Okulun bahcesinde duvar dibine çömelip bir yandan dilimle dudağımın üstüne yeni bir sümük birikimi olmuş mu onu yokluyor, bir taraftanda saçımın içinde ekmek kavgası veren küçük hayvanları parmağımın adımlarıyla kovalıyordum.
Henüz bonus reklamlarının piyasaya düşmediği günlerde ülkenin nadide bonus kafalarından biriydim ama o zaman bit pazarına nur yağmamıştı, bitli kabarık saçlarım ne bankacıların bonus kafası, nede acun'un survivor metin'i olabilecek değerdeydi. Saçları elidorlu olduğu için düz, düz olduğu için memur, memur olduğu için elidorlu, çantaları ve önlükleri "balinleriz vik vik vik" diye öten memur çocukları; beslenme çantalarından sağlıklı beslenelim sağlıklı büyüyelimlerini çıkarırken, ben pasağım yetmezmiş gibi birde çemenci fadıl emmiden terleyince sidik kokusu üreten çemen ekmek almış "muallebi bebeleri mınıki" diye uzanamadığım camiaya küfrede ede zıkkımlanıyordum.
Okulun, iç yağının erimesi tabirinin anlamını bilmediğimiz halde içimizin yağlarını eriten müdür yardımıcısı bulut hoca yine her zamanki bariton sesi ve büyüyünce orhan gencebay olacak takım elbiseleri ile bahcede "aferin aferin işte böyle çocuklar" diye dolanıyorken beklemediğim anda rotasını bana çevirdi. Ondan hoşlanıyordum ve ilerde bebelerimin babası olmasını istiyordum ama yinede kendime çeki düzen vermedim. Çünkü kendine çeki düzen nasıl verilir bilmiyordum. Böyle iyiydim yaaa. Kabul, heyecanlanmadım değil. Hiç bir tenefüsde elim sende yapılmayan, ebelenmeyen, yakar toplarla yakılmayan bu naçiz bedenime doğru hızla bir jön yaklaşıyordu. Belki gelip beni bu nalet hayattan, şu zalım feleğin çemberinden kurtaracak atının terkisine atıp dağlara götürecekti.. (Umut bit şampuanı.. Umut.. Umut tüm eczanelerde) Elidor saçlı memur çocukları ise sağlığın beslenme çantasında değil dağlarda olduğunu böylelikle anlayacaklardı..Boşuna o kadar dağlı tepeli şarkı yapmadı adamlar. Var o dağlarda bi iş.
Kahramanım; atımı okul çıkışına bağladım aşkım yüz ifadesiyle geldi geldi, o yakışıklı pambıksı elini bana doğru uzattı uzattıı.... ve fırkkk diye bitli, kabarık saçlarımın içine sokup kaşır gibi yapa yapa havalandırdı "ne alemdesin bakalım kız yapağılı" dedi. (orası bitli! elleme bak işte elin bit oldu diyecektim baktım gicişmeye iyi geliyo, vazgeçtim) Kafamdan yani saçlı olan değil düşünceli olan kafamdan geçenleri bilse bana yapağılı dermiydi? Yapağının anlamını amcamın yaptığı ticaretlerden hemen hemen biliyordum. Kamyonla van'dan, tatvan'dan, batman'dan koyun yapağısı getirirdi, yapağı bildiin topak topak bokların, ölü böceklerin ve çalının çırpının bol keseden kümelendiği koyun yünü. Bulut hocanın elinin dolandığı alanda bitler çıtır çıtır patladı mı hissetmedim ama oralarda birşey "tınnn" etti bunu tüm bedenimde hissettim. Bu durumu tınlamıştım, çok tınıma gitmişti. Okulun ikinci yakışıklısı (birincisi uğur, babası memur, çöpe 404 yapıştırıcısı sıkmayı ve kızların eteğini kaldırmayı seviyor, düz saçlı, şampuanının adı bilinmiyor) bana boklu kafa demişti! Hiç kimse atının arkasına yapağılı bir kafa atıp dağa kaldırmaz. Yapağı baya kötü bişey, yapağı bir kız çocuğunun hayallerini yıkan korkunç bir ham madde ve inşallah amcam bir daha yapağı gibi kızları üzen bir şeyi taşıyacak kamyoncu bulamaz, umarım dünyada yapağı kaynakları tükenirde insanoğlu son yapağıyı müzede sergiler ve o koyunlar varya o koyunlar ölsünler! ölmesinler de kel kalsınlar!
Okul dönüşü bazı kararlar aldım. Artık benimle de elim sende oynanacak, uğur benim de eteğimi kaldıracak, bulut hoca aşkımdan içkiye başlayacaktı. Önce saçlarımı tamamen kazıttım bit bunun için iyi bahane oldu, annem zaten saatler öncesinden makası alıp bahce kapısına oturmuştu sevinçle karşıladım (işin aslı annem beni terlikle kovalayarak yakaladı, döve döve saçımı kazıdı bende saçım kazınırken birazda annemin "temiz olacaksın, çemen ve sümük yemeyeceksin" baskısı sonucu o kararları aldım şimdi ise gurur yapıp "zaten kararlarım gereği kazıtacaktım" diyorum, çakallll) Alman malı "Schafwolle"kırpma makinesiyle şanıma, koyunluğuma yaraşır bir şekilde kırpıldım. Kırpılan yapağılarımı amcama götürdüm " bu iyi para eder kamyona yükleyim" dedi koşarak uzaklaştı. O kel fotom hala albümlerde var, az sonra pırasa saçlı insanların evini kundaklayacak bi alman dazlağı gibi görünüyorum. Saçlarım uzamaya başlayınca anneme elidor aldırdım. Geriye düz saçlı olmak kalmıştı bunun içinde hülya abla saçlarıma sık sık ütü yapmayı kabul etti. Kızın o senesi bir pantolon, bir gömlek, bir kafa ütülemekle geçti. Kafa ütülemenin gerçek anlamını bilen ender insanlardan biridir kendisi, hasretle kucaklıyorum.
Saçlarım: Artık bonus değil. Saç; uzadıkça tepemde daha fazla kıvrılmanın matematiksel olarak imkansızlığını farketti saldı kendini aşalara
Amcam: Saçımdan elde ettiği gelirle kendine malikane aldı, beni kapısından içeri sokmuyor şerefsiz
Bulut hocam: Sağ eline nereden bulaştığı bilinmeyen bir hastalıkla mücadele ediyor, acil şifalar
James Blunt: Bu yazıyla alakası yok bulut deyince blunt aklıma geldi ondan yazdım
Elidor: şampuan ama bit temizleyemiyor
Perşembe, Temmuz 01, 2010
Çarşamba, Haziran 16, 2010
Ben onların yalancısıyım
İnanmazsın burak'la 2 saat aralıksız öpüştük, vantuz gibi dilime yapıştı çektiii çektii az kalsın boğuluyordum" diyerek boğulursu boğulursu güldü. Gözlerinde yorucu bir öpüşmeden dönmüş askerin gururlu bakışı vardı, star wars ışın kılıcı gibi kesti gitti hepimizi.
Esin daha etkili bir "sevgiliylen maceralarımız" hikayesi anlatmalıydı ki Özlem'in öpüşmeli hikayesine fark atsın"Ehem bakın boynuma hemen şurası gördünüz mü? abartı değil 4 saat curk curk emdi gerizekalıı" diye 32 diş 1 morlukla cümbür cemaat sırıttı (4 saat emmek?)
Elimizde bir vantuzlu öpüş, bir curkuzlu morluk vardı ikiside orta halli bir kız sohbetinin kendi içinde abartılı ama basma kalıp hikayelerinden sayılırdı, orjinallikleri yoktu. Geriye ablam ve ben kalmıştık, kendim için endişe etmeyi bir kaç dakika sonraya bıraktım ablamın bacaklarını ayırıp "bakın tam şurdan şeyetti" demesinden çok korktum. Herkes bilir ki sevgili sirkulasyonu, popülasyonu, atraksiyonu bakımından ablamın önüne geçmeye cüret etmek bu mahalledeki hiç bir dişi oluşumun harcı değildir. Ablam dudağının kenarından "peaaahh" diye bir ses çıkardı "sizin maceralarınızı yerim" peaahıydı bu! çok yakından tanırım bu peaaahı günde en az bi kere evin bir köşesinde üstüme püskürtür.
O; marjinal fingirdeme anılarından birini anlatmak için saçlarını kulağının arkasına süpürürken ben dudağımın içini yemeyi yarılamıştım bile çünkü az sonra sıra bana gelecekti ve benim hemen "çılgaaan" o olmazsa "ehh işte" ayarında bir sevgilim şaaptı hikayesi uydurmam lazımdı. Ablamın yaşadıklarının yanında "ne bu şinci" kalacaktı ama olsun buluşmadan mağlup ayrılmamam için şarttı. Bu bir gurur meselesiydi, bu bir köşeye sıkışmışın kurtuluş savaşıydı, bu bir this is sparta idi....
Erkeklerle arasında lüzumsuz ama önemsediği mücadeleler olan bir kızım ben. Onlarla sevgili veya arkadaş olma yollarında türlü teşkilatlar kurarım. Genelde başarısız olurum ama inat değil mi? Vazgeçmem davamdan. Tek kişilik mafyamın başında oraya buraya emirler yağdırırım. Kazara mıntıkama düşene sorarım bi; Silah kullanabiliyor mu? Camcı'nın C sini silebilecek yürek var mı? Hadi bakalım en uzağa hangimiz işeyeceğiz? Sörvayvıra katıldı mı?Asya steplerinde at koşturdu mu? SE-LE-NA dediğinde selena geliyor mu? İşte bun gibi maddeleri yapamazsa/başaramamışsa ona aşık olurum. (Yapabiliyorsa ilerde "bir zamanlar bir kız vardı hatırlar mısın" diye meydan okunacak güne kadar korkup kaçarım) Bu tarz; beceriksiz, mağlup, kıymeti anlaşılamamış, böbürlenecek, kibirlenecek bir şeye sahip olmayan, yanımızda ıslanmış köpek eniği gibi kıvrılıp kalan bir erkek, bizi; öteki “paket servis” erkeklere göre daha az yorar. Birkaç anaç cümleyle, ufak bir iki ekleme çıkarmayla istediğin mekanizmayı kolayca üstüne kurabilirsin. Ağzı küfürlü, gözükara, kıldan suratı seçilemeyen, sabıkalı, pasaklı ve ukala olanları da severim. İlk türe göre daha fazla gevezelik etmen, modifiyesi için daha fazla alet edavat belki torna makinası kullanman gerekebilir ama her halükarda kusursuz erkeklere nazaran daha az kusurludurlar.
Başarıdan başarıya koşan, mahallenin gurur kaynağı, anasının göz bebeki, babasının aslan oğlusu o kusursuz erkeği - ki adları Burak olur bunların- ayağına tuğla bağlayıp bayındır barajına atmak için içimi tarifsiz arzular kaplar. Burak bu göz kamaştırıcı noktaya gelecek diye kaç masum körpenin depesine depesine aileleri tarafından "bak gördün mü ellerin oğlanları neler yapıyo, ya sen?" diye vuruldu kimbilir? Bu pişmiş kellelerin karnelerini anneleri altın günlerinde göstermek için çantalarında gezdirir. Kahvenin en parlak kırmızı keline sahip ve kusursuz dişleriyle komik olmayan şeylere bile kahkaha atan herifi bunların babaları olur. Evleri bile; içinde yaşayan zekiler zekisi, pırlanta misali dört dörtlük delikanlının farkındadır, bizim yıkılan tarafına direk dayanmış, teneke ile tutturulmuş evlerimizin yanında gururla dikilir. Evin yanından geçerken "zeki ve başarılı çocuğun evi" diye bir fısıltı duyulur, bir rüzgar eser, bir kedi atlar.
Ablam "ay valla de” tepkileri eşliğinde anlattığı "valla billa" adlı hikayesini sonlandırırken ben çaya bakma bahanesiyle kaçtığım mutfak kapısının önünde pısmış, sevgili hikayesi yumurtlama telaşı içindeydim. Benimde olması lazımdı elbet; sonuçta kanlı canlı, saçlı başlı bir kızdım bakayım aa evet kızım..mışım. Ama maalesef bu hikayeler savaşında kullanılacak nükleer etkide bir silahım yoktu. Olanlar; sevgilimle nalburda karşılaştık, bana radyodan şarkı istedi, sincan’da keşkül yiyecektik yiyemedik, pazardan parmak arası terlik almış yollamış canımm.. diye giden en fazla Kırıkkale tüfeği yerine geçebilecek cephanelerdi. Ulan lezbiyen olsam gene en azından kükürt kokulu hamam hikayelerim olurdu, bu ne bahtsız bir gündü hatta ömürdü böyle? Yanlarına geldiğimde Esin ve Özlem beklediğim bakışı yüzüme döktüler. Ablam bakmadı çünkü benim ne menem sevgili fakiri bir kız olduğumu gayet iyi biliyor beni ancak ortamın çay getiricisi, iç geçiren dinleyicisi, ben bilmem beyim bilircisi mertebelerine layık buluyordu.
Her hikaye anlatıcının hikayesine önem katmak için başvurduğu boğaz temizleme ritüelini ben zaman kazanmak amacıyla yaptım. Kalbim az sonra atacağı yalanın etkisiyle boğazıma yaklaşmış, beynim hain planlar peşinde götüme inmişti. Hem Kızları "ayy inanmıyorumm" derecesinde şaşırtmak hemde ablamın yıllardır bil fiil şahsıma uyguladığı "peaahh" eziyetlerinden intikam almak istiyordum. İhtiyar bir kahvane öykü anlatıcısı gibi çayımdan bir fırt çektim, arkama yaslanmaya sırtım yoktu önüme gömüldüm. Vicdan azabımın ağır hipnozundan dinleyici insan sayısı gittikçe çoğalıyor gibiydi. Yüzlercesiyle gözgöze gelmemeye çalışarak başladım hikayeme...
