Cümleten beklenen depresyonuma girmiş bulunmaktayım, geçmişlerimizin canına değsin.
Yılın bu aylarına denk gelen günlerde; hızla bi cenin pozisyonu alış, bi beyin süngerlemesi, hayatın amacına soru işaretleri??? evden tırıslama isteği, kendini pencereden atma coşkusu, aşırı şekilde bulgurlu puding, domatesli domates yeme ve çaydanlıklarca çay demleyip içememe içerisinde yuvarlanan bir basu badel mevt oluyorum = (ölüm ve diriliş)
Bu mevsime annem "9 öğünlü mayıs" diyo "hiç bişeye doyaman allah doyaman" demek.Bunalımlara bundan doyamıyorum demekki hımmm.. Bahane olsunda bana, hemen "hah hah ondan işte" diye abanıyorum..
Mesela dün elektirik süpürgesinin sesi neşet ertaş'ın "evvelim sen oldun ahirim sensin" türküsü gibi geldi oturup ahoy ahoy nidasıyla ağladım, ağlarken ağlama sebebime ve süpürgenin bana bakan filtresine bakıp bakıp güldüm, sonra filtreye niçin güldüğüme güldüm, ay çok güldüm son gülen iyi gülermiş dur dengeleyim diye yeniden ağladım, ardından ağlama ve gülme arasında ki adil olma çabama güldüm, gülmüşken bi kerede ağlamaktan gülmeye geçiş hızıma güldüm.
Yüzüm; nükhet duru'nun yüzünde yaşayan "tatar ramazan" gibi olana dek böyle devam etti, sızıp kalmışım. Akşam ütü yaparken "kimbilir ne derdi varda böyle içten içe yanıyor hayvanceiz" diye duygulanıp gene sümkür sümük başladım. Bu sefer gözyaşlarımın geri dönüşümünü gördüğümden sabahki döngüye kendimi kaptırmadım. Pratik depresyonum bana bir keşif yaptırdı, gözyaşlarım ütüye su koymama gerek bırakmamıştı! O günden sonra gözlerim son model tefal ütünün su fışkırtma parçası oldu, sonsuza dek mutlu mutlu ütüleyip gittiler....
Evdekiler beni satanist, uyumsuz, toplum düşmanı, vatana millete zarar ziyan bir insan artığı olarak görüyorlar. Bana bakınca; hata ile yapılmış bir cima-il tokuş, israf olmuş bir çuval çocuk bezi, bir kaç inek dolusu süt, yaramazlıklarında harcanmış iki kutu yara bandı, sökülen pırtıları dikmekte kullanılmış 3-4 makara ip, kürek kürek beyaz leblebi, ağaçlar dolusu elma ve bir miktar ayakkabı görüyorlar. Safi masrafım safi.
Bunların farkında olunca güzel olan şeyler bile orama burama batmaya başlıyor. Durup duruken aklıma karpuz kabuğu düşürüyorlar. Çiçeğe, böceğe, pırpırcığa bile "a.q bi akıllı olun laynn!!!" diye hiza veriyorum.
Zıplayan kedi görsem
-şu şerefsizi yakalayım, şişe geçirip bir güzel pişirip yeyim
Efildeyen ağaç görsem-ki biz fas çöllerinde yaşayan berberileriz öyle sık sık ağaç üstelik efildeyen ağaç görmemiz mümkün değil
-şu ağacı elektirikli testereyle bi güzel keseyim, şişe takayım pişirip yeyim
Yolda tenekecilerin mustağa emmiyi neşeli neşeli giderken görsem
-şu adamı bi güzel keseyim...şişe takı..çevire çevir...evire evir...yok yok bir kaç birşeyi yemesemde olur ağacı fazla kaçırdım zaten mideme oturdu, emmi kalsın evet emmi kalsın..
Falımda "aşk hayatın süper ötesi, işlerin lokum, paran yığım yığım yığılı varya sevgili okurumuz zirvelerde dolaşıyosan" yazıyordu, gazetenin o kısmını vahşice yırtıp çaya batırıp yedim, iyiydi iyi. Ulan en son öpüştüğüm nesne aynadaki aksimdi, iş desen taş çatlasa gündelikçi şehriye, para nedir o para? çantamın ön cebi şıngır şıngır 10 kuruşlarla dolu, sen neyden bahsediyorsun gecekulübü paraziti! hamam oğlanı!!
Böyle çok daralınca aklıma yorumlarda sık sık karşıma çıkıp "siminya sevişelim mi" diye ısrar kıyamet dolanan, aşkımdan kendini metal müziğe vermiş, keremim, ferhatım, oy belalım yar belalım karga'ya varayım o beni sevsin diyorum, sevişsin benimle diyorum. Sorun şu ki hayali bile tüylerimin dökülmesine neden oluyor, epilasyon yerine karga'yı hayal ediyorum gıpgıcır oluyorum. Hadi fazla hap aldığım bi gün "kaçır beni yiğidim" diye koştum gittim bu gatil tipliye, hadi hapın etkisi geçmeden seviştik diyelim, seviştikten iki saniye sonra bu çocuk beni 44 yerimden pıçaklar lan! Bu ihtimali öncesinde hesaplayıp yanımda bıçak götüreceğim için bende onu 44 yerinden bıçaklayabilirim. Kim erken davranırsa 44 darbeyi o kapar. İki ucu 44 deşmeli bir sevişme hikayesi. (film ismi olur bu) Git git git yazdığım yerde kalsın kurusun gitsin bu fikir.
ba ba ba 44 rakamı ferdi tayfur'un "emmoğlu"sunu hatırlattı ağlamam geldi ba..
Cuma, Mayıs 21, 2010
Salı, Mayıs 11, 2010
Nalan nen var kuzum?
Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar, anaydan, babaydan, yardan, ayrı koyarlar...
Bu türküye iman edip dağa çıktım, ebebeynimiyedinizlerden iki dakka ayrı kalayım, vahşi ve yakışıklı avcılar tarafından avlanayım diye. Şansıma tükürüyüm ne avlayan oldu, ne tavlayan, nede havlayan valla lan it bile havlamadı it bile....
Dağ dediğimde apartmanın arkasındaki kayalıklı dikenlikli bölge, biz mahalleli ona kendi içimizde dağ diyoruz dışımıza dağ demeye çekiniriz, utanırız. Melih gökçek ve adamlarının şelale, çam ağacı ve ışıklandırma dayamadığı tek yer burası kaldı, hele bi teşebbüs etsin! hele bi buralara adımını atsın çapanoğlu olur çaparız bacaklarını! Biz oraya suvan, samırsak ekiyoruz, pikniğe tırmanıyoruz, bölgesini sahiplenmek için çişiyle işaretler bırakan köpekler gibi münasip yerlerine çişimizi yapıyoruz, burası bizim kayalıklarda saklı secret gardınımız.
Dağdan, everest görmüş everest geçirmiş nasuh mahruki tavrıyla eve döndüm, baktımki istanbul'da kocasını travestilere, nerdenestilere, şeyinikestilere yedirmiş ablam gelip köşeye yerleşmiş. Yularından boşalan geliyo, boşanan geliyo ev mi? çağdaş yaşamı destekleme derneği mi çözemedim. Şimdi bu kız geldiya ben bittim süha özgermi bittim. Yarın gene varayımda çıkayım dağlara kurtlar ve büyük boz geyik beni bekler (cüneyt arkın'ın bir filmi vardı, ormandaki geyikler bana sesleniyor diye kafayı sıyırıyordu, unuttum hangi film)
Annem doğurduğundan beri kızın hasta olduğunu düşünüyor, her tarafına nazar boncuğu, muska, üzellik ve keçiboynuzu iliştiriyor. Hani bazı kuzgunlar vardır yavrusunu şahin sanar? ama bilmezki yavrusu çoktaaan modifiye olmuş doğan. O'na göre ablam 5 yaşında kötürüm olup ölecektide şu anda allah'ın bize bir lütfu bir hedayesi olarak yaşıyor. Ev bireyleri üstüne titremeli ve son saatlerini mutlu, huzurlu geçirmesi için elimizden geleni elimizle eline vermeliyiz.
O son saatleri gelmedi gitti! Barış manço'un "bir geçerken uğramıştı tam 18 ay oldu" arajmanı gibi ölmedi bi, ölemedi bi. (şaka he şaka la)
Tabi tabi kardeş kardeşin ölmesini istemez ama şu diyaloglarla aynı evde kulak kulağa yaşayan birinin aklına da ablasının sırtını keselemek gelmez.
-Ay yavrum kalbin var senin.. siminya; arkana yastık, altına ısıtılmış havlu, eline demlenmiş çay, götüne pamuk tıkasında otur sen.
-hi kuzum?? böbreklerinden taş mı düşürüyon niye betin benzin sarardı? siminya'ya ver o düşürür, sen kıpraşma sürmelim! -yemekteki etleri ablan yisin siminya!!! o kansız... o mahzun... o incinir... sen sonra ye, sonra yemem dersen hemen şimdi babayın bekini ye"
-gül gibi kızımı kimlere verdimde harcattımmm vayhş vayhş.. ahmak kadın niye siminya'yı vermiyonda bunu veriyon?? hiç işte şimdiki aklım olaydı..
Böyle böyle içimdeki bombacı hasan'ı eski mesleğine geri döndürecekler. Zaten bu kızın yanında kendimi hep kareli gömlek, rugan ayakkabı ve krem rengi pantol giyen, izdivaç proğramlarında dümdüzgün ev kızı arayan, büzükşehir belediyesinden emekli olmayı kafaya koymuş hasan gibi hissettim, hasan gibi düşündüm, hasanlaştım. Başkalarıda hasanlık hislerime saygıda kusur etmedi. Ben en çok hasanları severim..hasan hasan sen kalkta ben basam (burada adı hasan olan ziyaretçinin bana sempati duymasını planlamış olabilirim)
Şimdi bunun eski yavukluları sıraya girer boşandığını duyan kopar kopar gelir, anneme kasayla muz ve kiloyla gezer terlik alırlar (bok sarısı, üstü kare tokalı )beni indirim görmüş tüketici haşinliğiyle ittirip "çekil bi şöyle kenara ablan hani" derler. Yine bana itilmişlik gene bana kakılmışlık...ertuğrul'da gelirmola??? En kötü senaryolardan biri ise ablamla yanyana oturduğumuzda hep bağdaş kurarak oturmam veya köyün çeşme başı ihtiyarı gibi en azından tek ayağımı altıma saklamam gerekecek. Çünkü biri mutlaka "aaa onun ayağı ufacıcık minicicik turşucukta siminya'nın şeysi niye öyle çocuk mezarı gibi aa üstüme iyilik sağlık" diyecek, hep dedilerki...hep güldülerki... (burda bana acı, beni sev, için kıyım kıyım olsun, gözlerin dolsun)
Bir insanın ayağı bu kadar tıngırdatılmamalı arkadaş? Sonuçta oda bi can. Ne yapayım bir aksilik olmuş ve ayak kendini tutamamış pöföşşünkünkhss diye almış yürümüş gitmiş, sonuçta sizden ekmek aş istemiyo garibim, sessiz sessiz yürümeme yardım ediyo sittin senedir. Acıyom ya valla acıyom ona.. içimden böyle tutup bağrıma basasım, maniler söyleyesim, kınalar yakıp, ak duvakla gelin edesim geliyor o derece kanım kaynıyor şerefsize. Yüreğime sordum ayağın dedi ablamdan bile çok seviyormuş.. (burda ise ayağıma acı, onu sev, neredeyse benden alıp kendine dikecek kadar yüreğin kabarsın)
Kötü günler beni bekliyor süha özgermi, bu günler çok kötü günlere gebe.. Benden daha güzel biriyle aynı evde yaşamam, aynı ketçapı sosise sıkmam, aynı tuvalet terliğine ayağımı sokmam söz konusu olamaz ya o giyecek ya ben..ya o sıkacak ya ben...
