Salı, Ekim 19, 2010

Şu 10 şekil heriften uzak dur oğul






 Oğul buraya kadar zahmet oldu ama nasihatlerim sana değil kızkardeşine..


1.Yetkili birileriyle görüşmek istiyorum erkeği (homoyetkiuns gotuein kosus) Onu uzunca şöyle anlatabilirim: Dünya varya dünya? nalet bir sorunlar yumağı ve bunun farkında olan tek insan o, yu andırstend?! Kimse işini yapmıyor; şu adam aptal, öteki gerizekalı, berikinin tipinde meymenet olsaa, ileriki de zaten kalıbının adamı değil. Bu adamlar buralara olmamış, şu kadınlar oralara olmamış. Olmuyo, çıldıracak! Bunları konuşmaktan dilinde tüy bitti, tek başına nereye kadar? Yazık ona yahu yazık! Hayret bişey.
Bu arkadaşla bir ömür geçirmeden önce, hastanede, pastanede, meyhanede, keranede yetkili birine ulaşana kadar ortamın maymunu olmaya. Bir adamla bi kadın olay çıkardı söylentilerinin o "bi kadın"ı olmaya yemin edeceksin. Hastalıkta sağlıkta ölüm sizi ayırana değin.

2.Tanıdığım bütün kadınlar kalbimi kırdı erkeği: (homoerosmus sümsükum herifit) Vah kadersizim vah bahtsızım ah kadınların ayaklarına paspas ettikleri hırpalanmış küheylanım! Bu grubun erkeklerinden tuna kiremitçiler ve ferhat göçerler yapılır. Kokuları bir sonbahar rüzgarının sarı yağmurları, bakışları sarı yağmurların sonbahar rüzgarıdır. Konuşmaya başladıklarında arkadan alpay'ın "neylülde gehel neylülde gehel" şarkısı başlar, etrafta kurumuş yapraklar...
(Annem gibi ekonomikus kadınlar bu adamları bulsa kışlık yakacağını bedavaya getirir)
Kadınları asla anlayamaz, anlamadıkları için terkedilir, terkedildikleri için e haliyle ya derbeder ya seri katil olurlar. Loş odalarda şiir yazıp, gitar çalarken bilinçaltlarından her an bir henibıl fırlatabilirler. Zaten ondan değil midir a kuzum, kuzuların sessizliğinde takılmaları.

3.Kesin beni aldatıyor erkeği (homoparonies fikfiki kontak) Erkekin seni çok arıyorsa bu sadece sesini özlediği için, aşkından divane olduğu için değil baskın basanındır içgüdüleri taşıdığı için de olabilir. Bütün erkekler beni istiyor kadınının, bütün erkekler kadınımı istiyor versiyonudur. Doğalgaza geçilmesine en çok bunlar sevinmiş olmalı, öyle ya bu sayede çatalı görünen yakışıklı tüpçüler mutfak tezgahına eğilemedi, o cepheden gelen tehlike bertaraf edildi. Allah doğalgazı çıkarandan razı olsun. Kutu sütü çıkarandan da razı olsun, sütcülerin kökünü kuruttular. Elde var iki. Ama damacanacı gavat arkadaşlar hala yüksek risk faktörü. Allah suları kirletenlerin belasını versin. 

4.Kavakta da boy var erkeği (homohidayet enbiyey zekaus) Anasının hangi ara büyüdüğü anlaşılamayan kuzusuuu, minik kuşusuuu. Yaşıtlarının torun torba sahibi olmasına 3 kala beyimiz hala 18 lik esra'yla tunalı hilmi'de, 19'luk ösgee'yle kızılay'da amman sabahlar olmasın ekşınları peşindedir. Annişkosu sabahları bi güzel uyandırır ki sorma. Ağzını ördek ağız yapıp göbüşkosuna gıdı gıdı yapar, gıdısına bıdı bıdı yapar, ağaran kıç kılını olmasa bile burnunun görünen kıllarını anası çeker çıkarır hayat işte tam bu lan, temiz, mis anneden sıfır.

5.Ayna ayna söyle bana benden daha behlül'ü var mı dünya'da erkeği (homotatlıtuğs ednantu kralus) Bir insan bu kadar güzel olmaz ki kardeşim! Şu saç, şu gözler ah şu endam..Bu kadar olağanüstülüğün bir araya gelmesi tesadüf olamaz. Onun top modılslardan neyi eksik ha neyi? Süha özgermi'nin telini bilen var mı? Bir kadının aynalardan, kozmetiklerden, jölelerden ve numaralı bakışlardan tiskinmesini bir tek bu erkek türü sağlayabilir. Elektirik faturasının çok gelme nedeni banyo aynasının önünde harcanan bol spot ışıklı, fön makinalı, kıl, tüy alıcı mesailer yüzünden olabilir. Bunu bir düşünün.

6.Ünlü düşünür şöyle demiş, böyle demiş erkeği (homoukalaus freud tapiyrum) Yaşanılması en zor tür. Mesela televizyon izlemeye davrandın heyhat! Bu aletin evde olması bile yeterince avam bi davranışken birde kalkıp açmak! Açıpta kadın proğramı, komikli diziler, yemekteyiz, yetenekteyiz, evlenmekteyiz gibi proğramlar izlemek! vay babayın şarap çanağına! Freud demişki bunu izleyenler bebekken şu travmayı geçirmiş, morphy demişki kumanda tutanlar aslında ziki tutuyormuş, heman demişki gölgelerin gücü adına güç bende artık..gıy gıyda gıy gıy. Hemen cenin pozisyonu alıp polisi ara! veya itfaiye çağırıp exıt tabelasına koş! Koş forrest koş!

7.Bir futbolum var ona da laf etme erkeği (homoalisamiyens topus mopus) Dünyanın en büyük yalanlarından biri "fair play" Dostluk maçında bile kavga çıkaran bir homosaplık mevzu bahis. Futbol yüzünden ölenleri, kolu bacağı yarılanları geçtim önünden geçti diye paralanan kadınların, televizyonların haddi hesabı yok. "artık ofsaytı anlıyorum ehehe" fedakarlığından bahs etmiyorum bile. Erkeğin bu çetrefilli sevdasına ucundan accik yaranma uğruna şehitler verdik biz. Bir futbolum var denen şey özünde atom bombası için kurulan bir cümle ile aynı anadan "ya bi hiroşima'ya bide nagazaki'ye atcaz bitcek"

8.Bir kahvem var ona da laf etme erkeği (homogayfecius çay çekyrea) Bu babam. Yakınımda bu kadar net bir örnek olmasaydı bu masum fizibiliteye inanacaktım. Bunu diyenin hiç bir zaman bir kahvesi yoktur. Kahveye giden; at yarışından, okeye, spor totodan, iddia'ya her biçim kumarı dener. Çilingir sofraları ve karşı kahve insanlarına saldırı için kolayca eleman toplar. Erkek dedikodularının fısıltı toplumunu hallac pamuğu gibi attırdığı şer odakları naha o kahvelerdir! Tamam abartıda sınır tanımayan bir diger şer odağı da ben oluyorum ama bunları babamı hayal ederek yazdığım için galeyana geldim, afedersin. Bu konuda nedense daha çok yazmak, lüzumsuzca dallandırıp budaklandırmak istedi deli gönlüm. Anlamadım bu hissi.

9.Midyat, beşir, seyfo, gülün! erkeği (homozalimus gaddarus hayvanus) Bu da mı babam lan! Yazının ortasına kadar babam aklımda yoktu demek ki arada bir yerde kendisiyle bir iletişim yaşamış olmalıyım, derinlemesine analiz et bunu. Bu heriflerin parası kol gibidir. Ne kadar para o kadar godfadır. Ne kadar para o kadar görlfair. Parasız insanların ilişki yaşayamadığı şu dünya'da paranın çıtır kuvveti ellerindedir. Yaşları kaç olursa olsun aklı yarım hem cinslerimizden kıtlık günleri için bol miktarda istifleyebilirler. Ama o kadar. Parasının ötmediği yerde B planına geçip gücünü öttürür. Onunla yaşayan kadının ne şartta olursa olsun B planına gelmeden daima paraya ötmesi gereklidir. Bence 6. maddenin sonundaki tavsiyelerim buraya daha bi yakışır.

