Cuma, Nisan 16, 2010

İnternette "ELİT" görünmenin bilmem kaç zıkkımın peki maddesi

Bulduğun her boş kutuyu kelimelerle doldurunca karşılığında "ne güzel demişin" diyende oluur "halt etmişin sen onu" diyende, normal bu diyecekler tabi, diyeceğiz, dimeliyiz!
Kapladığım alanı goğnümden ne koparsa doldurmaya başladığımdan beri en çok duyduğum eleştiri "varoş popülizmi yapıyorsun" Pardon? Yani abisi diyorki "gübreden tezek yapıyorsun.. onun yerine gübreden helva yapsan yeriz" Elimde kilometrelerce gübre var ve benim en iyi bildiğim iş onları tezek haline getirmek başkada meziyetim yok, hadi peek çook pek çok bilenim, naşşş.
Bu tepkiyi ilk duyduğumda kendimi serdar ortaç gibi hissettim; O eller havaya, kıçlar fora popülizmi yapıyor ya hani? Aynı şeyi "blogun bayaa postmodern" şeyini duyduğumda da hissetmiştim, küfür ediyola sanmıştım. Sonra hepsini bünyem emdi, daha varsa yolla gelsin. Ama mümkünse po ile başlamasın "po" ile başlayan ecnebi terimlere karşı bilinçaltım epilepsi geçiriyor. Teletabiler'in po adlı elemanından da korkarım zaten, ön profilden emine s. beder'e benzetiyorum, aniden elindeki bisikleti bırakıp hasan paşa köftesinin yapımını anlatacak gibi geliyor. (po)

Elitler diyordum. Önce haklarını verip sonra öldürmem gerek bu gözüpek yiğitleri. Arkalarına kuyruk olup jargonlarını taklit eden eblehleri saymazsak gerçekten zeki insanlar, yuttukları okul tozları solgun benizlerinden anlaşılıyor, bi koşu kan verilip gelinesi. Ve çok kurnazlar eğer insanlar ve hayvanlar bir günlüğüne görev değişimi yapsalar elitler pek tabiki tilkiye tekabül eder. Kim tavuk olmak ister?
Peki bir insanın neresini koklarsak elit olduğunu anlarız? Bu zeki, çevik ve ahlaklı elit camiasına kendimizi beğendirmek için ne yapacağız? Halkın nasıl yapıldığını merak ettiği ve formülünü heyecanla beklediği bu hayati soruyu işaret parmağıma ilk anda gelen "elit olamadıysan elit görün" maddeleri ile kökten çözdüm, artık sırtımız yere gelmez evelallah.

Sezen cumhur önal'ın açtığı yoldan, gösterdiği hedeften hiç durmadan yürüyeceğine and iç: Elitlerin ortak dili; çiklata renkli şarkıcıların biricik abisi sezen cumhur önal'ın da ana dili olan, fransızcadır (osmanlıca bilenlerdende, uygun ısıda, iyi kalite elit üretimi yapılabilmektedir) Bir elite abi naber? diye sorsan "isalasyoun lö sir buclea mua mua caun hatucea ethem nie göthem cekomasticue bombasticue" diye cevap vererek içinin yağlarını eritir. Bu iştah açıcı dil aynı soruyu defalarca sorasın getirir. Kendi ülkesinin insanlarını bi türlü beğenemeyen ve anlayamayan havas; sık sık fransız politikacıların basiretsizliğinden, jan jak russo'ın burnunda tüttüğünden, fransız ekmeğinin eski tadının artık kalmadığından falan bahsedip kelimenin gerçek anlamıyla onun bulunduğu noktaya karşı fransız kalmanı sağlar. O sırada laptopunun önünde apış arasındaki tüyleri yolduğunu, göbek içi pamuklarını toplayıp kokladığını bilmesen; akşam yemeğinde fransızca bilen büftek yiyip çıtır çıtır yanan şömine önünde ki ayı postuna oturmuş, elinde 1000 yıllık bordeux şarabı ile sörf yaptığına inanman mümkün olurdu.

Bir adet sosyoloji sözlüğü al yada netteki bir sosyoloji terimleri sözlüğünü yer imlerine ekle, oradan baka baka kelimelerinin arasına pozitivist, proleter, primitif, bırtırıbırt gibi şeyler attır: Elit kolonisinin fransızca kadar kullanmayı sevdiği, insandan bahsederken sanki neyşınıl'da hayvan belgeseli anlatıcısı gibi cümleler kurduğu bir diğer karmaşık alan "sosyoloji".
Sanırım zekalarını birbirlerine ve iplemedikleri tabakalara en çok ispat ettikleri alan. İnsan davranışlarını ne kadar iyi tahlil edebildiklerini göstermek için bu tarz tartışmaları açmayı ve uzatmayı severler " bunlar toplumun göreli yoksulluk tabakası olduklarından kendi habitatlarında yayılma ve çoğalmalarına destek olunmalı, davranışsal kültürlerine müdahele etmemeli, sulak alanlarda çiftleşmeleri için etkin zeminler hazırlayıp cast sisteminin vıdısının vıdısı dıdısının dıdısı..." Basit konuşmayı pek tercih etmezler ama eğer kazara basit konuşurlarsa da (acıktım, susadım, karnım ağrıyor) onların bir elit olduğu unutulmamalı. Susamalarının; sosyolojik susama, fransız tarzı susama, şiirsel bir susama olduğu bilinmeli.

Tiskindiğin insanların argümanını kullan. Youtube gibi sitelerde haftada 3 gün 2 saatlik seanslarla hemde ücretsiz öğretiyorlar: Elitlerin fransızca'dan sonra kullandıkları ikinci dil "iguanaca" dır. Bu dili öğrenmen için önce elitler tarafından keklenmen gerekir, aksi durumda gerçekten elit mi? değil mi? çözemen. Bizzat benim tarafımdan denendi, sınandı afiyetlice yutuldu..yaşaya yaşaya öğreniyoz. Elitler kendi kitlelerinin seçimleri dışında kalan neredeyse her ideolojiyi, her davranışı, giyimi, müzik zevkini hafife alır ama hafife aldıklarını direk söylemek kendilerine yakıştığı gibi "zekice" olmadığından muhatablarının kullandığı dili kullanarak eleştiri yaparlar. Yani bir iguana gibi her dile girebilirler. Sen "aaa söylediğimi sevdiii ihihi, fikrime katıldıı ehehe" diye pişmiş kelle gibi sırıtırken, o pc başında rus edebiyatından hoşlanan saygıdeğer osuruğunu patlata patlata gülüyor olacaktır.
Bu işi reelde en iyi, elitlerin ağa babası okan bayülgen yapar. Yalçın abim, erman toroğlu hocam, mahmut tuncer üstadım diye adamları yere göğe sığdıramazken, diyaframından akan alt yazıdan "allahın kabzımal kırroları! sizin yaptığınız proğrama sıçayım" geçtiğini görmeyen kaldı mı? Esra-Ceyda kardeşleri eleştirmek için gene haftalarca aynı dili konuştu "cicişler, teletebiler, çok seviyorum onları ay ay minimini" diye sever gibi yapıp yerden yere vurdu. Hatunlarda gerçekten okan kendilerini sempatik buluyor sandılar oysa bu bir ironiydi, okan'ın en iyi bildiği oyunun yeni malzemesiydiler (belkide onlarda bu ironiyi biliyordu reklam yolunda her yol haktı)
Okan bayülgen'in netteki devamları olan elitleri farketmek için yazdıklarını, çızdıklarına bakabilirsin. Kafaya aldıkları kitlenin kullandığı cümleleri, imla hatalarını, üzülme ve sevinme efektlerini falan toparlayıp kombinleyip şöyle bi takım sesler çıkarırlar "!!!!!!!!1111" "deYil" "asdfasdfasdfasf" "atatürk sarı saçlı mavi gözlü dev nolurr gell :(((" "cCc" "beYendim" (büyük Y büyük sırlara gebe ) bkn: elit veya elit olası gelen insan görseli Gammazdan utanma! Gammaz; elitlerin kalbinin attığı yerdir. Elitlerin yetiştiği meslek yüksek okullarına "sözlük" denir. İnternet aleminin "reina" hesabı kapısında sıra olduğu sözlüklere kapağı atan, bir batında sınıf atlayıp çaktığımın eliti oluverir. Oralara alınmak için; kıvrak zekaya, zibilyon kuvvetinde bok atma kapasitesine, gündem böcekliğine, potansiyel nefret ve hor görme bünyesine sahip olman gerekli olduğundan, giriş onayın karakterine takılan kraliyet nişanıdır. Seni beğendiler, sen elit aday adayısın! hadi bağalım öp babayın elini. Gammaz alışkanlığını sözlük ortamında hamdım, piştim, yandım aşamalarında edinirler. Ondan sonra ver elini internette zeka seviyesi ufacık insancıkları (!) keşfedip "gulu gulu gulu gulu koşun koşun salak buldum ahahahah" ispiyonculuğuna, kim tutar ülkemin elitini? (bu konuda yine okan bayülgen üstaddır, selam eder ellerinden öperim )

Kadınlara istediğin kadar sulanabilirsin, sana asla "abazan" diyen çıkmayacaktır, çıkamayacaktır: Çünkü abazanlar sadece; inşaat ustaları, kamyon sürücüleri, facebook ameleleri, sağ görüşlüler, yoksul ailelerin özenti gençleri, yolda görsen yüzüne tükürmeyeceğin, simitçi, kahveci, gazozcu erkeklerden meydana gelir (!) Hiç takım elbise giyip gilbert bécaud dinlerken eliyle havaya orkestra şefi komutları veren adam seni tenhada kıstırıp kıçına şaplak atmak isteyebilir mi? Olabilir mi? Aklın havsalan alıyor mu bre deyyus? Yukarıdaki maddeleri harfiylen uygulamak şartıyla bu madde kapılarını ardına kadar sana açacaktır. Harem kurmazsan gel bloguma umumu tuvalet aç, sen açmazsan ben açacağım.