Pazartesi, Mayıs 03, 2010
Aşkın adını değiştirdim bundan böyle onun adı "yataşşaa"
İkinci kitabımı yazdım; adı "Asıl meseleye bir türlü gelemeyen adamla, olayları gereğinden fazla büyüten kadının, parmak ısırmak gibi garip huyları olan insanlara parmak ısırtan büyük aşkı" Süpermarket raflarında "yiyip yiyip şişeceğinize okuyup okuyup şişin" mesajı versin diye baskülün hemen yanında satılan, iki kelimeden oluşan, 18 harfli, bir bitki adı ve bir iklim olayından esinlenilmiş; yağmur gülleri, kuşkonmaz yazı, siklamenlerime kar yağdı.. gibi kitap adlarına alternatif bir isim bu (dediklerimi anlayan zile basıp kaçsın) Birinci kitabını yazmadan ikinci kitabını yazan ilk insan olduğumu düşünmek bile beni mutlu ediyor, şu anda tek ama tek gurur kaynağım bu.
Kitabın konusu adından okunuyor zaten hikayenin yarısını isme harcadım, masraftan sakınmadım. İşte aşk dedikleri o hayvanoğlu hayvanın köküne kibrit çakacak, bütün dünya dillerinden, lovelarından, jötemlerinden, ihlibedihlerinden kaldıracak yerini "yat aşşaa" gibi alalade bir tanımla değiştirmesine neden olacak kadar aşka verip veriştiren bi kitap. Kadınların mıhıhı aşk, möhöhö yemeeğkk, ağğğğ şiyirrr türü dışında kitap yazma olasılığı yok diyenler dersini alacak. Bir kitapla ne puştlar vuracağım.
Düşünsene ya 2060 yılı oluyomuş ve millet birbirine aşık değil yat aşşaa oluyomuş.. daha net değil mi? daha gerçekçi değil mi? Hem artık aşkın içi; kırk gündür yıkanmayan ayaklar gibi kokan nenemin çanak peyniri kıvamında küflenmedi mi? Çok eşliliği sevdiğimizi, bu hafta bir koyundan girip ertesi hafta bir başka koyundan çıkmak istediğimizi uzun uzun söyleyemeyince "ben aşk gadınıyım" diye şakkadanak özetlememizden başka ne zıkkımımıza yaradı bu zıkkım! (ülkemizin yetiştirdiği önemli aşk gadını şahsiyetleri: seda sayan, nilgün belgün, pınar altuğ, demet akalın, rezzan mutlu, herkes mutsuz)
İnsanların yaşama ve çalışma nedeni yemek ama ne bulursa yemek. Para yemek, yemek yemek, kafa yemek, kadın yemek, erkek yemek ha babam ha yemek. Ötekileri anladımda yiyişmeye zemin hazırlayan açlığın adının neden aşk olduğuna çözemedim. Madem vücut 3 güne varmadan seks isteyecek o vakit baştan adını aşk koymayalım abi, zoruma gidiyo bak valla çok zoruma gidiyoo! (siminya'nın bi yarası olduğu tam bu satırlarda yüze çıkar, kimse bunu yüzüne vurmaz ama içlerinden "gocunuyo bu varyaa" derler) Hem seks kötü bişey olsaydı din, devlet, su işleri ve amerika yasaklardı zaten. Vücut istiyo, vücut acıkıyo ona istediğini ver ne dolandırıyon dereden tepeden ötelerden??
Böyle acayip boktan bi şeye inanmaya başladım geçen ayın 12 sinden beri, 13'ünde izlediğim bir romantik komedi filminin etkisiyle fikir değiştirir gibi olduysamda 14'ünde yeniden ayın 14'ü gibi parladı yüzüm, kesinleşti fikrim. Yok yok dur bi saniye, önceden gene demiştim aşk = fuck you diye dee sonra yaladığımı tükürüp aşka yelken açtım aylarca pelte gibi dolaştım. Ama artık ölmek var dönmek yok!!!!
Sevgili, pek kıymetli, dağlıların eteklerinden çağlayıp gelmiş babacıım onlarca teyzeyi katur kutur götürürken bize hayatla ilgili ders vermek istiyormuş! Tabiii yaa (bir halk uyanıyor)
" Olum, gızım, evlatlarım bakın beni dinleyin bi beni dinleyin! taam görüntü çirkin, taam avratlarla basıldığım anda üzerimde bulunan beyaz bornoz bana pek yakışmıyor, ya evet sadece benim tohumlarımın anadolu'nun bereketli topraklarına saçılması adil değil ama ama ben özünde bir felsefeyi temsil ediyorum! Beeğn size hayatın gerçeklerini, madalyonun öteki yüzünü uçkurumun lisanı ile anlatıyorum. Burası matrix!! şu ana kadar içtiğiniz tüm "nikah keramettir, aşk mübarektir, mutluluk mürüvvettir" haplarını artık içmeyin, canını seven kaçsın" dersi vermiş, ulu babam macellan kadar rihanna gibin büyük filozof babam... kolen olayım babaaaa babam :(
Kitabın konusu adından okunuyor zaten hikayenin yarısını isme harcadım, masraftan sakınmadım. İşte aşk dedikleri o hayvanoğlu hayvanın köküne kibrit çakacak, bütün dünya dillerinden, lovelarından, jötemlerinden, ihlibedihlerinden kaldıracak yerini "yat aşşaa" gibi alalade bir tanımla değiştirmesine neden olacak kadar aşka verip veriştiren bi kitap. Kadınların mıhıhı aşk, möhöhö yemeeğkk, ağğğğ şiyirrr türü dışında kitap yazma olasılığı yok diyenler dersini alacak. Bir kitapla ne puştlar vuracağım.
Düşünsene ya 2060 yılı oluyomuş ve millet birbirine aşık değil yat aşşaa oluyomuş.. daha net değil mi? daha gerçekçi değil mi? Hem artık aşkın içi; kırk gündür yıkanmayan ayaklar gibi kokan nenemin çanak peyniri kıvamında küflenmedi mi? Çok eşliliği sevdiğimizi, bu hafta bir koyundan girip ertesi hafta bir başka koyundan çıkmak istediğimizi uzun uzun söyleyemeyince "ben aşk gadınıyım" diye şakkadanak özetlememizden başka ne zıkkımımıza yaradı bu zıkkım! (ülkemizin yetiştirdiği önemli aşk gadını şahsiyetleri: seda sayan, nilgün belgün, pınar altuğ, demet akalın, rezzan mutlu, herkes mutsuz)
İnsanların yaşama ve çalışma nedeni yemek ama ne bulursa yemek. Para yemek, yemek yemek, kafa yemek, kadın yemek, erkek yemek ha babam ha yemek. Ötekileri anladımda yiyişmeye zemin hazırlayan açlığın adının neden aşk olduğuna çözemedim. Madem vücut 3 güne varmadan seks isteyecek o vakit baştan adını aşk koymayalım abi, zoruma gidiyo bak valla çok zoruma gidiyoo! (siminya'nın bi yarası olduğu tam bu satırlarda yüze çıkar, kimse bunu yüzüne vurmaz ama içlerinden "gocunuyo bu varyaa" derler) Hem seks kötü bişey olsaydı din, devlet, su işleri ve amerika yasaklardı zaten. Vücut istiyo, vücut acıkıyo ona istediğini ver ne dolandırıyon dereden tepeden ötelerden??
Böyle acayip boktan bi şeye inanmaya başladım geçen ayın 12 sinden beri, 13'ünde izlediğim bir romantik komedi filminin etkisiyle fikir değiştirir gibi olduysamda 14'ünde yeniden ayın 14'ü gibi parladı yüzüm, kesinleşti fikrim. Yok yok dur bi saniye, önceden gene demiştim aşk = fuck you diye dee sonra yaladığımı tükürüp aşka yelken açtım aylarca pelte gibi dolaştım. Ama artık ölmek var dönmek yok!!!!
Sevgili, pek kıymetli, dağlıların eteklerinden çağlayıp gelmiş babacıım onlarca teyzeyi katur kutur götürürken bize hayatla ilgili ders vermek istiyormuş! Tabiii yaa (bir halk uyanıyor)
" Olum, gızım, evlatlarım bakın beni dinleyin bi beni dinleyin! taam görüntü çirkin, taam avratlarla basıldığım anda üzerimde bulunan beyaz bornoz bana pek yakışmıyor, ya evet sadece benim tohumlarımın anadolu'nun bereketli topraklarına saçılması adil değil ama ama ben özünde bir felsefeyi temsil ediyorum! Beeğn size hayatın gerçeklerini, madalyonun öteki yüzünü uçkurumun lisanı ile anlatıyorum. Burası matrix!! şu ana kadar içtiğiniz tüm "nikah keramettir, aşk mübarektir, mutluluk mürüvvettir" haplarını artık içmeyin, canını seven kaçsın" dersi vermiş, ulu babam macellan kadar rihanna gibin büyük filozof babam... kolen olayım babaaaa babam :(
Salı, Nisan 27, 2010
Yeryüzünde tecavüze uğramayan kimse kalmasın
http://siminya.blogspot.com/2008/11/yasal-olsa-kime-tecavz-ederdin.html
Annem ve ötekiler gürültüler çıkara çıkara, ellerini ağızlarına ters yumruk yapmış "amaaaa, hiiiii, vah vah vah" sesleriyle beni sırtüstü yatırıp bacaklarımı ayırdılar. Yüzlerinde kurban kesildiğinde başına toplanıp taksim yaptıkları bakışlar.. hem inceleyip hem konuştular
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
Bu cümle günlerce, aylarca kaldı kulağımın
duvarlarında
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
İçleri feraha erince birbirlerini sıkı sıkı tembihlediler; hişşş
elalem duymasın, sus sus sus topla topla topla sakla sakla sakla. Anneme
baktım, yabancılardan daha bir başka bakıyordu. Yüzünde mona lisa gibi bir hal;
yarısı ızdırap çekiyor, öteki yarısı utancından kıpkırmızı. Belli ki ben
utanılacak bir şey yapmışım..
Bu yüzdendir kadınlar beni değil onu teselli etmek için çırpınıyorlar. Seçilmiş en vurucu lafları biri bırakıyor, öteki alıyor. Korkma, üzülme, geçer, unutulur, kimse duymaz. Ne çok konuşuyorlar, ne çok akıl veriyorlar, ne çok iyiler onlar. İnsanlar kötü olaylara görünürde üzüntü sergileseler de, ruh; acıları izlemekten gizli bir zevk alır. Kaza mahalline, ölü evine doluşan insanlar ellerine geçen "saygın ve fikri mühim insan bilinme" fırsatını kaçırmamak için deli gibi fikir belirtir, tarif eder, yol gösterirler. Tüm olay yerine birikmelerde kahırdan çok; merak, takdir edilme arzusu ve "bilen kişi" olma kaygısı vardır. Felaketler biter, kazanılacak etiketler kalır. Ah o kötü günümde yanımdaydı, tam kötü gün dostu!