10.Hallederiz kadir erkeği (homodüzenbasus dilini koparcan bunların.. us) Aha en yaygın tür. Yaşam alanları kolay kafaya alacakları kadınların civar arazileri. Bunlar da kendi kendine 3'e ayrılır. Ben ayırmadım onlar ayrıldı.
a: kendisiyle evlenmeyi bekleyen kadına "şu işlerim bi yoluna girsin gün alıcam" diyen.
b: ödenmeyen faturaları gösterdikçe "şu alacaklarımı bi alayım ödeyeceğim" diyen.
c: yapmayı hayal ettiği işler gerçekten hayal olan "bit sirkesi ithalatı, gine tavuğu tüyünden battaniye projesi, batan titanik'in mallarını getirip çanakkale eceabat arası feribotlarda satmak" gibi. Bu abinin tırıvırı işlerine, şarlatanlıklarına dayanabilen buyursun alsın.

Maddeleri çılgıncasına çoğaltabilir, manyakcasına tespitler yağdırıp el ele tutuşabiliriz, bence?.. aman yok dur dur suyu çıktı iyice. o şöyle bu böyle diye diye elde erkek komadık, kalanların kıymetini bil oğul


     ft

Cuma, Ekim 01, 2010

Güzel, ne güzel olmuşsun

 




Günler boyu, önünde küpe çiçeği saksıları dizili penceremizden ayrılamadım. Ve hep aynı iki yaprağın arasından, aynı sokağın, aynı köşesine baktım. Geleceğine olan inancımı hiç kaybetmedim. Beklemek öyle despot bir duygu ki; ancak beklemeye sadık olursan kavuşacağına, başka bir işe bakarsan beklediğini kaçıracağına inandırır seni. Beklemeye esir olursun. Bu esarette, sevdiğini düşünmeye ara vermek bile affedilmez ihanettir, dilinden asılırsın. Düşünmediğin gecelerin utancını taşır sessizliğin, neden durgun olduğunu merak edenlere inanmayı sevdikleri yalanlar söylersin "uyuyamadım..çayı çok kaçırmışım, ah şu sokak köpekleri yok mu..."  
Konusu hiç iç açıcı olmayan bir filmin, sırası hiç gelmeyen kavuşma sahnesi en çalışılmış sahnen.
"tam şurdan boyasız evin yanındaki sokaktan gelecek, belki şu kırık kaldırım taşına basar, önce bizim evi arar gözleri, sonra odamın penceresine bakar ki ne görsün ben hala oradayım, elbetteki; bıraktığı yerden bir an olsun ayrılmadım" 
    Soluk alman için gerekli o adamı beklerken gereksiz detaylar ezberlersin. Bir sokak lambasının kaçta yanıp kaçta söndüğünü bildiğin kadar yüzündeki ışığın söndüğünü bilmezsin. Bu çocuk sağlam değil aman uzak dur, diyen dostlarının o gittiğinden beri ortalarda görünmediğini farketmezken, sarı çizgili bir bacağı kopuk kedinin sabahtan beri görünmediğinin farkına varırsın. Esen bir rüzgarın uçurduğu poşeti gözden kaybolana kadar izleyen kayıp bir aşıksın artık.

        En çok saçlarımı tararken aklıma düşüyor, saçımın kıvrımlarında anılar taşıdığımı kim tahmin edebilir ki? Bu yüzden olur olmaz saçlarımı taramaya başladım, tuhaf bir randevu verdim saçlarıma, kararlaştırdığımız aynanın önünde, aynı saatte, aynı tarakla...Farzettim ki tarak onun elleri, saçımı yolarcasına taramayı bu farzla bıraktım. Söylesem bana gülerler. Meyvelerden en çok ayvayı sevdiğimi söylediğimde güldüler zaten. Nesi komikse.. Benim sevgilimin göğsü ayva kokardı, ayva bahcelerinde buluşup koynuna yattığım, tenini okşayıp okşadığım elimi bile kokladığım adam başka ne kokacaktı ya? Yoksa bakma işte ayvanın sevilecek bir yanı yok. Belki artık kokusunu da sevmemeliyim. Kendime inanmayı sevdiğim yalanlar söylemeliyim. "unuttum, çok oldu unutalı...zaten belliydi gideceği.. kalsa bu kadar sevmezdim"

Güzel, ne güzel olmuşsun
Görülmeyi, görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

    Hatıra bıraktığı ajandanın ilk sayfasında bu şiir yazılı, sonraki sayfaların şiirleri kirli. İkindi saatleri  hatasız insanlar, kusursuz çaylar eşliğinde düzenin çok bozulduğundan bahsederken ben düzeni bozanın hatası olmaya koştum. Beni beklediği kuytuda ilk önce gözleri ışıldardı, o kahrolası ela gözleri. Dudaklarıma, ellerime, kirpiğime ayrı ayrı aşkını anlattı, ara sıra gözlerime şarkı okudu, saçlarıma şiir. O okudu ben şiire el koydum, başka ela gözleri başka siyah zülüflerden kıskandım.
   Ben bir zamanlar dünya'nın en küçük seyyahıydım. Suskun bir adamın ela gözlerine seyahat ettim. Biliyordum ki gözlerinde sonu olmayan bir yeryüzü saklıydı, hatta bir ara pılımı pırtımı toplayıp gözlerine yerleştim, yaşayıp gittim. Bazen gözlerinin sınırlarını kapadı, ben yerimden yurdumdan oldum. Elimle yüzünü kendime çevirip; zorla, cürümle gözlerine iltica ettim. Ta ki gözlerini tüm ziyaretlere tamamen kapatana kadar...
      Su kanalında bir beden..öleli on gün olmuş yada öldürüleli...İkindi vakti bulundu. Ölenin düzeni bozanlardan olduğunu anlayana kadar sık sık "düzen çok bozuldu" diyen adamlar göründü kayboldu, gerçeği öğrenince de "su testisi su yolunda" dediler, üstlerine düşen görevleri bitirip gittiler.

    Ayrı ayrı karşılaşıp tek vücutta spastikleştiğimiz, o köprünün hemen altında yatan kirli bakışlı adam; ölmüş olman beklemeyi bırakacağım anlamına hiç gelmedi. Ben seni beklemeye hep sadık kaldım. Hep esir kaldım. Hatıranı sakladım, günahlarını sevdim, saçlarımı hiç kesmedim ara sıra ördüm. Seni çok özledim


Cuma, Eylül 17, 2010

Gönül isterdi ki office lady olayım first lady olayım

  

  Ben istemezmiydim angelina julie gibi bir batman gelen dudakların sürümünden para kazanmayı? Yozgat'ta otursa koca götlülerin kara kızı naciye'den ötesi olamayacak kim kardashian gibi arkamda taşıdığım et tomruklarından dünya erkeklerini dize getirip, kalça geliri gibi bir kazanç biçimine imza atmayı? Söyle ahbap benimde hülya avşar'ın kızkardeşi, tarkan'ın baldızı, cihan ünal'ın kızı gibi ceninden gelen mesleklerim olamaz mıydı? Olamazdı! Olamadı keza. İstediğin kadar iste henüz kimseye istek maaşı bağlamıyorlar. Hadi diyelim oturduğun yerden istiyorumm istiyorum istiyorum demenin saçmalığını anlayıp yaşam koçlarının cehennemin dibi öğütlerinden biri olan "bişeyi istiyorsan git onu al" tavsiyesini dinle onu almaya git, çalış, çabala, ispatla ama arkan kim'in kıçı kadar büyük bir dayıyla sağlama alınmamışsa kazanamıyorsun. Dön yuvana evdekiler perişan.