...Az sonra bu odada; kendi gölgesine bile cinsel tacizci muamelesi yapan, erkek görünce içinden hıııuyaaa çekerek uçan ceki çen geçen, galiba sana aşık oluyorum diyen adama “du bakiim fermuarın mı açık kalmış senin” diyen birisi; Ankara’ya okumaya gelmiş, oran’da ki kokoş vekil eşlerinin kaniş köpeklerini gezdirerek para kazanan, müslüman olup adını Celal diye değiştirmek isteyen (kelime şahadeti ben öğretiyorum) saçı rastalı, elinin birini san fransisko’da asansöre sıkıştırıp kaybetmiş, Türkçe bilen, kökenleri teee Ekvator’a dayanan amerikalı bir zenci ile olan ateşli aşkından kesitler sunacaktı..
Her hikaye anlatıcının hikayesine önem katmak için başvurduğu boğaz temizleme ritüelini ben zaman kazanmak amacıyla yaptım. Kalbim az sonra atacağı yalanın etkisiyle boğazıma yaklaşmış, beynim hain planlar peşinde götüme inmişti. Hem Kızları "ayy inanmıyorumm" derecesinde şaşırtmak hemde ablamın yıllardır bil fiil şahsıma uyguladığı "peaahh" eziyetlerinden intikam almak istiyordum. İhtiyar bir kahvane öykü anlatıcısı gibi çayımdan bir fırt çektim, arkama yaslanmaya sırtım yoktu önüme gömüldüm. Vicdan azabımın ağır hipnozundan dinleyici insan sayısı gittikçe çoğalıyor gibiydi. Yüzlercesiyle gözgöze gelmemeye çalışarak başladım hikayeme...
...Az sonra bu odada; kendi gölgesine bile cinsel tacizci muamelesi yapan, erkek görünce içinden hıııuyaaa çekerek uçan ceki çen geçen, galiba sana aşık oluyorum diyen adama “du bakiim fermuarın mı açık kalmış senin” diyen birisi; Ankara’ya okumaya gelmiş, oran’da ki kokoş vekil eşlerinin kaniş köpeklerini gezdirerek para kazanan, müslüman olup adını Celal diye değiştirmek isteyen (kelime şahadeti ben öğretiyorum) saçı rastalı, elinin birini san fransisko’da asansöre sıkıştırıp kaybetmiş, Türkçe bilen, kökenleri teee Ekvator’a dayanan amerikalı bir zenci ile olan ateşli aşkından kesitler sunacaktı..
Perşembe, Haziran 10, 2010
Hasta mısın nesin?
Oturma odasının zemini evimizin çürük karılarının hastalıklarını sergileme, geliştirme ve yaşatma alanı oldu. Annem bacağındaki varis çorabını çıkarmış ingiltere metro haritasına benzeyen yeşil damarlarını gösteriyor "bak şu damar geçen ay dantel ipi gibiydi bu ay nako yünü gibi kalınlaştı"
Tuhafiyelerde takılmaktan hayata getirdiği yorumlar iğne, iplik, çengelli iğne, patik eksenli. Kılıçdaroğlu ile ilgili ne düşünüyosun anne desek "etamin iğnesi gibi güccücük ama kasnağa gerili patiska gibi de sesi çıkıyo anam" der.
Hemen annemin bitişiğinde ablam yengemin gözüne damla damlatıyor o bitince yengem ablamın kulağına damla damlatıyor. Bu damla sulamayı günde kaç kere tekrar ediyorlar. Küçük ablam ise kelaynak eşiyle muhalefet oldu olalı üzüntüden meme kanseri olduğuna inanıyor. Etrafta sütçü mü var? tüpçü mü var? memesi ufak kıskanç insanlar mı var!!! aldırmadan zımbırtılarını fora edip "aha bak anne akşamki yumru gene elime geldi tam şurda elle bak" Bu evde sağlıklı insana köle ısaura muamelesi yapılıyo; perde taktırılıyor, tuvalet ciflettiriliyo, tarlaya tapana yollanıyo diye kimse bugüne kadar "turp gibiyim maşallah pu pu pu" deme cesaretini göstermedi ee benim başım kel mi? derhal araziye uydum annemin önüne iki seksen uzanıp "annee kasıklarımı ovalasana bende kasık kanseriyim kesin kes gidiciyimdir valla bence yani"
Biz böyle yerdeki dinarsu halıyı "dinarsu revir" yapmışken pala bıyık kapıyı açıp bizi birer birer süzdü, bu arada ağzında tükürük biriktirme benzeri yuvarlamalar yaptı, bilmeyen kocaman bir balgamı puhağğğşş diye üstümüze fırlatacak sanır ama aslında cümlesini biriktiriyor bir araya getiriyor. Ama zaten cümleleri balgamdan aşaa kalır mı? kalmaz.
-şınlara bak şınlara püüüü sizi garı diye koynuna sokanın ecdadına bip, yidiiniz ekmek aş zehir zıkkım olsun biip, gene başıma galdınız karaalesiceler bi siktirolup gidemediniz bipinize bip. illerin gızları eyşan oldu, behlül aman neydi o nihal oldu, illerin gızları songül karlı oldu siz hah böyle oturun işte! uğunun uğunun açın açın göstertin (yeni nesil hiç bir sanatçının gerçek adını bilmiyor bir tek su gibi proğramını sunan songül karlı'ya yanık olduğundan onu her boka örnek veriyor) anaları neyki gızları ne olsun vay yavrum vayyy!!! yemekte ne var acıktım?
Hakkı var afilli sövüyor herif, o olmasaydı hepimiz hatemiler gibi nazenin insanlar olacaktık sayesinde en ufak bir vakada tüm mahalleye hırlayan saygın it sürüleri olduk. İnsanlar bize saygılarından bizim sokaktan geçmektense kırşehir üzerinden evlerine gidiyorlar, apatmanda oturanların hepsi baleye başladı ayak parmaklarının üstünde sessizce yürüyebilmek için, televizyonu bırak bulaşık makinesini, çamaşır makinesini bile kulaklık takarak çalıştırıyorlar, asansör bizim katta sabit duruyor kaç yıl olmuştur ne yukarı nede aşağı çeken olmadı, çocuklar bayram şekeri için zile basacak olsunlar şekeri poşetiyle beyinlerine beyinlerine indiriyoruz. işte böyle böyle saygıyı öğrenecek sıpalar.
Kasık ağrılarım ilgi görmek, anne dizine uzanıp saç okşatmak için değildi ha! Tamam birazda olsa bunlarıda ister şu deli göğül ama hakkaten hastayım la. Bak hatta şu anda elimdeki tahlil sonuçlarımdan sesleniyorum, diyorki "kitinopik steroliz florasyonların vaginilatitanik kolorosındaki prepozisyonu" hay babayın tekkesine tükürüyüm!
Sonuç elime geçince dur doktora götürmeden gogıla sorayım dedim az kalsın kendimi boğaz köprüsünden atıyordum ama o köprüden bi tek istanbul'da varmış naçar ankara'ya boğaz köprüsü yapılmasını bekleyeceğim, olsaydı bilirsin yapardım lütfen öyle inanmaz inanmaz bakma!
Gogılın bir körpeciğin, bir masımın ölümüne neden olabilecek acımasız sonuçları:
-kolera olmuşun papaz efendi seni kutsamazsa gebereceksin!
-hamilesin bebeğin zinci ve yirmiz
-kediyle sevişmişin köpeğin olacak
-cüzzamsın acil yakılman lazım
-yok bişeyin bea dinin imanın abartı
-bunu mu demek istediniz?--> kripton gezegeninde vajina ne arar?
Kafam çok karıştığı için kalktım aile doktorumuza gittim (yalan, aile doktorumuzu geçen yıl para istedi diye babam vurdu annem pişirdi biz yedik )Doktor sonuçlara baktı mı bakmadı mı "ha hı heee hııı hımm hömm yeaaa" dedi hemen ilaçları yazdı. İçime giren bir virüsün tozu dumana kattığını onun için üzülmememi keyfinin yerinde olduğunu asıl kendim için üzülmemi söyledi. Mikrobun adını haydar koyduk, akşam hoca gelsin adını kulağına okuyacağız. Eğer abartıp içimde evlenip çel çocuğa karışmaya kalkışırsa kendimi nod:32 ye tarattıracağım.
Tuhafiyelerde takılmaktan hayata getirdiği yorumlar iğne, iplik, çengelli iğne, patik eksenli. Kılıçdaroğlu ile ilgili ne düşünüyosun anne desek "etamin iğnesi gibi güccücük ama kasnağa gerili patiska gibi de sesi çıkıyo anam" der.
Hemen annemin bitişiğinde ablam yengemin gözüne damla damlatıyor o bitince yengem ablamın kulağına damla damlatıyor. Bu damla sulamayı günde kaç kere tekrar ediyorlar. Küçük ablam ise kelaynak eşiyle muhalefet oldu olalı üzüntüden meme kanseri olduğuna inanıyor. Etrafta sütçü mü var? tüpçü mü var? memesi ufak kıskanç insanlar mı var!!! aldırmadan zımbırtılarını fora edip "aha bak anne akşamki yumru gene elime geldi tam şurda elle bak" Bu evde sağlıklı insana köle ısaura muamelesi yapılıyo; perde taktırılıyor, tuvalet ciflettiriliyo, tarlaya tapana yollanıyo diye kimse bugüne kadar "turp gibiyim maşallah pu pu pu" deme cesaretini göstermedi ee benim başım kel mi? derhal araziye uydum annemin önüne iki seksen uzanıp "annee kasıklarımı ovalasana bende kasık kanseriyim kesin kes gidiciyimdir valla bence yani"
Biz böyle yerdeki dinarsu halıyı "dinarsu revir" yapmışken pala bıyık kapıyı açıp bizi birer birer süzdü, bu arada ağzında tükürük biriktirme benzeri yuvarlamalar yaptı, bilmeyen kocaman bir balgamı puhağğğşş diye üstümüze fırlatacak sanır ama aslında cümlesini biriktiriyor bir araya getiriyor. Ama zaten cümleleri balgamdan aşaa kalır mı? kalmaz.
-şınlara bak şınlara püüüü sizi garı diye koynuna sokanın ecdadına bip, yidiiniz ekmek aş zehir zıkkım olsun biip, gene başıma galdınız karaalesiceler bi siktirolup gidemediniz bipinize bip. illerin gızları eyşan oldu, behlül aman neydi o nihal oldu, illerin gızları songül karlı oldu siz hah böyle oturun işte! uğunun uğunun açın açın göstertin (yeni nesil hiç bir sanatçının gerçek adını bilmiyor bir tek su gibi proğramını sunan songül karlı'ya yanık olduğundan onu her boka örnek veriyor) anaları neyki gızları ne olsun vay yavrum vayyy!!! yemekte ne var acıktım?
Hakkı var afilli sövüyor herif, o olmasaydı hepimiz hatemiler gibi nazenin insanlar olacaktık sayesinde en ufak bir vakada tüm mahalleye hırlayan saygın it sürüleri olduk. İnsanlar bize saygılarından bizim sokaktan geçmektense kırşehir üzerinden evlerine gidiyorlar, apatmanda oturanların hepsi baleye başladı ayak parmaklarının üstünde sessizce yürüyebilmek için, televizyonu bırak bulaşık makinesini, çamaşır makinesini bile kulaklık takarak çalıştırıyorlar, asansör bizim katta sabit duruyor kaç yıl olmuştur ne yukarı nede aşağı çeken olmadı, çocuklar bayram şekeri için zile basacak olsunlar şekeri poşetiyle beyinlerine beyinlerine indiriyoruz. işte böyle böyle saygıyı öğrenecek sıpalar.
Kasık ağrılarım ilgi görmek, anne dizine uzanıp saç okşatmak için değildi ha! Tamam birazda olsa bunlarıda ister şu deli göğül ama hakkaten hastayım la. Bak hatta şu anda elimdeki tahlil sonuçlarımdan sesleniyorum, diyorki "kitinopik steroliz florasyonların vaginilatitanik kolorosındaki prepozisyonu" hay babayın tekkesine tükürüyüm!
Sonuç elime geçince dur doktora götürmeden gogıla sorayım dedim az kalsın kendimi boğaz köprüsünden atıyordum ama o köprüden bi tek istanbul'da varmış naçar ankara'ya boğaz köprüsü yapılmasını bekleyeceğim, olsaydı bilirsin yapardım lütfen öyle inanmaz inanmaz bakma!
Gogılın bir körpeciğin, bir masımın ölümüne neden olabilecek acımasız sonuçları:
-kolera olmuşun papaz efendi seni kutsamazsa gebereceksin!
-hamilesin bebeğin zinci ve yirmiz
-kediyle sevişmişin köpeğin olacak
-cüzzamsın acil yakılman lazım
-yok bişeyin bea dinin imanın abartı
-bunu mu demek istediniz?--> kripton gezegeninde vajina ne arar?
Kafam çok karıştığı için kalktım aile doktorumuza gittim (yalan, aile doktorumuzu geçen yıl para istedi diye babam vurdu annem pişirdi biz yedik )Doktor sonuçlara baktı mı bakmadı mı "ha hı heee hııı hımm hömm yeaaa" dedi hemen ilaçları yazdı. İçime giren bir virüsün tozu dumana kattığını onun için üzülmememi keyfinin yerinde olduğunu asıl kendim için üzülmemi söyledi. Mikrobun adını haydar koyduk, akşam hoca gelsin adını kulağına okuyacağız. Eğer abartıp içimde evlenip çel çocuğa karışmaya kalkışırsa kendimi nod:32 ye tarattıracağım.
Çarşamba, Haziran 02, 2010
"Anonim" kelimesinden tiskiniyorum!
Anonim yazmak, kimliğinle yazmak, anonim yazmak, kimliğinle yazmak, hıdır idin, yusuf idin, hıdır idin, yusuf idin vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı....
