Ne sandın haftalarca iki satır yazmayıp yazmayıp sonra "biliyorum seni uzun zamandır ihmal ettim blog" diye bloga gurbetteki sevgiliden hasretli mektuplar muamelesi yapmamı mı? Yada 15 gün ortadan kaybolduğunda kitlelerin telaşa kapılıp "ne oldu ki? öldümü ki? kaldımı ki? yazmıyo meraktayım :(" telaşına kapıldığına blogunu eskaza ziyaret edenleri satır arası sol kroşelerle inandırmaya çalışan; yazar-okur dağılımında "yazarrrr" mevkiinden "okur"larına seslenen "nolur hergün yaz" blogcusu gibi "yazmayalı uzun zaman oldu sevgili okur, maillerinize de cevap yazamadım çünkü..." diye başlayacağımı mı?
He lan! sefam olsun maksadıyla öyle başlayacaktım hesapta, ama ortada yazmama nedenime kılıf olacak gerek yalan gerekse hakkat bir bahanem olmadığı için işi seyyar samimiyete vurdum. Pek tabi bahane bulurdum; netim kesik, dayım öldü (tek dayım var, acımasızım) çok yoğunum, acayip meşgulüm vs. gibi ama millet sosyal sitelerde layklaya layklaya sürttüğüme, RT RT gezdiğime şahit.
Ne olsun teneke, hava sıcak işkembemizden ter fışkırıyor bırak uzun uzun yazmayı; uzun okumayı, uzun giyinmeyi, uzun geceleri, uzun insanı çekmenin klima takviyesi gerektirdiği kuyruk kurutan aydayız (anne lafı, açılımı uzun ve tiksinç) okusak okusak anca 140 okuyabiliyoruz artık. 141? abi naaptın!!
5 günlüğüne antalya'ya gittim. Nasıl oldu bende anlamadım normal şartlarda benim x noktasından y noktasına varmam için evden "bakkala ekmek almaya gidiyorum" bahanesiyle çıkmam sonra kendisinden bir daha haber alınamamam gerekiyor. Ama işte bak oldu, peki oldu da ne oldu? Bir antalya sabahının domates tarlası göbeğinde uyandım. Babamın yıllar evvel okeyde zebzeciye ütüldüğü bahtsız teyzem "şunu şöyle kıvırıp böyle çekeceksin" diye domates koparmanın inceliğini anlatıyordu! Ne şimdi bu? Tv aracılığıyla bakir(!) anadolu halkını her gece baştan çıkaran "etiler, nişantaşı, bebek, deniz, burası istanbul o yeaa" erotizmine kanıp istanbul'a gittiğimde "kağıthane deresi, E6 karayolu, yırtık ayakkabı, enişte tükmüğü, mahmutpaşa" egzotizmiyle halvet olmuştum. Yazla birlikte istanbul'dan aşağılara akan aynı erotizm ticaretinin antalya'sın da ise "cıbıldak insanlar, bronz gövdeler, röntgen ortamı, gevşek gönül yayı" yerine, tarlalar dolusu "domates, domates, domates, domates" gördüm. Züğürt ağayı daha iyi anladım...
Peki ben kaçın kurasıyım? Kim bilecek ben kaç kurayım? Hem kura nedir? Geçelim bunları bakışları teyzeye yöneltelim
-annemin yarısı teyzem (kilo olarak dörtte biri) sence benim günlük domates ihtiyacım kaç adet? 2 bilemedin 3 ee ne demeye koca tarlayı benim için heba ediyorsunuz? alayım şu köşecikten iki adetcik, yiyivereyim doysun göbecik...fiyuvvvvv tabana kuvvet siminya!