      İş ararken zaman zaman kadınsal avantajlarımı kullanmaya çalıştım. Çanakkale'nin en lüks otelinde nasıl iş bulduğumu sanıyorsun? Dudaklarımı öne uzatarak dolaşma tikimi iş aramaları sırasında edindim. Patron tipli erkek görünce küçük kız sesi çıkarıyordumda tedavi oldum. Mini etek, 15 cm topuklu fuşya ayakkabılar, otriş, fostiş, şafak vaktinden beri fırçalanan bembeyaz 32 diş ile simit fırınına bile başvursan sana yapacak bir iş bulurlar. Gerçi fırıncının aklından geçenler pek tekin olmayabilir takdir edersin ortam ateşli, un deposu karanlık...otrişi takma istersen pavyona mı geldin?..hatta dur topuğun santimetresini biraz düşür "aldım alalı dolabı bekliyorlar" diye giydiğini biliyorum ama bu topukla da iş aranmaz ki? vurur o...Yok yok sen en iyisi mini giyme "zeynep tunuslu yeni kreasyonunu simit fırınına taşıdı" haberi gibi duruyorsun. Hem zaten simiti pekmeze bularken o etekle rahat edemezsin..Tavsiyelerim yaşam koçlarının tavsiyelerinden dahada sıçmıklığa doğru gitmekte. Bir koç bile olamayacaksam ne demeye doğdum bilmem. (burada kurbanlık koç ile ilgili bişeyler aklına geldi hadi itiraf et)

     Cinsel kimlikle iş bulabileceğim alanları hep kapmışlar. Bana bıraka bıraka işve kimliğimle işe alınacağım ama ne işe yarayacağım muallaklı nalburlar, kaportacılar, boya fabrikaları ve oto sanayii kalmış. İşim zor işvem kolay. Fekat oralara da evimizin kast sistemini aşıp ulaşamıyorum, onlara göre benim yapabileceğim en iyi meslekler "çitledikleri çekirdek kabuklarını el gırgırıyla gırgırlamacılık, çorap kokan evi havalandırmacılık, günde 30 demlik çay demlemecilik, azarlandığında dinlemecilik, susmacılık, karşılık vermeyicilik" geliri düşük, sigortası yok, can tehlikesi çok. Tabii benim gibi en fazla ölürüm dayanıklılığında biri için bunlar beni durduracak engeller değil. El hükümlü erkeklerin parsellediği bölgelere göz diktim. Son bir aydır bir takım "erkeksi" işlere başvurdum ve birine kabul edildim.


    İş başvurusu, insan kaynakları ile görüşmek, iş teklifi almak gibi modern kalıplar bizim gibi cv sinde sadece "doğdu doğalı öylece duruyo" yazanlar için hala eski sürümüyle işi vitrinden istemek olarak kullanılıyor. Bütün gün aylak aylak gezinir, vitrinlere bakar, eleman aranıyor yazısını bulmak uğruna "tavukta damping, ağda yaptırana kaş bıyık bedava, kudret narı gelmiştir, kaçak çay bulunur" türevinden bin çeşit kıymetli el yazması ilanı hatmedersin. Bir taşla kaç kuş vuruyoruz bi hesapla. Hem iş arıyoruz, hem koç yumurtasından, mısır püskülüne neyin nerde kaça olduğunu öğreniyoruz. Hem yürüyüş yaparak sağlıklı bireyler oluyor, hemde öğretimimizi tamamlıyor okur yazarlığımızı katmerliyoruz. Biz işi sokak sokak gezerek veya evde yatarak bulacağına inanan ve zaman zaman başaran çok mübarek insanlarız, büyük ama duyulmamış bir dinin mensuplarıyız. Kutsal kitabımızın adı "NE İŞ OLSA YAPARIM" Kabir azabımız "BİZ SİZİ ARARIZ" Kendimize bu şekil anlamlar yükleyelim ki beyne gaz gitsin alet işlesin, su yakmıyor bu ayaklar.

   Tabana kuvvet diniyle bulduğum iş bilgisayarcıda. Küflü dükkanın işvereni ilk defa bir kızı "format atarım ne iş olsa yaparım ağabey" derken görüntülediğini söyledi. Dudağımın kenarını yüz felci olmuş gibi içine göçertip cırk diye ses çıkarttım. Bu cırk "kolay bunlar yiee" cırkıdır. Birde dişinin içine bişey kaçtığında çıkarılan cırk sesi var ki onu yapan gözüme görünmesin dökerim dişlerini!! O'na format atmayı öğrendiğim gün "windows yapmakta ne var be malzeme olsa bende yaparım tak tak" dediğimi anlattım. Fırsatını verseler "pimapen" adında bir işletim sistemi geliştirip bill geytsi kapımda uşak, mutfağımda banyo havlusu, yatağımda makarna süzgeci yaparımdaaa işte dış güçler dış...diye devam ettim. İddialı mimiklerim, havalı cümlelerim, yıkıcı vaadlerim dudakları uzatarak yalakalık yapma step'ine gelmemi engelledi ve pazartesi başla biletini aldım. Bakalım.

(laf aramızda bilgisayarıma virüs girdi temizleyemiyorum imdat!)

Pazar, Eylül 05, 2010

Çünkü'leri ve Ama'ları severim, Keşke'lerde gelebilir

       Çünkü kelimesi kelimelerin atasıdır. Tüm, neden yaptın?! sorularının cevabına onunla başlarım. Derdim anlaşılana değin yeni gelinin şeye asılması gibi çünkü'ye asılırım. Beni dinleyen talihsizi çünkülü çünkülerimle çükertirim. Çünkü kelimesini kim bulduysa ecdadına rahmet. Hele ama'yı bulanın tuttuğu altın olsun (sidiklerken hariç) Keşke'yi keşfeden keşke hemen şimdi bana ulaşsa (siminyati@gmail.com) onunla iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, ölüm bizi ayırana değin herşeye pişman oluruz çocuğumuzun adını keşkesu koyarız...

     Daha çok meşhurların sevdiği naylon cümlelerden biridir "yaşadığım hiç bişeyden pişman olmadım" Bu arkadaşlar maşrapayla kokain çekip 11 herif, 4 rotrivır iti, 2 midilliyle aynı yatakta basıldıklarında bile "yaptıklarınızdan pişman mısınız?" sorusuna "bunlar hep tecrübe insana....hayat dediğin...hayat dediğin işte tamda böyle birşey diil midir ha dostum?...yo yooo yo asla pişman diilim" kalenderliğini analarından pişman değillikle doğmuş gibi sürdürürler.
Uçan paparazzilerin gözünün uyku nafakasından kısıp evimize getirdiği (duygulandım) meseleleri aşmış abilerin, aşk gadını ablaların şu; hayatı ümüğünden hırtlaklamış duruşları halk arasında hızla yayılır. Köfteci bekir abi köftesini tükmükle yoğurduğu için asla pişman olmadığını söyler karısına, karısı şişko nevriye sahurda yediği 2 halka acılı sucukla ilgili herhangi bir pişmanlık hissetmediğini canın boğazdan geldiğini anlatır anneme, annem canı götünden çıkasıca baban pişman olsun neye olunacasa ben niye olacaımışım! diye benim "hiç pişman oldun mu aney" sorumu cevaplar, ben epeydir pişman olmaya vakfettiğim odama girerim, odam bana girer.