122. anasının koyduğu adla gururla yazanlar ve anonim kimliklerin arkasında her boka bulaşanlar münakaşaları geçtiğimiz günlerde herhangi bir yerde yaşandı ve bitti saygısızca. Kazanan yok, kaybeden yok, zayiat yok, adı ile yazanların tam olarak ne demek istediğini anlayan yok, yok baba yok..tırtlık içinde tırtlık..İnternete girince bu "oha anonim" tepkisini sadece biz mi veriyoruz yoksa ecnebilerde bu kimlikliler anonimleri döver tartışmalarını gevişliyorlar mı? Bence hatta kesinlikle bence bu yine bize has bir özellik. Gidişatını beğenmediği siteleri yasaklayan bir millet elinden gelse internete girişi vizeli, pasaportlu, ilmuhaberli, parnak imzalı, sperm örnekli hale getirecek yeteneklerle donatılmıştır. Eğer interneti biz bulsaydık yandıydı gülüm keten helvamız!
Kafama takılan sorular oluyor örneğin ben siminya adı ile yazmasamda izzet yıldızhan veya belinda karlays yada minür nurettin selçuk ve fekat henıbıl lektır diye yazsam daha güvenilir biri mi olacaktım? Kimlikli abiler yazılarımı okurken "lan lan lan lan güvenmekten geberiyom lan lan üzerime doğru bi güven geliyo lan" diye bir heyecana bir coşkuya mı kapılacaktı? Tc kimlik numaramı yazılarımın altına imza diye eklesem daha çok riğdırım olur mu? İç çamaşırı çekmecemi halka açsam viktorya sikrıt'a manken olur muyum? Babam böyle pasta yapamamayı nerden öğrendi? Bunların cevabının tez zamanda "adı sanı" olan biri tarafından danışmaya getirilmesi rica olunur.
Adıyla soyadıyla yazanların 3 köpürüş maddesi var, başkada yok he.
122. anasının koyduğu adla gururla yazanlar ve anonim kimliklerin arkasında her boka bulaşanlar münakaşaları geçtiğimiz günlerde herhangi bir yerde yaşandı ve bitti saygısızca. Kazanan yok, kaybeden yok, zayiat yok, adı ile yazanların tam olarak ne demek istediğini anlayan yok, yok baba yok..tırtlık içinde tırtlık..İnternete girince bu "oha anonim" tepkisini sadece biz mi veriyoruz yoksa ecnebilerde bu kimlikliler anonimleri döver tartışmalarını gevişliyorlar mı? Bence hatta kesinlikle bence bu yine bize has bir özellik. Gidişatını beğenmediği siteleri yasaklayan bir millet elinden gelse internete girişi vizeli, pasaportlu, ilmuhaberli, parnak imzalı, sperm örnekli hale getirecek yeteneklerle donatılmıştır. Eğer interneti biz bulsaydık yandıydı gülüm keten helvamız!
Kafama takılan sorular oluyor örneğin ben siminya adı ile yazmasamda izzet yıldızhan veya belinda karlays yada minür nurettin selçuk ve fekat henıbıl lektır diye yazsam daha güvenilir biri mi olacaktım? Kimlikli abiler yazılarımı okurken "lan lan lan lan güvenmekten geberiyom lan lan üzerime doğru bi güven geliyo lan" diye bir heyecana bir coşkuya mı kapılacaktı? Tc kimlik numaramı yazılarımın altına imza diye eklesem daha çok riğdırım olur mu? İç çamaşırı çekmecemi halka açsam viktorya sikrıt'a manken olur muyum? Babam böyle pasta yapamamayı nerden öğrendi? Bunların cevabının tez zamanda "adı sanı" olan biri tarafından danışmaya getirilmesi rica olunur.
Adıyla soyadıyla yazanların 3 köpürüş maddesi var, başkada yok he.
-ama o anonim kimliğiyle herkese küfrediyoo (adıyla her türlü şerefsizliği yapanlar ciciii ciciii)
-anonim olmasının nedeni çok çirkin olması, güzel olsa telefonunu verirdi benimle kahve içerdi -nerden bilcez erkek mi, dişi mi? ha nerden? ya biz blog yazan kızın hayalini kuruyorsak? böyle yaparak bize kıllı bi erkeğin hayalini kurdurmuş oluyo böylece ibne olmuş oluyoz, olmuyo
Anonim kimlik kullananlar keyfimce küfredeyim, gerçekte değiştiremiyom bari nette cinsiyetimi değiştireyim, ayh çok çirkinim gidip nette güzel olayım diye "kedigibiyim, dallarkirazhavasıcak, gizemligüzel" isimlerini almıyo ki ah benim nüfus kaadı kıçında yapışık gezen kardeşim! Aynı senin akrabalarının da yaptığı gibi tüm akrabalar reelde ne yapsan kınıyor; sus ayıp, sen konuşma daha küçüksün, öyle deme baban kızar, bacak bacak üstüne atma, büyüklerinin yanında sakız çiğneme diye diye insanı kocaman bir yalan haline getiriyorlar oda gidip internette gerçek olmaya çalışıyor, yakınlarının değil yabancıların vurmasına razı oluyor. Bütün mesele billahi tillahi bu kadar basit. Altında çapanoğlu aranacak kadar gizemli bir olay değil, üstünde konuşulmaya değmeyecek kadar püfüdük bi mesele. Hatta konuyu bu kadar yazdığıma bile değmez ama dur bir yere bağlıycam..onun için debeleniyom bi saattir bi anlayın insan halinden ya!
......................
İş bu anonim başıyla blog yazanların başında gelen Pucca'yı bilmiyorum duymayan kalmış mıdır? Kaldıysa onları da danışmaya getirin, danışmanın camları sildirecem.
Pucca 3 yıl önce blog yazmaya başlamış, ben o'nu 2 yıl önce bloxoo sitesinde götünden kelebekler fırlayan hello kiti gibi dolanıp herkese "selammm ben siminya, bu blogum buda sevgi pıtırcığım öyle şirinimki ehe" diye zıplar iken tanıdım. O vakitler saftık, içimizdeki götüboklu çocuk hayvan gibi büyümemişti, sen daha o zamanlar yoktun babanla da orada tanıştık bak buda nikah şekerimiz...
Pucca'nın blogunu; okuduğu yazıda resmiyet, övgü, şişiklik, yunmuş yıkanmışlık aramayan herkes gibi çok beğendim oda beni beğendi ama tercihlerimiz karşı cinsten yanaydı, sustuk...Sonra günler günleri, aylar ayları, yıllarda yılları yıllardır kovaladıkları gibi kovaladılar bu güne geldik. Pucca hayalindeki turnayı gözünden öyle bi vuruş vurduki kaleminin sesini duymayanı yine danışmaya getirin, yerleri sildirecem. 3 yıldır blogunda yazdıklarının üstüne bide 1 yıl uğraşarak bir kitap yazdı hayırlısıyla yarın tüm seçkin bakkallar (bizim niyazi bakkalda bile) kuruyemişciler ve çeyiz mağazalarında satışa sunulacak.
Beni en çok şaşırtan pucca'nın kitap yazması değil, pucca'nın kitap yazma süreci oldu. Yazarları kafamda bir sahneye oturturken şöyle bir set kurarım.
* Loş, havasız bir oda. Atmosferde jan antonyo bahtıgaraue den "la bohemia ne ayagsıan" çalıyor, kenarları fareler tarafından dişlenmiş yığılı kitaplar arasında devrik viski şişeleri, kornişte düğmeleri kopmuş sarımsı perdeler niyeyse ara ara yanmış, dağınık paççoz bir yatak.. ortasında kirli bir don göze çarpıyor, kaçışan iri kıyım hamam böcekleri, artan yemekleri kitabın başından kalkıp mutfağa kim götürecek hayvan yesin diye beslenen en az oda kadar pasaklı evcil bir hayvan.Tam merkezde ise saçı sakalı bir birine karışmış halde kitabıyla cebelleşen, gözleri kan çanağı, belki kafası bitli pireli, sosyal hayattan ve insanlardan nefret eden, arkadaşlarına kapıyı göstermiş, internete zamanı olmayan, asosyal, acayip tipli bir insan yazarı, yazar insanı.
Senaryoya göre böyle olması gerekirken pucca hem blog yazmaya devam etti, hem internette takipçileriyle iletişimini koparmadı, hem işe gitti, hem işsiz kaldı, hem ev taşıdı, olimpiyatlarda güreş madalyası kazandı, şehirlerarası özniğdeliler otobüsünde kaptan şöförlük yaptı bi ara aya bile gitti. Şu reklamdaki kız çocuğu var ya benim annem hem aşçı, hem işçi, hem dişçi diye giden on gibi, forrest gump gibi bişeyler oldu orada. Nitekim yazmayı anlatmayı seven biri için olabileceklerin en güzelini kazandı, kendi mis kokulu kitabını. Bir açıdan da anonimlerin adlısanlılar karşısındaki ilk zaferine imza attı. Belkide adı sanı apaçık arkadaşların apandisitlerinin patlaması bundan kaynaklandı. "Ben o kadar adımı verdim, dayım defterdar, babam ekipler amiri ama bir kitabım bile yohh anlıyomoson" ağlaması bunlar.Satardı satmazdı okunurdu okunmazdı tartışması o kadar gereksiz ki. Amaç para olsaydı pucca blogundan toplardı parsayı. Kapitalis kafası bunlar amerikan mallarını boykut edip bloguna amerikan bayraklı reklam koyan erkek bloglarına yaraşır cümleler. (hoş hangimiz bi ucumuzdan kapitalist değiliz bilmem) Kitabını yarın almayı teoride hesaplamıştım ama pratikte o işler öyle olmuyo. En son bir liram vardı onunla da karşı caddeye yeni bir dondurmacı açıldı oradan karışık dondurma almak istedim ama çocuk bir iki muhabbetten sonra dondurmayı bana bedava verdi 1 liralık servetim bana kaldı, param olunca alıcam yeter vurmayın!
kitapla ilgili herşeyi blogundan okuyabilirsin
Dibe gelirken: Pucca'nın bu başarısının günahını bana yüklemeye çalışanlarda türedi bu arada. Rastgele bir yazımı seçip "hahah göt oldun hahah kıskanıyokii kıskanıyokiii" yazıp kaçıyorlar. yo yo yo sandığınız gibi değil açıklayabilirim izah edebilirim..: aslında titanik'te oynama teklifi ilk önce bana geldi ama ben senaryoyu beğenmedim "amann kim uğraşacak bir yıl world aç, yaz çız, kamburun çıksın, kaydet, kapa.. pucca uğraşsın nihohoho" diyerek pucca'ya yükledim angaryayı :şf) İşte o buz dağının görünmeyen kısımları bunlar, en az tarihin arka odaları kadar pelin batu. Konuyu bir şekilde bana bağlayacaklar ne hikmetse? hayırlısı, kısmet, hayat komple garip zaten. Aşağıya bu yorumlardan bir örnek koyayım. Blogların kadrolu bok atıcısı hand solo buyurur ki:

SSAY = Salaklıklara Sünepeliklere Adımı Yazabilirsiniz
-anonim olmasının nedeni çok çirkin olması, güzel olsa telefonunu verirdi benimle kahve içerdi -nerden bilcez erkek mi, dişi mi? ha nerden? ya biz blog yazan kızın hayalini kuruyorsak? böyle yaparak bize kıllı bi erkeğin hayalini kurdurmuş oluyo böylece ibne olmuş oluyoz, olmuyo
Anonim kimlik kullananlar keyfimce küfredeyim, gerçekte değiştiremiyom bari nette cinsiyetimi değiştireyim, ayh çok çirkinim gidip nette güzel olayım diye "kedigibiyim, dallarkirazhavasıcak, gizemligüzel" isimlerini almıyo ki ah benim nüfus kaadı kıçında yapışık gezen kardeşim! Aynı senin akrabalarının da yaptığı gibi tüm akrabalar reelde ne yapsan kınıyor; sus ayıp, sen konuşma daha küçüksün, öyle deme baban kızar, bacak bacak üstüne atma, büyüklerinin yanında sakız çiğneme diye diye insanı kocaman bir yalan haline getiriyorlar oda gidip internette gerçek olmaya çalışıyor, yakınlarının değil yabancıların vurmasına razı oluyor. Bütün mesele billahi tillahi bu kadar basit. Altında çapanoğlu aranacak kadar gizemli bir olay değil, üstünde konuşulmaya değmeyecek kadar püfüdük bi mesele. Hatta konuyu bu kadar yazdığıma bile değmez ama dur bir yere bağlıycam..onun için debeleniyom bi saattir bi anlayın insan halinden ya!
......................
İş bu anonim başıyla blog yazanların başında gelen Pucca'yı bilmiyorum duymayan kalmış mıdır? Kaldıysa onları da danışmaya getirin, danışmanın camları sildirecem.
Pucca 3 yıl önce blog yazmaya başlamış, ben o'nu 2 yıl önce bloxoo sitesinde götünden kelebekler fırlayan hello kiti gibi dolanıp herkese "selammm ben siminya, bu blogum buda sevgi pıtırcığım öyle şirinimki ehe" diye zıplar iken tanıdım. O vakitler saftık, içimizdeki götüboklu çocuk hayvan gibi büyümemişti, sen daha o zamanlar yoktun babanla da orada tanıştık bak buda nikah şekerimiz...
Pucca'nın blogunu; okuduğu yazıda resmiyet, övgü, şişiklik, yunmuş yıkanmışlık aramayan herkes gibi çok beğendim oda beni beğendi ama tercihlerimiz karşı cinsten yanaydı, sustuk...Sonra günler günleri, aylar ayları, yıllarda yılları yıllardır kovaladıkları gibi kovaladılar bu güne geldik. Pucca hayalindeki turnayı gözünden öyle bi vuruş vurduki kaleminin sesini duymayanı yine danışmaya getirin, yerleri sildirecem. 3 yıldır blogunda yazdıklarının üstüne bide 1 yıl uğraşarak bir kitap yazdı hayırlısıyla yarın tüm seçkin bakkallar (bizim niyazi bakkalda bile) kuruyemişciler ve çeyiz mağazalarında satışa sunulacak.