Bahanelerin ebesine rahmet, kısaca vaginilotik pegasus adı verilen o müzminnn o ölümcül o "düşmanımın başına verme allahım" hastalığı üstüne sürdüm. (iyileşsem bile ben bu hastalığın ekmeğini daha çok yerim (bknz: beşir) Yüzümde toplama kampındaki o çocuğun bakışı, bir elim kasığımı merhametli kıvrımlarla tutmakta öteki elim duygusal dokunuşlarla kalbimin üzerinde yatmakta (aynını anneniz üzerinde deneyiniz)
- herşeyden etkileniyor bu hastalık... nemden, tarla toprağından, yeşil bitkilere dokunmaktan, kırmızı renkten özellikle domates kırmızısı...sen domates ektin diye değil ha kivi olsa toplardım ama domates çok kırmızı çokkk :( denize sıfır iyi gelir dediler, son günlerinde adonis kası seyrettirin dediler...rabbime sormuşlar kum demiş..teyze bırak beni bırakki son günlerimi huzur içinde geçireyim...
İnanmadığını biliyorum çünkü mimik, ses tonu ve vücut oyunlarında kaç yıllık sahte deneyimim var ünlü yalancılarla çalıştım ama ama gözler yalan söylemez..gözlerin seni ele veriyor..yinede saldı beni kızgın bakışlarından sıcak kumlara..canım teyzem ah annemin dörtte biri..
5 günlüğüne antalya'ya gittim. Nasıl oldu bende anlamadım normal şartlarda benim x noktasından y noktasına varmam için evden "bakkala ekmek almaya gidiyorum" bahanesiyle çıkmam sonra kendisinden bir daha haber alınamamam gerekiyor. Ama işte bak oldu, peki oldu da ne oldu? Bir antalya sabahının domates tarlası göbeğinde uyandım. Babamın yıllar evvel okeyde zebzeciye ütüldüğü bahtsız teyzem "şunu şöyle kıvırıp böyle çekeceksin" diye domates koparmanın inceliğini anlatıyordu! Ne şimdi bu? Tv aracılığıyla bakir(!) anadolu halkını her gece baştan çıkaran "etiler, nişantaşı, bebek, deniz, burası istanbul o yeaa" erotizmine kanıp istanbul'a gittiğimde "kağıthane deresi, E6 karayolu, yırtık ayakkabı, enişte tükmüğü, mahmutpaşa" egzotizmiyle halvet olmuştum. Yazla birlikte istanbul'dan aşağılara akan aynı erotizm ticaretinin antalya'sın da ise "cıbıldak insanlar, bronz gövdeler, röntgen ortamı, gevşek gönül yayı" yerine, tarlalar dolusu "domates, domates, domates, domates" gördüm. Züğürt ağayı daha iyi anladım...
Peki ben kaçın kurasıyım? Kim bilecek ben kaç kurayım? Hem kura nedir? Geçelim bunları bakışları teyzeye yöneltelim
-annemin yarısı teyzem (kilo olarak dörtte biri) sence benim günlük domates ihtiyacım kaç adet? 2 bilemedin 3 ee ne demeye koca tarlayı benim için heba ediyorsunuz? alayım şu köşecikten iki adetcik, yiyivereyim doysun göbecik...fiyuvvvvv tabana kuvvet siminya!
Bahanelerin ebesine rahmet, kısaca vaginilotik pegasus adı verilen o müzminnn o ölümcül o "düşmanımın başına verme allahım" hastalığı üstüne sürdüm. (iyileşsem bile ben bu hastalığın ekmeğini daha çok yerim (bknz: beşir) Yüzümde toplama kampındaki o çocuğun bakışı, bir elim kasığımı merhametli kıvrımlarla tutmakta öteki elim duygusal dokunuşlarla kalbimin üzerinde yatmakta (aynını anneniz üzerinde deneyiniz)
- herşeyden etkileniyor bu hastalık... nemden, tarla toprağından, yeşil bitkilere dokunmaktan, kırmızı renkten özellikle domates kırmızısı...sen domates ektin diye değil ha kivi olsa toplardım ama domates çok kırmızı çokkk :( denize sıfır iyi gelir dediler, son günlerinde adonis kası seyrettirin dediler...rabbime sormuşlar kum demiş..teyze bırak beni bırakki son günlerimi huzur içinde geçireyim...
İnanmadığını biliyorum çünkü mimik, ses tonu ve vücut oyunlarında kaç yıllık sahte deneyimim var ünlü yalancılarla çalıştım ama ama gözler yalan söylemez..gözlerin seni ele veriyor..yinede saldı beni kızgın bakışlarından sıcak kumlara..canım teyzem ah annemin dörtte biri..