Bu yüzdendir kadınlar beni değil onu teselli etmek için çırpınıyorlar. Seçilmiş en vurucu lafları biri bırakıyor, öteki alıyor. Korkma, üzülme, geçer, unutulur, kimse duymaz. Ne çok konuşuyorlar, ne çok akıl veriyorlar, ne çok iyiler onlar. İnsanlar kötü olaylara görünürde üzüntü sergileseler de, ruh; acıları izlemekten gizli bir zevk alır. Kaza mahalline, ölü evine doluşan insanlar ellerine geçen "saygın ve fikri mühim insan bilinme" fırsatını kaçırmamak için deli gibi fikir belirtir, tarif eder, yol gösterirler. Tüm olay yerine birikmelerde kahırdan çok; merak, takdir edilme arzusu ve "bilen kişi" olma kaygısı vardır. Felaketler biter, kazanılacak etiketler kalır. Ah o kötü günümde yanımdaydı, tam kötü gün dostu!
Adam, olaydan 3-4 ay sonra evine döndü ve hiç birşey olmamış gibi eski makamına buyur edildi. Kimse en azından
benim önümde ona hesap sormadı. Hiç kimse bana bir açıklama yapmadı, sadece
"bekareti duruyor mu hah duruyor" dediler. Oysa ben onu her görüşte o
çirkin yüzündeki acımasızlığı, nefesinin ne kadar pis koktuğunu, bir çocuğu
amacı için kolayca öldürebileceğini hissediyor, yıkılıyorum. Aklıma en az onun
yaptığı kadar acımasız şeyler geliyor. İnsanları delik gören bu ahlaksız
adamların evlenip çocuk sahibi olmaları
suç değilse, benim onların organlarını kesmek istemem suç sayılmamalı.
Tecavüz kelimesi başıma gelen adsız hikayenin ne öncesinde ne sonrasında bu toplumda hiç kullanılmamıştı, belli ki bilmiyorlardı. Güneşli dam diplerinde toplaşıp çeneleriyle beni işaret ediyor, sağ ellerinin üstünü sol elin içine "tuh tuh tuh" şeklinde vurup fısıldaşıyorlardı. Hiç bir fısıltıda tecavüz diye bir kelime geçmiyordu, geçseydi bana yapılan şeyin adını koyacaktım. Hah diyecektim buna bu deniyormuş.
Yanıma yaklaşıp "siminya anlat hadi sen o anda ne hissettin?" benzeri, benzeri olmasa bile yakın düşecek bir soru bekledim. Sorsalardı onlara binbirgece masalları kadar uzun sürecek şeyler anlatacaktım. Kimse bana bir şey demiyordu. Deselerdi onlara hissettiklerimi bir bir söylerdim. Ama kimsecikler sormadı dilimde birikip kaldı çıkamadıkça içerilere akıp gitti, lakin içerde unutulmadı. Zamanı gelince "anne o başıma gelen neydi" diye sorulmak üzere gömüldü, üstü iyi anılarla örtülüp düzleştirildi, her şey yolunda şekli verildi. 18 yaşıma gelip tecavüzcünün anneme kendi dokuduğu halıyı hediye ettiğini ve annemin ona "saol yavrum ellerin dert görmeye" dediğini görüp küller alevlenene kadar üzerinde oturuldu.
"anne, beni parçalayıp öldürmeyi beceremeyen o eller dert görmesin tabi ki! hatta git, bundan sonraki çalışmalarında beline kuvvet de, yürü" dedim. Annem şaşırtmayan cevabı verdi "haydaaa sen daha o davayı mı güdüyorsun, unuttuk gitti"...
Büyüyünce unutur aklına bile gelmez demekle unutulsaydı bugün kimse mazinin esiri olmazdı. İnsanı geçtim filler bile geçmişi saklarken.
Vardır bir bildikleri onlar
ki doğruyu, yanlışı her şeyi bilirler.
Hemde ne bilirler! Sen kaç eşek götürdün benim skor 5 komiklikleri. "doğru yürü, sağa sola bakma önüne bak, kırıtma, gülme, erkek gibi kadın, boynunu ört" cümlelerine indirilmiş ahlak. Töreyle cezalandırılan aşk. Gittikleri her yerde izdihamla karşılanan tecavüzcü film oyuncuları. Atmosferi doldurasıya üretilmiş haklılık cümleleri "oda zevk aldı, kuyruk salladı, tahrik edici giyinmişti"..Her varlığa ölüye bile tecavüz edebilen erkekler, suç ortakları korkak sinik kadınlar, susturulmuş olmadı öldürülmüş çocuklar. Günahsız görünmeyi gayet iyi bilen bir çuval toplum.
Neyse
Hemde ne bilirler! Sen kaç eşek götürdün benim skor 5 komiklikleri. "doğru yürü, sağa sola bakma önüne bak, kırıtma, gülme, erkek gibi kadın, boynunu ört" cümlelerine indirilmiş ahlak. Töreyle cezalandırılan aşk. Gittikleri her yerde izdihamla karşılanan tecavüzcü film oyuncuları. Atmosferi doldurasıya üretilmiş haklılık cümleleri "oda zevk aldı, kuyruk salladı, tahrik edici giyinmişti"..Her varlığa ölüye bile tecavüz edebilen erkekler, suç ortakları korkak sinik kadınlar, susturulmuş olmadı öldürülmüş çocuklar. Günahsız görünmeyi gayet iyi bilen bir çuval toplum.
Neyse
-içime tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
Cuma, Nisan 16, 2010
İnternette "ELİT" görünmenin bilmem kaç zıkkımın peki maddesi
Bulduğun her boş kutuyu kelimelerle doldurunca karşılığında "ne güzel demişin" diyende oluur "halt etmişin sen onu" diyende, normal bu diyecekler tabi, diyeceğiz, dimeliyiz!
Kapladığım alanı goğnümden ne koparsa doldurmaya başladığımdan beri en çok duyduğum eleştiri "varoş popülizmi yapıyorsun" Pardon? Yani abisi diyorki "gübreden tezek yapıyorsun.. onun yerine gübreden helva yapsan yeriz" Elimde kilometrelerce gübre var ve benim en iyi bildiğim iş onları tezek haline getirmek başkada meziyetim yok, hadi peek çook pek çok bilenim, naşşş.
Bu tepkiyi ilk duyduğumda kendimi serdar ortaç gibi hissettim; O eller havaya, kıçlar fora popülizmi yapıyor ya hani? Aynı şeyi "blogun bayaa postmodern" şeyini duyduğumda da hissetmiştim, küfür ediyola sanmıştım. Sonra hepsini bünyem emdi, daha varsa yolla gelsin. Ama mümkünse po ile başlamasın "po" ile başlayan ecnebi terimlere karşı bilinçaltım epilepsi geçiriyor. Teletabiler'in po adlı elemanından da korkarım zaten, ön profilden emine s. beder'e benzetiyorum, aniden elindeki bisikleti bırakıp hasan paşa köftesinin yapımını anlatacak gibi geliyor. (po)
Elitler diyordum. Önce haklarını verip sonra öldürmem gerek bu gözüpek yiğitleri. Arkalarına kuyruk olup jargonlarını taklit eden eblehleri saymazsak gerçekten zeki insanlar, yuttukları okul tozları solgun benizlerinden anlaşılıyor, bi koşu kan verilip gelinesi. Ve çok kurnazlar eğer insanlar ve hayvanlar bir günlüğüne görev değişimi yapsalar elitler pek tabiki tilkiye tekabül eder. Kim tavuk olmak ister?
Peki bir insanın neresini koklarsak elit olduğunu anlarız? Bu zeki, çevik ve ahlaklı elit camiasına kendimizi beğendirmek için ne yapacağız? Halkın nasıl yapıldığını merak ettiği ve formülünü heyecanla beklediği bu hayati soruyu işaret parmağıma ilk anda gelen "elit olamadıysan elit görün" maddeleri ile kökten çözdüm, artık sırtımız yere gelmez evelallah.
Sezen cumhur önal'ın açtığı yoldan, gösterdiği hedeften hiç durmadan yürüyeceğine and iç: Elitlerin ortak dili; çiklata renkli şarkıcıların biricik abisi sezen cumhur önal'ın da ana dili olan, fransızcadır (osmanlıca bilenlerdende, uygun ısıda, iyi kalite elit üretimi yapılabilmektedir) Bir elite abi naber? diye sorsan "isalasyoun lö sir buclea mua mua caun hatucea ethem nie göthem cekomasticue bombasticue" diye cevap vererek içinin yağlarını eritir. Bu iştah açıcı dil aynı soruyu defalarca sorasın getirir. Kendi ülkesinin insanlarını bi türlü beğenemeyen ve anlayamayan havas; sık sık fransız politikacıların basiretsizliğinden, jan jak russo'ın burnunda tüttüğünden, fransız ekmeğinin eski tadının artık kalmadığından falan bahsedip kelimenin gerçek anlamıyla onun bulunduğu noktaya karşı fransız kalmanı sağlar. O sırada laptopunun önünde apış arasındaki tüyleri yolduğunu, göbek içi pamuklarını toplayıp kokladığını bilmesen; akşam yemeğinde fransızca bilen büftek yiyip çıtır çıtır yanan şömine önünde ki ayı postuna oturmuş, elinde 1000 yıllık bordeux şarabı ile sörf yaptığına inanman mümkün olurdu.
Bir adet sosyoloji sözlüğü al yada netteki bir sosyoloji terimleri sözlüğünü yer imlerine ekle, oradan baka baka kelimelerinin arasına pozitivist, proleter, primitif, bırtırıbırt gibi şeyler attır: Elit kolonisinin fransızca kadar kullanmayı sevdiği, insandan bahsederken sanki neyşınıl'da hayvan belgeseli anlatıcısı gibi cümleler kurduğu bir diğer karmaşık alan "sosyoloji".
Sanırım zekalarını birbirlerine ve iplemedikleri tabakalara en çok ispat ettikleri alan. İnsan davranışlarını ne kadar iyi tahlil edebildiklerini göstermek için bu tarz tartışmaları açmayı ve uzatmayı severler " bunlar toplumun göreli yoksulluk tabakası olduklarından kendi habitatlarında yayılma ve çoğalmalarına destek olunmalı, davranışsal kültürlerine müdahele etmemeli, sulak alanlarda çiftleşmeleri için etkin zeminler hazırlayıp cast sisteminin vıdısının vıdısı dıdısının dıdısı..." Basit konuşmayı pek tercih etmezler ama eğer kazara basit konuşurlarsa da (acıktım, susadım, karnım ağrıyor) onların bir elit olduğu unutulmamalı. Susamalarının; sosyolojik susama, fransız tarzı susama, şiirsel bir susama olduğu bilinmeli.