Hakimim pişman bey

 O ÇOCUĞU DÖVMEYECEKTİM! şişkoyum, üzerimde bibimin köln'den getirdiği disko topu gibi şam şam şakıyan vatkalı mavi bir bluz var, tahminimce menopozlu teyzeler bunu giysin bunalımdan çıksın diye tasarlanmış ve benim modadan haberim yok (hala yok) Tek bildiğim moda, Barış Manço-Moda 81300. Arkadaş kitlem bluzun parlaklığı boşa gitmesin diye mi? almanya'dan disko getirmişler diye mi? bilmiyorum beni yakaladıkları yerde "şeri şeri leydi götüne mi deydi" diye dansediyorlar. Dans etmeyi bilseler zoruma gitmez (sanatsever birisiyim, genşler eğlensin) Ama dansları; misket havasının break dansı ve bir kaç doz yıldız tilbe'yle karıştırıldığı bi kolbastı atası, ham ki ham.Vatkamın üzerinden ama vakur ama gururlu ama zırıl zırıl ağlamasına saniyeler kalmış gözlerle alaybastı ekibine bakarken, o geldi..o uzaklardan çıkıp gelen kurtarıcı.."Kızlarla alay edilmez o kızlarki ebedi yurdumun üstünde benim, inlemeli" diye baardı. Amacı beni zalimlerin elinden çekip kurtarmaktı elbet, ama ben "üstümde inlemeli" kısmına odaklandım, çünkü epeydir cinsel taciz edilmiyorum tacize açım aç. Ne diyon arkadaş sen inle minle! anandır inleyen şerefsiz!! arkadaşlarım alayda ederde severde sananede patanks kötenks tıpinks...Disko topumun ışığında doğruyu bulan arkadaşlarımda bana yardım etti tacizciyi el birliğiyle inlettik..hiç unuttum

O FOTOGRAFLARI ÇEKTİRMEYECEKTİM! Her şehrin bir merkez camii, bir atatürk ilköğretim okulu, bir köşem marketi, birde foto necati'si olur. Anımızda ki foto necati ise tüm zamanlarda olduu gibi yine  ablamın aşıkı (G.G.G.G gaderin götüne galata gulesi) Dükkanının önünden ablamın çarşı esnafına mütemadiyen uyguladığı "kırıtmalı geçiş törenleri" için sık sık geçmek zorundayız. Necati'de organizasyon gereği bizi yakaladığı gibi stüdyoya atmak zorunda. Bu şartlarda bu malzemelerle böyle flört ediliyor, olan bana olmak zorunda. Önceden projeye dahil edilen çırak elime naylon pempe çiçekler tutuşturup türlü açıdan fotografımı çekerek görevini tamamlamak zorunda. Herkes bişeyin zorunda. Saatlerce fotograf çektiğini ve bunların ergen fotosu olduğunu düşünsene? Kırk saat uğraşsan, fotoşopun 2050 yılı sürümünü indirsen adam edemeyeceğin, puantiyeli yeşil etek ve disko topu gibi parlayan mavi bir bluz giyen dişleri engebeli kız fotoları...elm sokağı fotografcısı..çırağın kabusu. O fotolar sayesinde o dönemimle ilgili başka hiç bir yaşımda kazanamadığım büyük bir arşive sahibim. Fotolara yüzümün yarısını kapatıp, kafama ve ayaklarıma galoş giyip, böcek ilacı eşliğinde bakabiliyorum.

O SOYKA ALEVLENMEYECEKTİ! Henüz firijit olmamışım. İzdivaç proğramına çıkıp "taliplerimi bekliyorum herhangi bir kriterim yok insan ossun yeter" diyen bedbaht abaza gibi insan olan her nesneye tavım.(söğüt ağacı ile yaşadığım ilişkiyi saymazsak) Babamın eve getirdiği alkolik, otuziki dişinin otuz'u karamelize olmuş dedelerden tut, evimizi boyayan 1.30 boyundaki gudiklerin ercan'la bile fantastik senaryolar peşindeyim. Aylardan mart ayı değil, manisa'dan mesir macunu gelmişliği yok, keçiboynuzu, padişah sucuğu gibi materyaller uzun zamandır bu eve girmiyor ama ben duvardayım. Bu duruma koca karılar  "soykası alavlanmış" diye özetliyor. Yani diyorlarki söndürmek için su lazım (suyu irdele suyu irdele) Masturbasyon yaparken ablama yakalandığımdan ve ablamın balkona çıkıp "siminya'nın şeyinde kalem buldummm" diye anonsladığından beri evde "everekte kurtulak" kol geziyor. Yaşım 13, annemin evlendiği yaştayım. Korkuyorum. İçgüdülerim ve korkularım aralarında görev dağılımı yapmış biri şeytan olmuş öteki ne alakaysa yaşar alptekin. Şeytan olan "git bazarcı emin'in kamyona bin kamyonlar geniştir, kamyonlar hayatını değiştirir, kamyon gibisi var mı, bugüne bugün kamyonculuk..." diyerek ensemde amacını biraz aşan bi reklam çeviriyor.Yaşar alptekin melek gibi "müjde ar'ın başına gelenleri hatırla, kamyonu hatırla! kahvedeki adamlar hep keldi foduldu, kahvede tom kurus ne arar" diyor. Canım.. Sayesinde kendimi tutmayı öğrendiğim yaştayım. Ne yalan diycem saçları uzun olduğu için zaafiyetim olan büfeci vural'la dere diplerinde, köprü tepelerinde, çatı tüneklerinde görüntülenip okuldan alındığım güne kadarda tuttum, sonra saldım. Pişmanım.
Şu cümleyi yazacak cümle aralığı bulamadım şuraya attırayım içimde kalmasın
"Sallandıracaksın o soykaları bak bi daha alevleniyorlar mı!!"

O ELMAYI YEMEYECEKTİM! Cennet'te oturuyorum. Ortam kebap. Adem az ötede adına maydonoz dediği bence dünya'da asla iş yapmayacak bir bitki türünden yiyor, benim gözüm ise alı al moru mor ıpıldayan yasak meyvede..bi saniye ya karıştırdım! bu havva'nın pişmanlığı twitter is over capacity!

Gelecek sayı...
O attan inmeyecektim! O eşşeğe binmeyecektim! O son damlayı tutacaktım! O köy bizim köyümüz değilmiş! ananınki..

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

andır my penis novembır dı cenırıl

           Bir vapurun en üst katında iranlı, tatil rotasına göre çok paralı, karayağız bir erkekle konuşmaya çalışarak istanbul-heybeli adaya gidiyorum. Reklamlardan öğrendiğime göre bir erkekle tanışmanın yollarından biri ona çikolata, sakız falan uzatacaksın. Kızlarla yakınlaşmak için çantandan molped çıkaracak, dondurmanı kimseyle paylaşmayacaksın! Uzattım allah ne verdiyse, aldı "ah tenkyuuu" dedi. Torist olduğunu çakozlayınca gözlerimi kıstım "turist gören yozgatlı" vitesimi çektim. Artık o benim turistim! İlkokul 2 den beri öğrendiğim ne kadar ingilizce cümle varsa üzerine uygulabileceğim temiz bir satıh kendi gülümsemesiyle bana teslim oldu, gerekirse van tu tri foroyu bile bu davaya heba ederim! Biz ailecek turistleri kola kutusu bulan amazon yerlileri gibi inceler, üzerlerinde deneyler yaparız. Bir keresinde kızılay'da yürürken yakaladığımız bir sierra leoneli ile aile boyu fotograflar çekinip çerçeveletmiştik.

      Gene istanbul'a gittim ama bu sefer şeytan çarpsın ki evden firar etmedim.(çağrışım molası: cin çarpar şeytan çarpar allah çarpar yer çarpar... dal salkar kartal kalkar kartal kalkar dal salkar) Bir gün evde oturmuş evcilik oyununu izliyorduk, sülalenin sosyete tabakasından teyze kızı eda ve onun altın yumurtlayan nişanlısı barış bize geldiler, şöyleydi böyleydi neydi neydi neyleydi derken ablam ve ben kendimizi siyah bir bmw içinde istanbul yolunda bulantı hapı içerken bulduk. Bir aydır "nişan balayısı" dedikleri cemiyete özgü bir tatili sürdüren bu pompiş çift bize acımış o tontiş arabalarına bizi de hoppişlemişlerdi. Bana sorsalar (ki sordular ikiletmeden kabul ettim) arabanın ön koltuğunda çenelerini dikey hale getirip "aşkaaaomm" diye tak tak eden iki leyleğin oturduğu bir arabada saatlerce yolculuk yapmaktansa evimizin kapısı arkasına geçip tek ayak üstünde 100 defa at gibi kişner, üstüne babamın mantarlı ayağına 15 gün süreyle krem sürmeyi kabul ederdim. Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik, son kararımızdı hatta bide utanmadan emindik.