Beni en çok şaşırtan pucca'nın kitap yazması değil, pucca'nın kitap yazma süreci oldu. Yazarları kafamda bir sahneye oturturken şöyle bir set kurarım.
* Loş, havasız bir oda. Atmosferde jan antonyo bahtıgaraue den "la bohemia ne ayagsıan" çalıyor, kenarları fareler tarafından dişlenmiş yığılı kitaplar arasında devrik viski şişeleri, kornişte düğmeleri kopmuş sarımsı perdeler niyeyse ara ara yanmış, dağınık paççoz bir yatak.. ortasında kirli bir don göze çarpıyor, kaçışan iri kıyım hamam böcekleri, artan yemekleri kitabın başından kalkıp mutfağa kim götürecek hayvan yesin diye beslenen en az oda kadar pasaklı evcil bir hayvan.Tam merkezde ise saçı sakalı bir birine karışmış halde kitabıyla cebelleşen, gözleri kan çanağı, belki kafası bitli pireli, sosyal hayattan ve insanlardan nefret eden, arkadaşlarına kapıyı göstermiş, internete zamanı olmayan, asosyal, acayip tipli bir insan yazarı, yazar insanı.
Senaryoya göre böyle olması gerekirken pucca hem blog yazmaya devam etti, hem internette takipçileriyle iletişimini koparmadı, hem işe gitti, hem işsiz kaldı, hem ev taşıdı, olimpiyatlarda güreş madalyası kazandı, şehirlerarası özniğdeliler otobüsünde kaptan şöförlük yaptı bi ara aya bile gitti. Şu reklamdaki kız çocuğu var ya benim annem hem aşçı, hem işçi, hem dişçi diye giden on gibi, forrest gump gibi bişeyler oldu orada. Nitekim yazmayı anlatmayı seven biri için olabileceklerin en güzelini kazandı, kendi mis kokulu kitabını. Bir açıdan da anonimlerin adlısanlılar karşısındaki ilk zaferine imza attı. Belkide adı sanı apaçık arkadaşların apandisitlerinin patlaması bundan kaynaklandı. "Ben o kadar adımı verdim, dayım defterdar, babam ekipler amiri ama bir kitabım bile yohh anlıyomoson" ağlaması bunlar.Satardı satmazdı okunurdu okunmazdı tartışması o kadar gereksiz ki. Amaç para olsaydı pucca blogundan toplardı parsayı. Kapitalis kafası bunlar amerikan mallarını boykut edip bloguna amerikan bayraklı reklam koyan erkek bloglarına yaraşır cümleler. (hoş hangimiz bi ucumuzdan kapitalist değiliz bilmem) Kitabını yarın almayı teoride hesaplamıştım ama pratikte o işler öyle olmuyo. En son bir liram vardı onunla da karşı caddeye yeni bir dondurmacı açıldı oradan karışık dondurma almak istedim ama çocuk bir iki muhabbetten sonra dondurmayı bana bedava verdi 1 liralık servetim bana kaldı, param olunca alıcam yeter vurmayın!
kitapla ilgili herşeyi blogundan okuyabilirsin
Dibe gelirken: Pucca'nın bu başarısının günahını bana yüklemeye çalışanlarda türedi bu arada. Rastgele bir yazımı seçip "hahah göt oldun hahah kıskanıyokii kıskanıyokiii" yazıp kaçıyorlar. yo yo yo sandığınız gibi değil açıklayabilirim izah edebilirim..: aslında titanik'te oynama teklifi ilk önce bana geldi ama ben senaryoyu beğenmedim "amann kim uğraşacak bir yıl world aç, yaz çız, kamburun çıksın, kaydet, kapa.. pucca uğraşsın nihohoho" diyerek pucca'ya yükledim angaryayı :şf) İşte o buz dağının görünmeyen kısımları bunlar, en az tarihin arka odaları kadar pelin batu. Konuyu bir şekilde bana bağlayacaklar ne hikmetse? hayırlısı, kısmet, hayat komple garip zaten. Aşağıya bu yorumlardan bir örnek koyayım. Blogların kadrolu bok atıcısı hand solo buyurur ki:
SSAY = Salaklıklara Sünepeliklere Adımı Yazabilirsiniz
Salı, Mayıs 25, 2010
Rammstein dinleyen minibüscü ile bilinmeyene yolculuk
Rammstein derki: Eğer birine hem göbek attırıp hem çin işkencesi yapmak istiyorsan ona "kınayı getir aney parnağın batır aney" ilahimsi türküsünü mayıs ayından eylül ayına kadar söyletmeyi dene, yüzde yüz çalışan bir yöntem, memnun kalacaksın.
Ankara'nın sırf ankaralı turgut, ankaralı yasemin, gülbahar, fikriye, hayriye türküleriyle kutlanan geleneksel misket düğünleri start aldı. Hergün bir kızı evinden alıp dağa yani balayına kaldırıyorlar. Zaten artık kızlar kız kalmıyo, salıyorlar kızlıklarını yokuş aşşağa. İç döşemelerinin formu değişiyor bozuk bozuk cılk cılk oluyorlar (!) Kızlar kız olmayı beceremediği için kadın diyebiliriz, bayan diyebiliriz, teyze hatta mundar bile diyebiliriz çünkü neydi ülke gerçeği? Zarı deşilmiş kıza artık kız diyemezsin adınada derler gadın diyebilirsin. Erkeğin etinden parça alınınca erkek oluyor, kızın etine parça girince kadın oluyor. Atalarımız matematiksel ve geometriksel açıklamalarla bizi "ne diye seslencez şimdi buna? napcaz netcez osman?" sıkıntısından kurtarmışlar, dualarla yadediyoruz kendilerini.
Düğünlerin en çok; düğünün en güzel kızına asılanlar arasında çıkan çatışmada 15 adet papatya markalı plastik sandalyenin yerle bir olması kısmını severim. Sonraki top listim ise hısımların hasımlaşma evresidir. Kaynanalar; bıyıklı dudak üstlerine oturttukları tuhaf bir ifadeyle pistte "koççum benim koççum al yanaklı koççum benim" türküsünde göbek titretip, az sonra başlayacak sidik yarışlarına ısınma turu atarlar. Kayınpederler ise hep otururlar, düğünün godfadırı damattan sonraki jönü olma etkinliklerini oturdukları en baba köşeden sürdürürler.Sırf böyle sahneler görme ve uğruna kavga edilen kız olma heyecanıyla pazar günü düğüne gittim. Siyah bir elbisem vardı istanbul'dan almıştım onu giydim. Orada "burası istanbul taammı" diye neslihan yargıcı imzalı kostümlerle salı pazarını turlayan seda sayan gibi her ortamda giyiyordum ama burada ancak başka semtlerde, köprü altlarında veya kötü yola düşünce giyebiliyorum.
Kuaföre gittim, saçım iki küstüm yastığını dolduracak uzunlukta ve zeka bulmacaları gibi karışık. Adamlar saatlerce dolaşığını açacaklar diye kim 500 milyar ister yarışmasına katılacak ayküye ulaştılar, ben çıkarken kenan ışık gibi elleri çenelerinde "eminmisin" dercesine baktılar. Haliyle eve geç kaldım ve tek başıma düğün yerine ulaşmam gerekti. Süsümle, püsümle, ayağımda topukluyla, alakargaların ayna sanacağı pırıltılarımla bir minibüse bindim. 7-8 yolcu var hemen şöförün arkasındaki koltuğa oturdum, aynadan bakıştık diğer yolcularla da bakıştık adet böyledir bi şöyle bakışılınır, güzel insan var mı diye incelenilir. Durdurup durdurup biri indi, ikisi indi derken minibüste şöför ve ben başbaşa kaldık.
Adam herkes gidip bir ben kalınca, benim korunmasız ve zayıf olduğumu anlayıp kapıları kilitledi ve gaddarca kahkahalar atarak üstüme saldırdı...Tabiki fantaziyem bu, öyle bişi olmadı.. Büyük ihtimalle böyle güzel kokulu, şıngır mıngır bir kızın üstüne atlayacak cesareti yoktu!!! (ay yetişin komşular ırzıma geçiyorlar diye bağıran ama bir yandanda üstünü çıkaran dul ateşlilere selam olsun, sizi anlıyorum) Aniden gaza mı bastı başka bişeye mi bilmiyorum, bişeye bastı ama. Arkadan "007James Bond; Türk mafyasıyla hesaplaşma, sahne 666" diye bir ses duydum. Şöför ve minibüsü birbirlerine baktılar, el ele tutuştular yollar doç'un bastır koçum dediler ve uçmaya başladık. Yolcu yoktu normal olarak ben tek başıma şöför ve ailesinin ekmek parası etmiyordum. Bütün engelleri aşıp yolcuları duraklardan toplaması lazımdı, bu uğurda canımızı verecektik. Kazaya belaya karışmadan ineyimde ne toplarsa toplasın dedim adamla göz göze gelmek için aynaları kestim, yalvaran küçük kız suratımı takınıp kesik cümleler kurdum..
-Şey müsait bi ....
-Acaba şurda şu köprüyü geçince şeyapsak...
-Ben inseydim siz sonra film çekseydini..
-İnecem ben inerimki ben
-İndimezsen atarım kendimi!!
-:(((((
Arkasından dürteyim diyorum ama şöför arada öteki minibüscülerin ebesinin nikahını, anasının avradının namusunu aldığı için tırsıyorum. Burnundan soluyor, nefesi ve kalp atışlarını kendiminmiş gibi içimde hissediyorum, o terleyip üşütmesin diye ben terliyorum rehine psikolojisi yavaş yavaş başlıyo. Yolcu bulmasını o kadar istiyorumki durakları kesiyorum "hadi lan mübarekler hiç biriniz mi evden çıkmadınız? nereye gittiniz mınsktm ankaralılar? melih'in tembel uşakları! bi tane ya ilaç niyetine bi tane lazım hadi bea" yok yok yok herkes gene pikniğe gitmiş ne bitmez pikniğiniz varmış ne doymazmışınız tavuk kanadına! sizin kanat sevdanıza kanetlerim kırılacak az sonra..Arabeskte dinlemiyor düdük! İnsan bi müslüm koyar, bi orhan babayla cezbe gelir müzik ruhun gıdasıdır dimi ama? Adamın ruhunu bozuk para bürümüş! Telefonu rammstein melodisi çalıyor? Bence bu türk diil baksana ineyim diyorum anlamıyor. Film bu ya valla billa film, hız tuzağı gibi zor ölüm gibi bişey çekiyolar haha çok iyii.. Bak az sonra yönetmen stop der herşey biter ineriz iş ki yukardaki yönetmen stop demesin.
Bir taraftan ayetel kürsü okudum arada inmekle ilgili şöföre seslendim, üç kulfü, telefon mesajıyla vasiyet olur dimi, felak ve nas iyidir cennete götürür, bloguma veda yazısı yazabilseydim keşke, düğün berbat olacak, ölsemde güzel ölecem lan oh mis, innatayna kel kevser, allah cezanı versin seni şöför diyende, elemtere fiş fiş fiş...
Düşünme baloncuklarımın içinde debelenirken nihayet ulus'a geldikte brus vils kılıklı herifin minibüsünden yuvarlanarak indim, plakasını aldım bir daha gördüğüm yerde arkama bakmadan kaçmak üzere kaçtım.
Cuma, Mayıs 21, 2010
Bu haldeyken blog yazma diyorum sana
Cümleten beklenen depresyonuma girmiş bulunmaktayım, geçmişlerimizin canına değsin.
Yılın bu aylarına denk gelen günlerde; hızla bi cenin pozisyonu alış, bi beyin süngerlemesi, hayatın amacına soru işaretleri??? evden tırıslama isteği, kendini pencereden atma coşkusu, aşırı şekilde bulgurlu puding, domatesli domates yeme ve çaydanlıklarca çay demleyip içememe içerisinde yuvarlanan bir basu badel mevt oluyorum = (ölüm ve diriliş)
Bu mevsime annem "9 öğünlü mayıs" diyo "hiç bişeye doyaman allah doyaman" demek.Bunalımlara bundan doyamıyorum demekki hımmm.. Bahane olsunda bana, hemen "hah hah ondan işte" diye abanıyorum..
Mesela dün elektirik süpürgesinin sesi neşet ertaş'ın "evvelim sen oldun ahirim sensin" türküsü gibi geldi oturup ahoy ahoy nidasıyla ağladım, ağlarken ağlama sebebime ve süpürgenin bana bakan filtresine bakıp bakıp güldüm, sonra filtreye niçin güldüğüme güldüm, ay çok güldüm son gülen iyi gülermiş dur dengeleyim diye yeniden ağladım, ardından ağlama ve gülme arasında ki adil olma çabama güldüm, gülmüşken bi kerede ağlamaktan gülmeye geçiş hızıma güldüm.
Yüzüm; nükhet duru'nun yüzünde yaşayan "tatar ramazan" gibi olana dek böyle devam etti, sızıp kalmışım. Akşam ütü yaparken "kimbilir ne derdi varda böyle içten içe yanıyor hayvanceiz" diye duygulanıp gene sümkür sümük başladım. Bu sefer gözyaşlarımın geri dönüşümünü gördüğümden sabahki döngüye kendimi kaptırmadım. Pratik depresyonum bana bir keşif yaptırdı, gözyaşlarım ütüye su koymama gerek bırakmamıştı! O günden sonra gözlerim son model tefal ütünün su fışkırtma parçası oldu, sonsuza dek mutlu mutlu ütüleyip gittiler....
Evdekiler beni satanist, uyumsuz, toplum düşmanı, vatana millete zarar ziyan bir insan artığı olarak görüyorlar. Bana bakınca; hata ile yapılmış bir cima-il tokuş, israf olmuş bir çuval çocuk bezi, bir kaç inek dolusu süt, yaramazlıklarında harcanmış iki kutu yara bandı, sökülen pırtıları dikmekte kullanılmış 3-4 makara ip, kürek kürek beyaz leblebi, ağaçlar dolusu elma ve bir miktar ayakkabı görüyorlar. Safi masrafım safi.