Cuma, Nisan 02, 2010

Filiz, hüseyin'le daha sevişmedi mi?

filiz sevişelim mi? hüseyin kaya,asuman krause, evlendir bizi esra erol evlenip seni izliycem, eyvah acun ılıcalı, ezberci öğrenci, ikea herşeyimiz, iphone, kalmış ev kızı, seks yok, tiky
Facebook'ta Türk'ün dehşetengiz bir bakanın bir daha baktığı gücünü göstermek için açılan kuru kalabalıklı, bol beğenilikli gruplardan birinde göğsünü yırtarcasına haykırmış filiz, birebir şöyle diyesiye; "nerde turk gencleri butun dunyyaya kapak olsun buu turkun gucunuuu" Bir türk genci de bu çılgın çağrıya kayıtsız kalamayıp cevap vermiş: "Filiz, sevişelim mi?"

Filiz'in cevabı bilinmiyor, dumur olup olmadığından emin olunamıyor, epeydir kendisine ulaşılamıyor. Binlerce insan filiz'in ortaya çıkıp bi manisi yoksa hüseyin'e evet evet evet demesinden yana. Ben filiz olsaydım teklifini ikiletmez milli beraberliğimizin hakkını verirdim. Yanlış anlama hüseyin’in türk gücünü kontrol etmek adına ha!  Olur ya Hüseyin yatakta fiyasko çıkardı da bu sayede bir zencinin türk’den daha güçlü olabilme ihtimalini kabul ederdim. Belki kundaktan beridir haykırdığım tekerlemeden bu vesileyle vazgeçerdim. O köprülerin altından çok sular aktığını, artık kim desem bir japon'un, bir alman'ın, bir dubaili'nin  *ezberci, tembel, taklitçi, dolandırıcı, kompleksli, aç,  tavan arasındaki eski mesellerle (bknz hala: türk gibi güçlü) avunup duran bir türk'ten çok daha güçlü olabileceğine hüseyin’le yaşadığım tecrübeden yola çıkarak ulaşabilirdim, belki. (istisna, genelleme gibi materyaller bu kısımda bol bol kullanıldı, her tarafa ekildi, sulandı)

Hani güç ya? Nedir o gizemli güç? Dünya görüyor biz mi görmüyoruz? Biz görüyoruz dünya mı görmüyor? Herkes görüyor da ben mi görmüyorum? Üniversitesiyle, aydınıyla, politikacısıyla bilimi tartışmaktan ziyade politika üretmemizden başla, bir tane dünya çapında ilk 100'e falan sokulan bir bireyimiz (en basit örnek: top modılıs, sepseksi kadın, iyi şarkıcı, yakışıklı erkek, şo, şu) olmamasına değin getir daya. Aşağılık kompleksi yapmıyorum gerçekten somut delillerle gel bana. De ki: "niye şeyi ilk biz yaptık ya hani o şeyi.. aa şey vardı ya lan o bizim şeyimiz neden bilmiyorsun çoh ayıp" de. Yok gücümüz mücümüz silkinin lan! Türk olmayanların Atatürk fotograflarına bakıp "anam bu türkler gerçekten çok fena güçlü gibi görünüyor, korkudan titredim valla" demelerini beklemiyoruz değil mi? Fotograf güce işaretse godzilla ve hulk hangi ülkenin film kahramanlarıysa güçlü ülkeler onlar.

 Bu; filiz sevişelim mi? cümlesi kendi başına, mahalleden arkadaşları olmaksızın filiz'in basma kalıplarda preslenmiş, nesilden nesile özenle saklanıp günümüze ulaşmış paha biçilemez eser “türk gibi güçlü” cümlesini döver. Bu cümle napolyon'un "para, para, para" sı ve meşhur masalın "kral çıplak" cümlesiyle aynı oranda gerçekçi ve özetleyici. Biz adamın vasfına, nüfusuna göre şekilden şekile girip kırkayaklık yaparken. Ustamız daha ölmeden yağını balını satarken. Karşılaştığımız farklı fikirleri  "ay bütün gerizekalılar da beni buluyor" diye özetleyerek alt metinlere kendimizi zeki insan diye yazarken. Kuytularda her naneyi yiyip sokakta alem temiz insan görsün telaşıyla en çok ahlaksızlar diye bağıranlardan olurken. Araya girip " bırak şimdi goygoyu aha da gerçek şu" diye kafamıza vuran tarzda bir cümle bu cümle. Basit ol, kendin ol, dursun şimdi ötekiler senin yaşama amacın nedir onu de hele? diyor adam.

 Kullanmayı pek sevdiğim amerikan özentisi bir cümle vardır "senin sorunun ne biliyor musun adamım" Bizim sorunumuz ne biliyor musun filiz? "asıl söylemek istediklerimiz ağzımızın içinde topaç çevirirken, hep söylememiz beklenen cümleleri söylememiz" Belli ki hüseyin topaç çevirmekten hoşlanmıyor.

Belgelerle konuştum.
*ezberci: filiz yeterli bir örnek
*tembel: işyerinde bihter bolerosu ören, avon satan memure, internete kız tuzağı kuran, okeyde 200 bin puanı deviren memur, kocası gelene kadar kaba etinde pire patlatan ev hanımı, ev kızı denen o nesne, internet üzerinden vatan kurtarma faaliyetlerimiz.
*taklitçi: bütün şarkı klipleri, acun'un yarışmaları, ismail yk ve akabinde özenti gençlik, kıçı beyons gibi dışarı çıkarıp ceyrana kapılmış gibi titretme dansı, ikoncan olası, yoga ve plates yapası gelmek, eurovizyon şarkılarımız, ingiliz aksanlı türkçe konuşmaya çalışırken tikyleşmek
*dolandırıcı: banker bilo filmini izle
*kompleksli: siminya, beda bayan'dan ayrılınca “seni yeneceğim kadın” hırsına kapılıp ucube bir felsefeciye dönüşen nohut doğan, her yapılan türk işine "bu the anforgenibıl çakması, ay resmen host taklidi, inanmayorum basbaya leydi gaga olmaya çalışıyo" diye yorumlar getirip toplumunu hor görmek, anasını bile yanına yakıştıramamak, kendinden başkasına gitar çalmayan kayahan, kendinden başkasına gülmeyen şahan
*en başından sekse aç (bak fotodaki üseyin kaya) karıya aç, erkeğe aç. ne olursan ol yine gel deyip geleni götürecek haldeyiz; tipini boşver ışığı söndürürüz, hastalığını salla atın ölümü arpadan olsun, sadakati sittir nasıl olsa herkes aldatıyormuş geçen yetkililer açıkladı. tüketmeye aç; ikaa, ayfon, pırada, nerede, şurada, mak, gak, guk, hıkk ama hık!

Pazartesi, Mart 29, 2010

Yorganlar altında 20.000 fersah



Fersah deyince aklıma geldi bak ne anlatıcam. Diyelim ki arka planda bir müzik var mistır masıl tuvalet jel'in reklam şarkısı çalıyor, ortam pusluu, ortam acımasız, ortam gerilimlere gebe...

Hafta sonu, evde kimse yok evdekiler polatlı'ya düğüne gitmiş, yalnızım ( "yalnızım" diğer bütün kelimelerden daha çok kendimi yetiştirmiş, karakter sahibi bir kelimedir. hem işveli, hem arzulu, hem davetkar bir kadına benzer. ama burada davetkar anlamında kullanılmadı, yalın yalnızlık, tuna kiremitçi yalnızlığı) Ablam olsa eve eski sevgili getirir, abim olsa ülkücü arkadaşlarıyla nurcu arkadaşlarını çağırır maklube gecesi düzenler, kardeşim olsa salonun ortasına ölü gömer ama ben! ama ben naapıyorum? Yalnızlığa korku davet ediyorum.

Ankara'ya ıssızlık çökünce, dışarda kurtlar ulumaya, lodos, ağaçları canavara dönüştürmeye başlayınca koşarak odama girdim, kapıyı kilitledim üzerimde kenarları mandal izi desenli, yakası, bağrı matrix tiriniti tişörtü yırtıklığında sünüp gitmiş bir tişört, yatağın içine oturdum bacaklarımı tişörtün içine sokup gelmelerini bekledim, akın akın gelmelerini.. Gelecek olanlar saniye saniye değişti. Tıkırtılar hırsız korkusu veriyor, gölgeler ecinni. Yağmuurr sende vurup durma şu cama! ay yay yay
Ruhani şeyler gelse ben onları döverim. Her tarafımdan bir tılsım, bir muska, bir nazarlık sallanıyor. Annem beni türbeye çevirdi; muska takı töreni düzenleseler aynen şu şekil..
Geline: tükrüğügıymetligillerden mavi pazen desenli bir muskaaa, nefesindeparevar emmiden pitikare desenli başka bir muskaaa içinde 7 ayetel kürsü ile birliktee, gedikhasan köyünden her gece tüttürülmek üzere 3 demet üzerliiik, camcıların muazzez'den üç nehirde yunmuş özel yapım nazarlııık (bunların dükkanın adı Camcılar, bi vakitler birisi öyle ibnelik olsun diye gece gidip C harfini silmiş, onlar tekrar C yapana kadar güzel maytap geçdik, utandılar kalın uçlu kalemle eciş bücüş C yaptılar, o daha da yardı bizi) Bu kadar sallanan zımbırtım varken uçanda, kaçanda benden kurtulamaz, yalan değil psikolojik bir güven veriyor bu aksesuarlar. Tıpkı erkeğin sallanan şeylerinden aldığı psikolojik özgüven gibi.Teşbihte hata olmaz.