Tiskindiğin insanların argümanını kullan. Youtube gibi sitelerde haftada 3 gün 2 saatlik seanslarla hemde ücretsiz öğretiyorlar: Elitlerin fransızca'dan sonra kullandıkları ikinci dil "iguanaca" dır. Bu dili öğrenmen için önce elitler tarafından keklenmen gerekir, aksi durumda gerçekten elit mi? değil mi? çözemen. Bizzat benim tarafımdan denendi, sınandı afiyetlice yutuldu..yaşaya yaşaya öğreniyoz. Elitler kendi kitlelerinin seçimleri dışında kalan neredeyse her ideolojiyi, her davranışı, giyimi, müzik zevkini hafife alır ama hafife aldıklarını direk söylemek kendilerine yakıştığı gibi "zekice" olmadığından muhatablarının kullandığı dili kullanarak eleştiri yaparlar. Yani bir iguana gibi her dile girebilirler. Sen "aaa söylediğimi sevdiii ihihi, fikrime katıldıı ehehe" diye pişmiş kelle gibi sırıtırken, o pc başında rus edebiyatından hoşlanan saygıdeğer osuruğunu patlata patlata gülüyor olacaktır.
Bu işi reelde en iyi, elitlerin ağa babası okan bayülgen yapar. Yalçın abim, erman toroğlu hocam, mahmut tuncer üstadım diye adamları yere göğe sığdıramazken, diyaframından akan alt yazıdan "allahın kabzımal kırroları! sizin yaptığınız proğrama sıçayım" geçtiğini görmeyen kaldı mı? Esra-Ceyda kardeşleri eleştirmek için gene haftalarca aynı dili konuştu "cicişler, teletebiler, çok seviyorum onları ay ay minimini" diye sever gibi yapıp yerden yere vurdu. Hatunlarda gerçekten okan kendilerini sempatik buluyor sandılar oysa bu bir ironiydi, okan'ın en iyi bildiği oyunun yeni malzemesiydiler (belkide onlarda bu ironiyi biliyordu reklam yolunda her yol haktı)
Okan bayülgen'in netteki devamları olan elitleri farketmek için yazdıklarını, çızdıklarına bakabilirsin. Kafaya aldıkları kitlenin kullandığı cümleleri, imla hatalarını, üzülme ve sevinme efektlerini falan toparlayıp kombinleyip şöyle bi takım sesler çıkarırlar "!!!!!!!!1111" "deYil" "asdfasdfasdfasf" "atatürk sarı saçlı mavi gözlü dev nolurr gell :(((" "cCc" "beYendim" (büyük Y büyük sırlara gebe ) bkn: elit veya elit olası gelen insan görseli
Gammazdan utanma! Gammaz; elitlerin kalbinin attığı yerdir. Elitlerin yetiştiği meslek yüksek okullarına "sözlük" denir. İnternet aleminin "reina" hesabı kapısında sıra olduğu sözlüklere kapağı atan, bir batında sınıf atlayıp çaktığımın eliti oluverir. Oralara alınmak için; kıvrak zekaya, zibilyon kuvvetinde bok atma kapasitesine, gündem böcekliğine, potansiyel nefret ve hor görme bünyesine sahip olman gerekli olduğundan, giriş onayın karakterine takılan kraliyet nişanıdır. Seni beğendiler, sen elit aday adayısın! hadi bağalım öp babayın elini. Gammaz alışkanlığını sözlük ortamında hamdım, piştim, yandım aşamalarında edinirler. Ondan sonra ver elini internette zeka seviyesi ufacık insancıkları (!) keşfedip "gulu gulu gulu gulu koşun koşun salak buldum ahahahah" ispiyonculuğuna, kim tutar ülkemin elitini? (bu konuda yine okan bayülgen üstaddır, selam eder ellerinden öperim )
Kadınlara istediğin kadar sulanabilirsin, sana asla "abazan" diyen çıkmayacaktır, çıkamayacaktır: Çünkü abazanlar sadece; inşaat ustaları, kamyon sürücüleri, facebook ameleleri, sağ görüşlüler, yoksul ailelerin özenti gençleri, yolda görsen yüzüne tükürmeyeceğin, simitçi, kahveci, gazozcu erkeklerden meydana gelir (!) Hiç takım elbise giyip gilbert bécaud dinlerken eliyle havaya orkestra şefi komutları veren adam seni tenhada kıstırıp kıçına şaplak atmak isteyebilir mi? Olabilir mi? Aklın havsalan alıyor mu bre deyyus? Yukarıdaki maddeleri harfiylen uygulamak şartıyla bu madde kapılarını ardına kadar sana açacaktır. Harem kurmazsan gel bloguma umumu tuvalet aç, sen açmazsan ben açacağım.
Kapladığım alanı goğnümden ne koparsa doldurmaya başladığımdan beri en çok duyduğum eleştiri "varoş popülizmi yapıyorsun" Pardon? Yani abisi diyorki "gübreden tezek yapıyorsun.. onun yerine gübreden helva yapsan yeriz" Elimde kilometrelerce gübre var ve benim en iyi bildiğim iş onları tezek haline getirmek başkada meziyetim yok, hadi peek çook pek çok bilenim, naşşş.
Bu tepkiyi ilk duyduğumda kendimi serdar ortaç gibi hissettim; O eller havaya, kıçlar fora popülizmi yapıyor ya hani? Aynı şeyi "blogun bayaa postmodern" şeyini duyduğumda da hissetmiştim, küfür ediyola sanmıştım. Sonra hepsini bünyem emdi, daha varsa yolla gelsin. Ama mümkünse po ile başlamasın "po" ile başlayan ecnebi terimlere karşı bilinçaltım epilepsi geçiriyor. Teletabiler'in po adlı elemanından da korkarım zaten, ön profilden emine s. beder'e benzetiyorum, aniden elindeki bisikleti bırakıp hasan paşa köftesinin yapımını anlatacak gibi geliyor. (po)
Elitler diyordum. Önce haklarını verip sonra öldürmem gerek bu gözüpek yiğitleri. Arkalarına kuyruk olup jargonlarını taklit eden eblehleri saymazsak gerçekten zeki insanlar, yuttukları okul tozları solgun benizlerinden anlaşılıyor, bi koşu kan verilip gelinesi. Ve çok kurnazlar eğer insanlar ve hayvanlar bir günlüğüne görev değişimi yapsalar elitler pek tabiki tilkiye tekabül eder. Kim tavuk olmak ister?
Peki bir insanın neresini koklarsak elit olduğunu anlarız? Bu zeki, çevik ve ahlaklı elit camiasına kendimizi beğendirmek için ne yapacağız? Halkın nasıl yapıldığını merak ettiği ve formülünü heyecanla beklediği bu hayati soruyu işaret parmağıma ilk anda gelen "elit olamadıysan elit görün" maddeleri ile kökten çözdüm, artık sırtımız yere gelmez evelallah.
Sezen cumhur önal'ın açtığı yoldan, gösterdiği hedeften hiç durmadan yürüyeceğine and iç: Elitlerin ortak dili; çiklata renkli şarkıcıların biricik abisi sezen cumhur önal'ın da ana dili olan, fransızcadır (osmanlıca bilenlerdende, uygun ısıda, iyi kalite elit üretimi yapılabilmektedir) Bir elite abi naber? diye sorsan "isalasyoun lö sir buclea mua mua caun hatucea ethem nie göthem cekomasticue bombasticue" diye cevap vererek içinin yağlarını eritir. Bu iştah açıcı dil aynı soruyu defalarca sorasın getirir. Kendi ülkesinin insanlarını bi türlü beğenemeyen ve anlayamayan havas; sık sık fransız politikacıların basiretsizliğinden, jan jak russo'ın burnunda tüttüğünden, fransız ekmeğinin eski tadının artık kalmadığından falan bahsedip kelimenin gerçek anlamıyla onun bulunduğu noktaya karşı fransız kalmanı sağlar. O sırada laptopunun önünde apış arasındaki tüyleri yolduğunu, göbek içi pamuklarını toplayıp kokladığını bilmesen; akşam yemeğinde fransızca bilen büftek yiyip çıtır çıtır yanan şömine önünde ki ayı postuna oturmuş, elinde 1000 yıllık bordeux şarabı ile sörf yaptığına inanman mümkün olurdu.
Bir adet sosyoloji sözlüğü al yada netteki bir sosyoloji terimleri sözlüğünü yer imlerine ekle, oradan baka baka kelimelerinin arasına pozitivist, proleter, primitif, bırtırıbırt gibi şeyler attır: Elit kolonisinin fransızca kadar kullanmayı sevdiği, insandan bahsederken sanki neyşınıl'da hayvan belgeseli anlatıcısı gibi cümleler kurduğu bir diğer karmaşık alan "sosyoloji".
Sanırım zekalarını birbirlerine ve iplemedikleri tabakalara en çok ispat ettikleri alan. İnsan davranışlarını ne kadar iyi tahlil edebildiklerini göstermek için bu tarz tartışmaları açmayı ve uzatmayı severler " bunlar toplumun göreli yoksulluk tabakası olduklarından kendi habitatlarında yayılma ve çoğalmalarına destek olunmalı, davranışsal kültürlerine müdahele etmemeli, sulak alanlarda çiftleşmeleri için etkin zeminler hazırlayıp cast sisteminin vıdısının vıdısı dıdısının dıdısı..." Basit konuşmayı pek tercih etmezler ama eğer kazara basit konuşurlarsa da (acıktım, susadım, karnım ağrıyor) onların bir elit olduğu unutulmamalı. Susamalarının; sosyolojik susama, fransız tarzı susama, şiirsel bir susama olduğu bilinmeli.
Tiskindiğin insanların argümanını kullan. Youtube gibi sitelerde haftada 3 gün 2 saatlik seanslarla hemde ücretsiz öğretiyorlar: Elitlerin fransızca'dan sonra kullandıkları ikinci dil "iguanaca" dır. Bu dili öğrenmen için önce elitler tarafından keklenmen gerekir, aksi durumda gerçekten elit mi? değil mi? çözemen. Bizzat benim tarafımdan denendi, sınandı afiyetlice yutuldu..yaşaya yaşaya öğreniyoz. Elitler kendi kitlelerinin seçimleri dışında kalan neredeyse her ideolojiyi, her davranışı, giyimi, müzik zevkini hafife alır ama hafife aldıklarını direk söylemek kendilerine yakıştığı gibi "zekice" olmadığından muhatablarının kullandığı dili kullanarak eleştiri yaparlar. Yani bir iguana gibi her dile girebilirler. Sen "aaa söylediğimi sevdiii ihihi, fikrime katıldıı ehehe" diye pişmiş kelle gibi sırıtırken, o pc başında rus edebiyatından hoşlanan saygıdeğer osuruğunu patlata patlata gülüyor olacaktır.
