli kocasının at kadar telsiziyle gövde gösterisi yaparak meydan okur. Sahip olduğu tek şey telsiz olanlar heryeri olay mahalli olarak görürler. (tanıdığım her bilmem kaç kişiden bilmem kaçı bu lafın orjinal söylenişini status olarak kullanıyor)

Bu sadece durumun telsizleştirilmiş örneği. Daha bunun memur yaşamı dışına çıktıkça metamorfoz geçirmiş bin çeşit versiyonu sıralanabilir.
Şu bizim babayiğit telsiz zaman gelir kiminde ayfon olur, kiminde epıl dizüstü, kiminde ünlü bir sevgiliye dönüşür veya "haklısın"cı arkadaş çevresine. Lüks mekanlara kıç sokabilmek, sehpasının üstünde ikea kataloğu bulundurmak, adı elit kendi elit okulları bitirmek (yozgat bozok üni. okursan hiçsin mesela), afilli adlar taşıyan meslek sahibi olmak, afilli mesleği olan kanki sahibi olmak, "au blé concassé plus ou moins épicé" adındaki fransız çorbasını içmiş olmak (türkçesi tarhana), isveç soslu köfte aşermek, norveç usulü somon arzulamak, makarna soslu italyanca yaşamak, ameleler buraya da geldi argümanını sık sık kullanmak, falanıyla, fistanıyla memur karısının telsizden aldığı gücün birebir aynısını yayar bunlar bünyeye. Sahip olunan bir havalı etikete karşılık bir everest yüksekliğinde bakılır aynalara. iki etiket iki everest, üç etiket üç everest diye gider sonunda tek kendisinin farkedemediği bir diktatör, bir engizisyon, bir kuduz it olur çıkar tepemize, zirveye değil.

Ona göre; yani şu yukardaki zımbırtılardan en az birinin etkisine kapılıp yedi kat göt tabakasına yükselen insan için kendisi akıl almaz oranda zekidir. Onayından geçebilme basiretini gösterenler dışında kalanlar varya o kalanlar? hepsi salak, sığ, karaktersiz, gerizekalı bok böcekleridir!
Türkçeleri ve ağızları bozuk, anlattıkları yalan, muhabbetleri yavan, arkadaşları yalaka, aileleri eğitimsiz hiç oğlu hiçlerdir. Toplum o kadar cahil, o kadar geri kalmıştırki onların hezimetine baktıkça kendini dahada çok sever, kendisine tapar. Geceleri yatmadan önce dişlerini bir kez, egosunu 40 kez macunlar, uyumadan önce dört dörtlük pırlanta gibi beynine sarılır, ulaştığı engin noktaya nazar boncukları iğneler, dökülen salyaları inci taneleridir.

Ah o zavallı köylü güruhunun bütün bildikleri eksik, doğruları yanlış, yedikleri merdiven altı imalatı, giydikleri ucuz mahmutpaşa süprüntüsü, anneleri bakım bilmediği için çirkin birer hımbıl, babaları şarapçı ve alkolik, şarkıları ve hikayeleri ajite, filmleri dibine kadar arabesk, sanatları sanattan yoksun, çocukları müslümcü, hıyarcı, yemekleri lahmacun en iyi ihtimalle bulgur, kızları pencere önünün sakızlı yosmaları.
Sabah olunca sığır sürüleri gibi doluşurlar otobüslere, terleri o'nun köpeğinin sidiğinden beter kokar.
Yaz gelince sahilleri istila ederler, ülkesinde denize giremeyecek mi ayol!
Kahvaltıda bi bacon, bi trüf yemek yerine, tarhana çorbası içerler yağlı yağlı. (fransızca bilmiyorlar nasılsa)
Sadece misyoner pozisyonunda sevişirler, geniş beyaz donlar giyerler sidikli sidikli.
Erkeklerinden iyi hamal yapılır, kadınları güzel cam siler, hepsi bu.
............

Az inse o çıktığı tünekten kendisinin de donunun koktuğunu farkedecek. Arada misyoner gibi sevişmenin güzel olduğunu, tarhana çorbasının adının değişmesinin aslını zerre değiştirmediğini anlayacak, trüfün bok gibi koktuğunu, bacon yerine kayseri pastırması yemekte korkulacak bişey olmadığını, lahmacundan, müslüm'den, arabeskden hatta cam silmekten zevk alabileceğini görecek. Ah bir inse neler görecek, neler görecek..

Salı, Aralık 01, 2009

Kız kabusu "ilk gece" yakında sinemalarda

gerdek-gecesi-kan-gövdeyi-götürdüGerdek gecesi; bir erkek için, ak gerdanlı yavuklusunun kıyılarına ayak basacağı, bayrak dikip "buralar kompile benim" diyeceği bir keşif gezisi iken, kız için; aynı anda antony hopkins, testere ve fredy'nin elinde parça pinçik olmaya sayılı günler kalması demektir.