Bunların farkında olunca güzel olan şeyler bile orama burama batmaya başlıyor. Durup duruken aklıma karpuz kabuğu düşürüyorlar. Çiçeğe, böceğe, pırpırcığa bile "a.q bi akıllı olun laynn!!!" diye hiza veriyorum.
Zıplayan kedi görsem
-şu şerefsizi yakalayım, şişe geçirip bir güzel pişirip yeyim
Efildeyen ağaç görsem-ki biz fas çöllerinde yaşayan berberileriz öyle sık sık ağaç üstelik efildeyen ağaç görmemiz mümkün değil
-şu ağacı elektirikli testereyle bi güzel keseyim, şişe takayım pişirip yeyim
Yolda tenekecilerin mustağa emmiyi neşeli neşeli giderken görsem
-şu adamı bi güzel keseyim...şişe takı..çevire çevir...evire evir...yok yok bir kaç birşeyi yemesemde olur ağacı fazla kaçırdım zaten mideme oturdu, emmi kalsın evet emmi kalsın..
Falımda "aşk hayatın süper ötesi, işlerin lokum, paran yığım yığım yığılı varya sevgili okurumuz zirvelerde dolaşıyosan" yazıyordu, gazetenin o kısmını vahşice yırtıp çaya batırıp yedim, iyiydi iyi. Ulan en son öpüştüğüm nesne aynadaki aksimdi, iş desen taş çatlasa gündelikçi şehriye, para nedir o para? çantamın ön cebi şıngır şıngır 10 kuruşlarla dolu, sen neyden bahsediyorsun gecekulübü paraziti! hamam oğlanı!!
Böyle çok daralınca aklıma yorumlarda sık sık karşıma çıkıp "siminya sevişelim mi" diye ısrar kıyamet dolanan, aşkımdan kendini metal müziğe vermiş, keremim, ferhatım, oy belalım yar belalım karga'ya varayım o beni sevsin diyorum, sevişsin benimle diyorum. Sorun şu ki hayali bile tüylerimin dökülmesine neden oluyor, epilasyon yerine karga'yı hayal ediyorum gıpgıcır oluyorum. Hadi fazla hap aldığım bi gün "kaçır beni yiğidim" diye koştum gittim bu gatil tipliye, hadi hapın etkisi geçmeden seviştik diyelim, seviştikten iki saniye sonra bu çocuk beni 44 yerimden pıçaklar lan! Bu ihtimali öncesinde hesaplayıp yanımda bıçak götüreceğim için bende onu 44 yerinden bıçaklayabilirim. Kim erken davranırsa 44 darbeyi o kapar. İki ucu 44 deşmeli bir sevişme hikayesi. (film ismi olur bu) Git git git yazdığım yerde kalsın kurusun gitsin bu fikir.
ba ba ba 44 rakamı ferdi tayfur'un "emmoğlu"sunu hatırlattı ağlamam geldi ba..
Yılın bu aylarına denk gelen günlerde; hızla bi cenin pozisyonu alış, bi beyin süngerlemesi, hayatın amacına soru işaretleri??? evden tırıslama isteği, kendini pencereden atma coşkusu, aşırı şekilde bulgurlu puding, domatesli domates yeme ve çaydanlıklarca çay demleyip içememe içerisinde yuvarlanan bir basu badel mevt oluyorum = (ölüm ve diriliş)
Bu mevsime annem "9 öğünlü mayıs" diyo "hiç bişeye doyaman allah doyaman" demek.Bunalımlara bundan doyamıyorum demekki hımmm.. Bahane olsunda bana, hemen "hah hah ondan işte" diye abanıyorum..
Mesela dün elektirik süpürgesinin sesi neşet ertaş'ın "evvelim sen oldun ahirim sensin" türküsü gibi geldi oturup ahoy ahoy nidasıyla ağladım, ağlarken ağlama sebebime ve süpürgenin bana bakan filtresine bakıp bakıp güldüm, sonra filtreye niçin güldüğüme güldüm, ay çok güldüm son gülen iyi gülermiş dur dengeleyim diye yeniden ağladım, ardından ağlama ve gülme arasında ki adil olma çabama güldüm, gülmüşken bi kerede ağlamaktan gülmeye geçiş hızıma güldüm.
Yüzüm; nükhet duru'nun yüzünde yaşayan "tatar ramazan" gibi olana dek böyle devam etti, sızıp kalmışım. Akşam ütü yaparken "kimbilir ne derdi varda böyle içten içe yanıyor hayvanceiz" diye duygulanıp gene sümkür sümük başladım. Bu sefer gözyaşlarımın geri dönüşümünü gördüğümden sabahki döngüye kendimi kaptırmadım. Pratik depresyonum bana bir keşif yaptırdı, gözyaşlarım ütüye su koymama gerek bırakmamıştı! O günden sonra gözlerim son model tefal ütünün su fışkırtma parçası oldu, sonsuza dek mutlu mutlu ütüleyip gittiler....
Evdekiler beni satanist, uyumsuz, toplum düşmanı, vatana millete zarar ziyan bir insan artığı olarak görüyorlar. Bana bakınca; hata ile yapılmış bir cima-il tokuş, israf olmuş bir çuval çocuk bezi, bir kaç inek dolusu süt, yaramazlıklarında harcanmış iki kutu yara bandı, sökülen pırtıları dikmekte kullanılmış 3-4 makara ip, kürek kürek beyaz leblebi, ağaçlar dolusu elma ve bir miktar ayakkabı görüyorlar. Safi masrafım safi.
Bunların farkında olunca güzel olan şeyler bile orama burama batmaya başlıyor. Durup duruken aklıma karpuz kabuğu düşürüyorlar. Çiçeğe, böceğe, pırpırcığa bile "a.q bi akıllı olun laynn!!!" diye hiza veriyorum.
Zıplayan kedi görsem
-şu şerefsizi yakalayım, şişe geçirip bir güzel pişirip yeyim
Efildeyen ağaç görsem-ki biz fas çöllerinde yaşayan berberileriz öyle sık sık ağaç üstelik efildeyen ağaç görmemiz mümkün değil
-şu ağacı elektirikli testereyle bi güzel keseyim, şişe takayım pişirip yeyim
Yolda tenekecilerin mustağa emmiyi neşeli neşeli giderken görsem
-şu adamı bi güzel keseyim...şişe takı..çevire çevir...evire evir...yok yok bir kaç birşeyi yemesemde olur ağacı fazla kaçırdım zaten mideme oturdu, emmi kalsın evet emmi kalsın..
Falımda "aşk hayatın süper ötesi, işlerin lokum, paran yığım yığım yığılı varya sevgili okurumuz zirvelerde dolaşıyosan" yazıyordu, gazetenin o kısmını vahşice yırtıp çaya batırıp yedim, iyiydi iyi. Ulan en son öpüştüğüm nesne aynadaki aksimdi, iş desen taş çatlasa gündelikçi şehriye, para nedir o para? çantamın ön cebi şıngır şıngır 10 kuruşlarla dolu, sen neyden bahsediyorsun gecekulübü paraziti! hamam oğlanı!!
Böyle çok daralınca aklıma yorumlarda sık sık karşıma çıkıp "siminya sevişelim mi" diye ısrar kıyamet dolanan, aşkımdan kendini metal müziğe vermiş, keremim, ferhatım, oy belalım yar belalım karga'ya varayım o beni sevsin diyorum, sevişsin benimle diyorum. Sorun şu ki hayali bile tüylerimin dökülmesine neden oluyor, epilasyon yerine karga'yı hayal ediyorum gıpgıcır oluyorum. Hadi fazla hap aldığım bi gün "kaçır beni yiğidim" diye koştum gittim bu gatil tipliye, hadi hapın etkisi geçmeden seviştik diyelim, seviştikten iki saniye sonra bu çocuk beni 44 yerimden pıçaklar lan! Bu ihtimali öncesinde hesaplayıp yanımda bıçak götüreceğim için bende onu 44 yerinden bıçaklayabilirim. Kim erken davranırsa 44 darbeyi o kapar. İki ucu 44 deşmeli bir sevişme hikayesi. (film ismi olur bu) Git git git yazdığım yerde kalsın kurusun gitsin bu fikir.
ba ba ba 44 rakamı ferdi tayfur'un "emmoğlu"sunu hatırlattı ağlamam geldi ba..
Salı, Mayıs 11, 2010
Nalan nen var kuzum?
Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar, anaydan, babaydan, yardan, ayrı koyarlar...
Bu türküye iman edip dağa çıktım, ebebeynimiyedinizlerden iki dakka ayrı kalayım, vahşi ve yakışıklı avcılar tarafından avlanayım diye. Şansıma tükürüyüm ne avlayan oldu, ne tavlayan, nede havlayan valla lan it bile havlamadı it bile....
Dağ dediğimde apartmanın arkasındaki kayalıklı dikenlikli bölge, biz mahalleli ona kendi içimizde dağ diyoruz dışımıza dağ demeye çekiniriz, utanırız. Melih gökçek ve adamlarının şelale, çam ağacı ve ışıklandırma dayamadığı tek yer burası kaldı, hele bi teşebbüs etsin! hele bi buralara adımını atsın çapanoğlu olur çaparız bacaklarını! Biz oraya suvan, samırsak ekiyoruz, pikniğe tırmanıyoruz, bölgesini sahiplenmek için çişiyle işaretler bırakan köpekler gibi münasip yerlerine çişimizi yapıyoruz, burası bizim kayalıklarda saklı secret gardınımız.
Dağdan, everest görmüş everest geçirmiş nasuh mahruki tavrıyla eve döndüm, baktımki istanbul'da kocasını travestilere, nerdenestilere, şeyinikestilere yedirmiş ablam gelip köşeye yerleşmiş. Yularından boşalan geliyo, boşanan geliyo ev mi? çağdaş yaşamı destekleme derneği mi çözemedim. Şimdi bu kız geldiya ben bittim süha özgermi bittim. Yarın gene varayımda çıkayım dağlara kurtlar ve büyük boz geyik beni bekler (cüneyt arkın'ın bir filmi vardı, ormandaki geyikler bana sesleniyor diye kafayı sıyırıyordu, unuttum hangi film)
Annem doğurduğundan beri kızın hasta olduğunu düşünüyor, her tarafına nazar boncuğu, muska, üzellik ve keçiboynuzu iliştiriyor. Hani bazı kuzgunlar vardır yavrusunu şahin sanar? ama bilmezki yavrusu çoktaaan modifiye olmuş doğan. O'na göre ablam 5 yaşında kötürüm olup ölecektide şu anda allah'ın bize bir lütfu bir hedayesi olarak yaşıyor. Ev bireyleri üstüne titremeli ve son saatlerini mutlu, huzurlu geçirmesi için elimizden geleni elimizle eline vermeliyiz.
O son saatleri gelmedi gitti! Barış manço'un "bir geçerken uğramıştı tam 18 ay oldu" arajmanı gibi ölmedi bi, ölemedi bi. (şaka he şaka la)
Tabi tabi kardeş kardeşin ölmesini istemez ama şu diyaloglarla aynı evde kulak kulağa yaşayan birinin aklına da ablasının sırtını keselemek gelmez.
-Ay yavrum kalbin var senin.. siminya; arkana yastık, altına ısıtılmış havlu, eline demlenmiş çay, götüne pamuk tıkasında otur sen.
-hi kuzum?? böbreklerinden taş mı düşürüyon niye betin benzin sarardı? siminya'ya ver o düşürür, sen kıpraşma sürmelim! -yemekteki etleri ablan yisin siminya!!! o kansız... o mahzun... o incinir... sen sonra ye, sonra yemem dersen hemen şimdi babayın bekini ye"
-gül gibi kızımı kimlere verdimde harcattımmm vayhş vayhş.. ahmak kadın niye siminya'yı vermiyonda bunu veriyon?? hiç işte şimdiki aklım olaydı..
Böyle böyle içimdeki bombacı hasan'ı eski mesleğine geri döndürecekler. Zaten bu kızın yanında kendimi hep kareli gömlek, rugan ayakkabı ve krem rengi pantol giyen, izdivaç proğramlarında dümdüzgün ev kızı arayan, büzükşehir belediyesinden emekli olmayı kafaya koymuş hasan gibi hissettim, hasan gibi düşündüm, hasanlaştım. Başkalarıda hasanlık hislerime saygıda kusur etmedi. Ben en çok hasanları severim..hasan hasan sen kalkta ben basam (burada adı hasan olan ziyaretçinin bana sempati duymasını planlamış olabilirim)
Şimdi bunun eski yavukluları sıraya girer boşandığını duyan kopar kopar gelir, anneme kasayla muz ve kiloyla gezer terlik alırlar (bok sarısı, üstü kare tokalı )beni indirim görmüş tüketici haşinliğiyle ittirip "çekil bi şöyle kenara ablan hani" derler. Yine bana itilmişlik gene bana kakılmışlık...ertuğrul'da gelirmola??? En kötü senaryolardan biri ise ablamla yanyana oturduğumuzda hep bağdaş kurarak oturmam veya köyün çeşme başı ihtiyarı gibi en azından tek ayağımı altıma saklamam gerekecek. Çünkü biri mutlaka "aaa onun ayağı ufacıcık minicicik turşucukta siminya'nın şeysi niye öyle çocuk mezarı gibi aa üstüme iyilik sağlık" diyecek, hep dedilerki...hep güldülerki... (burda bana acı, beni sev, için kıyım kıyım olsun, gözlerin dolsun)
Bir insanın ayağı bu kadar tıngırdatılmamalı arkadaş? Sonuçta oda bi can. Ne yapayım bir aksilik olmuş ve ayak kendini tutamamış pöföşşünkünkhss diye almış yürümüş gitmiş, sonuçta sizden ekmek aş istemiyo garibim, sessiz sessiz yürümeme yardım ediyo sittin senedir. Acıyom ya valla acıyom ona.. içimden böyle tutup bağrıma basasım, maniler söyleyesim, kınalar yakıp, ak duvakla gelin edesim geliyor o derece kanım kaynıyor şerefsize. Yüreğime sordum ayağın dedi ablamdan bile çok seviyormuş.. (burda ise ayağıma acı, onu sev, neredeyse benden alıp kendine dikecek kadar yüreğin kabarsın)
Kötü günler beni bekliyor süha özgermi, bu günler çok kötü günlere gebe.. Benden daha güzel biriyle aynı evde yaşamam, aynı ketçapı sosise sıkmam, aynı tuvalet terliğine ayağımı sokmam söz konusu olamaz ya o giyecek ya ben..ya o sıkacak ya ben...