Dualar okuyorum, sağıma puu, soluma puu, kapılar kilitli, komidinin üstünde tabanca. Genede korkuyorum arkadaş! İçimdeki iskoçyalı sürekli gaz veriyor "geldiler gelecekler geliyolar nihohhohoha" Yok yoook yatak kesmiyor daha derinlere gömülmem lazım. Yorganın içine daldım, ayaklarımı kendime katladım. Eğer kazara ayağım yorganın dışına çıksa kalbim küt küt küt atıyor, sanki yatağım pasifikte kayık, odam ağzına kadar köpekbalığı kaynıyor ayağımı çıkardığım an koparıp atacaklar. Ama bana kalırsa asıl kayık ayağım, titanik'te filika olsaydı 12 yolcu kurtarırdı aslanım benim. Camdanda bi soğuk geliyor (cam deyince aklıma c harfi silinen camcılar geliyor gülüyorum. hem korkarım, hem gülerim) Kenarlarındaki süngerler dağılmış, yangıncı kampanası gibi lingir lingir oynuyorlar, rüzgar maaile başımda.
Kalan hayatıma yorganın altında devam etmeye karar verdim. Güzelmiş buralar.. dışarısı kötü kızım, dışarısı tehlike.. otur yorganının içinde yediğin önünde, yemediğin arkanda. Bi dakka burası ne kokuyor lan böyle! Hayır ben temizim çeneni çoğaltma! Yunmuş yıkanmışım, geceleri altıma culladığım yaşlar mazide kaldı. Osurmadımda! üç gram oksijenimi karbonmonoksitle kirletmem, çevreciyim ben. Ama hala kokuyor. Dur bakiim şu gazete işine girdiğimde odamda bir düzine erkek çocuğu yaşamıştı! evet evet kesin onlar sidiklemiş kokusundan tanıdım bu erkek çocuğu çiş kokusu. Vay götten bacaklılar!

Yuvam lan yuvam..
Bu yatak, bu yorgan...
Benim mi allahım bu korkulu yüz?
Nasıl da acımadan yuvama diğdirdiniz...

Uyuyana kadar yorganın altında çok olaylar yaşadım, gördüm geçirdim, tecrübeli bir insan oldum: bizzat saydım 1 saatte 3600, 4 saatte 14400 saniye var, kapalı bir yerde kaldığında terini içemiyon hakkaten tüm tuz, komidine iç çamaşırı koymak saçmalık onun yerine büsküüt, su, fener, kedi ve lazımlık konmalı, cep telefonunu yatarken başka odada şarja takma! neden her evde oksijen tüpü yok bu ne sorumsuzluk!? pencere süngerini kalitelisinden alın, yatağınızda çocuk, belek yatırmayın sıçıyolar, yatağa tertemiz girin olurya bişey olur sabaha kadar apış aranızı koklamak zorunda kalırsınız.

Salı, Mart 23, 2010

Aaaa aynı ben



Hayran olunası insanlar vardır, yaşamlarını küçük alametlerden etkilenip değiştirebilirler. Bir papağanın kanadında gerçeği görüp jamaika'ya taşınırlar, bir afrika belgeselindeki uçan zenciden etkilenip namibya'ya koşarlar, forrest gump'a özenir karides yetiştirmeye başlar, ilk hayatında samuray olduğuna inanıp japonca kursuna yazılırlar. Ben ise şu fotograftan etkilenip güneşi gördüm bu yazıyı kaleme aldım (of aynı ünlü bi yazar yazmış gibi oldu o "kaleme aldım" cümlesi.

Annem; 4-5 yaşındayken içi çorba dolu kaşığı ağzıma değil burnuma dökerek beslendiğimi anlatır. Ağzımın yolunu bulamazmışım, ara sıra kulağıma götürdüğüm oradan yemek yiyemeyince ağladığım görülmüş. Endişe etmemişler çünkü etraf çocuktan geçilmiyormuş, biri kafadan hasarlı olsada ötekiler var oda olmadı bitan daha doğururuz yerine koyarız demişler.
Belli bir yaşa değin dünyadaki tek tüylenen, tek sümüğü üst dudağında kuruyan, tek acıkan, tek altına çiş kaçıran insan olduğumu düşündüm. Hepsi benim hastalığım, kusurum, zihinsel geriliğimdi.
Acıkmaktan korkuyordum çünkü acıkırsam utanç verici olan eylem "yemek yemeyi" yapmak zorunda kalacaktım, yemek yersemde daha yüz kızartıcı olan şey başıma gelecek tuvalete gidecektim. Oraya gidince de benden kimsede olmayan o özürlü sesler çıkacaktı ve ben bu sesleri örtbas etmek için suyu açacak, terliği şıplatacak, öksürüp, tıksıracaktım.. bir sürü uğraş bi sürü utanç. Bu yüzden en baştan yemek yemenin önünü alıyor, aç sefil geziyordum. Çok mecbur kalmadıkça yemek yemedim. Şükür henüz açlıktan ölmedim.

Kendinin diğerleri ile aynı olduğunu anlaman zaman alıyor. Malum başkalarını gördüğün kadar kendini görmüyorsun çünkü onlar her daim önünde salınıyorlar oysa sen kendini görmek için tek şansa sahipsin, aynaya bakmak. Bunun üstüne aynaları sevmiyorsan hapı yuttun. Yıllarca kendinle hiç bir yerde karşılaşmıyorsun. Bu senin aleyhine oluyor kendini bülbül şehrinde yaşayan karga gibi hissediyor, senden çıkan seslerden utanıp onların seslerini taklit ediyor yapamayınca bir daha ses çıkarmıyorsun. Siyah tüylerinden utanıp saklanıyor, pısıyor, siliniyorsun. İşte oralarda bir yerlerde bütün bülbüllerden nefret etmeye başlıyorsun, hepsini teker teker gagalayıp ortadan kaldırmak gibi fikirler fısıldıyorsun. Bu şunu gösteriyor; Kendine acıman arttıkça başkalarına karşı acımasızlaşıyorsun.

Neyseki çok gecikmeden sazlıkta bir kırık ayna buldum, baktım "anaaa aynıymışızya" dedim. Etraftaki tüm aynılarımı izledim:
*Onlarda tıpkı benim gibi koltuk altını kokluyor, aşortmeninin ağ deliğini parmağıyla söke söke dahada büyütüyor, çorabının kaçmış ucunu ayağının altına saklıyor, iç çamaşırını bazen ters giyiyor (bel kısmını bacağa geçirme şeklinde) burnunu karıştırırken yakalanmaktan korktuğu kadar yılandan korkmuyor, tül perdenin arkasında saklanıp komşuları dikizliyor, bakkalla, çakkalla, 24. noter baş katibi nihat beyan'la sevişikli fanteziler kuruyor, ağlaması gereken yerde ağlayamayınca göz altlarına tükürük sürüyor, ağlarken yakalanınca "yok ya ağlamadım hapşırınca gözümden yaş geldi" diyor.
Bütün dayaktan gözü moraranlar "kapıya çarptım" bahanesini kullanıyor, bütün osuranlar "ben osurmadım o osurdu" diyor. Kimse kabuk bağlamak isteyen yaraya rahat vermiyor, bağladıkça koparıyor.
Herkesin yastığına ağzından su akıyor, hepimiz cep telefonuna gelen şebeke mesajlarına heyecanla koşuyoruz. Beden ölçümüzü hep 2 beden düşük söylüyor, yaşımızı büyüdükçe saymayı bırakıyor, fazla kilomuzu baskülün bozuk olmasına bağlıyoruz.
Daha aklıma gelen gelmeyen yüzlerce aynılıklar, birebirlikler.
Dünya'daki insanların yarısından fazlası aynı benim gibi tuvalette çıkardığı sesler duyulmasın diye suyu açıyormuş, düşün bunu!