Bu işi reelde en iyi, elitlerin ağa babası okan bayülgen yapar. Yalçın abim, erman toroğlu hocam, mahmut tuncer üstadım diye adamları yere göğe sığdıramazken, diyaframından akan alt yazıdan "allahın kabzımal kırroları! sizin yaptığınız proğrama sıçayım" geçtiğini görmeyen kaldı mı? Esra-Ceyda kardeşleri eleştirmek için gene haftalarca aynı dili konuştu "cicişler, teletebiler, çok seviyorum onları ay ay minimini" diye sever gibi yapıp yerden yere vurdu. Hatunlarda gerçekten okan kendilerini sempatik buluyor sandılar oysa bu bir ironiydi, okan'ın en iyi bildiği oyunun yeni malzemesiydiler (belkide onlarda bu ironiyi biliyordu reklam yolunda her yol haktı)
Okan bayülgen'in netteki devamları olan elitleri farketmek için yazdıklarını, çızdıklarına bakabilirsin. Kafaya aldıkları kitlenin kullandığı cümleleri, imla hatalarını, üzülme ve sevinme efektlerini falan toparlayıp kombinleyip şöyle bi takım sesler çıkarırlar "!!!!!!!!1111" "deYil" "asdfasdfasdfasf" "atatürk sarı saçlı mavi gözlü dev nolurr gell :(((" "cCc" "beYendim" (büyük Y büyük sırlara gebe ) bkn: elit veya elit olası gelen insan görseli
Kadınlara istediğin kadar sulanabilirsin, sana asla "abazan" diyen çıkmayacaktır, çıkamayacaktır: Çünkü abazanlar sadece; inşaat ustaları, kamyon sürücüleri, facebook ameleleri, sağ görüşlüler, yoksul ailelerin özenti gençleri, yolda görsen yüzüne tükürmeyeceğin, simitçi, kahveci, gazozcu erkeklerden meydana gelir (!) Hiç takım elbise giyip gilbert bécaud dinlerken eliyle havaya orkestra şefi komutları veren adam seni tenhada kıstırıp kıçına şaplak atmak isteyebilir mi? Olabilir mi? Aklın havsalan alıyor mu bre deyyus? Yukarıdaki maddeleri harfiylen uygulamak şartıyla bu madde kapılarını ardına kadar sana açacaktır. Harem kurmazsan gel bloguma umumu tuvalet aç, sen açmazsan ben açacağım.
Etiketler:
burhan çaçanın çıplak fotoları,
burjuva,
cuma,
elitizm,
gammaz iyidir,
po,
popülizm,
reinadan çıkarken görüntülenen proleter,
sarkozy,
seni kimler anlatsın,
şato tuvaleti
Cuma, Nisan 02, 2010
Filiz, hüseyin'le daha sevişmedi mi?

Facebook'ta Türk'ün dehşetengiz bir bakanın bir daha baktığı gücünü göstermek için açılan kuru kalabalıklı, bol beğenilikli gruplardan birinde göğsünü yırtarcasına haykırmış filiz, birebir şöyle diyesiye; "nerde turk gencleri butun dunyyaya kapak olsun buu turkun gucunuuu" Bir türk genci de bu çılgın çağrıya kayıtsız kalamayıp cevap vermiş: "Filiz, sevişelim mi?"
Filiz'in cevabı bilinmiyor, dumur olup olmadığından emin olunamıyor, epeydir kendisine ulaşılamıyor. Binlerce insan filiz'in ortaya çıkıp bi manisi yoksa hüseyin'e evet evet evet demesinden yana. Ben filiz olsaydım teklifini ikiletmez milli beraberliğimizin hakkını verirdim. Yanlış anlama hüseyin’in türk gücünü kontrol etmek adına ha! Olur ya Hüseyin yatakta fiyasko çıkardı da bu sayede bir zencinin türk’den daha güçlü olabilme ihtimalini kabul ederdim. Belki kundaktan beridir haykırdığım tekerlemeden bu vesileyle vazgeçerdim. O köprülerin altından çok sular aktığını, artık kim desem bir japon'un, bir alman'ın, bir dubaili'nin *ezberci, tembel, taklitçi, dolandırıcı, kompleksli, aç, tavan arasındaki eski mesellerle (bknz hala: türk gibi güçlü) avunup duran bir türk'ten çok daha güçlü olabileceğine hüseyin’le yaşadığım tecrübeden yola çıkarak ulaşabilirdim, belki. (istisna, genelleme gibi materyaller bu kısımda bol bol kullanıldı, her tarafa ekildi, sulandı)
Hani güç ya? Nedir o gizemli güç? Dünya görüyor biz mi görmüyoruz? Biz görüyoruz dünya mı görmüyor? Herkes görüyor da ben mi görmüyorum? Üniversitesiyle, aydınıyla, politikacısıyla bilimi tartışmaktan ziyade politika üretmemizden başla, bir tane dünya çapında ilk 100'e falan sokulan bir bireyimiz (en basit örnek: top modılıs, sepseksi kadın, iyi şarkıcı, yakışıklı erkek, şo, şu) olmamasına değin getir daya. Aşağılık kompleksi yapmıyorum gerçekten somut delillerle gel bana. De ki: "niye şeyi ilk biz yaptık ya hani o şeyi.. aa şey vardı ya lan o bizim şeyimiz neden bilmiyorsun çoh ayıp" de. Yok gücümüz mücümüz silkinin lan! Türk olmayanların Atatürk fotograflarına bakıp "anam bu türkler gerçekten çok fena güçlü gibi görünüyor, korkudan titredim valla" demelerini beklemiyoruz değil mi? Fotograf güce işaretse godzilla ve hulk hangi ülkenin film kahramanlarıysa güçlü ülkeler onlar.
Bu; filiz sevişelim mi? cümlesi kendi başına, mahalleden arkadaşları olmaksızın filiz'in basma kalıplarda preslenmiş, nesilden nesile özenle saklanıp günümüze ulaşmış paha biçilemez eser “türk gibi güçlü” cümlesini döver. Bu cümle napolyon'un "para, para, para" sı ve meşhur masalın "kral çıplak" cümlesiyle aynı oranda gerçekçi ve özetleyici. Biz adamın vasfına, nüfusuna göre şekilden şekile girip kırkayaklık yaparken. Ustamız daha ölmeden yağını balını satarken. Karşılaştığımız farklı fikirleri "ay bütün gerizekalılar da beni buluyor" diye özetleyerek alt metinlere kendimizi zeki insan diye yazarken. Kuytularda her naneyi yiyip sokakta alem temiz insan görsün telaşıyla en çok ahlaksızlar diye bağıranlardan olurken. Araya girip " bırak şimdi goygoyu aha da gerçek şu" diye kafamıza vuran tarzda bir cümle bu cümle. Basit ol, kendin ol, dursun şimdi ötekiler senin yaşama amacın nedir onu de hele? diyor adam.
Kullanmayı pek sevdiğim amerikan özentisi bir cümle vardır "senin sorunun ne biliyor musun adamım" Bizim sorunumuz ne biliyor musun filiz? "asıl söylemek istediklerimiz ağzımızın içinde topaç çevirirken, hep söylememiz beklenen cümleleri söylememiz" Belli ki hüseyin topaç çevirmekten hoşlanmıyor.
Belgelerle konuştum.
*ezberci: filiz yeterli bir örnek
*tembel: işyerinde bihter bolerosu ören, avon satan memure, internete kız tuzağı kuran, okeyde 200 bin puanı deviren memur, kocası gelene kadar kaba etinde pire patlatan ev hanımı, ev kızı denen o nesne, internet üzerinden vatan kurtarma faaliyetlerimiz.
*taklitçi: bütün şarkı klipleri, acun'un yarışmaları, ismail yk ve akabinde özenti gençlik, kıçı beyons gibi dışarı çıkarıp ceyrana kapılmış gibi titretme dansı, ikoncan olası, yoga ve plates yapası gelmek, eurovizyon şarkılarımız, ingiliz aksanlı türkçe konuşmaya çalışırken tikyleşmek
*dolandırıcı: banker bilo filmini izle
*kompleksli: siminya, beda bayan'dan ayrılınca “seni yeneceğim kadın” hırsına kapılıp ucube bir felsefeciye dönüşen nohut doğan, her yapılan türk işine "bu the anforgenibıl çakması, ay resmen host taklidi, inanmayorum basbaya leydi gaga olmaya çalışıyo" diye yorumlar getirip toplumunu hor görmek, anasını bile yanına yakıştıramamak, kendinden başkasına gitar çalmayan kayahan, kendinden başkasına gülmeyen şahan
*aç en başından sekse aç (bak fotodaki üseyin kaya) karıya aç, erkeğe aç. ne olursan ol yine gel deyip geleni götürecek haldeyiz; tipini boşver ışığı söndürürüz, hastalığını salla atın ölümü arpadan olsun, sadakati sittir nasıl olsa herkes aldatıyormuş geçen yetkililer açıkladı. tüketmeye aç; ikaa, ayfon, pırada, nerede, şurada, mak, gak, guk, hıkk ama hık!
Pazartesi, Mart 29, 2010
Yorganlar altında 20.000 fersah
Fersah deyince aklıma geldi bak ne anlatıcam. Diyelim ki arka planda bir müzik var mistır masıl tuvalet jel'in reklam şarkısı çalıyor, ortam pusluu, ortam acımasız, ortam gerilimlere gebe...
Hafta sonu, evde kimse yok evdekiler polatlı'ya düğüne gitmiş, yalnızım ( "yalnızım" diğer bütün kelimelerden daha çok kendimi yetiştirmiş, karakter sahibi bir kelimedir. hem işveli, hem arzulu, hem davetkar bir kadına benzer. ama burada davetkar anlamında kullanılmadı, yalın yalnızlık, tuna kiremitçi yalnızlığı) Ablam olsa eve eski sevgili getirir, abim olsa ülkücü arkadaşlarıyla nurcu arkadaşlarını çağırır maklube gecesi düzenler, kardeşim olsa salonun ortasına ölü gömer ama ben! ama ben naapıyorum? Yalnızlığa korku davet ediyorum.
Ankara'ya ıssızlık çökünce, dışarda kurtlar ulumaya, lodos, ağaçları canavara dönüştürmeye başlayınca koşarak odama girdim, kapıyı kilitledim üzerimde kenarları mandal izi desenli, yakası, bağrı matrix tiriniti tişörtü yırtıklığında sünüp gitmiş bir tişört, yatağın içine oturdum bacaklarımı tişörtün içine sokup gelmelerini bekledim, akın akın gelmelerini.. Gelecek olanlar saniye saniye değişti. Tıkırtılar hırsız korkusu veriyor, gölgeler ecinni. Yağmuurr sende vurup durma şu cama! ay yay yay
Ruhani şeyler gelse ben onları döverim. Her tarafımdan bir tılsım, bir muska, bir nazarlık sallanıyor. Annem beni türbeye çevirdi; muska takı töreni düzenleseler aynen şu şekil..
Geline: tükrüğügıymetligillerden mavi pazen desenli bir muskaaa, nefesindeparevar emmiden pitikare desenli başka bir muskaaa içinde 7 ayetel kürsü ile birliktee, gedikhasan köyünden her gece tüttürülmek üzere 3 demet üzerliiik, camcıların muazzez'den üç nehirde yunmuş özel yapım nazarlııık (bunların dükkanın adı Camcılar, bi vakitler birisi öyle ibnelik olsun diye gece gidip C harfini silmiş, onlar tekrar C yapana kadar güzel maytap geçdik, utandılar kalın uçlu kalemle eciş bücüş C yaptılar, o daha da yardı bizi) Bu kadar sallanan zımbırtım varken uçanda, kaçanda benden kurtulamaz, yalan değil psikolojik bir güven veriyor bu aksesuarlar. Tıpkı erkeğin sallanan şeylerinden aldığı psikolojik özgüven gibi.Teşbihte hata olmaz.