Pazartesi, Mayıs 03, 2010
Aşkın adını değiştirdim bundan böyle onun adı "yataşşaa"
İkinci kitabımı yazdım; adı "Asıl meseleye bir türlü gelemeyen adamla, olayları gereğinden fazla büyüten kadının, parmak ısırmak gibi garip huyları olan insanlara parmak ısırtan büyük aşkı" Süpermarket raflarında "yiyip yiyip şişeceğinize okuyup okuyup şişin" mesajı versin diye baskülün hemen yanında satılan, iki kelimeden oluşan, 18 harfli, bir bitki adı ve bir iklim olayından esinlenilmiş; yağmur gülleri, kuşkonmaz yazı, siklamenlerime kar yağdı.. gibi kitap adlarına alternatif bir isim bu (dediklerimi anlayan zile basıp kaçsın) Birinci kitabını yazmadan ikinci kitabını yazan ilk insan olduğumu düşünmek bile beni mutlu ediyor, şu anda tek ama tek gurur kaynağım bu.
Kitabın konusu adından okunuyor zaten hikayenin yarısını isme harcadım, masraftan sakınmadım. İşte aşk dedikleri o hayvanoğlu hayvanın köküne kibrit çakacak, bütün dünya dillerinden, lovelarından, jötemlerinden, ihlibedihlerinden kaldıracak yerini "yat aşşaa" gibi alalade bir tanımla değiştirmesine neden olacak kadar aşka verip veriştiren bi kitap. Kadınların mıhıhı aşk, möhöhö yemeeğkk, ağğğğ şiyirrr türü dışında kitap yazma olasılığı yok diyenler dersini alacak. Bir kitapla ne puştlar vuracağım.
Düşünsene ya 2060 yılı oluyomuş ve millet birbirine aşık değil yat aşşaa oluyomuş.. daha net değil mi? daha gerçekçi değil mi? Hem artık aşkın içi; kırk gündür yıkanmayan ayaklar gibi kokan nenemin çanak peyniri kıvamında küflenmedi mi? Çok eşliliği sevdiğimizi, bu hafta bir koyundan girip ertesi hafta bir başka koyundan çıkmak istediğimizi uzun uzun söyleyemeyince "ben aşk gadınıyım" diye şakkadanak özetlememizden başka ne zıkkımımıza yaradı bu zıkkım! (ülkemizin yetiştirdiği önemli aşk gadını şahsiyetleri: seda sayan, nilgün belgün, pınar altuğ, demet akalın, rezzan mutlu, herkes mutsuz)
İnsanların yaşama ve çalışma nedeni yemek ama ne bulursa yemek. Para yemek, yemek yemek, kafa yemek, kadın yemek, erkek yemek ha babam ha yemek. Ötekileri anladımda yiyişmeye zemin hazırlayan açlığın adının neden aşk olduğuna çözemedim. Madem vücut 3 güne varmadan seks isteyecek o vakit baştan adını aşk koymayalım abi, zoruma gidiyo bak valla çok zoruma gidiyoo! (siminya'nın bi yarası olduğu tam bu satırlarda yüze çıkar, kimse bunu yüzüne vurmaz ama içlerinden "gocunuyo bu varyaa" derler) Hem seks kötü bişey olsaydı din, devlet, su işleri ve amerika yasaklardı zaten. Vücut istiyo, vücut acıkıyo ona istediğini ver ne dolandırıyon dereden tepeden ötelerden??
Böyle acayip boktan bi şeye inanmaya başladım geçen ayın 12 sinden beri, 13'ünde izlediğim bir romantik komedi filminin etkisiyle fikir değiştirir gibi olduysamda 14'ünde yeniden ayın 14'ü gibi parladı yüzüm, kesinleşti fikrim. Yok yok dur bi saniye, önceden gene demiştim aşk = fuck you diye dee sonra yaladığımı tükürüp aşka yelken açtım aylarca pelte gibi dolaştım. Ama artık ölmek var dönmek yok!!!!
Sevgili, pek kıymetli, dağlıların eteklerinden çağlayıp gelmiş babacıım onlarca teyzeyi katur kutur götürürken bize hayatla ilgili ders vermek istiyormuş! Tabiii yaa (bir halk uyanıyor)
" Olum, gızım, evlatlarım bakın beni dinleyin bi beni dinleyin! taam görüntü çirkin, taam avratlarla basıldığım anda üzerimde bulunan beyaz bornoz bana pek yakışmıyor, ya evet sadece benim tohumlarımın anadolu'nun bereketli topraklarına saçılması adil değil ama ama ben özünde bir felsefeyi temsil ediyorum! Beeğn size hayatın gerçeklerini, madalyonun öteki yüzünü uçkurumun lisanı ile anlatıyorum. Burası matrix!! şu ana kadar içtiğiniz tüm "nikah keramettir, aşk mübarektir, mutluluk mürüvvettir" haplarını artık içmeyin, canını seven kaçsın" dersi vermiş, ulu babam macellan kadar rihanna gibin büyük filozof babam... kolen olayım babaaaa babam :(
Kitabın konusu adından okunuyor zaten hikayenin yarısını isme harcadım, masraftan sakınmadım. İşte aşk dedikleri o hayvanoğlu hayvanın köküne kibrit çakacak, bütün dünya dillerinden, lovelarından, jötemlerinden, ihlibedihlerinden kaldıracak yerini "yat aşşaa" gibi alalade bir tanımla değiştirmesine neden olacak kadar aşka verip veriştiren bi kitap. Kadınların mıhıhı aşk, möhöhö yemeeğkk, ağğğğ şiyirrr türü dışında kitap yazma olasılığı yok diyenler dersini alacak. Bir kitapla ne puştlar vuracağım.
Düşünsene ya 2060 yılı oluyomuş ve millet birbirine aşık değil yat aşşaa oluyomuş.. daha net değil mi? daha gerçekçi değil mi? Hem artık aşkın içi; kırk gündür yıkanmayan ayaklar gibi kokan nenemin çanak peyniri kıvamında küflenmedi mi? Çok eşliliği sevdiğimizi, bu hafta bir koyundan girip ertesi hafta bir başka koyundan çıkmak istediğimizi uzun uzun söyleyemeyince "ben aşk gadınıyım" diye şakkadanak özetlememizden başka ne zıkkımımıza yaradı bu zıkkım! (ülkemizin yetiştirdiği önemli aşk gadını şahsiyetleri: seda sayan, nilgün belgün, pınar altuğ, demet akalın, rezzan mutlu, herkes mutsuz)
İnsanların yaşama ve çalışma nedeni yemek ama ne bulursa yemek. Para yemek, yemek yemek, kafa yemek, kadın yemek, erkek yemek ha babam ha yemek. Ötekileri anladımda yiyişmeye zemin hazırlayan açlığın adının neden aşk olduğuna çözemedim. Madem vücut 3 güne varmadan seks isteyecek o vakit baştan adını aşk koymayalım abi, zoruma gidiyo bak valla çok zoruma gidiyoo! (siminya'nın bi yarası olduğu tam bu satırlarda yüze çıkar, kimse bunu yüzüne vurmaz ama içlerinden "gocunuyo bu varyaa" derler) Hem seks kötü bişey olsaydı din, devlet, su işleri ve amerika yasaklardı zaten. Vücut istiyo, vücut acıkıyo ona istediğini ver ne dolandırıyon dereden tepeden ötelerden??
Böyle acayip boktan bi şeye inanmaya başladım geçen ayın 12 sinden beri, 13'ünde izlediğim bir romantik komedi filminin etkisiyle fikir değiştirir gibi olduysamda 14'ünde yeniden ayın 14'ü gibi parladı yüzüm, kesinleşti fikrim. Yok yok dur bi saniye, önceden gene demiştim aşk = fuck you diye dee sonra yaladığımı tükürüp aşka yelken açtım aylarca pelte gibi dolaştım. Ama artık ölmek var dönmek yok!!!!
Sevgili, pek kıymetli, dağlıların eteklerinden çağlayıp gelmiş babacıım onlarca teyzeyi katur kutur götürürken bize hayatla ilgili ders vermek istiyormuş! Tabiii yaa (bir halk uyanıyor)
" Olum, gızım, evlatlarım bakın beni dinleyin bi beni dinleyin! taam görüntü çirkin, taam avratlarla basıldığım anda üzerimde bulunan beyaz bornoz bana pek yakışmıyor, ya evet sadece benim tohumlarımın anadolu'nun bereketli topraklarına saçılması adil değil ama ama ben özünde bir felsefeyi temsil ediyorum! Beeğn size hayatın gerçeklerini, madalyonun öteki yüzünü uçkurumun lisanı ile anlatıyorum. Burası matrix!! şu ana kadar içtiğiniz tüm "nikah keramettir, aşk mübarektir, mutluluk mürüvvettir" haplarını artık içmeyin, canını seven kaçsın" dersi vermiş, ulu babam macellan kadar rihanna gibin büyük filozof babam... kolen olayım babaaaa babam :(
Salı, Nisan 27, 2010
Yeryüzünde tecavüze uğramayan kimse kalmasın
http://siminya.blogspot.com/2008/11/yasal-olsa-kime-tecavz-ederdin.html
Annem ve ötekiler gürültüler çıkara çıkara, ellerini ağızlarına ters yumruk yapmış "amaaaa, hiiiii, vah vah vah" sesleriyle beni sırtüstü yatırıp bacaklarımı ayırdılar. Yüzlerinde kurban kesildiğinde başına toplanıp taksim yaptıkları bakışlar.. hem inceleyip hem konuştular
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
Bu cümle günlerce, aylarca kaldı kulağımın
duvarlarında
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
-içine tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
İçleri feraha erince birbirlerini sıkı sıkı tembihlediler; hişşş
elalem duymasın, sus sus sus topla topla topla sakla sakla sakla. Anneme
baktım, yabancılardan daha bir başka bakıyordu. Yüzünde mona lisa gibi bir hal;
yarısı ızdırap çekiyor, öteki yarısı utancından kıpkırmızı. Belli ki ben
utanılacak bir şey yapmışım..
Bu yüzdendir kadınlar beni değil onu teselli etmek için çırpınıyorlar. Seçilmiş en vurucu lafları biri bırakıyor, öteki alıyor. Korkma, üzülme, geçer, unutulur, kimse duymaz. Ne çok konuşuyorlar, ne çok akıl veriyorlar, ne çok iyiler onlar. İnsanlar kötü olaylara görünürde üzüntü sergileseler de, ruh; acıları izlemekten gizli bir zevk alır. Kaza mahalline, ölü evine doluşan insanlar ellerine geçen "saygın ve fikri mühim insan bilinme" fırsatını kaçırmamak için deli gibi fikir belirtir, tarif eder, yol gösterirler. Tüm olay yerine birikmelerde kahırdan çok; merak, takdir edilme arzusu ve "bilen kişi" olma kaygısı vardır. Felaketler biter, kazanılacak etiketler kalır. Ah o kötü günümde yanımdaydı, tam kötü gün dostu!
Bu yüzdendir kadınlar beni değil onu teselli etmek için çırpınıyorlar. Seçilmiş en vurucu lafları biri bırakıyor, öteki alıyor. Korkma, üzülme, geçer, unutulur, kimse duymaz. Ne çok konuşuyorlar, ne çok akıl veriyorlar, ne çok iyiler onlar. İnsanlar kötü olaylara görünürde üzüntü sergileseler de, ruh; acıları izlemekten gizli bir zevk alır. Kaza mahalline, ölü evine doluşan insanlar ellerine geçen "saygın ve fikri mühim insan bilinme" fırsatını kaçırmamak için deli gibi fikir belirtir, tarif eder, yol gösterirler. Tüm olay yerine birikmelerde kahırdan çok; merak, takdir edilme arzusu ve "bilen kişi" olma kaygısı vardır. Felaketler biter, kazanılacak etiketler kalır. Ah o kötü günümde yanımdaydı, tam kötü gün dostu!
Adam, olaydan 3-4 ay sonra evine döndü ve hiç birşey olmamış gibi eski makamına buyur edildi. Kimse en azından
benim önümde ona hesap sormadı. Hiç kimse bana bir açıklama yapmadı, sadece
"bekareti duruyor mu hah duruyor" dediler. Oysa ben onu her görüşte o
çirkin yüzündeki acımasızlığı, nefesinin ne kadar pis koktuğunu, bir çocuğu
amacı için kolayca öldürebileceğini hissediyor, yıkılıyorum. Aklıma en az onun
yaptığı kadar acımasız şeyler geliyor. İnsanları delik gören bu ahlaksız
adamların evlenip çocuk sahibi olmaları
suç değilse, benim onların organlarını kesmek istemem suç sayılmamalı.
Tecavüz kelimesi başıma gelen adsız hikayenin ne öncesinde ne sonrasında bu toplumda hiç kullanılmamıştı, belli ki bilmiyorlardı. Güneşli dam diplerinde toplaşıp çeneleriyle beni işaret ediyor, sağ ellerinin üstünü sol elin içine "tuh tuh tuh" şeklinde vurup fısıldaşıyorlardı. Hiç bir fısıltıda tecavüz diye bir kelime geçmiyordu, geçseydi bana yapılan şeyin adını koyacaktım. Hah diyecektim buna bu deniyormuş.