Yani ana fikir, yani şöyle bişey: Hiç sevmediğin "asla bu tarz şeyleri" dinlemem dediğin bir müzik, sabah ansızın gelir diline yapışır. Yatana kadar bir sucuk reklamının cıngılı ile dolaşırsın "ismail sucuklarııı, uyandır çocukları, biz her sabah yeriz ismail sucukları, ismail sucukları" Söylemek istemez, sevdiğin başka bir şarkıyı zorla diline sarmaya çalışırsın ama ııh işe güce dalınca bi bakmışın gene o cıngılı söylüyorsun. Hatta çevrenden dürterler "işşş bi sus be sabahtan beri ismail sucukları! çok canın çekiyosa git ye kardeşim"
Yada serdar ortaç dinlediğini söylemekten utanan büyük bir kitleye dahilsindir, serdar ortaç sevmemek onur duyulası bir özelliğindir, fotograflarını görünce irkilirsin o çekik kaşlara bakmayı için kaldırmaz ufak bir aşerma, bir bulantı hissedilir ama gel gör ki yanında birisi "Karabiberim vur kadehlere" dese sen dudağını "Hadi içelim, içelim her gece" diye kıpraştırırsın, hay şeytan sözleri ezbere biliyorsun! Üstüne bide kafan sağa sola hint dansı yapar, gayet istemsiz, gayet zoraki..

gibi bi aynılıktan, aynı davranmaktan bahsediyorum bi saattir yukarda. (bide şu derdimi tam anlatamadığım düşüncesini kafamdan atsam daha bi aynı olacağız, yazılar daha bi kısalacakta, olmuyo o)

Salı, Mart 16, 2010

Eski belalı ile romantik dakikalar

Belalının eskisi yenisi olmaz, belalı belalıdır. Ancak bir çok belalın varsa onları kategorilendirirsin "aşağı mahalledeki belalım, yukarı mahalledeki belalım, önden iki dişi kırık belalım, mapushanedeki belalım, parayı bulunca beni unutan belalım" diye. Benim toplasan iki adet belalım var onları da nasıl değerlendireceğimi, hangi pamuklara sarmalar saracağımı şaşırdım. (memur olan belalım yaban çiçeğim)

İnsanın belalısı olması güzel bişey. Daha bi serimli, düğümlü, çözümlü, daha bi sessiz ve endişeli bekleyişlere gebe hayatın oluyor. Bütün faili meşhur vakaları belalına yıkmak ayrı bir haz veriyor, heyecanı bitmeyen aşk bu işte lan diyorsun. Bozkırda iki el ateş edilse "benim için kurt avına gitti heral", yerküre sallansa "bana güzel görünmek için egzersiz yapıyor" çatıda kedi kaçışsa " ay inanmıyorum tepeme tünedi çılgan" diye palazlandıkça palazlanıyosun, etrafındakilerin yüz ifadelerine bakıyorsun piyasadaki kıymetimi çaktı mı ahali diye. Kendine belalı yapmanın haklı gururu ile bilmem kaç sıfır önde dolanıyorsun mahallede.
Hemcinslerine malum meseleyi "ben çektim siz çekmeyin" diye dudağını türkan şoray ambiansıyla titreterek mustur mustur anlatırken, burun ucuyla duygularını kokluyorsun bakalım beni kıskanacaklar mı diye. Tabiki kıs kıs kıskanıyorlar söylemiyorlar da mimiklerinden, seslerindeki akort ayarlarından, havadaki keskin hased kokusundan anlaşılıyor, sende içten içe kıs kıs gülüyorsun.

Öyle herkese gelmiyo bunlardan, bi belalı kolay yetişmiyor, zaten sayıları da gitgide azaldı. Çünkü zor zanaat, zor meslek. Bir kere belalılığa soyunmuş kişi kati surette korkusuz olacak babaymış, abiymiş, kuzenmiş, dayıymış iplemeyecek. Geçmişi naletmi nalet, kılçıklımı kılçıklı olacak. Hakkında bi sürü söylenti dolanacak " 10 kişiyi deşmiş, 20 kişiyi depelemiş, 30 kişiyi yuvarlamış, 40 kişiyi hırtlaklamış" gibi abartılı, yalan mı gerçek mi belirsiz efsaneleri olacak.
Söylentileri anlatan kişinin vücut hareketleri bile belalının ne biçim bir herif olduğunu hissettirecek; gözler belerik belerik, ağzı hhommms mhoomms gibi kaba saba şekillere girecek, elleri vukuat rakamlarını vurgularken havada daireler çizecek. Belanının burnu problemli olacak sanki kokain çekmişte burnu akıyo gibi hareketler yapacak, sağ elinin işaret parmağını katlayıp onunla burnunu ittirirken sıfhırşk ettirecek. Seninle konuşurken yerdeki bir soda şişesi kırığından çocukluğuna gidermiş gibi arabesksi duracak, gizemlerin gizemlerinde kaybolacak. Arada kaşının altından sana bakarken gözünün ortasındaki noktayı hedef alıp imalı imalı ateş edecek. Yüz verirsen senden soğur başkasına belalı olur, bu nedenle hep kaçacaksın oda kovalayacak. Tavşan kaç tazı kovala oyununun çıkışına sebep olmuş bir olaydan söz ediyorum!


Bu kadar "belalı kime denir, özellikleri nelerdir" semineri vermeme neden olan şeyi söyliycem. Eski belalım kürşat'la karşılaştım hafta sonu tüpçü'de. Yani pek romantik bir ortam değildi, arada bi tüp tıssss diyordu ortalık tüp ossuruğu kokuyordu ama şeyapmayalım gayet marjinaldi bence. Yengem yanımdaydı klasik kadın refleksi olan sivri dirsek dürtmesiyle böğrüme dürttük attı "ahada seninki" dedi. Neymiş lan o benim olan şey diye ortamı radarladım gözgöze geldik, kürşat hemen yerde soda şişesi kırığı aramaya başladı. Neyseki yerde bi tane küçük tüp contası gördü onda kayboldu gitti. Geri döndüğünde msn konuşması gibi yaptık "slm naber iiiiiiiii nassın iiiiiii nolsun iiiiiiiii"
Sonra çıktık oradan katı meyve sıkacağı almak için bir mağazaya girdik yengem gene bir dirsek dürtüğü attı "ahada seninki" dedi. Lan nolui bi aralar çarşıdaki tüm erkekler benim miymiş nedir? bayaa götürmüşüm be heytt yavrum diye bakınırken kürşat yukardan bi yerden önümüze atladı. Aynı anda hem tüpçüde hem beyaz eşya mağazasında karşıma çıkmasından çok gene msn konuşması yapacak olmamızdan ürktüm.
Kürşat'a; aynı anda hem mekke'de hem istanbul'da ki tekkede bulunan evliyalar gibi bir kerameti olup olmadığını sordum. O'da; tüpçüde bizim, burada bizim, heryer bizim dedi. Ben görmeyeli kürşat kürşatSA olmuş. Nerde o tek mal varlığı rambo bıçaa olan, düzlüklerde benim için kurt avlayan belalım, nerde "tüm tüpler benim" derken ağzının sol tarafını omuzuna kadar yayan armut!

Çay söyledi, ürünlerinin kalitesinden söz etti, katı meyve sıkacağının içindeki pıçağın ucunu gösterdi, 4 düğmeli blendır getirecekmiş onu övdü, ne alırsak 36'ı ya bölebileceğini söyledi... Ohooo belalıya bak hele! Ulan insan bi eski günleri yad eder, bi üstüme atlar, bi işmar eder kuyruk sallar bişey yapar. Kafayı arçelik'le, bosch'la bozmuş boş kafa! damacana kafa! Bence artık devlet belalı ithalatına izin versin yerli malında eski kalite yok.

Çarşamba, Mart 10, 2010

Güzellik başa bela



İsterdimki şu başlık altında kendi güzelliğimin gizli vurgularını yapayım, güzel olmanın ne kadar çileli ne kadar meşakkatli bi deneyim olduğunu anlatırken alttan ala vereyim mesajı, çakayım imayı, basıbasayım pompayı

Hani mesela şöyleki kimi ablalar vardır; bir edeleli delikanlı gelip "bu binada kiralık ev varmış" diye soracak olsa cümlesinin başına "ben yalnız ve dul bi kadınım, geceleri üşüyorum"u ekledikten sonra "yöneticiye sorun" diye cevap verir.
Bende işte öyle yapıp her yazımın gizlicesine görükürcesine bi köşesine "aslında bayaa bi güzelim" anlamında bir özdeyiş bir gönderme serpiştirsem de, gül cemalimi görmeyenler bile öldüğümde arkamdan "evvelden tee cihan harbi zamanında blog yazan siminya vardı bi güzeldi bi güzeldi abaaaaa" diye yad etse...Belki şeyderim ama önce üzerinde özenle çalışmam gerekiyor. Çok göze batmayan çok da saklı olmayan bir katakulli bulmam gerek. (evet bu paragrafta yaptığım kadar yapsam bile yetecek hahah)

Arkadaşım yasemin çok kullanırdı bu dramatik cümleyi. Mahallenin en sarışın ve tek sarışın kızı olmanın haklı dayatmasını yapardı biz boynu bükük, yetim ve öğsüz esmerler üstünde.
Annesi ve yasemin'in en büyük şikayeti yasemin'in aşırı güzelliğinin başlarına açtığı felaketler, içinden çıkılmaz korkunç poroplemlerdi.
Zannedersin ki anayla kız muzdarip oldukları bu çaresiz dert için sabaha kadar sarılıp ağlaşıyor, nerelere gidem aney türküleri söylüyorlardı. Güzellik ne menemen ne nalet bir şeydi yarappim! Hem neden onlar? Ne günahı vardı körpenin :( Olaki zengin hıyarseverin biri bu ikilinin hayıflanmalarını dinlese, pöyküre pöyküre ağlar küçük sabi bu güzellik derdinden kurtulsun diye estetik ameliyatı için bağış yapardı.