Bütün çocukluğumuz sıkı sıkı koruduğumuz cinsel dokunulmazlarımızın, örtülü düttürülerimizin başına gelecek kanlı sonun korkusuyla bezeli yüzlerce zifaf hikayesi dinleyerek geçer.
-gelin çektiği acıdan ve kan kaybından bayılmış. -bez temiz çıkmış, damat gelini döve döve öldürmüş -tam şey yapacakken kilitlenmişler, kilidi açmak için hoca götürdük ordan geliyoz. -damat yapamıyomuş.
-gelin kaçmış
Yaşın küçükse büyüklerin bu cümlelerde neden bahsettiğini anlaman imkansız, kendi kendine yorumlar getirirsin.
"neyi yapamıyolarmış ya? gelinden ne kanı gelmiş, niye gelmiş, adet mi görmüş? eee bez temiz diye gelin dövülür mü ne güzel işte temizmiş, hem ne bezi? kim kimi kilitlemiş? kilitleri açmak için çilingir çağırıyoz biz, hoca ne alaka?? noluyo orda anne yaaa!!!

Sonra sonra odalarda fısıldaşan ihtisaslı ablalar sayesinde gerdek gecesi dedikleri çok tehlikeli bir sendromdan haberdar olursun, içine ateş düşer, tüylerin dikenlerin kulaklarını çınlatır ve sende kendinin küçük kıyametini beklemeye başlarsın.
Bir gün o korkunç gerdekçi insanlar gelecek, sana beyaz, simli mimli bir kostüm giydirip davulla zurnayla kandıra kandıra götürecekler. Ailen de onlarla işbirliği yapacak, arkandan acımasızca el sallayıp timsah gözyaşları dökecekler. İçine beyaz, dantelli, tüllü heybetlimi heybetli bir yatak atılmış odaya tıkacaklar, elektirikli sandalyenin yatak süsü verilmişi.
Önüne baklava, kızarmış tavuk, su böreği gibi göz boyayıcı yemekler atacaklar "ye bunları bu gece nihtiyacın olacak hohohohohoho" diye gaddar gaddar gülecekler. Tabii kuru ekmek ve su verseler çakarız köfteyi, iyi niyetli olduklarını düşünmemizi istiyorlar. Oda; o güne kadar gördüğün en soğuk, en sahtekar, en tırsınççç odadır türlü türlü kumpaslara gebedir. Az sonra sana acı çektireceklerini, seni kanatacaklarını, temiz olup olmadığını sınayacaklarını, bezin temizse sen kirli, sen temizsen bezin kirli önermesini üzerinde önereceklerini biliyorsundur. O kara geceye kadar anlatılanlar, fısır fısır kulağına gelenler bu işlerin hep böyle olduğuna işaret etmişti. Başka türlüsünü anlattılar da biz mi duymadık!

Düğün ertesi fiskos toplaşmaları hep bu gecenin nasıl geçtiğinin öğrenilmeye çalışılması, tahminler yürütülmesi, oturuşmuş kodaman ablaların gerdek sırrına sadık kalarak minik ipuçları attırmasıyla geçmiştir. İçine dedektif kaçmış ekemiş teyzeler gelinin geçmiş ilişkilerinden gerdek performansını tahmin edip, "aha şuraya yazıyom yarın baba evine bırakırlar" kalıp cümlesini yine kullanır. Yerlere kucak kucağa oturmuş yüzü alın alı morun moru olmuş ergen kızlar "ben evlenmiycem, evlenirsem de asla şey yapmıycam" gibi iddialarla ortamı renklendirir. Gerdekle, zifafla, bezle, belekle işi olmayan tabu yıkıcı hoppa necla parmağıyla bakireliğini bozan ünlü mankeni çok takdir ettiğinden girer, kızların aşırı salak olduğundan çıkar.
Herkesin gerdekle ilgili az buçuk bir fikri vardır, ortak fikir gerdek gecesinin ızdıraplı, gergin, sinir bozucu, kah kanlı kah kansız bir meydan muharebesi olduğudur. Bir kız için hiç bir çekiciliği olmayan, öd sıvısının ihtiyaç fazlası üretildiği, namus baskısının beyazlar giydirilmiş halidir. Belki büyükleri kandırma, gönüllerini hoş tutma formaliteside diyebiliriz.

yazıyı okurken my dying bride dinlenmesi gerdekçiler tarafından önerilmiyor, ama ben öneriyorum onları sallayın.

Salı, Mart 10, 2009

Rica ederim o senin bakireliğin



"Niye hiç aşklarından meşklerinden bahsetmiyorsun? hadi hadi yeme beni yazılarından anladım ki sen bakire olamazsın"
Şu blogta bi sürü ilginç yoruma rastladım;
-bir kere ne malum senin erkek olmadığın? belkide mönötörün öte yanında bıyıklı bi adam oturuyor ha?
-hıh şimdi sen ankara'da mı yaşıyosun? düpedüz mezradan yazıyon kırro!
diyenler olmuştu da "yazılarından baktım sen bakire değilsin" yazan ilk kez oldu.
Bizim tabelacı pikasso ali'ye bloğun yan tarafına "siminya pala remzi değildir, o babasıdır" yazan bir tabela yaptırtmayı düşünüyordum.
Bari birde şebnem şöferrr'in "bakiredir" belgesinden çıkarttırayım. Sahtede olsa şık durur ambians olur. Vay be anonymous, şu meraklı yorumun aklıma neler getirdi bir bilsen, helal aslanım.

