Bi tane belalım var-ki şu saat itibariyle hala belalım olduğunu tahmin ediyorum.Yıllardır ankara kazan, o kepçe, ben kazanda kalan son köfte, cebelleşir dururuz.
Televizyon yarışmalarına katılan insanların yüzde 99'unun dediği gibi; "Bir kamu kuruluşunda memur olarak çalışıyor" Etrafımdaki tipi kaymış, sol gözü tikli, donu pireli, yüzü yaralı, ağzı çimento kamyonu gibi küfürle yüklü insanlardan farklı; pantolonuna çamur bile sıçratmayan, işten eve giderken domates alan, yere düşmüş ekmeği öpüp duvar dibine koyan, ağız yapısından hayatında "eşşoleşşek" bile demediği anlaşılan temiz bir belalı.
Böylelerden de böyle aksiyonlar çıkabiliyormuş demekki. Belalı deyince illa bıçkın mı olacak?
Bir düğünde ortaya fırlamış omuzlarımı titrete titrete "pıtı pıtı pıtı pıtı çekirge, benim canım çekirge" halk dansını yapıyordum karşı karşıya geldik.
Gözlerini faltaşı gibi açtı, içinde "çocuklarının babası, evinin direği olacağım" ışığını gördüm. Ani bir dönüşle omuzlarımı titrete titrete, arada arkamı yoklayarak, bir çekirge sıçraklığıyla başka tarafa doğru topukladım.
Malesef birisinin beni sevdiğini farkedersem ondan muhakkak kaçarım. Sevilmekten çok korkarım, sevilmek dağdan yuvarlanan küçük bir kartopu gibidir, büyüdükçe çığ olur ve altında kalanlar ölür, ölenlerden biride sen. Bu sadece aşk içinde geçerli değil, herhangi bir sevgide de bu geçerli. Makul bir sevgi için kartopunu dağdan yuvarlamayacaksın.
Ertesi günden sonra başladı bi kovalamaca. Bütün caddelerden, sokaklarlardan, kuytulardan, çöplük arkalarından karşıma çıkıyor ve memur memur gülümsüyor. Arabesk, fantezi dinliyor, papatya topluyor (görmedim ama hissettim) saçını düzgün tarıyor, temiz görünüyor, elleri benimkinden güzel, ayakkabısı boyalı...yani benim üstüne para verirlerse ancak sevebileceğim biri. Bilse ki; üstü başı özensiz olsa, saçını taramasa, traş olmasa, ayakkabısı kirli görünse, fazla gülümsemeyip kapımıza tükürse, birde kardeşime sağlam bi dayak çekse ben onun peşine düşeceğim, hatta peşini bırakmam için bana küfür etse...ah ah nerdeee kalmadı dünyada böyle iyi insan.
Bazen gezgiç ablamla haber yolluyor (gezgiç: akşama kadar kapı kapı dolanan dişi türü) Radyodaki şu proğramı açsın ona şarkı istedim diye. Öyle elimin ucuyla "öffff buda yanee kendi kendine şey oluyor" diye açıyorum, gelen şarkı mahsun kırmızıgül'den
(kılibi ve mahsunu düşünerek okursan)
belalım, yaban çiçeğim
belalım, aşkım gerçeğim
belalım, tek sevdiceğim
belalım, ah yaaaralım
Böyle bana yaban çiçeğim, gardelenim, şark bülbülüm dedikçe bende sol gözü tiklilerin tarafına kayıyorum. Eğer bir suç işleyip hapse tıkılsam ankara'nın altını köstebek yuvasına çevirecek kadar tünel kazma potansiyeli birikiyor. Belki ona GBT kayıtlarımı göstersem, benden olsa olsa et yiyen çiçek olacağını anlayacak.
Ablamın neden bu kadar çok sevgilisi olduğunu bu günlerde daha net anladım. O kendisinden hoşlanan herkesten hoşlanır; birine mektup yollar, ötekine saç teli, berikine kokulu öpücük, ötekine daha başka bişey. Bense benden hoşlanmayıp ablamdan hoşlananları, yaşı büyük olanları, suç işlemişleri ve ölmüşleri severim. En iyi sevgili, ölmüş sevgilidir hatta velakin, zararsız, sessiz, oh mis.
Alışmış kudurmuştan beterdir sözünüde severim, pek çok severim. Bence kendimin özeti bu deyim. Sevmenin neye benzediğini doğru kaynaklardan öğrenmeyince, seven adam sevdiğini belli etmez, adam gibi adam olur, hayt, huyt, oştt edebiyatını fazla alınca sevilmeyi böyle anlamsız kurallarla anlamlandırdım. Ben bile kendilerinden bişey anlamadım o da var.
izolabant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izolabant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Nisan 09, 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
*İş arkadaşımın kocasının tacizleri yüzünden çelişkili günler geçiriyorum. Aslında bu taciz konusu da ince iş, n...