Dualar okuyorum, sağıma puu, soluma puu, kapılar kilitli, komidinin üstünde tabanca. Genede korkuyorum arkadaş! İçimdeki iskoçyalı sürekli gaz veriyor "geldiler gelecekler geliyolar nihohhohoha" Yok yoook yatak kesmiyor daha derinlere gömülmem lazım. Yorganın içine daldım, ayaklarımı kendime katladım. Eğer kazara ayağım yorganın dışına çıksa kalbim küt küt küt atıyor, sanki yatağım pasifikte kayık, odam ağzına kadar köpekbalığı kaynıyor ayağımı çıkardığım an koparıp atacaklar. Ama bana kalırsa asıl kayık ayağım, titanik'te filika olsaydı 12 yolcu kurtarırdı aslanım benim. Camdanda bi soğuk geliyor (cam deyince aklıma c harfi silinen camcılar geliyor gülüyorum. hem korkarım, hem gülerim) Kenarlarındaki süngerler dağılmış, yangıncı kampanası gibi lingir lingir oynuyorlar, rüzgar maaile başımda.
Kalan hayatıma yorganın altında devam etmeye karar verdim. Güzelmiş buralar.. dışarısı kötü kızım, dışarısı tehlike.. otur yorganının içinde yediğin önünde, yemediğin arkanda. Bi dakka burası ne kokuyor lan böyle! Hayır ben temizim çeneni çoğaltma! Yunmuş yıkanmışım, geceleri altıma culladığım yaşlar mazide kaldı. Osurmadımda! üç gram oksijenimi karbonmonoksitle kirletmem, çevreciyim ben. Ama hala kokuyor. Dur bakiim şu gazete işine girdiğimde odamda bir düzine erkek çocuğu yaşamıştı! evet evet kesin onlar sidiklemiş kokusundan tanıdım bu erkek çocuğu çiş kokusu. Vay götten bacaklılar!
Yuvam lan yuvam..
Bu yatak, bu yorgan...
Benim mi allahım bu korkulu yüz?
Nasıl da acımadan yuvama diğdirdiniz...
Uyuyana kadar yorganın altında çok olaylar yaşadım, gördüm geçirdim, tecrübeli bir insan oldum: bizzat saydım 1 saatte 3600, 4 saatte 14400 saniye var, kapalı bir yerde kaldığında terini içemiyon hakkaten tüm tuz, komidine iç çamaşırı koymak saçmalık onun yerine büsküüt, su, fener, kedi ve lazımlık konmalı, cep telefonunu yatarken başka odada şarja takma! neden her evde oksijen tüpü yok bu ne sorumsuzluk!? pencere süngerini kalitelisinden alın, yatağınızda çocuk, belek yatırmayın sıçıyolar, yatağa tertemiz girin olurya bişey olur sabaha kadar apış aranızı koklamak zorunda kalırsınız.
Salı, Mart 23, 2010
Aaaa aynı ben
Hayran olunası insanlar vardır, yaşamlarını küçük alametlerden etkilenip değiştirebilirler. Bir papağanın kanadında gerçeği görüp jamaika'ya taşınırlar, bir afrika belgeselindeki uçan zenciden etkilenip namibya'ya koşarlar, forrest gump'a özenir karides yetiştirmeye başlar, ilk hayatında samuray olduğuna inanıp japonca kursuna yazılırlar. Ben ise şu fotograftan etkilenip güneşi gördüm bu yazıyı kaleme aldım (of aynı ünlü bi yazar yazmış gibi oldu o "kaleme aldım" cümlesi.
Annem; 4-5 yaşındayken içi çorba dolu kaşığı ağzıma değil burnuma dökerek beslendiğimi anlatır. Ağzımın yolunu bulamazmışım, ara sıra kulağıma götürdüğüm oradan yemek yiyemeyince ağladığım görülmüş. Endişe etmemişler çünkü etraf çocuktan geçilmiyormuş, biri kafadan hasarlı olsada ötekiler var oda olmadı bitan daha doğururuz yerine koyarız demişler.
Belli bir yaşa değin dünyadaki tek tüylenen, tek sümüğü üst dudağında kuruyan, tek acıkan, tek altına çiş kaçıran insan olduğumu düşündüm. Hepsi benim hastalığım, kusurum, zihinsel geriliğimdi.
Acıkmaktan korkuyordum çünkü acıkırsam utanç verici olan eylem "yemek yemeyi" yapmak zorunda kalacaktım, yemek yersemde daha yüz kızartıcı olan şey başıma gelecek tuvalete gidecektim. Oraya gidince de benden kimsede olmayan o özürlü sesler çıkacaktı ve ben bu sesleri örtbas etmek için suyu açacak, terliği şıplatacak, öksürüp, tıksıracaktım.. bir sürü uğraş bi sürü utanç. Bu yüzden en baştan yemek yemenin önünü alıyor, aç sefil geziyordum. Çok mecbur kalmadıkça yemek yemedim. Şükür henüz açlıktan ölmedim.
Kendinin diğerleri ile aynı olduğunu anlaman zaman alıyor. Malum başkalarını gördüğün kadar kendini görmüyorsun çünkü onlar her daim önünde salınıyorlar oysa sen kendini görmek için tek şansa sahipsin, aynaya bakmak. Bunun üstüne aynaları sevmiyorsan hapı yuttun. Yıllarca kendinle hiç bir yerde karşılaşmıyorsun. Bu senin aleyhine oluyor kendini bülbül şehrinde yaşayan karga gibi hissediyor, senden çıkan seslerden utanıp onların seslerini taklit ediyor yapamayınca bir daha ses çıkarmıyorsun. Siyah tüylerinden utanıp saklanıyor, pısıyor, siliniyorsun. İşte oralarda bir yerlerde bütün bülbüllerden nefret etmeye başlıyorsun, hepsini teker teker gagalayıp ortadan kaldırmak gibi fikirler fısıldıyorsun. Bu şunu gösteriyor; Kendine acıman arttıkça başkalarına karşı acımasızlaşıyorsun.
Neyseki çok gecikmeden sazlıkta bir kırık ayna buldum, baktım "anaaa aynıymışızya" dedim. Etraftaki tüm aynılarımı izledim:
*Onlarda tıpkı benim gibi koltuk altını kokluyor, aşortmeninin ağ deliğini parmağıyla söke söke dahada büyütüyor, çorabının kaçmış ucunu ayağının altına saklıyor, iç çamaşırını bazen ters giyiyor (bel kısmını bacağa geçirme şeklinde) burnunu karıştırırken yakalanmaktan korktuğu kadar yılandan korkmuyor, tül perdenin arkasında saklanıp komşuları dikizliyor, bakkalla, çakkalla, 24. noter baş katibi nihat beyan'la sevişikli fanteziler kuruyor, ağlaması gereken yerde ağlayamayınca göz altlarına tükürük sürüyor, ağlarken yakalanınca "yok ya ağlamadım hapşırınca gözümden yaş geldi" diyor.
Bütün dayaktan gözü moraranlar "kapıya çarptım" bahanesini kullanıyor, bütün osuranlar "ben osurmadım o osurdu" diyor. Kimse kabuk bağlamak isteyen yaraya rahat vermiyor, bağladıkça koparıyor.
Herkesin yastığına ağzından su akıyor, hepimiz cep telefonuna gelen şebeke mesajlarına heyecanla koşuyoruz. Beden ölçümüzü hep 2 beden düşük söylüyor, yaşımızı büyüdükçe saymayı bırakıyor, fazla kilomuzu baskülün bozuk olmasına bağlıyoruz.
Daha aklıma gelen gelmeyen yüzlerce aynılıklar, birebirlikler.
Dünya'daki insanların yarısından fazlası aynı benim gibi tuvalette çıkardığı sesler duyulmasın diye suyu açıyormuş, düşün bunu!
Yani ana fikir, yani şöyle bişey: Hiç sevmediğin "asla bu tarz şeyleri" dinlemem dediğin bir müzik, sabah ansızın gelir diline yapışır. Yatana kadar bir sucuk reklamının cıngılı ile dolaşırsın "ismail sucuklarııı, uyandır çocukları, biz her sabah yeriz ismail sucukları, ismail sucukları" Söylemek istemez, sevdiğin başka bir şarkıyı zorla diline sarmaya çalışırsın ama ııh işe güce dalınca bi bakmışın gene o cıngılı söylüyorsun. Hatta çevrenden dürterler "işşş bi sus be sabahtan beri ismail sucukları! çok canın çekiyosa git ye kardeşim"
Yada serdar ortaç dinlediğini söylemekten utanan büyük bir kitleye dahilsindir, serdar ortaç sevmemek onur duyulası bir özelliğindir, fotograflarını görünce irkilirsin o çekik kaşlara bakmayı için kaldırmaz ufak bir aşerma, bir bulantı hissedilir ama gel gör ki yanında birisi "Karabiberim vur kadehlere" dese sen dudağını "Hadi içelim, içelim her gece" diye kıpraştırırsın, hay şeytan sözleri ezbere biliyorsun! Üstüne bide kafan sağa sola hint dansı yapar, gayet istemsiz, gayet zoraki..
gibi bi aynılıktan, aynı davranmaktan bahsediyorum bi saattir yukarda. (bide şu derdimi tam anlatamadığım düşüncesini kafamdan atsam daha bi aynı olacağız, yazılar daha bi kısalacakta, olmuyo o)
Salı, Mart 16, 2010
Eski belalı ile romantik dakikalar
Belalının eskisi yenisi olmaz, belalı belalıdır. Ancak bir çok belalın varsa onları kategorilendirirsin "aşağı mahalledeki belalım, yukarı mahalledeki belalım, önden iki dişi kırık belalım, mapushanedeki belalım, parayı bulunca beni unutan belalım" diye. Benim toplasan iki adet belalım var onları da nasıl değerlendireceğimi, hangi pamuklara sarmalar saracağımı şaşırdım. (memur olan belalım yaban çiçeğim)
İnsanın belalısı olması güzel bişey. Daha bi serimli, düğümlü, çözümlü, daha bi sessiz ve endişeli bekleyişlere gebe hayatın oluyor. Bütün faili meşhur vakaları belalına yıkmak ayrı bir haz veriyor, heyecanı bitmeyen aşk bu işte lan diyorsun. Bozkırda iki el ateş edilse "benim için kurt avına gitti heral", yerküre sallansa "bana güzel görünmek için egzersiz yapıyor" çatıda kedi kaçışsa " ay inanmıyorum tepeme tünedi çılgan" diye palazlandıkça palazlanıyosun, etrafındakilerin yüz ifadelerine bakıyorsun piyasadaki kıymetimi çaktı mı ahali diye. Kendine belalı yapmanın haklı gururu ile bilmem kaç sıfır önde dolanıyorsun mahallede.
Hemcinslerine malum meseleyi "ben çektim siz çekmeyin" diye dudağını türkan şoray ambiansıyla titreterek mustur mustur anlatırken, burun ucuyla duygularını kokluyorsun bakalım beni kıskanacaklar mı diye. Tabiki kıs kıs kıskanıyorlar söylemiyorlar da mimiklerinden, seslerindeki akort ayarlarından, havadaki keskin hased kokusundan anlaşılıyor, sende içten içe kıs kıs gülüyorsun.