Olmaz olasıca zar nerdende konmuş oraya, başımıza bela namına ne geldiyse yarısı onun yüzünden. Tecavüze uğradığım zaman bile (nasıl görüyorlarsa artık) pek kıymetli zarımı kontrol etmişlerdi. Baktılar ki zar orada gelin gibi süzülüyor geldikleri gibi dağıldı namıssızlar. Nasılda hoşuma gitmişti benimle ilgilenmeleri, oysa önemsedikleri o sıracalı zarmış.
Acaba gerçekten kızlık zarım yırtılmış olsaydı neler olurdu? Belki Haydar Dümen'le tanışırdım, gözlerim mavi olurdu, ayağım daha az büyürdü, acaba blog yazabilir miydim? bakire olmayanlar blog yazabiliyor mu? belki konuları böyle dağıtmazdım, kimbilir.

İlk, kızlık zarı efsanesini duyuşum bu olay. Sonra kızların oynadıkları her oyunu sert bulan; salıncağa, bisiklete, ata binen, ağaçtan atlayan her kıza " kızımm öyle sert oyunlar oynama, o oyunlar kızlara göre değil, eve gel hemen" diye bağıran anneler sayesinde kızların en değerli hazinesinin o içindeki faunus olduğunu anladım. Zaten o salıncaktan bacakların ayrık şekilde düşmeye gör allahhh sağdan soldan bir sürü anne, teyze, hemşire, doğum ebesi peydah olur hindi gibi "gulu gulu gulu gulu gulu" sesleri çıkarır, kızcağızı evirirler çevirirler kucaklarına alıp koşa koşa giderler. Halbuki erkek çocukları öyle mi? Her dakka düşerler, kafaları kanar, dizleri yaralanır, boğulurlar, geberirler de bir allahın kulu gelipte "oğlum evladım bu oyunlar sana göre değil" demez.

Annem, daha biz bebekken ablalarıma ve bana bir metre beyaz kumaştan, kenarları oyalı "bakirelik bezi" dedikleri bir örtü yapmış. Sandığı karıştırırken onu fiskos örtüsü sanıp "ortasına gül falan yapsaydın daha güzel olurmuş" dedim. Ablam gülerek "ortasının gülünü sen yapacaksın" dedi. Annem yada ablam böyle konuları bizimle ömür billah konuşmadıkları için diğer tüm bildiklerim gibi bu örtünün sırrınıda ondan, bundan, yoldan geçenlerden öğrendim. Bu örtü, gerdek gecesinde kızın bakire olduğunu kapıda bekleşenlere ispatlamak için kullanılırmış. Günümüzün şebnem şöferr bakirelik belgesi yani.
Unutmadan, kızlık zarı diktirecekler için hertürlü kızlık zarı dikimi, kesimi yapılır


.........................
tutsak yorumlarda uyardı, kızlık zarının tıp dilindeki adı Hyman' miş yani "gölgelerin gücü adına güç bende artık" diyen Heman, enteresan :) Sonra bir mail aldım, bir arkadaşım bakireliğe ve çizgi film Heman'e atıfta bulunarak şarkı sözü yazıp yollamış. Çıkacak albümüme koyacağım.

Yazılarından anladım sen badiresin‏
küçükken he-man e değil
she-ra ya tapardım
kadınların gücüne
ta o zaman hayrandım
o günden bugüne
cok badire atlattım
senin gibi badireyi
arasam da bulamazdım

Pazar, Şubat 15, 2009

Mutsuz kadın yoktur az dayak vardır


   Annem ve yengelerim geceden evrile çevrile dövülüp  sabah olanları, neden dayak yediklerini muhakkak birbirlerine anlatıyorlardı.
 Dayak yemek istenilen bir şey değildi emme, yapacak bir şeyde yoktu. Çünkü bir torba çel çocukla baba evine gitmek görülmüş duyulmuş şey değil. Eskiden okumak olaydı şimdi hanım hatun olduydular. Vereceklerdi kocaya bir tomar maaş bak bakalım o zaman kaldırıyo muydu elini. Hem kadınında kabahati vardı yok muydu? Koca dediğin zaten dürzü,ona sebep mi lazım?
Pilavı susuz pişirdin diye de döver,  sulu pişirdin diye de. Bulgurdan pilav pişirsen neden pirinç yapmadın diye parlar, pirinçten yapsan neden bulgur yapmadın diye.  Hadi bir ters cevap ver. Hadi bir manalı manalı bak. Valla Allah yarattı demez şakağana indirirler sumsayı.

Yıllardır kahramanlarına bizzat eşlik ettiğim, yer yer başrolü kaptığım hikayeler bunlar. Belki bunca sene bunları yaşadıktan sonra erkeğin efendiliğine, kadının suskunluğuna, çocukların ürkekliğine alışmış olmam beklenebilir. Ama yok her tekrarında yeni yaşıyor muşum gibi geliyor. Tarihin en eski hikayesi olduğu halde her anlatılışında aynı soğuk etkiyi yaymaya devam eden ölüm gibi.