Bazen ben bile hitabetlerinden etkilenip cezbe geldim" hii şeytan kulağına kurşun iyiki sarışın değilim git giiit çekilecek çile değilmiş, ay iyiki ayağım büyük küçük ayağın derdi zulmü çok, neyseki babamla annemin karışımından olağanüstü bişey çıkmamış çıksa zaten nasa bizi toplar götürürdü böyle bir babadan böyle megan fox doğması big bang kadar doğaüstü diye, iyiki yasemin değilim yasemin olsaydım tüm erkekler başıma çöker ilmek ilmek sökerlerdi amk" (dur burada çirkin olduğum vurgulandı ııh olmadı tekrardan güzel olduğumu empoze etmem lazım. Yasemin çok güzel olabilir ama bütün görücüler bize geldi diyerek durumu kurtarabilirim eheh)

Kitapçılarda annesiyle yasemin'in bu konuda yazdıkları kitapları bulabilirsin:
"güzelliğin götürüleri" "güzellik bir sinsi yılaaann" "güzellikten nasıl kurtuldum" " bir güzelin dayanılmaz hikayesi" "birde bana sor" "götüme benziyorsan üzülme, çünkü sen daha mutlusun"

Güzellik başa bela diyen kız günümüz serbest piyasasında artık kalmadı. En son temsilcisi yasemin'di işte onlarda taşınıp gidince bu emektar cümle yerini; fotograf göstermeden önce söylenen "çirkinim ama..." demeye bıraktı. Kendine ha bire "çok çirkineeem, burda kötü çıkmışım yaaa, of be maymuna benziyorum aynaağ :(((" diyeceksin, bunu söylerken karşına " yo yoo bence çok güzel çıkmışın, hayır hayır harikasın dilim tutuldu resmen, ne maymunu cadııı fıstık gibisin" diyecek bir erkek alman kaydıyla.

Şimdi deviantart'dan gidip "bitiful görl" yazayım çıkan güzel kız resmini yana koyayımki körpe dimağlara "megan fox kim lan en seksi kız siminya" mesajını sinsice yerleştireyim. Hatta hatta megan fox koyayım olay dahada çapraşıklaşsın, dur.

Pazartesi, Mart 01, 2010

İdeolojiye koyayım aşka bişey olmasın

Yakın tarihi o kadar bilmem, okulda doğru anlatamadılar yada anlattıkları sırada ben gene okulun arkasındaki dağa kaçmıştım, dersi kaçırdım. Orada bir dağ vardı o dağ belediyenin dağıydı. Bazı yerlerinde küçük mağaralar, ses çıkaran delikler, gizemli çukurlar bulmuştum. Eğer tenefüse her çıkışımda biraz daha kazarsam hitit uygarlığına ulaşacağımı umuyordum, arkeolog olma hayalimin menşei o dağdır.
"o dağ gerçekten dağ değildir, ankara'nın göbeğinde dağ ne gezer" diye düşünmemek lazım, küçük bir çocuk için çıkıntılar dağ, akıntılar nehir, çalılıklar ormandır, her daim.
Uzak hititlerin sevdasına yakın tarihten oldum (bahanenin şöyle böylesi ) ama otlukbeli muharebesini biliyorum şimdilik beni idare ediyor, daha bir kaç sene yetecek kadar var.

Tarihi okulda öğrenemeyince bizim taallukat öğretti şu sağ - sol mevzularını. Zaten okullarda okutulacak şeyler değilmiş.
Ben yokken buralar hep anarşikmiş kimin kimi vurduğu bilinmez mapusa giren bi daha geri dönmezmiş. Hep sağ gözüyle dinledim vukuatları. Haliyle direk solu suçladım, tıktım içeri. Bana göre sol; tek dişi kalmış bir canavardı, yedi başlı ejderhaydı ele geçirildiği anda sıkacaktın hırtlağını, hele bi duraydı.
Mamak milliyetçi, muhafazakar bir ada, arada oğlunun adı devrim kızının adı evrim olan seyyahlar adamıza ayak basardı basmasına da tez zamanda denize dökerdik. Sola oy verenlerin kapılarına kırmızı boyayla çarpı atılırdı (abartı sanatını psikopata çevirmek) Abilerim çoktan sağ örgütlerin ovalarında cirit atıyorlardı, bende istiyordum cirit oynamak, çelik çomak yaşım bittiydiki. İçimde coşkun ırmaklar gibi çağlayan birşeyler vardı. Götürseler gittikleri yere gidecektim ama malesef kız diye basıyorladı zılgıtı, veriyorlardı ayarı. Bu potansiyelimi kimse hakkıyla değerlendiremedi güdemediler beni, bir asena koyun gibi.

İşte tam o sıralarda nihat'ı tanıdım, belliydi sağlam papuç olmadığı, bir işler çevirdiği. Öyle söyledi yakın tarihçi yakınlarım "amman uzak dur bunun cibilleyeti çürüktür" diye habire dürttüler. Nasıl uzak durabilirdim ki? Aşık olmuştum, sağlam düşünememe engellisi olmuştum. Nihat'ın sol bir örgüt mensubu olduğunu anlamam zor değildi. Bi takım kılavuz maddeler vardı:
  • Fikret kızılok dinliyorsa az işkillen
  • Kırmızı aksesuar kullananıyorsa kaşının birini kıldır, hömmm de
  • Bir metre yakınında orak- çekiç görürsen ki çok tehlikeli, arkana bakmadan kaç
  • Devlet aleyhine konuşuyorsa indir sumsayı, vur beline kazmayı
Hah ha kimin umurunda? Başlıycam maddelerinize, kızılınıza, karanıza! Aşk diyorum, kalbimde depremler oluyor, duvarlar göçüyor ben altında kalıyorum imdat diyorum. Siz göçük altında ellerini temiz tut, sütünü içmeyi unutma diyorsunuz. Yemişim sağınızı solunuzu, önünüzü arkanızı ve sobenizi. Siz bütün oyunların ebesi olun bana müsade..ve yıktım küçük dünya'mın küçük ideolojisini.
O beni soldan soldan sevecek değildi ya? Düpedüz seviyordu işte, herkes gibi seviyordu.. yo yoo herkes halt etmiş hiç kimse böyle sevemezdi.
Etrafımda kurabiye kalıbıyla kesilmiş birbirinin aynısı zencefil adamlar vardı, oysa kurabiyenin makbulü; eciş bücüş, yamuk yumuk olanıdır, o ne kadar güzel yamuktu.. Benden farklı düşünmesini, bana isyan etmesini, en çokta beni sevmesini nasıl seviyordum.
Şimdi o yok, anlatması kolay olmayan yerlere gitti. Giderken bana "aşk için yorgan yakmayı" miras bıraktı. Yakmasını hiç beceremsemde, mirasına ihanet edip "aşk dediğin fuck gibin bişey" diye eşeden köşeden saydırsamda sen bana bakma..bildiğin gibi davran

Hangi ideoloji daha iyi sever, bunun ayrımı nerede başlar nerede biter bilemem. Kimileri solcu kızlar aşk, sağcı kızlar çocuk yapar, der. Kimileri milliyetçiler bayrak sever gibi, vatan sever gibi tutkuyla sever der. Kimileri ne aşkı ne inancı be içelim güzelleşelim hade hade hadeeee der. Herkes bişeyler der de der. Ama son kararı her zaman şuran verir. Ve oran; aynı benim dağa kaçıpta kötü not aldığım gibi tüm ideolojilerden kötü not alır, sadece aşk dersinden pekiyi alır.

yaşasın halkların kardeşliği diye galeyana gelip meclise yürümeliyim, derhal! belki yolda yakışıklı birileri eylemime destek verir, kardeş kardeş yürürüz (!) foto

Perşembe, Şubat 25, 2010

Az daha görüntüle

İnternet müfettişinin biri prensiplerini sıralamıştı "bir siteye girince önce o kişinin hakkımda bölümü var mı ona bakarım, eğer hakkındası yoksa derhal çıkar giderim!!!!" Az kalsın elin sitesinin hakkında bölümü yok diye kendi bilgisayarını balkondan atacak, o kadar içlenmiş, ünlemlerle bezenmiş.
Tıpkı "last fm üyeliği yoksa yüzüne bile tükürmem, linkemind'e gelmezse polise ihbar ederim, finlandiya usulü barbeküde balina yememişse muhatabım olamaz" diyen öteki etiketci ucubeler bigi. Bigi yada gibi, detaylara takılmasak.
Dahi anlamına gelen "de" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, ise anlamına gelen "ki" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, hakkında bölümü yok çıkıp gidiyorlar, "hey canın cehenneme tamammı kahrolası beyaz adam" anlamına gelen "hassittiri" yazıyorum durup duruyola.

NAH HAKKIMDA
Şebnem Ferah şarkıları gibiyim, gırtlağına kadar birinci tekil şahıslara bulanmışım. Bir şey anlatacaksam "ben bi gün gidiyodum" "ben bi gün geliyodum" "ben ben idim ben idim" diye başlıyorum anlatmaya. Görmemişin iyelik eki olmuş linkleri görebilmek için iye olmuş. Halbuki hep orhan gencebay gibi çoğul, turkcell gibi kapsama alanı geniş olmak istedim, lakin ki bir avea boyu yol gidemedim.
Kendi hakkımda bu kadar çok konuşmama rağmen hakkımda hiç birşey anlatmıyorum, kendimden bahsetmeyi sevmem, kendimi yazmayı sevdiğim kadar. Bana sorular hazırlıyorum, cevaplarını önceden avucuma yazıyorum, kopya çektiğimi bana asla söylemiyorum.
Saçlarımın neden pembe olduğunu kendime sorarsam, şöyle cevaplarım diye planlıyorum; Bak şimdi olay çook eski zamanlara dedelerimin dna dizilimlerinde ki ufak bir sapmaya dayanıyor, aşırı kızılcık şerbeti ve koyun yoğurdu tüketmenin sonucunda gelişen keratinel reaksiyonun oksidasyonu falanı filanı. Kendi teorime kendim bayılıyorum, ortada pembe saçlı bir türk soyu olmasada olur, teori var, üzüm var.