Yanıma yaklaşıp "siminya anlat hadi sen o anda ne hissettin?" benzeri, benzeri olmasa bile yakın düşecek bir soru bekledim. Sorsalardı onlara binbirgece masalları kadar uzun sürecek şeyler anlatacaktım. Kimse bana bir şey demiyordu. Deselerdi onlara hissettiklerimi bir bir söylerdim. Ama kimsecikler sormadı dilimde birikip kaldı çıkamadıkça içerilere akıp gitti, lakin içerde unutulmadı. Zamanı gelince "anne o başıma gelen neydi" diye sorulmak üzere gömüldü, üstü iyi anılarla örtülüp düzleştirildi, her şey yolunda şekli verildi. 18 yaşıma gelip tecavüzcünün anneme kendi dokuduğu halıyı hediye ettiğini ve annemin ona "saol yavrum ellerin dert görmeye" dediğini görüp küller alevlenene kadar üzerinde oturuldu.
"anne, beni parçalayıp öldürmeyi beceremeyen o eller dert görmesin tabi ki! hatta git, bundan sonraki çalışmalarında beline kuvvet de, yürü" dedim. Annem şaşırtmayan cevabı verdi "haydaaa sen daha o davayı mı güdüyorsun, unuttuk gitti"...
Büyüyünce unutur aklına bile gelmez demekle unutulsaydı bugün kimse mazinin esiri olmazdı. İnsanı geçtim filler bile geçmişi saklarken.
Vardır bir bildikleri onlar
ki doğruyu, yanlışı her şeyi bilirler.
Hemde ne bilirler! Sen kaç eşek götürdün benim skor 5 komiklikleri. "doğru yürü, sağa sola bakma önüne bak, kırıtma, gülme, erkek gibi kadın, boynunu ört" cümlelerine indirilmiş ahlak. Töreyle cezalandırılan aşk. Gittikleri her yerde izdihamla karşılanan tecavüzcü film oyuncuları. Atmosferi doldurasıya üretilmiş haklılık cümleleri "oda zevk aldı, kuyruk salladı, tahrik edici giyinmişti"..Her varlığa ölüye bile tecavüz edebilen erkekler, suç ortakları korkak sinik kadınlar, susturulmuş olmadı öldürülmüş çocuklar. Günahsız görünmeyi gayet iyi bilen bir çuval toplum.
Neyse
Hemde ne bilirler! Sen kaç eşek götürdün benim skor 5 komiklikleri. "doğru yürü, sağa sola bakma önüne bak, kırıtma, gülme, erkek gibi kadın, boynunu ört" cümlelerine indirilmiş ahlak. Töreyle cezalandırılan aşk. Gittikleri her yerde izdihamla karşılanan tecavüzcü film oyuncuları. Atmosferi doldurasıya üretilmiş haklılık cümleleri "oda zevk aldı, kuyruk salladı, tahrik edici giyinmişti"..Her varlığa ölüye bile tecavüz edebilen erkekler, suç ortakları korkak sinik kadınlar, susturulmuş olmadı öldürülmüş çocuklar. Günahsız görünmeyi gayet iyi bilen bir çuval toplum.
Neyse
-içime tam girmemiş, girse kan olurdu çok şükür kan yok.
Cuma, Nisan 16, 2010
İnternette "ELİT" görünmenin bilmem kaç zıkkımın peki maddesi
Bulduğun her boş kutuyu kelimelerle doldurunca karşılığında "ne güzel demişin" diyende oluur "halt etmişin sen onu" diyende, normal bu diyecekler tabi, diyeceğiz, dimeliyiz!
Kapladığım alanı goğnümden ne koparsa doldurmaya başladığımdan beri en çok duyduğum eleştiri "varoş popülizmi yapıyorsun" Pardon? Yani abisi diyorki "gübreden tezek yapıyorsun.. onun yerine gübreden helva yapsan yeriz" Elimde kilometrelerce gübre var ve benim en iyi bildiğim iş onları tezek haline getirmek başkada meziyetim yok, hadi peek çook pek çok bilenim, naşşş.
Bu tepkiyi ilk duyduğumda kendimi serdar ortaç gibi hissettim; O eller havaya, kıçlar fora popülizmi yapıyor ya hani? Aynı şeyi "blogun bayaa postmodern" şeyini duyduğumda da hissetmiştim, küfür ediyola sanmıştım. Sonra hepsini bünyem emdi, daha varsa yolla gelsin. Ama mümkünse po ile başlamasın "po" ile başlayan ecnebi terimlere karşı bilinçaltım epilepsi geçiriyor. Teletabiler'in po adlı elemanından da korkarım zaten, ön profilden emine s. beder'e benzetiyorum, aniden elindeki bisikleti bırakıp hasan paşa köftesinin yapımını anlatacak gibi geliyor. (po)
Elitler diyordum. Önce haklarını verip sonra öldürmem gerek bu gözüpek yiğitleri. Arkalarına kuyruk olup jargonlarını taklit eden eblehleri saymazsak gerçekten zeki insanlar, yuttukları okul tozları solgun benizlerinden anlaşılıyor, bi koşu kan verilip gelinesi. Ve çok kurnazlar eğer insanlar ve hayvanlar bir günlüğüne görev değişimi yapsalar elitler pek tabiki tilkiye tekabül eder. Kim tavuk olmak ister?
Peki bir insanın neresini koklarsak elit olduğunu anlarız? Bu zeki, çevik ve ahlaklı elit camiasına kendimizi beğendirmek için ne yapacağız? Halkın nasıl yapıldığını merak ettiği ve formülünü heyecanla beklediği bu hayati soruyu işaret parmağıma ilk anda gelen "elit olamadıysan elit görün" maddeleri ile kökten çözdüm, artık sırtımız yere gelmez evelallah.
Sezen cumhur önal'ın açtığı yoldan, gösterdiği hedeften hiç durmadan yürüyeceğine and iç: Elitlerin ortak dili; çiklata renkli şarkıcıların biricik abisi sezen cumhur önal'ın da ana dili olan, fransızcadır (osmanlıca bilenlerdende, uygun ısıda, iyi kalite elit üretimi yapılabilmektedir) Bir elite abi naber? diye sorsan "isalasyoun lö sir buclea mua mua caun hatucea ethem nie göthem cekomasticue bombasticue" diye cevap vererek içinin yağlarını eritir. Bu iştah açıcı dil aynı soruyu defalarca sorasın getirir. Kendi ülkesinin insanlarını bi türlü beğenemeyen ve anlayamayan havas; sık sık fransız politikacıların basiretsizliğinden, jan jak russo'ın burnunda tüttüğünden, fransız ekmeğinin eski tadının artık kalmadığından falan bahsedip kelimenin gerçek anlamıyla onun bulunduğu noktaya karşı fransız kalmanı sağlar. O sırada laptopunun önünde apış arasındaki tüyleri yolduğunu, göbek içi pamuklarını toplayıp kokladığını bilmesen; akşam yemeğinde fransızca bilen büftek yiyip çıtır çıtır yanan şömine önünde ki ayı postuna oturmuş, elinde 1000 yıllık bordeux şarabı ile sörf yaptığına inanman mümkün olurdu.
Bir adet sosyoloji sözlüğü al yada netteki bir sosyoloji terimleri sözlüğünü yer imlerine ekle, oradan baka baka kelimelerinin arasına pozitivist, proleter, primitif, bırtırıbırt gibi şeyler attır: Elit kolonisinin fransızca kadar kullanmayı sevdiği, insandan bahsederken sanki neyşınıl'da hayvan belgeseli anlatıcısı gibi cümleler kurduğu bir diğer karmaşık alan "sosyoloji".
Sanırım zekalarını birbirlerine ve iplemedikleri tabakalara en çok ispat ettikleri alan. İnsan davranışlarını ne kadar iyi tahlil edebildiklerini göstermek için bu tarz tartışmaları açmayı ve uzatmayı severler " bunlar toplumun göreli yoksulluk tabakası olduklarından kendi habitatlarında yayılma ve çoğalmalarına destek olunmalı, davranışsal kültürlerine müdahele etmemeli, sulak alanlarda çiftleşmeleri için etkin zeminler hazırlayıp cast sisteminin vıdısının vıdısı dıdısının dıdısı..." Basit konuşmayı pek tercih etmezler ama eğer kazara basit konuşurlarsa da (acıktım, susadım, karnım ağrıyor) onların bir elit olduğu unutulmamalı. Susamalarının; sosyolojik susama, fransız tarzı susama, şiirsel bir susama olduğu bilinmeli.
Tiskindiğin insanların argümanını kullan. Youtube gibi sitelerde haftada 3 gün 2 saatlik seanslarla hemde ücretsiz öğretiyorlar: Elitlerin fransızca'dan sonra kullandıkları ikinci dil "iguanaca" dır. Bu dili öğrenmen için önce elitler tarafından keklenmen gerekir, aksi durumda gerçekten elit mi? değil mi? çözemen. Bizzat benim tarafımdan denendi, sınandı afiyetlice yutuldu..yaşaya yaşaya öğreniyoz. Elitler kendi kitlelerinin seçimleri dışında kalan neredeyse her ideolojiyi, her davranışı, giyimi, müzik zevkini hafife alır ama hafife aldıklarını direk söylemek kendilerine yakıştığı gibi "zekice" olmadığından muhatablarının kullandığı dili kullanarak eleştiri yaparlar. Yani bir iguana gibi her dile girebilirler. Sen "aaa söylediğimi sevdiii ihihi, fikrime katıldıı ehehe" diye pişmiş kelle gibi sırıtırken, o pc başında rus edebiyatından hoşlanan saygıdeğer osuruğunu patlata patlata gülüyor olacaktır.
Bu işi reelde en iyi, elitlerin ağa babası okan bayülgen yapar. Yalçın abim, erman toroğlu hocam, mahmut tuncer üstadım diye adamları yere göğe sığdıramazken, diyaframından akan alt yazıdan "allahın kabzımal kırroları! sizin yaptığınız proğrama sıçayım" geçtiğini görmeyen kaldı mı? Esra-Ceyda kardeşleri eleştirmek için gene haftalarca aynı dili konuştu "cicişler, teletebiler, çok seviyorum onları ay ay minimini" diye sever gibi yapıp yerden yere vurdu. Hatunlarda gerçekten okan kendilerini sempatik buluyor sandılar oysa bu bir ironiydi, okan'ın en iyi bildiği oyunun yeni malzemesiydiler (belkide onlarda bu ironiyi biliyordu reklam yolunda her yol haktı)
Okan bayülgen'in netteki devamları olan elitleri farketmek için yazdıklarını, çızdıklarına bakabilirsin. Kafaya aldıkları kitlenin kullandığı cümleleri, imla hatalarını, üzülme ve sevinme efektlerini falan toparlayıp kombinleyip şöyle bi takım sesler çıkarırlar "!!!!!!!!1111" "deYil" "asdfasdfasdfasf" "atatürk sarı saçlı mavi gözlü dev nolurr gell :(((" "cCc" "beYendim" (büyük Y büyük sırlara gebe ) bkn: elit veya elit olası gelen insan görseli
Gammazdan utanma! Gammaz; elitlerin kalbinin attığı yerdir. Elitlerin yetiştiği meslek yüksek okullarına "sözlük" denir. İnternet aleminin "reina" hesabı kapısında sıra olduğu sözlüklere kapağı atan, bir batında sınıf atlayıp çaktığımın eliti oluverir. Oralara alınmak için; kıvrak zekaya, zibilyon kuvvetinde bok atma kapasitesine, gündem böcekliğine, potansiyel nefret ve hor görme bünyesine sahip olman gerekli olduğundan, giriş onayın karakterine takılan kraliyet nişanıdır. Seni beğendiler, sen elit aday adayısın! hadi bağalım öp babayın elini. Gammaz alışkanlığını sözlük ortamında hamdım, piştim, yandım aşamalarında edinirler. Ondan sonra ver elini internette zeka seviyesi ufacık insancıkları (!) keşfedip "gulu gulu gulu gulu koşun koşun salak buldum ahahahah" ispiyonculuğuna, kim tutar ülkemin elitini? (bu konuda yine okan bayülgen üstaddır, selam eder ellerinden öperim )
Kadınlara istediğin kadar sulanabilirsin, sana asla "abazan" diyen çıkmayacaktır, çıkamayacaktır: Çünkü abazanlar sadece; inşaat ustaları, kamyon sürücüleri, facebook ameleleri, sağ görüşlüler, yoksul ailelerin özenti gençleri, yolda görsen yüzüne tükürmeyeceğin, simitçi, kahveci, gazozcu erkeklerden meydana gelir (!) Hiç takım elbise giyip gilbert bécaud dinlerken eliyle havaya orkestra şefi komutları veren adam seni tenhada kıstırıp kıçına şaplak atmak isteyebilir mi? Olabilir mi? Aklın havsalan alıyor mu bre deyyus? Yukarıdaki maddeleri harfiylen uygulamak şartıyla bu madde kapılarını ardına kadar sana açacaktır. Harem kurmazsan gel bloguma umumu tuvalet aç, sen açmazsan ben açacağım.
Kapladığım alanı goğnümden ne koparsa doldurmaya başladığımdan beri en çok duyduğum eleştiri "varoş popülizmi yapıyorsun" Pardon? Yani abisi diyorki "gübreden tezek yapıyorsun.. onun yerine gübreden helva yapsan yeriz" Elimde kilometrelerce gübre var ve benim en iyi bildiğim iş onları tezek haline getirmek başkada meziyetim yok, hadi peek çook pek çok bilenim, naşşş.
Bu tepkiyi ilk duyduğumda kendimi serdar ortaç gibi hissettim; O eller havaya, kıçlar fora popülizmi yapıyor ya hani? Aynı şeyi "blogun bayaa postmodern" şeyini duyduğumda da hissetmiştim, küfür ediyola sanmıştım. Sonra hepsini bünyem emdi, daha varsa yolla gelsin. Ama mümkünse po ile başlamasın "po" ile başlayan ecnebi terimlere karşı bilinçaltım epilepsi geçiriyor. Teletabiler'in po adlı elemanından da korkarım zaten, ön profilden emine s. beder'e benzetiyorum, aniden elindeki bisikleti bırakıp hasan paşa köftesinin yapımını anlatacak gibi geliyor. (po)
Elitler diyordum. Önce haklarını verip sonra öldürmem gerek bu gözüpek yiğitleri. Arkalarına kuyruk olup jargonlarını taklit eden eblehleri saymazsak gerçekten zeki insanlar, yuttukları okul tozları solgun benizlerinden anlaşılıyor, bi koşu kan verilip gelinesi. Ve çok kurnazlar eğer insanlar ve hayvanlar bir günlüğüne görev değişimi yapsalar elitler pek tabiki tilkiye tekabül eder. Kim tavuk olmak ister?