Kızıyorum. Dayağın üstün tarafın konuşma stili olmasına kızıyorum. Havada uçan kazlara bile türkü yazabilen, evcil hayvanlarını çıkarttıkları seslerle ikna edebilen adamların sıra eşleri ve çocuklarına gelince beş parmaktan, inen tepikten başka iletişim şeklini becerememesine öfkeleniyorum. Tam öfkenin hapishanede olan kadınları çok iyi anlama seviyesine kadar yükseliyorum ki hoop kadın kahkahaları beni yükseldiğim yerden indiriyor. Amcamın ortanca eşi eline bir tencere arkası almış, yardırıyor:
-Dane dane benleri var yüzünde yüzünde, can alıcı bahışları gözünde gözünde gözünde.
Az önce ağlaşan mağdur kadınlar gemici düğümü gibi düğümlenmiş varislerinin ancak çiftetelli oynadıkça açılacağını söyleyen doktorun dediğini yapıyor, sallıyorlar göbeciklerini, kırıyorlar gerdanlarını. “keşke olaydıda döveydi” demeye bayılan halamda katılıyor aralarına.

 Bir vakitler, bu dengesiz yaşantının sadece benim çevremde olduğunu sanırdım, ta ki; sabah-öğle-akşam her yayın saatini kuşatmış kadın proğramlarını görene kadar.
Bu proğramların nevalesi insanları şimdi daha iyi hissediyorum; umutsuz ev kadını seyircileri, yüzü kağıt maskeli elemanları, halay ekibini, basma etekli, 6 bebekli, yüzü kezzaplı kadını, "haydi" dendiğinde sahneye fırlayan türkücü Nebahat Çiftetelli'yi, bas bas bağıran, hem gülen, hem ağlayan dengesiz kadın sunucuyu. Hepsini hepsini yakından tanıyorum.

Bütün bu tarifsiz alametlerin nedeni, ya dayak mutluluk hormonu salgılatıyor, çünkü dayak yemeden geçirdikleri 3-5 saat onlar için bir kazanç. İmkansızlıklar nasıl yeni keşiflere kapı açıyorsa, dayak yiyen kadınlar küçük şeylerden mutlu, komik, umut dolu insanlar oluyorlar.
Yada bu ülkede ki insanların 3 te 2 si manik. Şiddetle büyüdükleri evden şiddet olan başka eve gidiyorlar. Dayak atmayan, dayak yemeyen, dayak görmeyen yok. Kanıksıyor, benimsiyor, aksini düşünemez hale geliyorlar. Bilmiyorlar ki bu arada ruhları hastalanmış. Neyse boşver hadi gidelim Esra Ceyhan'la şıngır mıngır'a


Banada çok neşeli olduğum söyleniyor, hayatımı kakarayla, makarayla geçirdiğim düşünülüyor. Çünkü ben burada keyfim gıcırcılık oynamaya çalışıyorum, mağduriyet hikayesi yazmak ve okumak kimse için yeni birşey değil, benim mağduriyetimin seninkinden bir farkı yok. Zaten kendimi şu yukarda ki anlattıklarımın dışında tutmuyorum.
Bu hastalıklı toplumu bir insan olarak düşünürsek ben onun işaret parmaklarıyım. Klavyeye basan, işaret eden parmakları. Bu kadar enerji doluysam, gülümsüyorsam, güldürüyorsam bu benim allahın hastası, şizofreni, bölünmüş kişiliği olmadığımı göstermez. Belkide tam bunlara işaret eder.

Perşembe, Ocak 22, 2009

Ahlaksızım ama namus bende !




Namus diye kıymetli bir kelime var dilimizde. Cinayet işleyen de ona sığınır, dayak atan da, baskı kuran da.
Önceden namus dediklerin de derdim ki: "bu iyi bişey galiba ? ileride anlamını daha iyi öğrenirim bi dursun şurda" Kaç yıl oldu hala o koyduğum yerde anlaşılmayı bekliyor.
Tam "anladım bu helal para ile ilgili bişey" diyorum "iki sevgili namus cinayetine kurban gitti" bülteniyle aklım karışıyor. Ha galiba aşkla, meşkle, sevişmekle ilgili bişey olsa gerek derken mikrofon uzatılan travesti fahişe "namusumla işimi yapıyorum" diye cevap veriyor.
Senin de aklını karıştırdım biliyorum. Dur daha ileri gidip aklını sebze çorbası yapayım.

