melih gökçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
melih gökçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 11, 2010

Nalan nen var kuzum?

Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar, anaydan, babaydan, yardan, ayrı koyarlar...

Bu türküye iman edip dağa çıktım, ebebeynimiyedinizlerden iki dakka ayrı kalayım, vahşi ve yakışıklı avcılar tarafından avlanayım diye. Şansıma tükürüyüm ne avlayan oldu, ne tavlayan, nede havlayan valla lan it bile havlamadı it bile....
Dağ dediğimde apartmanın arkasındaki kayalıklı dikenlikli bölge, biz mahalleli ona kendi içimizde dağ diyoruz dışımıza dağ demeye çekiniriz, utanırız. Melih gökçek ve adamlarının şelale, çam ağacı ve ışıklandırma dayamadığı tek yer burası kaldı, hele bi teşebbüs etsin! hele bi buralara adımını atsın çapanoğlu olur çaparız bacaklarını! Biz oraya suvan, samırsak ekiyoruz, pikniğe tırmanıyoruz, bölgesini sahiplenmek için çişiyle işaretler bırakan köpekler gibi münasip yerlerine çişimizi yapıyoruz, burası bizim kayalıklarda saklı secret gardınımız.

Dağdan, everest görmüş everest geçirmiş nasuh mahruki tavrıyla eve döndüm, baktımki istanbul'da kocasını travestilere, nerdenestilere, şeyinikestilere yedirmiş ablam gelip köşeye yerleşmiş. Yularından boşalan geliyo, boşanan geliyo ev mi? çağdaş yaşamı destekleme derneği mi çözemedim. Şimdi bu kız geldiya ben bittim süha özgermi bittim. Yarın gene varayımda çıkayım dağlara kurtlar ve büyük boz geyik beni bekler (cüneyt arkın'ın bir filmi vardı, ormandaki geyikler bana sesleniyor diye kafayı sıyırıyordu, unuttum hangi film)


Annem doğurduğundan beri kızın hasta olduğunu düşünüyor, her tarafına nazar boncuğu, muska, üzellik ve keçiboynuzu iliştiriyor. Hani bazı kuzgunlar vardır yavrusunu şahin sanar? ama bilmezki yavrusu çoktaaan modifiye olmuş doğan. O'na göre ablam 5 yaşında kötürüm olup ölecektide şu anda allah'ın bize bir lütfu bir hedayesi olarak yaşıyor. Ev bireyleri üstüne titremeli ve son saatlerini mutlu, huzurlu geçirmesi için elimizden geleni elimizle eline vermeliyiz.

O son saatleri gelmedi gitti! Barış manço'un "bir geçerken uğramıştı tam 18 ay oldu" arajmanı gibi ölmedi bi, ölemedi bi. (şaka he şaka la)
Tabi tabi kardeş kardeşin ölmesini istemez ama şu diyaloglarla aynı evde kulak kulağa yaşayan birinin aklına da ablasının sırtını keselemek gelmez.
-Ay yavrum kalbin var senin.. siminya; arkana yastık, altına ısıtılmış havlu, eline demlenmiş çay, götüne pamuk tıkasında otur sen.

-hi kuzum?? böbreklerinden taş mı düşürüyon niye betin benzin sarardı? siminya'ya ver o düşürür, sen kıpraşma sürmelim!
-yemekteki etleri ablan yisin siminya!!! o kansız... o mahzun... o incinir... sen sonra ye, sonra yemem dersen hemen şimdi babayın bekini ye"
-gül gibi kızımı kimlere verdimde harcattımmm vayhş vayhş.. ahmak kadın niye siminya'yı vermiyonda bunu veriyon?? hiç işte şimdiki aklım olaydı..


Böyle böyle içimdeki bombacı hasan'ı eski mesleğine geri döndürecekler. Zaten bu kızın yanında kendimi hep kareli gömlek, rugan ayakkabı ve krem rengi pantol giyen, izdivaç proğramlarında dümdüzgün ev kızı arayan, büzükşehir belediyesinden emekli olmayı kafaya koymuş hasan gibi hissettim, hasan gibi düşündüm, hasanlaştım. Başkalarıda hasanlık hislerime saygıda kusur etmedi.
Ben en çok hasanları severim..hasan hasan sen kalkta ben basam (burada adı hasan olan ziyaretçinin bana sempati duymasını planlamış olabilirim)

Şimdi bunun eski yavukluları sıraya girer boşandığını duyan kopar kopar gelir, anneme kasayla muz ve kiloyla gezer terlik alırlar (bok sarısı, üstü kare tokalı )beni indirim görmüş tüketici haşinliğiyle ittirip "çekil bi şöyle kenara ablan hani" derler. Yine bana itilmişlik gene bana kakılmışlık...ertuğrul'da gelirmola??? En kötü senaryolardan biri ise ablamla yanyana oturduğumuzda hep bağdaş kurarak oturmam veya köyün çeşme başı ihtiyarı gibi en azından tek ayağımı altıma saklamam gerekecek. Çünkü biri mutlaka "aaa onun ayağı ufacıcık minicicik turşucukta siminya'nın şeysi niye öyle çocuk mezarı gibi aa üstüme iyilik sağlık" diyecek, hep dedilerki...hep güldülerki... (burda bana acı, beni sev, için kıyım kıyım olsun, gözlerin dolsun)