Öyle herkese gelmiyo bunlardan, bi belalı kolay yetişmiyor, zaten sayıları da gitgide azaldı. Çünkü zor zanaat, zor meslek. Bir kere belalılığa soyunmuş kişi kati surette korkusuz olacak babaymış, abiymiş, kuzenmiş, dayıymış iplemeyecek. Geçmişi naletmi nalet, kılçıklımı kılçıklı olacak. Hakkında bi sürü söylenti dolanacak " 10 kişiyi deşmiş, 20 kişiyi depelemiş, 30 kişiyi yuvarlamış, 40 kişiyi hırtlaklamış" gibi abartılı, yalan mı gerçek mi belirsiz efsaneleri olacak.
Söylentileri anlatan kişinin vücut hareketleri bile belalının ne biçim bir herif olduğunu hissettirecek; gözler belerik belerik, ağzı hhommms mhoomms gibi kaba saba şekillere girecek, elleri vukuat rakamlarını vurgularken havada daireler çizecek. Belanının burnu problemli olacak sanki kokain çekmişte burnu akıyo gibi hareketler yapacak, sağ elinin işaret parmağını katlayıp onunla burnunu ittirirken sıfhırşk ettirecek. Seninle konuşurken yerdeki bir soda şişesi kırığından çocukluğuna gidermiş gibi arabesksi duracak, gizemlerin gizemlerinde kaybolacak. Arada kaşının altından sana bakarken gözünün ortasındaki noktayı hedef alıp imalı imalı ateş edecek. Yüz verirsen senden soğur başkasına belalı olur, bu nedenle hep kaçacaksın oda kovalayacak. Tavşan kaç tazı kovala oyununun çıkışına sebep olmuş bir olaydan söz ediyorum!
Bu kadar "belalı kime denir, özellikleri nelerdir" semineri vermeme neden olan şeyi söyliycem. Eski belalım kürşat'la karşılaştım hafta sonu tüpçü'de. Yani pek romantik bir ortam değildi, arada bi tüp tıssss diyordu ortalık tüp ossuruğu kokuyordu ama şeyapmayalım gayet marjinaldi bence. Yengem yanımdaydı klasik kadın refleksi olan sivri dirsek dürtmesiyle böğrüme dürttük attı "ahada seninki" dedi. Neymiş lan o benim olan şey diye ortamı radarladım gözgöze geldik, kürşat hemen yerde soda şişesi kırığı aramaya başladı. Neyseki yerde bi tane küçük tüp contası gördü onda kayboldu gitti. Geri döndüğünde msn konuşması gibi yaptık "slm naber iiiiiiiii nassın iiiiiii nolsun iiiiiiiii"
Sonra çıktık oradan katı meyve sıkacağı almak için bir mağazaya girdik yengem gene bir dirsek dürtüğü attı "ahada seninki" dedi. Lan nolui bi aralar çarşıdaki tüm erkekler benim miymiş nedir? bayaa götürmüşüm be heytt yavrum diye bakınırken kürşat yukardan bi yerden önümüze atladı. Aynı anda hem tüpçüde hem beyaz eşya mağazasında karşıma çıkmasından çok gene msn konuşması yapacak olmamızdan ürktüm.
Kürşat'a; aynı anda hem mekke'de hem istanbul'da ki tekkede bulunan evliyalar gibi bir kerameti olup olmadığını sordum. O'da; tüpçüde bizim, burada bizim, heryer bizim dedi. Ben görmeyeli kürşat kürşatSA olmuş. Nerde o tek mal varlığı rambo bıçaa olan, düzlüklerde benim için kurt avlayan belalım, nerde "tüm tüpler benim" derken ağzının sol tarafını omuzuna kadar yayan armut!
İnsanın belalısı olması güzel bişey. Daha bi serimli, düğümlü, çözümlü, daha bi sessiz ve endişeli bekleyişlere gebe hayatın oluyor. Bütün faili meşhur vakaları belalına yıkmak ayrı bir haz veriyor, heyecanı bitmeyen aşk bu işte lan diyorsun. Bozkırda iki el ateş edilse "benim için kurt avına gitti heral", yerküre sallansa "bana güzel görünmek için egzersiz yapıyor" çatıda kedi kaçışsa " ay inanmıyorum tepeme tünedi çılgan" diye palazlandıkça palazlanıyosun, etrafındakilerin yüz ifadelerine bakıyorsun piyasadaki kıymetimi çaktı mı ahali diye. Kendine belalı yapmanın haklı gururu ile bilmem kaç sıfır önde dolanıyorsun mahallede.
Hemcinslerine malum meseleyi "ben çektim siz çekmeyin" diye dudağını türkan şoray ambiansıyla titreterek mustur mustur anlatırken, burun ucuyla duygularını kokluyorsun bakalım beni kıskanacaklar mı diye. Tabiki kıs kıs kıskanıyorlar söylemiyorlar da mimiklerinden, seslerindeki akort ayarlarından, havadaki keskin hased kokusundan anlaşılıyor, sende içten içe kıs kıs gülüyorsun.
Öyle herkese gelmiyo bunlardan, bi belalı kolay yetişmiyor, zaten sayıları da gitgide azaldı. Çünkü zor zanaat, zor meslek. Bir kere belalılığa soyunmuş kişi kati surette korkusuz olacak babaymış, abiymiş, kuzenmiş, dayıymış iplemeyecek. Geçmişi naletmi nalet, kılçıklımı kılçıklı olacak. Hakkında bi sürü söylenti dolanacak " 10 kişiyi deşmiş, 20 kişiyi depelemiş, 30 kişiyi yuvarlamış, 40 kişiyi hırtlaklamış" gibi abartılı, yalan mı gerçek mi belirsiz efsaneleri olacak.
Söylentileri anlatan kişinin vücut hareketleri bile belalının ne biçim bir herif olduğunu hissettirecek; gözler belerik belerik, ağzı hhommms mhoomms gibi kaba saba şekillere girecek, elleri vukuat rakamlarını vurgularken havada daireler çizecek. Belanının burnu problemli olacak sanki kokain çekmişte burnu akıyo gibi hareketler yapacak, sağ elinin işaret parmağını katlayıp onunla burnunu ittirirken sıfhırşk ettirecek. Seninle konuşurken yerdeki bir soda şişesi kırığından çocukluğuna gidermiş gibi arabesksi duracak, gizemlerin gizemlerinde kaybolacak. Arada kaşının altından sana bakarken gözünün ortasındaki noktayı hedef alıp imalı imalı ateş edecek. Yüz verirsen senden soğur başkasına belalı olur, bu nedenle hep kaçacaksın oda kovalayacak. Tavşan kaç tazı kovala oyununun çıkışına sebep olmuş bir olaydan söz ediyorum!
Bu kadar "belalı kime denir, özellikleri nelerdir" semineri vermeme neden olan şeyi söyliycem. Eski belalım kürşat'la karşılaştım hafta sonu tüpçü'de. Yani pek romantik bir ortam değildi, arada bi tüp tıssss diyordu ortalık tüp ossuruğu kokuyordu ama şeyapmayalım gayet marjinaldi bence. Yengem yanımdaydı klasik kadın refleksi olan sivri dirsek dürtmesiyle böğrüme dürttük attı "ahada seninki" dedi. Neymiş lan o benim olan şey diye ortamı radarladım gözgöze geldik, kürşat hemen yerde soda şişesi kırığı aramaya başladı. Neyseki yerde bi tane küçük tüp contası gördü onda kayboldu gitti. Geri döndüğünde msn konuşması gibi yaptık "slm naber iiiiiiiii nassın iiiiiii nolsun iiiiiiiii"
Sonra çıktık oradan katı meyve sıkacağı almak için bir mağazaya girdik yengem gene bir dirsek dürtüğü attı "ahada seninki" dedi. Lan nolui bi aralar çarşıdaki tüm erkekler benim miymiş nedir? bayaa götürmüşüm be heytt yavrum diye bakınırken kürşat yukardan bi yerden önümüze atladı. Aynı anda hem tüpçüde hem beyaz eşya mağazasında karşıma çıkmasından çok gene msn konuşması yapacak olmamızdan ürktüm.
Kürşat'a; aynı anda hem mekke'de hem istanbul'da ki tekkede bulunan evliyalar gibi bir kerameti olup olmadığını sordum. O'da; tüpçüde bizim, burada bizim, heryer bizim dedi. Ben görmeyeli kürşat kürşatSA olmuş. Nerde o tek mal varlığı rambo bıçaa olan, düzlüklerde benim için kurt avlayan belalım, nerde "tüm tüpler benim" derken ağzının sol tarafını omuzuna kadar yayan armut!
Çay söyledi, ürünlerinin kalitesinden söz etti, katı meyve sıkacağının içindeki pıçağın ucunu gösterdi, 4 düğmeli blendır getirecekmiş onu övdü, ne alırsak 36'ı ya bölebileceğini söyledi... Ohooo belalıya bak hele! Ulan insan bi eski günleri yad eder, bi üstüme atlar, bi işmar eder kuyruk sallar bişey yapar. Kafayı arçelik'le, bosch'la bozmuş boş kafa! damacana kafa! Bence artık devlet belalı ithalatına izin versin yerli malında eski kalite yok.
Çarşamba, Mart 10, 2010
Güzellik başa bela
İsterdimki şu başlık altında kendi güzelliğimin gizli vurgularını yapayım, güzel olmanın ne kadar çileli ne kadar meşakkatli bi deneyim olduğunu anlatırken alttan ala vereyim mesajı, çakayım imayı, basıbasayım pompayı
Hani mesela şöyleki kimi ablalar vardır; bir edeleli delikanlı gelip "bu binada kiralık ev varmış" diye soracak olsa cümlesinin başına "ben yalnız ve dul bi kadınım, geceleri üşüyorum"u ekledikten sonra "yöneticiye sorun" diye cevap verir.
Bende işte öyle yapıp her yazımın gizlicesine görükürcesine bi köşesine "aslında bayaa bi güzelim" anlamında bir özdeyiş bir gönderme serpiştirsem de, gül cemalimi görmeyenler bile öldüğümde arkamdan "evvelden tee cihan harbi zamanında blog yazan siminya vardı bi güzeldi bi güzeldi abaaaaa" diye yad etse...Belki şeyderim ama önce üzerinde özenle çalışmam gerekiyor. Çok göze batmayan çok da saklı olmayan bir katakulli bulmam gerek. (evet bu paragrafta yaptığım kadar yapsam bile yetecek hahah)
Arkadaşım yasemin çok kullanırdı bu dramatik cümleyi. Mahallenin en sarışın ve tek sarışın kızı olmanın haklı dayatmasını yapardı biz boynu bükük, yetim ve öğsüz esmerler üstünde.
Annesi ve yasemin'in en büyük şikayeti yasemin'in aşırı güzelliğinin başlarına açtığı felaketler, içinden çıkılmaz korkunç poroplemlerdi.
Zannedersin ki anayla kız muzdarip oldukları bu çaresiz dert için sabaha kadar sarılıp ağlaşıyor, nerelere gidem aney türküleri söylüyorlardı. Güzellik ne menemen ne nalet bir şeydi yarappim! Hem neden onlar? Ne günahı vardı körpenin :( Olaki zengin hıyarseverin biri bu ikilinin hayıflanmalarını dinlese, pöyküre pöyküre ağlar küçük sabi bu güzellik derdinden kurtulsun diye estetik ameliyatı için bağış yapardı.