Şimdi şöleki...
Ablamların sokağın başında ki evde bir anne iki kızını satıyor, iftiraya kurban edildikleri de yok açık seçik bir alışveriş bu, tüm mahalleli biliyor. Kızları tanıyor, karşılaşınca selam veriyorum ama fazla muhabbet edemedim ya onlar bizden kaçıyor yada biz onlardan, "gerçekleri konuşmayalım lütfen" oyununu oynuyoruz.
Gece yarısı evin yanına park eden kamyonlara, özel araçlara neredeyse saygı duyuluyor, ablaların müşterileri paniklemesin usul olun, ses yapmayın.
Anneleri ise bi dünya deyimi ağzına aksesuar yapmış, mütemadiyen söylüyor
Neydek adam geberdi gitti, aç susuz kaldık, ekmek aslanın ağzında, allah açlıkla imtihan etmesin, davulun sesi uzaktan hoş gelir
Engin deyimler ve atasözleri bilgisi ile maçı alıyor. Bize de 2 naçizane gol düşüyor “her koyun kendi bacağından asılır” "bize dokunmayan yılan bin yaşasın"

Nigar abla uzak akrabamızın kızı; 37 yaşında, bekar. Bizimkiler ona Nigar değilde “kalık orospu” demeyi uygun bulmuşlar. Babası başını örtmesi için baskı yapıyordu oda isyan ede ede örttü. Bir gün özel bir şirkette iş buldu paranın ucunu babaya koklattı, adamın gözler kaydı, dili dışına sarktı. "Gir girmesine ama bari işe kadar örtünü ört" cümlesini söylerken aklı başında değildi.
Nigar abla zorla başına dolanan örtüyü Samsun köprüsü altında parçalar gibi çıkarıp çantasına teperek işe başladı. Bir süre sonra hem patronun metresliğine hemde bir kaç üst mertebeye terfi etti, giyim kuşamı, oturuşu kalkışı değişti. En son “her dakka ci sitringin görünsün” aşamasına vardı. Bizzat kendi gözceğizlerimle gördüm birini; yeşildi, böyle kenarları incik, boncuklu sonra ortas... ne diyom ben yaa puu.
Bu cistring ablanın o kadar parası oldu ki nasıl diyeyim bir öküz kadarını babaya verdi, bu şekilde “namus mekanizması”nın çalışma prensibini bozdu. Parayı gören baskıcı baba oldu iskele babası.
Sonra ayrı eve çıktı, bir kaç yıl içinde etek dolusu adamla aşneledi, fişneledi. Şimdi Ankara’nın en çok adamla yatmış, özgür kadınlarından biri oskarını aldı.

Babam; Gece gündüz karı kız kovalıyor, dul kadını ihtiyaç sahibi (anlarsınya) açık saçık giyineni yollu ilan ediyor, her dişi hakkında illaki ama illaki bir hüküm veriyor ama ona kimse namussuz demedi yada kızı olduğum için ben gelince susuyor dümbelekler.
Sayısını bildiğim 10 tane cici annem var, bilmediklerim müstesna. Kendisini arkadaşımın dul annesiyle banyo yaparken bile yakaladım. Düşün şu masum, saf, dünyadan bi haber mini minnacık yavrucuğun psikolojisini, yazık dimi bana dimi ?
Bizim pos bıyık, gününe Züğürt Ağa'da kulağını çırpıp duran ihtiyar gibi "karı isterim " diyerek başlıyor, eski manitalarının adlarını, fiziksel özelliklerini sayarak genç iken nasıl çapkın bir kurt olduğunu kanıtlamaya uğraşıyor ve elleri bomboş gününü bitiriyor. Adam; kadın tutkusunu bize öyle normalleştir di ki şimdi 5 kadınla grup seks yaparken yakalasak şaşırmayız. Hatta bu haliyle eğleniyorum, rezillik hırtlağa çıktı.
yeri gelmişken şuna bir bak " hatun çetele"


Yani demek istediğim oki...
Bazı adamlar; yaşadıkları bölgeyi abluka altına almış gelenin gidenin namusunu merak ediyorlar ama aynı adamlar sokağın başındaki mahallenin iki kızıyla para karşılığı yatanlara kış demiyorlar. Ve o evde ki anne, yaptığı işte herhangi bir anormallik görmüyor, kızlarını sattığını ya kabullenmiyor yada normal buluyor (evet evet normal buluyor)
Bir yaşlı adam ağzından bal damlıyor, tüm esnafın saygı duyduğu bir dede, her karşılaştığımızda öyle yürümeyin, bunları giymeyin, günahtır, ayıptır diye bizi nasihtten şişiriyor ama hemen yanındaki kızının övündüğü huyu, Ankara'nın kaşarı olmaklık.
Babam beni memesi var diye okuldan alıyor, sevmeyi sevilmeyi namusssuzluk olarak algılıyor, beyaz pantolon giyince dayak atıyor ama kendisi kainatın damızlığı.

Sanırım kafamın karışıklığını anlatabildim diye düşünür, Japon kağıt katlama sanatçısı Hu Hi Yan.

Pazar, Kasım 02, 2008

Yasal olsa kime tecavüz ederdin ?

Bir ara Google'a içinde "tecavüz" geçen cümleler yazıp dolaşıyordum (sapığım, hep yaparım) bu sırada ilginç bir forum konusuna rastladım.Soru şu " Şayet yasal olsaydı hangi 3 kadına tecavüz etmek isterdiniz" Yüzlerce yanıt var, o sırada hangi dizi gündemdeyse o dizinin yıldızları göze kestirilmiş.Kadın İsterse'nin Vildan Atasever'inden başlanmış, Kavak Yelleri'ndeki Mine'ye kadar gelinmiş.
-Akhh o mine varya o mine bir elime geçse ah bi geçse ! Elini kolunu bağlarım, kulağını, burnunu koparırım, şunu yaparım, bunu yaparım.
İç çekerek ballandıra ballandıra anlatılan sahneler, birilerine tecavüz etmek için yanıp tutuşan,yüzlerce adam, belki kadın.Başka hangi eylem bir tarafa ağır travmalar yaşatırken öteki tarafın fantezilerini süsler ?
Konuyu açmışken "kadınlar tecavüzü ister"düşüncesine de "hadi ordan sittiroen" demek isterim.
Hadi kılıfın bu olsun diyelim e peki kadınlar tecavüz isterde sabi sübyanda mı ister ?