( 140 karakteri geçmedi dimi fazıl?)
Adımı sor şimdi yeminle toparlayamam. Beyin fırtınası oldun simincim.
YanıtlaSilKuku bahanesine buraya da yazmıyon demi?
YanıtlaSilbir arkadaşımın nickname i 'domates'ti. çok güldüm ama içim kan ağlıyor aslında bu tatil mevzuularına... ahh para ahh para binemedim 5 yıldızlı yata :(
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilson günlerini adonis kası izleyerek mi geçiriyorsun =) oh mis valla
YanıtlaSilson günlerini adonis kası izleyerek mi geçiriyorsun =) oh mis valla
YanıtlaSilbu sıcakta adını bile unut lan boşver şeytan
YanıtlaSilleplebi ayıpsın elime cillop gibi hastalık geçmiş nazımı doya doya ederim, idare edin beni
madam teyzeme söyleyim seni ağırlasın ya :(
hem şey ben antalyadan geldim 5 gün dediğin neki kuş oldu uçtu hayvan
öldürmüyosa güldürür mü
YanıtlaSileşşek sıpası niye haber virmiyon antalyaya geldim diyeeee:(((((((
YanıtlaSilFotodaki sensin bence:)Gözlerim keskindir ;)
YanıtlaSilbirileri 5 günlük antalya anısından sonra anasından küffar lakabı görüyor. Reçeteyi anamın üstünde deniyorum şimdilik tık yok. Ama olacak hissi var. O da yetiyor.
YanıtlaSilBu arada hayatıma girmiş bütün simiya isimlileri severim ismi tecellitül ruha inanırım. Hepsini severim dosttur. Alakası yok ama alakası olanlardan ne hayır gördük.
saygı. sevgi. pıtır.
ağzını burnunu kırar eline veririm seksi şey seni ah oh
YanıtlaSilBenim 3 günlük marmara-eşkel (hayatında görebileceğin en iğrenç sahildir) tatilimden sonra, senin antalyada domates toplayıp sonra sahile inmen... Kızım onu bunu bırak, küf kokan yer altı mezarlığında kaç gün çalıştım küflü küflü, sırf bi diploma verip bi kep takçaklar diye... Hiiiiç söylenme. Bulmuşunda bunama. Bak bana, onu bulamayanlarda var.
YanıtlaSildeli dürüye:)
YanıtlaSilyazdıklarından hiç bi bok anlamadım
YanıtlaSilsıcaktandır sanırım...
şahsen bende anlamadım yılmaz hahahahahah :))))
YanıtlaSilantalyadaki arkadaşlardan özür dilerim olmadı haber edemedim :((
SENİ SEVİYORUM SENİ SEVİYORUM SENİ SEVİYORUM
YanıtlaSilahahah yalnız bende anlmadım 3 kere okudum ahahahah .D
YanıtlaSilGüzelim daha fazla yazmalısın demekle bunu demek istemiştim işte =) Yazıya tutunanlar yazmaya ara verirlerse yazamaz olurlar.
YanıtlaSilöptüm.
çok doğal yazıyorsun, herkesin inkar ettiği gerçekleri sen kabulleniyorsun bir de esprili bir şekilde bize de kabullendiriyorsun.tebrikler siminya bu blog aleminde ki favori yazarımsın.
YanıtlaSilsıcaklıkla başta benim anlamamıda zorlaştırdı ikinciye okuyunca giriyo ama beyne :p
YanıtlaSilSiminya senin kitabın ne zaman çıkacak.. Bi de şu an Angara da mı yaşıyosun nerdesin.. mamak ın bütün sokakalarını dolaşıcam bak ..
YanıtlaSilYeni gördüm blogunuzu yazılarınıza uslubunuza bayıldım :) başka bloglarda yazmayı istermisiniz ?
YanıtlaSilkitap yazmıyorum adsız, blogumu okusan olmamı :)
YanıtlaSiloldukça, başka bloglarda güya yazıyorum ama sorarsan 2 yıldır hiç birine tek satır yazamadım :/