       Barış büyükelçiliklere çalışan bir çocuk, yakışıklı, semp....aman geç bunları adam zengin hanımlar! İlk defa bir zengine bu kadar yaklaştım, eda'ya göstermeden dokundum, kokladım, söylediği espirilere kimse gülmedi ben güldüm, göbeği çıkmıştı söylemedim, trafikte kaybolursak hemen atlayım yol tarif edeyim o'da eda'dan zeki olduğumu düşünsün diye gece yatmadan önce istanbul haritası çalıştım, cool görünmek için fazla kahkaha atmadım, hep düşünceliymiş gibi durdum ki bir gizem bir esrar olsun üstümde de merak uyandırayım dedim, tartıştıklarında "barış haklı" dedim, garson ne yersiniz dediğinde "ben bilmem barış bilir" dedim, ablam böğrüme dürtene kadar barışı kendi nişanlım sanmaya devam ettim. Görmemişin zengini olmuş çekmiş çü...Eda şanslı kız..güle güle çekip koparsın :(

      Sirkeci'de bir otelde kaldık, hergün kafam kadar şarap bardağı bulunduran lokantalarda balık yedik, faturasını kimin ödediğini bilmediğimiz alışverişlerde mamak'ta giyersek tecavüze uğrayacağımız kıyafetler aldık, kendimize burjuva 4 lüleri ismini verip sabahlara kadar sokaklarda dolanıp açık olan her deliğe para sıkıştırdık, fakirlere pek çok pek çok acıdık, hayvan barınağı kurmayı hayal ettik, ablamla ben sivil toplum diye başlayan tüm derneklere üye olma kararı aldık ama önce saçlarımızı kızıl veya röfleli yapmamız gerekecek.
      Son gün için barış adaları düşünmüş, biz bilmeyiz barış bilir. Kabataş'dan vapura bindik istanbul'da yaşayan insanlara zikirmatikten ilham almış bir parmakmatik hayal ettim, denizin ve adaların güzelliği karşısında günde bin defa orta parmak çıkarmam gerekiyor bu şanslı piçlere! Tamam ankara toprağım, iki gözüm, ciğerim ama istanbul kahrolası güzelliğiyle o ciğeri söker atar kardeşim...

     Bizimkiler üstü açık yerde oturdular, barış martılara para atarken eda "aşkaaaam" pozisyonuna kenetlenmiş çenesiyle onu izliyordu. Bense yakışıklı persli Mane'ye "gule gule" demesini öğretiyordum (u ile ü değil) Mane'nin çene düşük, bir ara "keşke o çikolatayı ikram etmeseydim" diye düşündüm. İngilizcemin berbatlığı umurunda bile değil benimle konuşmak için debeleniyor. Eh bende geri çevirmedim; "istanbul itiz veri bitifıl diğmi diğmi" "ahmedi nejat god simoking piresidınt" "dubai hard kore sıcaktır şimdi yestırdey" gibi seçme eserlerimle karşılık verdim hatta bir ara malzeme tükenince yabancı turist kalıbı "türkiş şiş kebap en daaa sultanahmet very very nays" cümlesini bile kurdum, ıh demedi köfte dudak. Muhabbetimiz telefon numarasını vermek isteyene kadar anlaşılmaz şekilde iyi gitti +60222222485879584653252095079798573 diye devam eden rakamları görünce gözümün önüne minik minik ufalanmış telefon faturası geldi, babam " pers ne mınkoduum pers ne lan" diye diye onları burun deliklerime tıkıyordu bir kısmını ise tuvalet pompasıyla kulağıma pompalıyordu.
Mane'ye "ayem go tovalet watırım gelmek" deyip görüş alanından kıyın kıyın uzaklaştım, inene kadar ortalarda görükmedim. Ardımdan gule gule bile diyemedi yiğidim..


Salı, Temmuz 27, 2010

Düzgün kız gerçeği!

   

  Eşeğin aklına karpuz, lise tuvaletlerine çoçuk düşürmenin trend olduğu bir dönem. Okula giden kızlar bir bir namusunu kaybediyor, namusu karşılığında aldığı cenini illaki okul kanalizasyonuna düşürüyordu. Her hafta düz-gün lisenin çıkış zilinin çalmasıyla yarışma başlıyor eve ilk koşan ailenin ortalık karıştırmaya bayılan mazarat sıpası "gene okulun tuvaletine bebek düşürmüşleeer " haberini müjdeliyordu. Bir cümbüştü ki sorma gitsin. İlkokulda çernobil fındıklarını hüpletmiş, lisede rezervuar gümletmiş "nükleer ablaların" öncülüğünde mahallede salyangoz satışları başlamıştı. Hayat, evde oturup işlenen zig zag desenli havlu kenarlarında değildi azizim. Hayat; yasemin'in lümpen kızlar partisine yan bahceden iltica eden zigli veletlerdeydi. Hayat; okula giderken arkandan herhangi yaştaki bir karşı cins "pişt" desin diye saatlerce ayna karşısında kıvırma çalıştırdığın, kıvırtan popondaydı. Hayat; belden yukarda toplaşmış "hayati" iç organlarını teyet geçmiş o kadarda "hayati" değeri olmayan belin altına konuşlanmıştı. Şurada hayatla ilgili tespitler attırıyom asıl ramiz dayı benim lağn diyen bende değildi, hayat. Yemişim hayatı!

   Hem evden hemde zıvana denilen meşhur cisimden dışarı çıkmıştık kısacası.Türk filmlerinin; alnının teri, bileğinin gücü ile kaportacılık yapan yiğit arabeskci delikanlısının "nevimin kadını nolacaksın" vaadlerini yoksul bulup sekreter olarak işe başlayan, sonrada yoldan çıkan aşüfte sevgilileri gibiydik. Bu filmler aileleri "azcık kabarsın hemen kocaya" mantığına hapsederken bana; tarifte teşvik vardır hesabı öğreti oluyordu. Bir an önce kafası kelebek tokalı sekreter olup, duvarda açtığı delikten kişifleyen patronun tacizine uğramak istiyordum. Konfeksiyonda işe başlayıp usta başıyla, esas deliğanlı arasında husumet nedeni olmak istiyordum. Okul tuvaletlerine bebek düşüren kızların çalkantılı maceralarını abimin, babamın yanında "hiç şaşırmadım o kızdan herşey beklenir" diye yorumlarken; yatağa uzandığımda olayın üstüne pretty woman senaryosu yazıyor, başrole de güzelcene kendimi yerleştiriyordum. Kürsülerde ikiyüzlülük derslerinde okutulsun bunlar.