Evimizin bahcesinde 20-30 adet elma ağacı vardı.Entel kezban ben, elimde kitabım bir ağacın tepesine tüner çekirdeğine, kurtuna varıncaya kadar elma yer, çöpünüde red kit gibi ağzımın kenarından sarkıtırdım. Ağaç tepelerinde o kadar çok vakit geçirirdimki beni arayanlar önce ağaçlara bakardı.
Duvarlarla çevrili yan bahcede de amcamın elma bahcesi vardı.Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür ya, sanki onların elmaları bizim elmalardan daha büyük daha kırmızıydı, talan etmek için can atardım.
Bir gün bahcede dolaşırken yine amcamın elmalara takıldı gözüm, amcamda asabi adam kesin meyveleri tek tek saymıştır, çalındığını anlasa direk bana gelir,elma merakım malum.Korkup vazgeçmek üzereyken birisi "şşşişşt" dedi.
Baktım amcamın en büyük oğlu yaşı 25 civarında ben 10-11. O her zaman bana iyi davranır gördüğü her yerde haşlık verirdi "Hadi bu tarafa atla sana elma koparayım babam evde yok"dedi. Bir zıplamayla bahceye atladım elimden tuttu, uzanıp bir iki elma kopardı "bahcenin içindeki odunluğa gidelim orada daha bir sepet var" dedi.
Odunluğa girer girmez arkamızdan kapıyı kapatıp, kilitledi.Nedenini sormama fırsat vermeden bir hamleyle beni kucağına aldı tavana kadar odun yığılmış yere yasladı ve kendine doğru bastırıp, sıkmaya başladı.Ben hala boğaz derdindeyim " ya hani elma ? bana elma verecektin bananee" diye mızmızlanıyorum.Bana ne yapmaya çalıştığını ve hissettiğim sertliğin ne olduğunu tahmin etmem imkansız.Yüzünde ve nefes alıp verişindeki korkunç değişimleri bugün olmuş gibi hatırlıyorum.O nazik, güleryüzlü ve güvendiğim insan gitmiş yerine boğazımı ve omuzlarımı ısıran, üzeri kıymık dolu odunlara tüm gücüyle bastırıp sırtımı çizik çizik çizen, ağlamaya başlayıncada ağzımı kapatıp, azarlayan bir pislik vardı.
Birşeyde göremiyordum ama artık biliyordumki çok kötü bir şeyler oluyordu, ondan kurtulamıyor, nefes alamıyordum.Öleceğimi hissetmeye başladım.Birden odunluğun kapısı zorlanmaya başladı sesi duyunca nasıl olduysa bir çığlık attım geberesice domuz beni yere fırlattı ve odunluğun içindeki başka bir odaya girip penceresinden kaçtı.
Ağlaya ağlaya yerden kalktım, kapıyı açtım.Karşımda amcam, elinde dirgen adı verilen 5 dişli bir tarım aleti, tir tir titriyordu. "nerde o itin dölü" diyerek odunluğun heryerinde rastgele koştu.
Dışarıya çıkıp içeriye giriyor, öfkesini bahcedeki tavuklara dirgen sallayarak çıkarıyordu.Sonra ne kadar korkmuş olduğuma aldırmadan kollarımdan tutup sarsarak "bişey yaptı mı sana ? söyle kızım yaptı mı" diye bağırdı.
Beni eve götürdü, annem zılgıtı kopardı, çok bilmiş büyükler başıma üşüştü hep sövüp hemde üzerimde derin incelemeler yaptılar, emeline ulaşamadığını söylediler,Oh çektiler.
O gün bunların ne olduğunu bir çocuğun masum duygularıyla anlayamadım.Kötü birşeydi ama neydi ? Beni öldürmek istemişti di mi ? Ben onu severdim ki ! Yoksa hastamıydı ?

Yıllar yıllar sonra ancak bu sorularımın cevabını buldum.Bu olaydan 3-4 ay sonra yine evine dönmüş ve hiç bişey olmamış gibi yaşamıştı.Kimsede en azından benim önümde ona hesap sormadı.Hiç kimse bana bir açıklama yapmadı, sadece "bekareti duruyor mu hah duruyor" dediler yallaahh.Oysa ben o günü hatırladıkça aynen hissediyor, insanları kocaman bir delik gibi gören, mayası bozuk, ahlaksız bu adamların aletini kesip, intikam ağacına bağlamayı hayal ediyorum.