Kişilik bölünmesi dedikleri şeyi kendime çok yakıştırıyorum. Üzerimde güzel duruyor, modası geçse bile giyerim diye düşünüyorum. Hiç dayanağı olmayan ve asla somutlaşmayacak halüsinasyon planlar yapıyorum, mesela "önümüzdeki ay peru işi oldu olacak, yarın suşi yiyim, haftaya enriko iglesyas bize gelince saten nevresimleri sererim" diyebiliyorum. Asla yapamayacağım şeyleri hayal etmek bana yetmiyor birde bunları anlatmam, resmetmem gerekiyor. Bilirimki asla ciddiye alınmıyorum. Hı hı büyük insan olacaksın, ya evet ruj reklamlarına çağıracaklar, tabi tabi erzurum'a vali olarak atandın...ciddiye alınmamaktan da zevk alıyorum. Yukarı tükürsen de güzel, aşağı tükürsen de güzel, yüzüne tükürsende. Tükürmek ne güzel.

Hep ne işle meşgul olduğumu soruyorlar, nedenini biliyor musun? Biliyor musun, bilmiyor musun bilemeyeceğim bende bilmiyorum. Bazen "gayfeye çaycı aranıyo" yazan bir cama saniyelerce baka kalıyorum. Bıyıklı adamlara çay servisi yaparken humarda karısını kızını ütülen oluyor, o dakka kafasına çay tepsisini indirip kulağını ısırmaya başlıyorum, ellerimle burun deliklerinin ikisine birden çay kaşığı sokuyorum, şarapsızlar üstüme çullanıp hem dayak atıyor hemde işten atıyorlar, bi bakmışım hala çaycı aranıyor ilanına baktığım yerdeyim. Bu işte olmadı..İşiniz başınıza çalınsın!

( yarın marketten bir kilo "ben kulun değilmiyim" alınacak, can çekti)

Heralde bir siminya için en kaymaklı dedikodu; kendisi sokak süprüntüsü gibi gezinirken, orada, burada onun hakkında "bir sanat sitesinde editörmüşşş, bilişimciymiş, jurnalistmişş, tıravelist, mıravelistmişş, fakirden asla almaz zengine seve seve verirmişş" denmesidir. Sen ilkokul 7 den terk ol, saman pazarından giyin, iş ararken CV istediklerinde "inşallah pahalı bişey değildir" diye düşün ama tutup seni telaffuzu bile zor yerlere layık görsünler, kaymağın hakikisi burdaa, gel dayı gel.
Bu büyüyü bozmak istemem ama bozayım lan anasını satayım, eğer bir ay içinde kenya'da bir dinazor fosili kazısına davet edilmezsem gündeliğe giden ablamla takılacağım. Gayette iyi kazanıyor, üç tane kapı silip yaz tatilini türkbükü'nde kum bükücülükle geçiriyor (bak:cnbce-avatar) Sosyete temizlikçisi o; afilli, cakalı, fiyakalı. Dizilerde gördüğümüz saftirik emine tiplemeleri gözünün önüne gelmesin onlar sadece, alt sınıf halkı en fazla temizlikçiliğe layık gören türk dizilerinde olur. Emineler Bihterlerle aynı katta çay içemez, gelecek sezon kanal yumuşak ğede..

Bu iş olmazsa son çırpınışımı yapıp kutsal bir amaç uğruna bir dizi seyahata çıkacağım. Ülkede ne kadar 70 yaşını aşkın azgın dede varsa toplayıp ikinci sünnetlerini yapacağım, biraz derinden olacak bu ikincisi..(babamla aynı yaşta olmaları yeterli bir sebep) Kurtarıcıları olacağım ama onlar bunu bilmeyecek. Hatalı ve aşırı kullandığı için errör veren bir sıracalıya sahip olan babam gibi pijama koymayıp batırmaktan, izdivaç proğramlarında "geceler çoh zor oluyo" yakarışlarından tamamen kurtulacaklar. "Gençliklerinde dünya'yı döndüren parçanın şimdi contası eskimiş musluktan sadece madde olarak farklı olduğunu öğreteceğim onlara" Ve bi bakmışın bu işin duayeni olmuşum. Piyangocu nimet abla gibi şubelerim açılacak "tarihteki ilk kökten sünnetçi" olarak hafızalarda yer edineceğim, hayırla yad edileceğim, bittabi. Kendimle daha şimdiden gurur duydum..gözlerimden bi çok damla yaş süzüldü..bayraklar göndere çekildi

Keşke marketten biraz daha mehter marşı alsaydım..

Perşembe, Şubat 18, 2010

Amcaya blogunu göster çocuum

Kaç yıldır blog yazıyorum..kaç yıldır blog yazıyorum? Baya oldu işte. Ee böyle yaza yaza bir nevi blogculugun kitabını yazmaya hakkın oldugunu falan söylüyor içindeki Alişan.
Hep kodamanlar mı ahkam kesecek? Banada kestireceksiniz! En çok ben keseceğim! Beeen siminya büyükburç'um!!!

Bakalım benim "
genelleme" biçimime göre blog ahalisi nasıl beslenir, ne biçim bi sapıktır, kimdir onlar? kimsin sen?
Blog türü:
Marksist, lenininst, stalinist, gomunist, gelinist, gidinist
Blog teması: 3 Kolonlu, siyah arka plan, beyaz, gri ve kırmızı takviyeli
Aksesuarlar: Karanfil, havaya kalkmış yumruk, puşi, das kapital, barış amblemi
Olmazsa olmaz: Hrant Dink fotosu, Sevan Nişanyan linki, devrimci kitap kapağı fotoları, Nazım Hikmet şiirleri, eylem çağrıları.
Yazar tipi:Nadir olarak genç genelde 35 üstü, iyi eğitimli. Hapis rutubeti çekmiş yada er geç çekecek, buna hazır. Polislerden ebesinin kırığını görmüş gibi gıcık kapar, narsist, ateist, doğasever, denizden kızıl renk çıksa yer. Derdini kısa anlatamaz uzun ve belgelere dayalı konuşmayı yeğler, halkını ölesiye sever, kendini geberesiye.
Yorumcu tipi: Okur yazar, isyankar, erken çökmüş, görmüş geçirmiş, el örgüsü kazak sever, dişleri sorunlu, taraf gazetesi okur okumasada beğenir, kelime dağarcığı olağanüstü karmaşık, tiryaki, özgüveni yüksek, deniz aşığı
Yorum kalıbı: Grev şart! Günümüz faşizm öğeleri, oluşagelmiş toplum bilincini dışavurum sentezinde ötelemektedir. Bu durum kapitalizmin diyalektik içeçöküm varoluşunda geleğenden gidegendir.
Örnek blog: http://cengizchefikir.blogspot.com


Blog türü: Dini bütün, muhafazakar, islami
Blog teması: Siyah arka plan, yeşil ve kırmızı yazılar.
Aksesuarlar: gif güller, simli kuşlar, kanat çırpan ibibikler
Olmazsa olmaz: Altın varaklı Allah ve Muhammed ismi, namaz vakitleri sayacı, ilahi playlist (sami yusuf'lu), dua eden eller, Gazze ağlıyor
Yazar tipi: Tek renk gömlek ve pantolon kombinasyonlarını sever, eli yüzü ıpıp ıpıl parlar, cuma namazını kaçırmaz, sakin, kendini ifade güçlüğü çeker, çabuk aldanır, davası uğruna ölebileceğine inanır, erkekleri kadınlarla yakınlaşmakdan kaçar, kadınları daha kolay sosyalleşir, yotube sever.
Yorumcu tipi: Huzurlu ama insanlığın geleceğinden umutsuz, isyankar, önyargılı, milliyetçi, çekingen, zaman gazetesi okur, doğan medya grubundan hoşlanmaz, doğasever, az yazar çok dua eder, duygusal, ikna eder, ikna edilir.
Yorum kalıbı: Allah razı olsun kardeş, gönüller güle güller bülbüle yandığı müddetçe umut kesilmez, Allah (cc) yar ve yardımcın olsun. Adı güzel kendi güzel Muhammed (ra) şefaatcin olsun. Ve aleykümüsselam velhakkılmelekütül bismillah.
Örnek blog: http://islamcokguzel.blogspot.com


Blog türü: Erotizm, seks, gay, +18
Blog teması: Beyaz veya açık tonlarda arka plan, turuncu veya siyah yazılar.
Aksesuarlar: Gay ise; yanlarda alt alta dizili, adonis kası yürek hoplatan, döşü gılsız ve baklava desenli erkek fotoları. Siyah beyaz, çıplak, iri memeli sarışın hatunlar, dilini parmaklayan kızlı header
Olmazsa olmaz: "Pornomo dokunma" banner ve 5 posta bağlantısı
Yazar tipi: Reel hayatı boğucu, cinsel kimliğini saklamak veya istediği gibi gösterememekten şikayetçi, eğitimli, hayal gücü yüksek, seks konusunda sınır tanımaz, sosyal, renkli giyinir, paranoyak, megoloman, dini ve vicdani gel gitler yaşar, alkol alır, kavgacı, aktivist, duygusal, ukala ve kıvrak zekalıdır.
Yorumcu tipi: Geniş bir yaş aralığı 15-60, biz giderken mersin'e o geliyor tersine yani zikimden aşaa kasımpaşa edalısı işvelisi, seks hayatı kötü, internet bağımlısı, alaycı, arsız, mizah dergisi okur, metal müzik ve demet akalın arasında turlar, fantağzilerde yaşar, espirili, bloglarda adsız dolanır, youtube ve facebook sever
Yorum kalıbı: ahahahahah puhahahaha zuhahahaha, harikasın o yeaaa beybii fuck me, bence sen çirkinsin bu yazdıkların hep hayal ürünü madem güzelsin göstersene a.q, seni seviyorummm çok pis hayranınım, ibne!!!, o. çocuğu cesaretin yok senin ah sen bi elime düşsen varya yürüyemeyecek hale gelene kadar....
Örnek blog: http://cokdasikimde.blogspot.com