    Karpuz kabuğu taarruzlarına çok direndim, fakat içim çoktaaan düşman kuvvetlere yenilmiş topraklarıma eşşek adası adı verilmişti. Görünüşte asla ablalarım gibi namıssız değildim, öyle düzgün kızdım öyle hanım hanımcıktım ki yedi düvel benim namımla çalkalanıyordu, komşu düvellerden misket mahallesinin tek düzgün kalan kızını görmeye akın akın ziyaretler oluyordu. Bu güzergaha doğru tabela bile koymuşlardı "DÜZGÜN KIZA GİDER ------>" diye. Hatta bak şimdi anımsadım (düzgün kızlar anımsadım der eğri kızlar amınsadım) bir gün bahcede edepimle oturmuş ipe bamya dizer idim duvarın üstünden bir emminin bana baktığını gördüm, dediki;
-kızım ben palanın evini arıyorum onun bir kızı varmış, düzgünmüş?
-ehe ehe buyrun benim
-vay anasını dedikleri kadar düzgünsün!!
-ne sandın babalııaak yani şey evit amcıcımcım, soğuk bişey?
  Halbuse ben hayatımda hiç bamya dizmedim, bamyanın mecazi anlamı da dahil hiç bir versiyonunu sevmem. Kızılay sokaklarında fingirderken sık sık abisine yakalanan meşhur fingirdek fikriye benim.  Oran'da bir alt geçitde mini eteğini çıkarıp maksi eteğini giymeye çalışırken tinercilerin "fırk" dediği şıngırdak şaziye'de benim. Şu aşağıda yerine kültür merkezi yapılan ayva bahcesinde ergün'e müstehcen fıkralar anlatıp hangırdayan hangırdak hayriye'de ben oluyorum. Alamancı yavuklusunun bacağını bıçakla deşip olaya kaza süsü veren...kazaydı ya yemin ederim.


Yılmaz erdoğan soruyor,bu sikeçin ana fikri nedir siminya?

   İyi sıfatlar kötü niyetlerini saklamak için sağlam kılıftır. Sen öte tarafta entrikanın, fırıldaklığın, civildekliğin, despotluğun binini bin paraya satarken millet seni üstad, duayen, mirim, şıhım, hocam, güvenilir seda sayanım, demokrat bedri baykamım diye çağırır. Adın kapıları açmaya yeter, ünvanın, etiketin yediğin bokları örter. Aman yediğin içtiğin senin olsun. Kendimde test ettim, şu sahtekarlığın parmakla gösterilmesi parmaklanmaktan farksız. Düzgün görünmeye çalışmak, eğri olmaktan daha şerefli değil. Hem alanında daralıyor; şunu demeyim, bunu yapmayım, onu etmeyim diye kendine sınırlar çiziyosun öte yandan düzgünseverler cemiyeti de boş durmuyor onlarda çiziyor, türkiye kadar gövdenden sana kala kala bayburt kalıyor, üzerinde ne tarım yapabilirsin nede hayvanlık. Oysa eğrilik öyle mi? Na tüm ovalar senin; ister at koştur, ister fabrika bacası diktir. Arkadaş!! aman farklı anlatacam, oy betimlemenin kralını yaparım, anam avradım olsunki kinayenin suyunu sıkar süt diye satarım diye diye blogu trt.2'nin "ülkemizde arıcılık ve yayla turizmi" şubesine çevirdim, ne ayak??? Akşam bakla sabah bakla allahım sen beni sakla, amin



Pazartesi, Temmuz 19, 2010

Sana bahaneler hazırladım domateslerden

          Şiştt naber koltuk altı salamura kokulum? Ne alemdesin 12 yaşından beri göbeği içine çekik yaşayanım?
Ne sandın haftalarca iki satır yazmayıp yazmayıp sonra "biliyorum seni uzun zamandır ihmal ettim blog" diye bloga gurbetteki sevgiliden hasretli mektuplar muamelesi yapmamı mı? Yada 15 gün ortadan kaybolduğunda kitlelerin telaşa kapılıp "ne oldu ki? öldümü ki? kaldımı ki? yazmıyo meraktayım :(" telaşına kapıldığına blogunu eskaza ziyaret edenleri satır arası sol kroşelerle inandırmaya çalışan; yazar-okur dağılımında "yazarrrr" mevkiinden "okur"larına seslenen "nolur hergün yaz" blogcusu gibi "yazmayalı uzun zaman oldu sevgili okur, maillerinize de cevap yazamadım çünkü..." diye başlayacağımı mı?
    He lan! sefam olsun maksadıyla öyle başlayacaktım hesapta, ama ortada yazmama nedenime kılıf olacak gerek yalan gerekse hakkat bir bahanem olmadığı için işi seyyar samimiyete vurdum. Pek tabi bahane bulurdum; netim kesik, dayım öldü (tek dayım var, acımasızım) çok yoğunum, acayip meşgulüm vs. gibi ama millet sosyal sitelerde layklaya layklaya sürttüğüme, RT RT gezdiğime şahit.
             Ne olsun teneke, hava sıcak işkembemizden ter fışkırıyor bırak uzun uzun yazmayı; uzun okumayı, uzun giyinmeyi, uzun geceleri, uzun insanı çekmenin klima takviyesi gerektirdiği kuyruk kurutan aydayız (anne lafı, açılımı uzun ve tiksinç) okusak okusak anca 140 okuyabiliyoruz artık. 141? abi naaptın!!

              5 günlüğüne antalya'ya gittim. Nasıl oldu bende anlamadım normal şartlarda benim x noktasından y noktasına varmam için evden "bakkala ekmek almaya gidiyorum" bahanesiyle çıkmam sonra kendisinden bir daha haber alınamamam gerekiyor. Ama işte bak oldu, peki oldu da ne oldu? Bir antalya sabahının domates tarlası göbeğinde uyandım. Babamın yıllar evvel okeyde zebzeciye ütüldüğü bahtsız teyzem "şunu şöyle kıvırıp böyle çekeceksin" diye domates koparmanın inceliğini anlatıyordu! Ne şimdi bu? Tv aracılığıyla bakir(!) anadolu halkını her gece baştan çıkaran "etiler, nişantaşı, bebek, deniz, burası istanbul o yeaa" erotizmine kanıp istanbul'a gittiğimde "kağıthane deresi, E6 karayolu, yırtık ayakkabı, enişte tükmüğü, mahmutpaşa" egzotizmiyle halvet olmuştum. Yazla birlikte istanbul'dan aşağılara akan aynı erotizm ticaretinin antalya'sın da ise "cıbıldak insanlar, bronz gövdeler, röntgen ortamı, gevşek gönül yayı" yerine, tarlalar dolusu "domates, domates, domates, domates" gördüm. Züğürt ağayı daha iyi anladım... 
Peki ben kaçın kurasıyım? Kim bilecek ben kaç kurayım? Hem kura nedir? Geçelim bunları bakışları teyzeye yöneltelim
-annemin yarısı teyzem (kilo olarak dörtte biri) sence benim günlük domates ihtiyacım kaç adet? 2 bilemedin 3 ee ne demeye koca tarlayı benim için heba ediyorsunuz? alayım şu köşecikten iki adetcik, yiyivereyim doysun göbecik...fiyuvvvvv tabana kuvvet siminya!

         Bahanelerin ebesine rahmet, kısaca vaginilotik pegasus adı verilen o müzminnn o ölümcül o "düşmanımın başına verme allahım" hastalığı üstüne sürdüm. (iyileşsem bile ben bu hastalığın ekmeğini daha çok yerim (bknz: beşir) Yüzümde toplama kampındaki o çocuğun bakışı, bir elim kasığımı merhametli kıvrımlarla tutmakta öteki elim duygusal dokunuşlarla kalbimin üzerinde yatmakta (aynını anneniz üzerinde deneyiniz)
- herşeyden etkileniyor bu hastalık... nemden, tarla toprağından, yeşil bitkilere dokunmaktan, kırmızı renkten özellikle domates kırmızısı...sen domates ektin diye değil ha kivi olsa toplardım ama domates çok kırmızı çokkk :( denize sıfır iyi gelir dediler, son günlerinde adonis kası seyrettirin dediler...rabbime sormuşlar kum demiş..teyze bırak beni bırakki son günlerimi huzur içinde geçireyim...

    İnanmadığını biliyorum çünkü mimik, ses tonu ve vücut oyunlarında kaç yıllık sahte deneyimim var ünlü yalancılarla çalıştım ama ama gözler yalan söylemez..gözlerin seni ele veriyor..yinede saldı beni kızgın bakışlarından sıcak kumlara..canım teyzem ah annemin dörtte biri..
( 140 karakteri geçmedi dimi fazıl?)