Salı, Ağustos 26, 2008

Görücüler ve göremeyiciler

Kız kısmı 12 yaşını geçtiği yıl kadına dönüşür.Önce minimini memeler pırtlar kolları çapraz yapıp sakladığımız.Sonra regl başlar peçeteyle sile sile bitirebileceğimizi sandığımız.Ardından mürüvvet ve murad avcısı oğlan anneleri peydah olur her köşe başından, fellik fellik 12 yaşını geçen kız ararlar.Görücü evliliğinin hala popüler olduğu yıllardayız, malum televizyon proğramlarıda görücülüğe soyundu bit pazarına nur yağıyor koşun.

Görücü evliliğin 4 aşaması vardır.İlk aşamada bir gözcü kadın keşif turuna çıkar, bu bazen oğlanın annesi olur bazende yakın bir teyze.Kimse onların amacını çakmaz (!) gizli gizli ön çalışma yaparlar.Kapımızın zili çalar, zırrrrr yok zır diye ötmüyor, dın dın.

-merhaba yavrum 3 kızı olan bıyıklının evi burası mı ?
-hı hı
-sen büyük kız mısın ?
-yok en küçük
-büyük bekar mı ?
-ııh evlide ayrılmalarını istiyoruz
-ortanca evli mi ?
-değil şu anda 462. sevgilisiyle birlikte.
-o halde evin iyi aile kızı sensin
-ya ya öyleymişim de ben hiç memnun değilim bu tanımlamadan.Oysa ben istiyorumki vücudumun her yerine piirsing yaptırayım, dövme yaptırayım, banki jamping yapayım, dağa tırmanırken düşeyim, içimden mazoşistler geçiyor.
-ne geçiyor anlamadım
-mazottan türemiş bir kelime petrol kıvamında
-???!!????
-yani acı çekmeyi seviyorum, sapıkça bişi.
-ben ufaktan gideyim, zaten üst kata Semralara gelmiştim hadi annene selam söyle.
-baayy.
İlk aşamada uyanık olmalı dedektör teyzeler, beni benden sorarsa böyle yamulturum.Bazı teyzeler ilk aşamayı biz uyurken geçmiş olurlar direk ikinci aşamadan başlarlar yani haberli olarak karşılıklı tanış, görüşe gelirler.

Oğlu galeri sahibi olan bir teyze bize geleceğini söyledi Yasemin'in annesi çılgına döndü. "benim kızım sarışın, fıstık fıstık " diye mahallenin girişine pankart açacak kadar belli etti kıskançlığını.O gün geldi, kapımızın zili çaldı ( üst bölümdeki zil sesi tekrar)

-hoşgeldin teyze buyur buyur.Anneee misafirimiz geldi !!
Giydiği yeleğin orta düğmesi göbeğinin kocamanlığından kopmuş teyze:
-dur seni bir öpeyim yavrum şapalapurt, şıpılıpırt ( yalamayın insanı be yalamayın ) Ay sen güzelmişsinya ? bana neden öyle dediler
-ne dediler ? (vay yellozlar "çirkin o bakma" deyip reytingimi düşürmek istediniz demiii ? )
Annem sordu:
-oğlunuzun adı neydi ?
-bozbeyli
Ben:
-ohaa yani oh oh ne iyi ne iyi yanlız bir insan hem galeri sahibi olacak hemde adı bozbeyli olacak ! niyeyse tezat geldi bana "emre" olsa "cem" olsa mesela dimi ?
-Yoo kim dedi galerisi var diye ? oğlum tofaş servisine girdi geçen ay, tamirci ama patronları çok beyeniyor.
Oğlanın karizması ismini duymamla bitmişti zaten.Tamam iş iştir ekmek parası, aslan ağzı, aslan yattığı yerden bellidir biliyoruz ama o adla biriyle evlenilir mi ya ? kocanın adı ne ? "bozbeyli babahindioğlu" Yasemin'in annesi mahallenin girişine pankart yapar bizi animallah.

Kadını tatlı dille evden yolcu ettik ama kadın bir kere yanağımın tadını aldı 3. aşama olan "oğlunuda alıp kıza bakmaya gelme" kısmını atladı, kurallara uymadı.Son aşamaya geldi yani "kızı isteme" kısmına, daha ortada Bozbeyli'miz yok.Eve ani bir baskın düzenlediler ailenin diğer fertlerinide kendilerine ait kamyonete doldurup getirmiş, herbiri kapıdan zor sığıyor, heryerlerinden asalet fışkırıyor (!)
-gitmemmm gitmem gelinimi almadan şurdan şuraya gitmem
babam:
-yav kadın oğlunu gören yok, kız istemiyor, kimi kimden alıyorsun sen ?
-gitmemmm gitmem kendimi aha şu kapıya asarım gene gitmem, o benim gelinim
abim:
-teyze kapıda asabileceğin bir çıkıntı yok arka bahcede kasap çengeli olacak oraya buyur.
misafir ailenin kalabalıkları:
-seğğyn anamızla nası gonuşuyon laynn ! verin gızı gidek ne naz ediyoğuzzzz....