Bazen ben bile hitabetlerinden etkilenip cezbe geldim" hii şeytan kulağına kurşun iyiki sarışın değilim git giiit çekilecek çile değilmiş, ay iyiki ayağım büyük küçük ayağın derdi zulmü çok, neyseki babamla annemin karışımından olağanüstü bişey çıkmamış çıksa zaten nasa bizi toplar götürürdü böyle bir babadan böyle megan fox doğması big bang kadar doğaüstü diye, iyiki yasemin değilim yasemin olsaydım tüm erkekler başıma çöker ilmek ilmek sökerlerdi amk" (dur burada çirkin olduğum vurgulandı ııh olmadı tekrardan güzel olduğumu empoze etmem lazım. Yasemin çok güzel olabilir ama bütün görücüler bize geldi diyerek durumu kurtarabilirim eheh)
Kitapçılarda annesiyle yasemin'in bu konuda yazdıkları kitapları bulabilirsin:
"güzelliğin götürüleri" "güzellik bir sinsi yılaaann" "güzellikten nasıl kurtuldum" " bir güzelin dayanılmaz hikayesi" "birde bana sor" "götüme benziyorsan üzülme, çünkü sen daha mutlusun"
Güzellik başa bela diyen kız günümüz serbest piyasasında artık kalmadı. En son temsilcisi yasemin'di işte onlarda taşınıp gidince bu emektar cümle yerini; fotograf göstermeden önce söylenen "çirkinim ama..." demeye bıraktı. Kendine ha bire "çok çirkineeem, burda kötü çıkmışım yaaa, of be maymuna benziyorum aynaağ :(((" diyeceksin, bunu söylerken karşına " yo yoo bence çok güzel çıkmışın, hayır hayır harikasın dilim tutuldu resmen, ne maymunu cadııı fıstık gibisin" diyecek bir erkek alman kaydıyla.
Şimdi deviantart'dan gidip "bitiful görl" yazayım çıkan güzel kız resmini yana koyayımki körpe dimağlara "megan fox kim lan en seksi kız siminya" mesajını sinsice yerleştireyim. Hatta hatta megan fox koyayım olay dahada çapraşıklaşsın, dur.
Pazartesi, Mart 01, 2010
İdeolojiye koyayım aşka bişey olmasın
Yakın tarihi o kadar bilmem, okulda doğru anlatamadılar yada anlattıkları sırada ben gene okulun arkasındaki dağa kaçmıştım, dersi kaçırdım. Orada bir dağ vardı o dağ belediyenin dağıydı. Bazı yerlerinde küçük mağaralar, ses çıkaran delikler, gizemli çukurlar bulmuştum. Eğer tenefüse her çıkışımda biraz daha kazarsam hitit uygarlığına ulaşacağımı umuyordum, arkeolog olma hayalimin menşei o dağdır.
"o dağ gerçekten dağ değildir, ankara'nın göbeğinde dağ ne gezer" diye düşünmemek lazım, küçük bir çocuk için çıkıntılar dağ, akıntılar nehir, çalılıklar ormandır, her daim.
Uzak hititlerin sevdasına yakın tarihten oldum (bahanenin şöyle böylesi ) ama otlukbeli muharebesini biliyorum şimdilik beni idare ediyor, daha bir kaç sene yetecek kadar var.
Tarihi okulda öğrenemeyince bizim taallukat öğretti şu sağ - sol mevzularını. Zaten okullarda okutulacak şeyler değilmiş.
Ben yokken buralar hep anarşikmiş kimin kimi vurduğu bilinmez mapusa giren bi daha geri dönmezmiş. Hep sağ gözüyle dinledim vukuatları. Haliyle direk solu suçladım, tıktım içeri. Bana göre sol; tek dişi kalmış bir canavardı, yedi başlı ejderhaydı ele geçirildiği anda sıkacaktın hırtlağını, hele bi duraydı.
Mamak milliyetçi, muhafazakar bir ada, arada oğlunun adı devrim kızının adı evrim olan seyyahlar adamıza ayak basardı basmasına da tez zamanda denize dökerdik. Sola oy verenlerin kapılarına kırmızı boyayla çarpı atılırdı (abartı sanatını psikopata çevirmek) Abilerim çoktan sağ örgütlerin ovalarında cirit atıyorlardı, bende istiyordum cirit oynamak, çelik çomak yaşım bittiydiki. İçimde coşkun ırmaklar gibi çağlayan birşeyler vardı. Götürseler gittikleri yere gidecektim ama malesef kız diye basıyorladı zılgıtı, veriyorlardı ayarı. Bu potansiyelimi kimse hakkıyla değerlendiremedi güdemediler beni, bir asena koyun gibi.
İşte tam o sıralarda nihat'ı tanıdım, belliydi sağlam papuç olmadığı, bir işler çevirdiği. Öyle söyledi yakın tarihçi yakınlarım "amman uzak dur bunun cibilleyeti çürüktür" diye habire dürttüler. Nasıl uzak durabilirdim ki? Aşık olmuştum, sağlam düşünememe engellisi olmuştum. Nihat'ın sol bir örgüt mensubu olduğunu anlamam zor değildi. Bi takım kılavuz maddeler vardı:
O beni soldan soldan sevecek değildi ya? Düpedüz seviyordu işte, herkes gibi seviyordu.. yo yoo herkes halt etmiş hiç kimse böyle sevemezdi.
Etrafımda kurabiye kalıbıyla kesilmiş birbirinin aynısı zencefil adamlar vardı, oysa kurabiyenin makbulü; eciş bücüş, yamuk yumuk olanıdır, o ne kadar güzel yamuktu.. Benden farklı düşünmesini, bana isyan etmesini, en çokta beni sevmesini nasıl seviyordum.
Şimdi o yok, anlatması kolay olmayan yerlere gitti. Giderken bana "aşk için yorgan yakmayı" miras bıraktı. Yakmasını hiç beceremsemde, mirasına ihanet edip "aşk dediğin fuck gibin bişey" diye eşeden köşeden saydırsamda sen bana bakma..bildiğin gibi davran
Hangi ideoloji daha iyi sever, bunun ayrımı nerede başlar nerede biter bilemem. Kimileri solcu kızlar aşk, sağcı kızlar çocuk yapar, der. Kimileri milliyetçiler bayrak sever gibi, vatan sever gibi tutkuyla sever der. Kimileri ne aşkı ne inancı be içelim güzelleşelim hade hade hadeeee der. Herkes bişeyler der de der. Ama son kararı her zaman şuran verir. Ve oran; aynı benim dağa kaçıpta kötü not aldığım gibi tüm ideolojilerden kötü not alır, sadece aşk dersinden pekiyi alır.
"o dağ gerçekten dağ değildir, ankara'nın göbeğinde dağ ne gezer" diye düşünmemek lazım, küçük bir çocuk için çıkıntılar dağ, akıntılar nehir, çalılıklar ormandır, her daim.
Uzak hititlerin sevdasına yakın tarihten oldum (bahanenin şöyle böylesi ) ama otlukbeli muharebesini biliyorum şimdilik beni idare ediyor, daha bir kaç sene yetecek kadar var.
Tarihi okulda öğrenemeyince bizim taallukat öğretti şu sağ - sol mevzularını. Zaten okullarda okutulacak şeyler değilmiş.
Ben yokken buralar hep anarşikmiş kimin kimi vurduğu bilinmez mapusa giren bi daha geri dönmezmiş. Hep sağ gözüyle dinledim vukuatları. Haliyle direk solu suçladım, tıktım içeri. Bana göre sol; tek dişi kalmış bir canavardı, yedi başlı ejderhaydı ele geçirildiği anda sıkacaktın hırtlağını, hele bi duraydı.
Mamak milliyetçi, muhafazakar bir ada, arada oğlunun adı devrim kızının adı evrim olan seyyahlar adamıza ayak basardı basmasına da tez zamanda denize dökerdik. Sola oy verenlerin kapılarına kırmızı boyayla çarpı atılırdı (abartı sanatını psikopata çevirmek) Abilerim çoktan sağ örgütlerin ovalarında cirit atıyorlardı, bende istiyordum cirit oynamak, çelik çomak yaşım bittiydiki. İçimde coşkun ırmaklar gibi çağlayan birşeyler vardı. Götürseler gittikleri yere gidecektim ama malesef kız diye basıyorladı zılgıtı, veriyorlardı ayarı. Bu potansiyelimi kimse hakkıyla değerlendiremedi güdemediler beni, bir asena koyun gibi.
İşte tam o sıralarda nihat'ı tanıdım, belliydi sağlam papuç olmadığı, bir işler çevirdiği. Öyle söyledi yakın tarihçi yakınlarım "amman uzak dur bunun cibilleyeti çürüktür" diye habire dürttüler. Nasıl uzak durabilirdim ki? Aşık olmuştum, sağlam düşünememe engellisi olmuştum. Nihat'ın sol bir örgüt mensubu olduğunu anlamam zor değildi. Bi takım kılavuz maddeler vardı:
- Fikret kızılok dinliyorsa az işkillen
- Kırmızı aksesuar kullananıyorsa kaşının birini kıldır, hömmm de
- Bir metre yakınında orak- çekiç görürsen ki çok tehlikeli, arkana bakmadan kaç
- Devlet aleyhine konuşuyorsa indir sumsayı, vur beline kazmayı
O beni soldan soldan sevecek değildi ya? Düpedüz seviyordu işte, herkes gibi seviyordu.. yo yoo herkes halt etmiş hiç kimse böyle sevemezdi.
Etrafımda kurabiye kalıbıyla kesilmiş birbirinin aynısı zencefil adamlar vardı, oysa kurabiyenin makbulü; eciş bücüş, yamuk yumuk olanıdır, o ne kadar güzel yamuktu.. Benden farklı düşünmesini, bana isyan etmesini, en çokta beni sevmesini nasıl seviyordum.
Şimdi o yok, anlatması kolay olmayan yerlere gitti. Giderken bana "aşk için yorgan yakmayı" miras bıraktı. Yakmasını hiç beceremsemde, mirasına ihanet edip "aşk dediğin fuck gibin bişey" diye eşeden köşeden saydırsamda sen bana bakma..bildiğin gibi davran
Hangi ideoloji daha iyi sever, bunun ayrımı nerede başlar nerede biter bilemem. Kimileri solcu kızlar aşk, sağcı kızlar çocuk yapar, der. Kimileri milliyetçiler bayrak sever gibi, vatan sever gibi tutkuyla sever der. Kimileri ne aşkı ne inancı be içelim güzelleşelim hade hade hadeeee der. Herkes bişeyler der de der. Ama son kararı her zaman şuran verir. Ve oran; aynı benim dağa kaçıpta kötü not aldığım gibi tüm ideolojilerden kötü not alır, sadece aşk dersinden pekiyi alır.
yaşasın halkların kardeşliği diye galeyana gelip meclise yürümeliyim, derhal! belki yolda yakışıklı birileri eylemime destek verir, kardeş kardeş yürürüz (!) foto
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Aynaların düşkünü sinirli olur kış günü.Kasım ayı, bak adı üstünde " ayı " manikürlü pençelerimdeki pembe ayının ortaya çıkma...
-
Çıktı o çıktı. Bugünden itibaren (çarşamba gününden) tüm İnkılap Kitabevi mağazalarında, D&R, İdefix, Kitap yurdu kısacası tü...