Bir insanın ayağı bu kadar tıngırdatılmamalı arkadaş? Sonuçta oda bi can. Ne yapayım bir aksilik olmuş ve ayak kendini tutamamış pöföşşünkünkhss diye almış yürümüş gitmiş, sonuçta sizden ekmek aş istemiyo garibim, sessiz sessiz yürümeme yardım ediyo sittin senedir. Acıyom ya valla acıyom ona.. içimden böyle tutup bağrıma basasım, maniler söyleyesim, kınalar yakıp, ak duvakla gelin edesim geliyor o derece kanım kaynıyor şerefsize. Yüreğime sordum ayağın dedi ablamdan bile çok seviyormuş.. (burda ise ayağıma acı, onu sev, neredeyse benden alıp kendine dikecek kadar yüreğin kabarsın)


Kötü günler beni bekliyor süha özgermi, bu günler çok kötü günlere gebe.. Benden daha güzel biriyle aynı evde yaşamam, aynı ketçapı sosise sıkmam, aynı tuvalet terliğine ayağımı sokmam söz konusu olamaz ya o giyecek ya ben..ya o sıkacak ya ben...

Perşembe, Nisan 09, 2009

Kapımıza tüküreni severim

Bi tane belalım var-ki şu saat itibariyle hala belalım olduğunu tahmin ediyorum.Yıllardır ankara kazan, o kepçe, ben kazanda kalan son köfte, cebelleşir dururuz.

Televizyon yarışmalarına katılan insanların yüzde 99'unun dediği gibi; "Bir kamu kuruluşunda memur olarak çalışıyor" Etrafımdaki tipi kaymış, sol gözü tikli, donu pireli, yüzü yaralı, ağzı çimento kamyonu gibi küfürle yüklü insanlardan farklı; pantolonuna çamur bile sıçratmayan, işten eve giderken domates alan, yere düşmüş ekmeği öpüp duvar dibine koyan, ağız yapısından hayatında "eşşoleşşek" bile demediği anlaşılan temiz bir belalı.
Böylelerden de böyle aksiyonlar çıkabiliyormuş demekki. Belalı deyince illa bıçkın mı olacak?

Bir düğünde ortaya fırlamış omuzlarımı titrete titrete "pıtı pıtı pıtı pıtı çekirge, benim canım çekirge" halk dansını yapıyordum karşı karşıya geldik.
Gözlerini faltaşı gibi açtı, içinde "çocuklarının babası, evinin direği olacağım" ışığını gördüm. Ani bir dönüşle omuzlarımı titrete titrete, arada arkamı yoklayarak, bir çekirge sıçraklığıyla başka tarafa doğru topukladım.
Malesef birisinin beni sevdiğini farkedersem ondan muhakkak kaçarım. Sevilmekten çok korkarım, sevilmek dağdan yuvarlanan küçük bir kartopu gibidir, büyüdükçe çığ olur ve altında kalanlar ölür, ölenlerden biride sen. Bu sadece aşk içinde geçerli değil, herhangi bir sevgide de bu geçerli. Makul bir sevgi için kartopunu dağdan yuvarlamayacaksın.

Ertesi günden sonra başladı bi kovalamaca. Bütün caddelerden, sokaklarlardan, kuytulardan, çöplük arkalarından karşıma çıkıyor ve memur memur gülümsüyor. Arabesk, fantezi dinliyor, papatya topluyor (görmedim ama hissettim) saçını düzgün tarıyor, temiz görünüyor, elleri benimkinden güzel, ayakkabısı boyalı...yani benim üstüne para verirlerse ancak sevebileceğim biri. Bilse ki; üstü başı özensiz olsa, saçını taramasa, traş olmasa, ayakkabısı kirli görünse, fazla gülümsemeyip kapımıza tükürse, birde kardeşime sağlam bi dayak çekse ben onun peşine düşeceğim, hatta peşini bırakmam için bana küfür etse...ah ah nerdeee kalmadı dünyada böyle iyi insan.

Bazen gezgiç ablamla haber yolluyor (gezgiç: akşama kadar kapı kapı dolanan dişi türü) Radyodaki şu proğramı açsın ona şarkı istedim diye. Öyle elimin ucuyla "öffff buda yanee kendi kendine şey oluyor" diye açıyorum, gelen şarkı mahsun kırmızıgül'den
(kılibi ve mahsunu düşünerek okursan)
belalım, yaban çiçeğim
belalım, aşkım gerçeğim
belalım, tek sevdiceğim
belalım, ah yaaaralım
Böyle bana yaban çiçeğim, gardelenim, şark bülbülüm dedikçe bende sol gözü tiklilerin tarafına kayıyorum. Eğer bir suç işleyip hapse tıkılsam ankara'nın altını köstebek yuvasına çevirecek kadar tünel kazma potansiyeli birikiyor. Belki ona GBT kayıtlarımı göstersem, benden olsa olsa et yiyen çiçek olacağını anlayacak.

Ablamın neden bu kadar çok sevgilisi olduğunu bu günlerde daha net anladım. O kendisinden hoşlanan herkesten hoşlanır; birine mektup yollar, ötekine saç teli, berikine kokulu öpücük, ötekine daha başka bişey. Bense benden hoşlanmayıp ablamdan hoşlananları, yaşı büyük olanları, suç işlemişleri ve ölmüşleri severim. En iyi sevgili, ölmüş sevgilidir hatta velakin, zararsız, sessiz, oh mis.
Alışmış kudurmuştan beterdir sözünüde severim, pek çok severim. Bence kendimin özeti bu deyim. Sevmenin neye benzediğini doğru kaynaklardan öğrenmeyince, seven adam sevdiğini belli etmez, adam gibi adam olur, hayt, huyt, oştt edebiyatını fazla alınca sevilmeyi böyle anlamsız kurallarla anlamlandırdım. Ben bile kendilerinden bişey anlamadım o da var.

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...