Peki bir insanın neresini koklarsak elit olduğunu anlarız? Bu zeki, çevik ve ahlaklı elit camiasına kendimizi beğendirmek için ne yapacağız? Halkın nasıl yapıldığını merak ettiği ve formülünü heyecanla beklediği bu hayati soruyu işaret parmağıma ilk anda gelen "elit olamadıysan elit görün" maddeleri ile kökten çözdüm, artık sırtımız yere gelmez evelallah.
Sezen cumhur önal'ın açtığı yoldan, gösterdiği hedeften hiç durmadan yürüyeceğine and iç: Elitlerin ortak dili; çiklata renkli şarkıcıların biricik abisi sezen cumhur önal'ın da ana dili olan, fransızcadır (osmanlıca bilenlerdende, uygun ısıda, iyi kalite elit üretimi yapılabilmektedir) Bir elite abi naber? diye sorsan "isalasyoun lö sir buclea mua mua caun hatucea ethem nie göthem cekomasticue bombasticue" diye cevap vererek içinin yağlarını eritir. Bu iştah açıcı dil aynı soruyu defalarca sorasın getirir. Kendi ülkesinin insanlarını bi türlü beğenemeyen ve anlayamayan havas; sık sık fransız politikacıların basiretsizliğinden, jan jak russo'ın burnunda tüttüğünden, fransız ekmeğinin eski tadının artık kalmadığından falan bahsedip kelimenin gerçek anlamıyla onun bulunduğu noktaya karşı fransız kalmanı sağlar. O sırada laptopunun önünde apış arasındaki tüyleri yolduğunu, göbek içi pamuklarını toplayıp kokladığını bilmesen; akşam yemeğinde fransızca bilen büftek yiyip çıtır çıtır yanan şömine önünde ki ayı postuna oturmuş, elinde 1000 yıllık bordeux şarabı ile sörf yaptığına inanman mümkün olurdu.
Bir adet sosyoloji sözlüğü al yada netteki bir sosyoloji terimleri sözlüğünü yer imlerine ekle, oradan baka baka kelimelerinin arasına pozitivist, proleter, primitif, bırtırıbırt gibi şeyler attır: Elit kolonisinin fransızca kadar kullanmayı sevdiği, insandan bahsederken sanki neyşınıl'da hayvan belgeseli anlatıcısı gibi cümleler kurduğu bir diğer karmaşık alan "sosyoloji".
Sanırım zekalarını birbirlerine ve iplemedikleri tabakalara en çok ispat ettikleri alan. İnsan davranışlarını ne kadar iyi tahlil edebildiklerini göstermek için bu tarz tartışmaları açmayı ve uzatmayı severler " bunlar toplumun göreli yoksulluk tabakası olduklarından kendi habitatlarında yayılma ve çoğalmalarına destek olunmalı, davranışsal kültürlerine müdahele etmemeli, sulak alanlarda çiftleşmeleri için etkin zeminler hazırlayıp cast sisteminin vıdısının vıdısı dıdısının dıdısı..." Basit konuşmayı pek tercih etmezler ama eğer kazara basit konuşurlarsa da (acıktım, susadım, karnım ağrıyor) onların bir elit olduğu unutulmamalı. Susamalarının; sosyolojik susama, fransız tarzı susama, şiirsel bir susama olduğu bilinmeli.
Tiskindiğin insanların argümanını kullan. Youtube gibi sitelerde haftada 3 gün 2 saatlik seanslarla hemde ücretsiz öğretiyorlar: Elitlerin fransızca'dan sonra kullandıkları ikinci dil "iguanaca" dır. Bu dili öğrenmen için önce elitler tarafından keklenmen gerekir, aksi durumda gerçekten elit mi? değil mi? çözemen. Bizzat benim tarafımdan denendi, sınandı afiyetlice yutuldu..yaşaya yaşaya öğreniyoz. Elitler kendi kitlelerinin seçimleri dışında kalan neredeyse her ideolojiyi, her davranışı, giyimi, müzik zevkini hafife alır ama hafife aldıklarını direk söylemek kendilerine yakıştığı gibi "zekice" olmadığından muhatablarının kullandığı dili kullanarak eleştiri yaparlar. Yani bir iguana gibi her dile girebilirler. Sen "aaa söylediğimi sevdiii ihihi, fikrime katıldıı ehehe" diye pişmiş kelle gibi sırıtırken, o pc başında rus edebiyatından hoşlanan saygıdeğer osuruğunu patlata patlata gülüyor olacaktır.
Bu işi reelde en iyi, elitlerin ağa babası okan bayülgen yapar. Yalçın abim, erman toroğlu hocam, mahmut tuncer üstadım diye adamları yere göğe sığdıramazken, diyaframından akan alt yazıdan "allahın kabzımal kırroları! sizin yaptığınız proğrama sıçayım" geçtiğini görmeyen kaldı mı? Esra-Ceyda kardeşleri eleştirmek için gene haftalarca aynı dili konuştu "cicişler, teletebiler, çok seviyorum onları ay ay minimini" diye sever gibi yapıp yerden yere vurdu. Hatunlarda gerçekten okan kendilerini sempatik buluyor sandılar oysa bu bir ironiydi, okan'ın en iyi bildiği oyunun yeni malzemesiydiler (belkide onlarda bu ironiyi biliyordu reklam yolunda her yol haktı)
Okan bayülgen'in netteki devamları olan elitleri farketmek için yazdıklarını, çızdıklarına bakabilirsin. Kafaya aldıkları kitlenin kullandığı cümleleri, imla hatalarını, üzülme ve sevinme efektlerini falan toparlayıp kombinleyip şöyle bi takım sesler çıkarırlar "!!!!!!!!1111" "deYil" "asdfasdfasdfasf" "atatürk sarı saçlı mavi gözlü dev nolurr gell :(((" "cCc" "beYendim" (büyük Y büyük sırlara gebe ) bkn: elit veya elit olası gelen insan görseli
Kadınlara istediğin kadar sulanabilirsin, sana asla "abazan" diyen çıkmayacaktır, çıkamayacaktır: Çünkü abazanlar sadece; inşaat ustaları, kamyon sürücüleri, facebook ameleleri, sağ görüşlüler, yoksul ailelerin özenti gençleri, yolda görsen yüzüne tükürmeyeceğin, simitçi, kahveci, gazozcu erkeklerden meydana gelir (!) Hiç takım elbise giyip gilbert bécaud dinlerken eliyle havaya orkestra şefi komutları veren adam seni tenhada kıstırıp kıçına şaplak atmak isteyebilir mi? Olabilir mi? Aklın havsalan alıyor mu bre deyyus? Yukarıdaki maddeleri harfiylen uygulamak şartıyla bu madde kapılarını ardına kadar sana açacaktır. Harem kurmazsan gel bloguma umumu tuvalet aç, sen açmazsan ben açacağım.
Etiketler:
burhan çaçanın çıplak fotoları,
burjuva,
cuma,
elitizm,
gammaz iyidir,
po,
popülizm,
reinadan çıkarken görüntülenen proleter,
sarkozy,
seni kimler anlatsın,
şato tuvaleti
Cuma, Nisan 02, 2010
Filiz, hüseyin'le daha sevişmedi mi?

Facebook'ta Türk'ün dehşetengiz bir bakanın bir daha baktığı gücünü göstermek için açılan kuru kalabalıklı, bol beğenilikli gruplardan birinde göğsünü yırtarcasına haykırmış filiz, birebir şöyle diyesiye; "nerde turk gencleri butun dunyyaya kapak olsun buu turkun gucunuuu" Bir türk genci de bu çılgın çağrıya kayıtsız kalamayıp cevap vermiş: "Filiz, sevişelim mi?"
Filiz'in cevabı bilinmiyor, dumur olup olmadığından emin olunamıyor, epeydir kendisine ulaşılamıyor. Binlerce insan filiz'in ortaya çıkıp bi manisi yoksa hüseyin'e evet evet evet demesinden yana. Ben filiz olsaydım teklifini ikiletmez milli beraberliğimizin hakkını verirdim. Yanlış anlama hüseyin’in türk gücünü kontrol etmek adına ha! Olur ya Hüseyin yatakta fiyasko çıkardı da bu sayede bir zencinin türk’den daha güçlü olabilme ihtimalini kabul ederdim. Belki kundaktan beridir haykırdığım tekerlemeden bu vesileyle vazgeçerdim. O köprülerin altından çok sular aktığını, artık kim desem bir japon'un, bir alman'ın, bir dubaili'nin *ezberci, tembel, taklitçi, dolandırıcı, kompleksli, aç, tavan arasındaki eski mesellerle (bknz hala: türk gibi güçlü) avunup duran bir türk'ten çok daha güçlü olabileceğine hüseyin’le yaşadığım tecrübeden yola çıkarak ulaşabilirdim, belki. (istisna, genelleme gibi materyaller bu kısımda bol bol kullanıldı, her tarafa ekildi, sulandı)
Hani güç ya? Nedir o gizemli güç? Dünya görüyor biz mi görmüyoruz? Biz görüyoruz dünya mı görmüyor? Herkes görüyor da ben mi görmüyorum? Üniversitesiyle, aydınıyla, politikacısıyla bilimi tartışmaktan ziyade politika üretmemizden başla, bir tane dünya çapında ilk 100'e falan sokulan bir bireyimiz (en basit örnek: top modılıs, sepseksi kadın, iyi şarkıcı, yakışıklı erkek, şo, şu) olmamasına değin getir daya. Aşağılık kompleksi yapmıyorum gerçekten somut delillerle gel bana. De ki: "niye şeyi ilk biz yaptık ya hani o şeyi.. aa şey vardı ya lan o bizim şeyimiz neden bilmiyorsun çoh ayıp" de. Yok gücümüz mücümüz silkinin lan! Türk olmayanların Atatürk fotograflarına bakıp "anam bu türkler gerçekten çok fena güçlü gibi görünüyor, korkudan titredim valla" demelerini beklemiyoruz değil mi? Fotograf güce işaretse godzilla ve hulk hangi ülkenin film kahramanlarıysa güçlü ülkeler onlar.
Bu; filiz sevişelim mi? cümlesi kendi başına, mahalleden arkadaşları olmaksızın filiz'in basma kalıplarda preslenmiş, nesilden nesile özenle saklanıp günümüze ulaşmış paha biçilemez eser “türk gibi güçlü” cümlesini döver. Bu cümle napolyon'un "para, para, para" sı ve meşhur masalın "kral çıplak" cümlesiyle aynı oranda gerçekçi ve özetleyici. Biz adamın vasfına, nüfusuna göre şekilden şekile girip kırkayaklık yaparken. Ustamız daha ölmeden yağını balını satarken. Karşılaştığımız farklı fikirleri "ay bütün gerizekalılar da beni buluyor" diye özetleyerek alt metinlere kendimizi zeki insan diye yazarken. Kuytularda her naneyi yiyip sokakta alem temiz insan görsün telaşıyla en çok ahlaksızlar diye bağıranlardan olurken. Araya girip " bırak şimdi goygoyu aha da gerçek şu" diye kafamıza vuran tarzda bir cümle bu cümle. Basit ol, kendin ol, dursun şimdi ötekiler senin yaşama amacın nedir onu de hele? diyor adam.
Kullanmayı pek sevdiğim amerikan özentisi bir cümle vardır "senin sorunun ne biliyor musun adamım" Bizim sorunumuz ne biliyor musun filiz? "asıl söylemek istediklerimiz ağzımızın içinde topaç çevirirken, hep söylememiz beklenen cümleleri söylememiz" Belli ki hüseyin topaç çevirmekten hoşlanmıyor.
Belgelerle konuştum.
*ezberci: filiz yeterli bir örnek
*tembel: işyerinde bihter bolerosu ören, avon satan memure, internete kız tuzağı kuran, okeyde 200 bin puanı deviren memur, kocası gelene kadar kaba etinde pire patlatan ev hanımı, ev kızı denen o nesne, internet üzerinden vatan kurtarma faaliyetlerimiz.
*taklitçi: bütün şarkı klipleri, acun'un yarışmaları, ismail yk ve akabinde özenti gençlik, kıçı beyons gibi dışarı çıkarıp ceyrana kapılmış gibi titretme dansı, ikoncan olası, yoga ve plates yapası gelmek, eurovizyon şarkılarımız, ingiliz aksanlı türkçe konuşmaya çalışırken tikyleşmek
*dolandırıcı: banker bilo filmini izle
*kompleksli: siminya, beda bayan'dan ayrılınca “seni yeneceğim kadın” hırsına kapılıp ucube bir felsefeciye dönüşen nohut doğan, her yapılan türk işine "bu the anforgenibıl çakması, ay resmen host taklidi, inanmayorum basbaya leydi gaga olmaya çalışıyo" diye yorumlar getirip toplumunu hor görmek, anasını bile yanına yakıştıramamak, kendinden başkasına gitar çalmayan kayahan, kendinden başkasına gülmeyen şahan
*aç en başından sekse aç (bak fotodaki üseyin kaya) karıya aç, erkeğe aç. ne olursan ol yine gel deyip geleni götürecek haldeyiz; tipini boşver ışığı söndürürüz, hastalığını salla atın ölümü arpadan olsun, sadakati sittir nasıl olsa herkes aldatıyormuş geçen yetkililer açıkladı. tüketmeye aç; ikaa, ayfon, pırada, nerede, şurada, mak, gak, guk, hıkk ama hık!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
*İş arkadaşımın kocasının tacizleri yüzünden çelişkili günler geçiriyorum. Aslında bu taciz konusu da ince iş, n...