Blog türü: Teknoloji, download, google, bok, belek
Blog teması: Genelde 4 kolonlu, beyaz arka plan, mavi yazılar.
Aksesuarlar: Son çıkan alet edavat fotoları, sağa sola giden gelen yazılar, üstten inen bir yazı, tıkla diyen bişey, zıpla diyen öteki şey, donate butonu, yabancı teknoloji blog linkleri, slayt
Olmazsa olmaz: adsense reklamları, sosyal medya linkleri, bize e mail atın, bize abone olun, bize ulaşın zımbırtıları.
Yazar tipi: İlk blogu, aradığını bulamayınca başlamış, genç, sportif, elektronik müzik ve rock dinler, kilo sorunu vardır, genelde hetero ve maço, kadınları küçümser, romantizmden anlamaz, kendine güveni yüksek, çevresi geniş, becerikli, eğitimli, masabaşı iş yapar, agresif, kendine "biz" der içinde bir çok teknoloji sever adam vardır onlarla birlikte yazar.
Yorumcu tipi: Üstünlük kompleksli, zeki, meraklı, google'dan gelir, yorum yazmayı sevmez, link kırıksa küfretmek için yazar, kıskanç, hiperaktif, translate'i hep açık, kendisininde blogu olabilir, kanka, okuldan tanıdık
Yorum kalıbı: Denedim olmadı, ben aldım iyi çıkmadı, yaptım güzel oldu, ellerine sağlık kardeş, Teknosa'da gördüm burada göründüğü gibi değil, link kırık!!!!, adamlar neler yapıyo hayret
Örnek blog: http://istblacken.blogspot.com/ veya http://tekno-max.blogspot.com


Blog türü: Yemek, elişi, moda
Blog teması: 2 kolonlu, beyaz, pembe
Aksesuarlar: Yanlarda daha önce yapılmış elişi, yemek, börek, makrome ne varsa hepsinin fotoları, saat, neonlu hoşgeldiniz, görümcenin bloguna geçiş kolaylığı için "görümcemin blogunada bakın" yazısı.
Olmazsa olmaz: adsense, eş dost blog linkleri, sayaç, kelebek, hello kity, türkan şoray, chat box, blogcu.com, papatya
Yazar tipi: Bayadır evli veya boşanmış, ev hanımı, tv izlemeyi sever, kilo sorunlu, msn simgelerine zaafı vardır her kelimesinin sonuna bol bol smiley ekler mesela ":))))" ":D:D:D:D", gezmeyi sever, eğlenceli, cana yakın, öğrenmeye açık, utangaç, becerikli, yaptıklarını göstermek yerine göstermek için yapar haliyle blog bir süre sonra onu zorla çalıştıran patrona dönüşür.
Yorumcu tipi:Yeni evli, kocası yemeklerinden dolayı ishal, beceriksiz, internetle alakası az, kolay oltaya gelir, iyi kalpli, pıtırcık bir gonca gibi açılmamış, bilgisayara virüs girince ağlar, yemek yanınca ağlar, haroşa model öremeyince ağlar, benden nefret eder.
Yorum kalıbı: Ellerine sağlık şekerim süpersin çok şahane görünüyor, ne kadar yakışmış nazocuğum maşallah pu pu pu manken gibisin, yaptım çok güzel oldu beyim beyendi, yapamadım olmadı sanırım pirinç ununu az katmışım :((((, bu Konya'nın değil Malatya'nın yemeği!!!!
Örnek blog: http://httpayfersultanblogspotcom.blogspot.com/ (adrese dikkat)

(dediğim gibi genelledim herkes böyle olcak demedik fifti fifti dedik. blogları rastgele seçtim türünün en iyileri gibi bi şey yok hatta bir kaçını google'dan buldum, inşallah sahipleri gelip kafamı gözümü dağıtmaz, daha bir kaç tane tür varda bunlar yeter da )
Foto

Pazartesi, Şubat 15, 2010

sexy_baby_angel18@hotmail.com

İlk cinsel içerikli malzemeyi çocuk yaşta ablamla bir arkadaşı beni videocuya yolladığında elime aldım. Müjde ar'ın "dağınık yatak" adlı filmini bir kağıda yazıp kimseye göstermeden alıp gel diye sıkı sıkı tembihledikten sonra elime tutuşturdular. Video kasetleri satan dükkanın sahibi beni tanıdı ve "seni kim yolladıysa git söyle, o film izlenilecek filmlerden değil" dedi. Gizemli notlar, izlenilmeyecek filmler?!  Günüm daha şimdiden iki adet entrikayla şenlendi.
Eve giderken "Nerden geliyorsun" diye sorana
-Ablamla arkadaşı ayıp film istediler dağınık yatakmıymış neymiş, Müjda Ar tepeden tırnağa çıplak habire yataklarda yuvarlanıyormuş, bi sürü erkekle sevişiyormuş onu alacaktımda alamadım, diye hiç bilgi sahibi olmadığım film hakkında fikirler yaydım, bire bin kattım. Gün akşama varmadan tepedeki ıssız evlere kadar olayı duymayan kalmadı. Filmi alıp getirseydim zavallı ablalarımın adı "evde kırk türlü iş çeviren kızlar"a çıkmayacaktı. Sayemde izlemedikleri filmin bedelini ödediler. O filmi daha izlemedim hakkat Müjde Ar nasıl bir muzurlukla dağıtıyor ki yatağı?

Bu küçük olayın üzerinden ne kadar geçti hatırlamıyorum bir dere kenarında mayıs sellerinin getirdiği "Tüm Seks Pozisyonları" adlı yarısı sele kapılıp gitmiş, yarısı kuruyup ağzı gözü dağılmış bir kitap gördüm. Kalbim gümbür gümbür atmaya başladı. Etrafı kolaçan edip bir kapkaççı kıvraklığıyla kapıp kaçtım. Nihayet reşitler tarafından sır gibi saklanan "Aa ayıp, şişş ayıp, hii ne ayıp" mevzularını öğrenecektim. Gözlerimi Belgin doruk misali kırpıştıra kırpıştıra; inşaat kuytularına,uçsuz bucaksız arazilere,dipsiz kuyulara gire çıka kitabı inceledim, resimlerine baktım. Elle çizilmiş siyah beyaz pozisyonları bugünmüş gibi hatırlıyorum. Mesela birinde kadın bacağının birini adamın takımlarının ara…her neyse. Zaten pozisyonların çok azı sağlam kalmıştı ama o kadarı bile benim için yeterince korkutucu görünüyordu. Hizbullah’ın domuz bağı cinayetlerinden çok farklı gelmemişti gözüme. Seksin korkunç bir şey olduğunu, insanın insana akıl almaz işkenceler yaptığını düşündürmüştü. Büyüyünce gene bakarım diye bi yere gizledim, çürümüştür elbet. Birkaç yıl sonra internet geçti elime, geçtiğine geçeceğine pişman internet. Daha adamlar kurdu kurmadı kapıdan çıktı çıkmadı google'a ilk yazdıklarım "sexli siteler ara, cinsellikli filmler indir, sevişmeceli bir şeyler, az korkutuluşlu olanından gerdek resimleri, karı, kız, erkek, ne varsa, bul, topla, getir" oldu. İnternet bağlantısı bir gün sonra arıza yapıp tamirciler geldiğinde google arama geçmişimizi gördüler. Bende birbirlerine bakıp güldüklerini gördüm. Kafalarından geçen düşüncelerin utancıyla onlar gidene kadar banyoda ölü numarası yaptım.Hotmail'den ilk aldığım adresler önceleri (abazanlığın tunç çağında) sexy_baby_angel18@hotmail.com gibi çok seksiyim çıpçıtırım mesajı salgılayan maillerken sonra sonra şiir blogları okumaktan romantikleşip "sana_gul_derledim06,  bahcelerde_uveyik,  gonuller_birolsun85 " haline dönüştü. Şimdi iyiden iyiye bıkmışlığın izlerini taşıyor ayyettibee@hotmail

Yıllarca muzır neşriyata sadece benim zaafım olduğunu, alakamı kesmezsem cehennemde bacaklarımdan ikiye ayrılıp kızgın maşalarla oyulacağımdan korktum. Mastürbasyon yaparken ablama yakalanıp alaya alınınca anladım ki ablam yapmıyor, ben yoldan çıkmışım. Kötü genlerim sülalenin kanını bozacak benden sonraki nesiller porn star olacaktı. Gittikçe içim katranla doluyordu 40 suyla yıkasalar, 40 yatırda yatırsalar, 40 kaynar kazana soksalar yinede temizlenemeyecektim. Gelmiş geçmiş en günahkar en pis yaratık ankara mamak'da yaşıyordu. Belki de ben bir kıyamet alametiydim ha? Dünya'nın sonu geliyordu yecuc, mecuc büyük bir ihtimalle benden türeyecekti. Kendimi düzeltmeye çalışmadım mı? Çalıştım; dansöze baktım bin tövbe çektim, hamamda göte çarptım on bin bismillah okudum, Fuat'ın pipisini gördüm namaz kıldım, Burhan Çaçan'ı çıplak hayal ettim bir hafta yemekten aştan kesildim. Yapamadım…Bin yemin ettim döndüm, bin yemin daha ettim ondanda döndüm.