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Şimdiki saçım olsa yapmazdım

Okulun bahcesinde duvar dibine çömelip bir yandan dilimle dudağımın üstüne yeni bir sümük birikimi olmuş mu onu yokluyor, bir taraftanda saçımın içinde ekmek kavgası veren küçük hayvanları parmağımın adımlarıyla kovalıyordum.
Henüz bonus reklamlarının piyasaya düşmediği günlerde ülkenin nadide bonus kafalarından biriydim ama o zaman bit pazarına nur yağmamıştı, bitli kabarık saçlarım ne bankacıların bonus kafası, nede acun'un survivor metin'i olabilecek değerdeydi. Saçları elidorlu olduğu için düz, düz olduğu için memur, memur olduğu için elidorlu, çantaları ve önlükleri "balinleriz vik vik vik" diye öten memur çocukları; beslenme çantalarından sağlıklı beslenelim sağlıklı büyüyelimlerini çıkarırken, ben pasağım yetmezmiş gibi birde çemenci fadıl emmiden terleyince sidik kokusu üreten çemen ekmek almış "muallebi bebeleri mınıki" diye uzanamadığım camiaya küfrede ede zıkkımlanıyordum.

Okulun, iç yağının erimesi tabirinin anlamını bilmediğimiz halde içimizin yağlarını eriten müdür yardımıcısı bulut hoca yine her zamanki bariton sesi ve büyüyünce orhan gencebay olacak takım elbiseleri ile bahcede "aferin aferin işte böyle çocuklar" diye dolanıyorken beklemediğim anda rotasını bana çevirdi. Ondan hoşlanıyordum ve ilerde bebelerimin babası olmasını istiyordum ama yinede kendime çeki düzen vermedim. Çünkü kendine çeki düzen nasıl verilir bilmiyordum. Böyle iyiydim yaaa. Kabul, heyecanlanmadım değil. Hiç bir tenefüsde elim sende yapılmayan, ebelenmeyen, yakar toplarla yakılmayan bu naçiz bedenime doğru hızla bir jön yaklaşıyordu. Belki gelip beni bu nalet hayattan, şu zalım feleğin çemberinden kurtaracak atının terkisine atıp dağlara götürecekti.. (Umut bit şampuanı.. Umut.. Umut tüm eczanelerde) Elidor saçlı memur çocukları ise sağlığın beslenme çantasında değil dağlarda olduğunu böylelikle anlayacaklardı..Boşuna o kadar dağlı tepeli şarkı yapmadı adamlar. Var o dağlarda bi iş.

Kahramanım; atımı okul çıkışına bağladım aşkım yüz ifadesiyle geldi geldi, o yakışıklı pambıksı elini bana doğru uzattı uzattıı.... ve fırkkk diye bitli, kabarık saçlarımın içine sokup kaşır gibi yapa yapa havalandırdı "ne alemdesin bakalım kız yapağılı" dedi. (orası bitli! elleme bak işte elin bit oldu diyecektim baktım gicişmeye iyi geliyo, vazgeçtim) Kafamdan yani saçlı olan değil düşünceli olan kafamdan geçenleri bilse bana yapağılı dermiydi? Yapağının anlamını amcamın yaptığı ticaretlerden hemen hemen biliyordum. Kamyonla van'dan, tatvan'dan, batman'dan koyun yapağısı getirirdi, yapağı bildiin topak topak bokların, ölü böceklerin ve çalının çırpının bol keseden kümelendiği koyun yünü. Bulut hocanın elinin dolandığı alanda bitler çıtır çıtır patladı mı hissetmedim ama oralarda birşey "tınnn" etti bunu tüm bedenimde hissettim. Bu durumu tınlamıştım, çok tınıma gitmişti. Okulun ikinci yakışıklısı (birincisi uğur, babası memur, çöpe 404 yapıştırıcısı sıkmayı ve kızların eteğini kaldırmayı seviyor, düz saçlı, şampuanının adı bilinmiyor) bana boklu kafa demişti! Hiç kimse atının arkasına yapağılı bir kafa atıp dağa kaldırmaz. Yapağı baya kötü bişey, yapağı bir kız çocuğunun hayallerini yıkan korkunç bir ham madde ve inşallah amcam bir daha yapağı gibi kızları üzen bir şeyi taşıyacak kamyoncu bulamaz, umarım dünyada yapağı kaynakları tükenirde insanoğlu son yapağıyı müzede sergiler ve o koyunlar varya o koyunlar ölsünler! ölmesinler de kel kalsınlar!

Okul dönüşü bazı kararlar aldım. Artık benimle de elim sende oynanacak, uğur benim de eteğimi kaldıracak, bulut hoca aşkımdan içkiye başlayacaktı. Önce saçlarımı tamamen kazıttım bit bunun için iyi bahane oldu, annem zaten saatler öncesinden makası alıp bahce kapısına oturmuştu sevinçle karşıladım (işin aslı annem beni terlikle kovalayarak yakaladı, döve döve saçımı kazıdı bende saçım kazınırken birazda annemin "temiz olacaksın, çemen ve sümük yemeyeceksin" baskısı sonucu o kararları aldım şimdi ise gurur yapıp "zaten kararlarım gereği kazıtacaktım" diyorum, çakallll) Alman malı "Schafwolle"kırpma makinesiyle şanıma, koyunluğuma yaraşır bir şekilde kırpıldım. Kırpılan yapağılarımı amcama götürdüm " bu iyi para eder kamyona yükleyim" dedi koşarak uzaklaştı. O kel fotom hala albümlerde var, az sonra pırasa saçlı insanların evini kundaklayacak bi alman dazlağı gibi görünüyorum. Saçlarım uzamaya başlayınca anneme elidor aldırdım. Geriye düz saçlı olmak kalmıştı bunun içinde hülya abla saçlarıma sık sık ütü yapmayı kabul etti. Kızın o senesi bir pantolon, bir gömlek, bir kafa ütülemekle geçti. Kafa ütülemenin gerçek anlamını bilen ender insanlardan biridir kendisi, hasretle kucaklıyorum.

Saçlarım: Artık bonus değil. Saç; uzadıkça tepemde daha fazla kıvrılmanın matematiksel olarak imkansızlığını farketti saldı kendini aşalara
Amcam: Saçımdan elde ettiği gelirle kendine malikane aldı, beni kapısından içeri sokmuyor şerefsiz
Bulut hocam: Sağ eline nereden bulaştığı bilinmeyen bir hastalıkla mücadele ediyor, acil şifalar
James Blunt: Bu yazıyla alakası yok bulut deyince blunt aklıma geldi ondan yazdım
Elidor: şampuan ama bit temizleyemiyor