O gecenin devamını kısaca yazayım.Kavga gürültü komşular araya girdi, ayırdılar.Az kalsın abimi bıçaklayacaklardı resmen evi basıp beni kaçırmaya gelmişlerdi.Kendimi çok kıymetli hissetmiştim.Sanki ben Truva'lı Helen'dim ve Paris az sonra kapıdan girecekti.Allahım ben ne vazgeçilmez birşeydim, neydim ben.O günden sonra reytingimde arttı.Yasemin'in annesi günlerce evden çıkamadı, eh çıkmasın tabii hiç onun kızını kaçırmaya gelenler oldu mu?? yaniii işte budur.

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

Nazardır nazar

İnsanların beni Türkan Şoray diye çağırdığı yaşlarım.O yaştaki esmer her İç anadolu kızı çoğunlukla Türkan Şoray'a benzetilir ya işte o mesele.Annemle çayır çimen geze geze bir ırmak kenarına park etmiştik ki yemyeşil gözleri olan bir kadın tepeden tırnağa süze süze yanıma yaklaştı.

-Kimin gızısın ?
-Naha şu yanımdaki kadının
-Kimlerdensin ? -Ebegömecigillerden.
(annem susuyor, seyirci kontenjanında)


Bu; yaşın kaç, kilon kaç, boyun kaç faslından sonra kadın,kafa ajandasına aldığı notlarla yanımızdan gitti.Bizde eve döndük.

Akşama doğru aniden rahatsızlandım.Göğüs kafesime sanki barikat kurulmuş ve derin nefes alamaz olmuştum.Önce; bugün aldığım oksijeni kaldırmadığımı düşündüm, ama gittikçe boğulmaya ve nefesimi barikattan aşıramamaya başladım, fenalaşıp acile kaldırıldım.Oksijen bağlandı. Doktor astım,zatürre gibi hastalıkların araştırmasını yapsa da o anda bir bulgu elde edemedi. Biraz düzelince bir kaç ilaçla eve geldik. O ana kadar sadece dizlerini döven annemin jeton hemen düşmedi ama akşam başımda otururken birden Arşimet'in "euraka euraka" nidası gibi çığlığı bastı.Bulmuştu; öğlen vakti dere kenarında ki yeşil gözlü fettan kadının nazarı değmiş, küt diye devirmişti aslan gibi kızı.

Ertesi gün büyük bir mahalle ayini başladı.Amcamın iki karısından biri "Üzerlik" denen ve büyülü güçleri olduğuna inanılan çok kıymetli otu başımda yakıyor,kızılderili gibi etrafımda dolaşıyordu. Öteki muska kolleksiyonunu deli kızın çeyizi gibi yakama,paçama,duvarlara ilştiriyor, pu pu pu puuuu diye tükürüp yerini sağlamlaştırıyordu.Ablam çokk uzaklarda adına"dede ocağı" denen bir yerde yaşayan zatı görmeye ve yıldıznameme baktırmaya gitmişti.Döndüğünde kurtulacaktım bu musubetten(!)

Ben ise olanı biteni gözlerimde ki sönmüş ışıkla izliyor ve aylarca sürecek korkunç bir hastalığı çekmeye hazırlanıyordum.Gün geçtikçe nefes alıp verişim başka odalardan duyulmaya başlamıştı.Şimdi bu yazıyı okuyan varsa derin bir nefes alıp versin işte o nefes en değerli hazineymiş.Ben onu kaybetmiştim ve milim milim aldığım ufak nefeslerle yaşıyordum.Annem sürekli ağlıyor, öleceğimi düşünüp kendini nereye sığdıracağını bilemiyordu.Babam; erkekliğin kitabında panik yok felsefesi gereği halime fazla aldırmıyor "bişeycik olmaz ben neler atlattım askerdeykene bir gün.... diye güya annemi teselli edecek kötü anılarını anlatıyordu.

10 günün sonunda abim geldi. Herkesten daha mantıklı abim (kötünün iyisi) beni çökmüş ve çaputa benzemiş halde görünce gözleri doldu.Üzerimdeki otları, samanları, muskaları temizleyip kucağına aldı "Eğer fiziki bir hastalığı bulunamamışsa o halde hemen onu psikiyatr'a götürmeliyiz" dedi.Başımda yas tutanlar,ağlaşanlar arkamızdan bakıp konuşuyordu:
"psi ney psi ney ? nereye götürüyormuş ? psi bişeye götürüyormuş.

Doktorum o güne kadar gördüğüm en güzel doktordu.Pamuklardan güzel yüzü ile bana bir kere bakması ile ilk nefesimi almıştım.Kısa sürede teşhisi koydu ağır depresyon....
Nedenleri;başarılı bir öğrenciyken okuldan alınmam, bu kızgınlıkla yıllardır babamla aynı sofraya bile oturmamam nihayetinde toplumdan kendimi dışlamam diye gidiyordu.  Esas neden aşktı..bilemediler tabii
..............................

Ayağını yere daha sağlam basmak için en az bir kere dibe vurmalısın.Benim dibim bu hastalıktı.Bana çok şeyin değerini üstüne basa basa, çize çize öğretti.7 ay süren tedavi sonucunda eskisinden daha sağlıklıydım.Hayata; bambaşka açılardan bakarak yeniden başladım...

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...