Tutamadım parmağımı Bahtiyar...
Ayıba sayıba öküz gibi baktım..
Sevişenler görünce salyalarım akıttım
Seks yazıp gogıl gogıl dolaştım...
Önüme ne geldiyse tıkladım tıkladım tıkladım
Yapamadım
Vajina monologları diye kitap aldım Bahtiyaarr
Çok şükür ki o el altında dolaştırılıpda şahitler huzurunda ayıplanan muzır neşriyat sayesinde;  canlıların çoğalmasını doğal görürken çoğalırken yapmak zorunda olunan eylemi dışlamanın tam bir hastalık olduğunu öğrendim. Seks yapmıyormuş gibi davranmanın seks yapmadan yaşadığının düşünülmesini sağlamadığını da.  Seks yapmaktan kaçabilirsin belki (oda belki) ama hakkında bir şeyler öğrenme arzusundan asla kaçamazsın.  Ne kadar  tertipli görünürsen gör seninde yatağının akşam olunca dağılacağını biliyoruz dostum.
(Bugün tesadüfen bulduğum yazı ilginç bir bağlantı olur)

Pazartesi, Şubat 08, 2010

Gece gece nereye böyle?

MERAKTAN ÖLDÜK BÖLÜMÜ: Dilim varıyor ama acaba orada yani monitörün benim tarafıma düşen tarafı değilde senin tarafına düşen tarafında mapushaneye düştüğümü, kara topraklara yar olduğumu, akli şeylerimi yitirdiğimi ve bu şıklara benzer ne kadar kötürüm fikir varsa hepsinin veya bi kısmının başıma geldiğini düşünen oldu mu?
Hani ufacık minicikde olsa geldi mi öyle bi fikirler, bi temayüller, bi taammüden adam öldürmeler? İki hafta oldu gacı yok piyasada nerede bu kenar maalle piçi diyen bir insan evladı olmadı mı ya?!! Olmuştur olmuştur olacağı varsa olur o olacaklar. Öperim.
Mektubuma ilerde hadise tarafından söylenip sansasyon yaratacak olan "aha benimki hani seninki" adlı şu an olmayan bir pop şarkısıyla devam ediyorum. Müthiş şarkı, yerimde duramıyorum nalet olsun.


ERKEK ÇOCUĞU BÖLÜMÜ: 15 günlük tatile girer girmez odamı atlar bastı. 5 adet has hoşt moğol atı ki bunlar sayıları bi düzineye yaklaşan teyzelerimin (üvey olanları, ölenleri ve cinsiyet değiştirenleri çıkarınca kalan teyze sayısı) çocukları. Yaşları 10 ile 13 yaş arasında değişen veletler bilgisayarın devrelerinden gelen tılsımsı kokuyu alır almaz odama hara (bakiniz hara: at çitliği, ganyancı tapınağı) kurdular. Birisi bilgisayarıma direksiyon, tüfek, kılıç, kalkan monte ederken, öteki rolır kostır, ralli taykın, gta şoting, reveleyşın bindireyşın, saldıreyşın indireyşın, dıkşın dıkşın adında bir dünya öldürmeceli oyun kurdu. Erkek çocuklarının dünyası mide bulandırıcı gece geç saatlerde start aldıkları en kokulu kim osuracak müsabakasından tut, bir çorabı çıkarmadan 15 gün kim giyebilecek iddiasına kadar dolu adetleri var.. hele o burunlarından toplayıp yuvarladıkları sümüklerden yaptıkları oyuncak silah mermileri...off.
Bir gün içinde beni odamdan püskürttüler aslında onları bi güzel depelerdim ama iç çamaşırı çekmeceme gece, uyur gezer olduğu ihbar edilen biri sidikleyince bu ırkla savaşamayacağımı anladım, mecburen topraklarımı terkettim.


ERKEK KARDEŞ BÖLÜMÜ: Salonda babama (özellikle babama) abime, teyzelerime ve bir yıldır küs olduğum erkek kardeşime görünmeden takılabileceğim kuytu bir koltuk üssü kurdum. Koltuk beni bünyesine almakda zorlandı; bacaklarım koltuğun öte tarafından aşağıya taşıyor, kafam bu taraftan asma kabağı gibi sallanıyor, kollarımın biri fazla geliyor, burnuma raptiye, kıçıma püskül batıyor derken ağız tadıyla bi uyku uyuyamadım.
Bir gece yine böyle koltukla güreşde yol katediyorken bir yıldır bana yüz vermeyen ama engizisyonda sözü geçen erkek kardeşimle salonda karşılaştık. İlk defa birbirimizi görüyorduk bi tanıyamadık bi tanıyamadık sorma. Kim bu salonun ortasındaki lan! hırlı mı hırsız mı? diye düşünür gibi olduk. Çünkü neden? Çünkü kendisi gece eve gelmiyor, gündüz uyuyor uyanır uyanmazda evden kaçıyor, gizemden ölecek.
Ben onun mafyayla bağlantısı olduğuna iman ettim. Kesin geceleri birilerini kesip, biçip, gömüyor. Aklıma daha aklıma yatkın bir fikir gelmiyor. Zebellah gibi dikildi baktıııı baktıııı
-Benimle gel, dedi.
Nereye geleyim? diye sordum cevap vermedi. Gitti ayakkabısını giydi hadi gel bekliyorum diye seslendi. Ensemden aşağıya bir ürperti indi, bacaklarım titredi, ödüm bokuma karıştı gibi korku efektleri ile buraları süslemek isterdim ama hiç bi tane bile korku hissetmedim. Bir yıldır selam vermemiş kardeş beni nereye götürse gidecek kadar dünden hazırım, öleceksek ölelim. Belki götürüp üstüme diri diri harç dökecek, belki borçları karşılığında beni tefecilere devretti hatta belki sadece salep ısmarlayacak. Bakalım görelim, bakmadan göremeyiz, görmeden bilemeyiz, gitmezsek gelemeyiz.
Üstümü giyip koştum peşimden, ne meraklıymışım. Benimle asla yan yana yürümedi belliki hala kin duyuyor, ay duyarsan duy bende sana duyuyorum, sen benim duyduğumu duyuyor musun ondan haber ver!
Saat gecenin birbuçuğu eşşek sıpası kardeşim karanlık, buzlu, kuytu sokakları mistır hayt paltosu ile hızlı hızlı yürüdü arada arkasına dönüp gelip gelmediğime bakdı, aynı babamla annemin komşulara giderken arka arkaya yürümeleri gibi yürüdük. Bense hem giderim hem söverim abla, o baksın bakmasın arkasından allah ne verdiyse yağdırdım. Hiç bilmediğim küfürler biliyormuşum. Merdiven altında bir yere indi! "lan ben güle oynaya şıkıdım zekiye gibi gidiyorum ama ya hakkaten amacı kötüyse? kardeş kardeşi hırtlaklamaz tamam bizimkiler yapar ama şimdi değil çok sonra bilahere yapacaklarını hesapladım, ki kardeş kardeşi hırtlaklar neden hırtlaklamasın? gastelerde okuyoz dede torunundan torun yapıyor yok canım o kadarda değil amma abarttın haha haha ilahi" diye kendime telkinler verdim ama çocuk cidden beni yeraltı dünyasına doğru sürüklüyor. Acaba korksamıydım? acaba bacaklarım titresemiydi? acaba şu meşur öd bende neden patlamadı? acaba öd kanserimiyim ondan mı patlayamadı hayvan? acaba kaçsam mı? noluyo laaan!

arkası arkadan gelecek....

Tamam lan tamam yazayımda bitsin bu zulum. Hiçde heyecanlı, aksiyonlu, ganlı, bıçaklı, çılgaaan bir yere gitmedik malesef. Kurtlar vadisi adamlarından sanıp kendisiyle karanlık bi gurur duyduğum kardeşim aslında yerel bir gazetede gazete katlamacısıymış?! Ha belkide paravan meslekdir o kadarını bilemem. Mesleğe bakele hele "GAZETE KATLAMACISI" breh breh.Söyleseler böyle bir meslek var diye asla inanmazdım. Gazeteleri makinalar katlıyor diye biliyordum. Ama eğer küçük bir gazeteysen ve paranda yoksa eş, dost, ahbab geceleri bir yerde toplaşıp muhabbet ede ede gazete katlamayı kabul ediyormuş, edebiliyormuş.

Tıkdı beni oraya sabaha kadar ayaklarıma prangalar vurup çalıştırdı...Tanımadığım insanlarla, bilmediğim konularda konuşup, anlamadığım espirilere zoraki gülerek gazete katladım. Kölelik hala var! Beyaz kızkardeş ticaretine hayır! Gazete katlayıcılarının hakları ne olcak soruyorum sana tayyip erdoğan!!!

Gündüzleride aynı gazete için seri ilan sayfası hazırladık. Benim alanım "SERİ İLAN TOPLAYICILIĞI" idi. Bunuda yeni öğrendim. Gazeteciliğin kamera arkası hakkında hiç birşey bilmiyormuşum. Günde en az kırk şirket, esnaf, insan, bağ, bostan gezip ilan bulmaya çalıştık. Katlayıcılık daha güzeldi en azından götünün üstünde oturuyon, ortam sıcak, çay var, çubuk kraker var. Sen gazeteci olcam, gazeteci olcam diye istiharelere yat, hayaller kur, ağla zırla olduğun gazeteciliğe bak. Neyse buda bir başlangıç.

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...