Çarşamba, Haziran 16, 2010

Ben onların yalancısıyım


     İnanmazsın burak'la 2 saat aralıksız öpüştük, vantuz gibi dilime yapıştı çektiii çektii az kalsın boğuluyordum" diyerek boğulursu boğulursu güldü. Gözlerinde yorucu bir öpüşmeden dönmüş askerin gururlu bakışı vardı, star wars ışın kılıcı gibi kesti gitti hepimizi.
Esin daha etkili bir "sevgiliylen maceralarımız" hikayesi anlatmalıydı ki Özlem'in öpüşmeli hikayesine fark atsın"Ehem bakın boynuma hemen şurası gördünüz mü? abartı değil 4 saat curk curk emdi gerizekalıı" diye 32 diş 1 morlukla cümbür cemaat sırıttı (4 saat emmek?)
Elimizde bir vantuzlu öpüş, bir curkuzlu morluk vardı ikiside orta halli bir kız sohbetinin kendi içinde abartılı ama basma kalıp hikayelerinden sayılırdı, orjinallikleri yoktu. Geriye ablam ve ben kalmıştık, kendim için endişe etmeyi bir kaç dakika sonraya bıraktım ablamın bacaklarını ayırıp "bakın tam şurdan şeyetti" demesinden çok korktum. Herkes bilir ki sevgili sirkulasyonu, popülasyonu, atraksiyonu bakımından ablamın önüne geçmeye cüret etmek bu mahalledeki hiç bir dişi oluşumun harcı değildir. Ablam dudağının kenarından "peaaahh" diye bir ses çıkardı "sizin maceralarınızı yerim" peaahıydı bu! çok yakından tanırım bu peaaahı günde en az bi kere evin bir köşesinde üstüme püskürtür.
O; marjinal fingirdeme anılarından birini anlatmak için saçlarını kulağının arkasına süpürürken ben dudağımın içini yemeyi yarılamıştım bile çünkü az sonra sıra bana gelecekti ve benim hemen "çılgaaan" o olmazsa "ehh işte" ayarında bir sevgilim şaaptı hikayesi uydurmam lazımdı. Ablamın yaşadıklarının yanında "ne bu şinci" kalacaktı ama olsun buluşmadan mağlup ayrılmamam için şarttı. Bu bir gurur meselesiydi, bu bir köşeye sıkışmışın kurtuluş savaşıydı, bu bir this is sparta idi....
Erkeklerle arasında lüzumsuz ama önemsediği mücadeleler olan bir kızım ben. Onlarla sevgili veya arkadaş olma yollarında türlü teşkilatlar kurarım. Genelde başarısız olurum ama inat değil mi? Vazgeçmem davamdan. Tek kişilik mafyamın başında oraya buraya emirler yağdırırım. Kazara mıntıkama düşene sorarım bi; Silah kullanabiliyor mu? Camcı'nın C sini silebilecek yürek var mı? Hadi bakalım en uzağa hangimiz işeyeceğiz? Sörvayvıra katıldı mı?Asya steplerinde at koşturdu mu? SE-LE-NA dediğinde selena geliyor mu? İşte bun gibi maddeleri yapamazsa/başaramamışsa ona aşık olurum. (Yapabiliyorsa ilerde "bir zamanlar bir kız vardı hatırlar mısın" diye meydan okunacak güne kadar korkup kaçarım) Bu tarz; beceriksiz, mağlup, kıymeti anlaşılamamış, böbürlenecek, kibirlenecek bir şeye sahip olmayan, yanımızda ıslanmış köpek eniği gibi kıvrılıp kalan bir erkek, bizi; öteki “paket servis” erkeklere göre daha az yorar. Birkaç anaç cümleyle, ufak bir iki ekleme çıkarmayla istediğin mekanizmayı kolayca üstüne kurabilirsin. Ağzı küfürlü, gözükara, kıldan suratı seçilemeyen, sabıkalı, pasaklı ve ukala olanları da severim. İlk türe göre daha fazla gevezelik etmen, modifiyesi için daha fazla alet edavat belki torna makinası kullanman gerekebilir ama her halükarda kusursuz erkeklere nazaran daha az kusurludurlar.
Başarıdan başarıya koşan, mahallenin gurur kaynağı, anasının göz bebeki, babasının aslan oğlusu o kusursuz erkeği - ki adları Burak olur bunların- ayağına tuğla bağlayıp bayındır barajına atmak için içimi tarifsiz arzular kaplar. Burak bu göz kamaştırıcı noktaya gelecek diye kaç masum körpenin depesine depesine aileleri tarafından "bak gördün mü ellerin oğlanları neler yapıyo, ya sen?" diye vuruldu kimbilir? Bu pişmiş kellelerin karnelerini anneleri altın günlerinde göstermek için çantalarında gezdirir. Kahvenin en parlak kırmızı keline sahip ve kusursuz dişleriyle komik olmayan şeylere bile kahkaha atan herifi bunların babaları olur. Evleri bile; içinde yaşayan zekiler zekisi, pırlanta misali dört dörtlük delikanlının farkındadır, bizim yıkılan tarafına direk dayanmış, teneke ile tutturulmuş evlerimizin yanında gururla dikilir. Evin yanından geçerken "zeki ve başarılı çocuğun evi" diye bir fısıltı duyulur, bir rüzgar eser, bir kedi atlar.

Ablam "ay valla de” tepkileri eşliğinde anlattığı "valla billa" adlı hikayesini sonlandırırken ben çaya bakma bahanesiyle kaçtığım mutfak kapısının önünde pısmış, sevgili hikayesi yumurtlama telaşı içindeydim. Benimde olması lazımdı elbet; sonuçta kanlı canlı, saçlı başlı bir kızdım bakayım aa evet kızım..mışım. Ama maalesef bu hikayeler savaşında kullanılacak nükleer etkide bir silahım yoktu. Olanlar; sevgilimle nalburda karşılaştık, bana radyodan şarkı istedi, sincan’da keşkül yiyecektik yiyemedik, pazardan parmak arası terlik almış yollamış canımm.. diye giden en fazla Kırıkkale tüfeği yerine geçebilecek cephanelerdi. Ulan lezbiyen olsam gene en azından kükürt kokulu hamam hikayelerim olurdu, bu ne bahtsız bir gündü hatta ömürdü böyle? Yanlarına geldiğimde Esin ve Özlem beklediğim bakışı yüzüme döktüler. Ablam bakmadı çünkü benim ne menem sevgili fakiri bir kız olduğumu gayet iyi biliyor beni ancak ortamın çay getiricisi, iç geçiren dinleyicisi, ben bilmem beyim bilircisi mertebelerine layık buluyordu.
Her hikaye anlatıcının hikayesine önem katmak için başvurduğu boğaz temizleme ritüelini ben zaman kazanmak amacıyla yaptım. Kalbim az sonra atacağı yalanın etkisiyle boğazıma yaklaşmış, beynim hain planlar peşinde götüme inmişti. Hem Kızları "ayy inanmıyorumm" derecesinde şaşırtmak hemde ablamın yıllardır bil fiil şahsıma uyguladığı "peaahh" eziyetlerinden intikam almak istiyordum. İhtiyar bir kahvane öykü anlatıcısı gibi çayımdan bir fırt çektim, arkama yaslanmaya sırtım yoktu önüme gömüldüm. Vicdan azabımın ağır hipnozundan dinleyici insan sayısı gittikçe çoğalıyor gibiydi. Yüzlercesiyle gözgöze gelmemeye çalışarak başladım hikayeme...

...Az sonra bu odada; kendi gölgesine bile cinsel tacizci muamelesi yapan, erkek görünce içinden hıııuyaaa çekerek uçan ceki çen geçen, galiba sana aşık oluyorum diyen adama “du bakiim fermuarın mı açık kalmış senin” diyen birisi; Ankara’ya okumaya gelmiş, oran’da ki kokoş vekil eşlerinin kaniş köpeklerini gezdirerek para kazanan, müslüman olup adını Celal diye değiştirmek isteyen (kelime şahadeti ben öğretiyorum) saçı rastalı, elinin birini san fransisko’da asansöre sıkıştırıp kaybetmiş, Türkçe bilen, kökenleri teee Ekvator’a dayanan amerikalı bir zenci ile olan ateşli aşkından kesitler sunacaktı..

Perşembe, Haziran 10, 2010

Hasta mısın nesin?

Oturma odasının zemini evimizin çürük karılarının hastalıklarını sergileme, geliştirme ve yaşatma alanı oldu. Annem bacağındaki varis çorabını çıkarmış ingiltere metro haritasına benzeyen yeşil damarlarını gösteriyor "bak şu damar geçen ay dantel ipi gibiydi bu ay nako yünü gibi kalınlaştı"
Tuhafiyelerde takılmaktan hayata getirdiği yorumlar iğne, iplik, çengelli iğne, patik eksenli. Kılıçdaroğlu ile ilgili ne düşünüyosun anne desek "etamin iğnesi gibi güccücük ama kasnağa gerili patiska gibi de sesi çıkıyo anam" der.

Hemen annemin bitişiğinde ablam yengemin gözüne damla damlatıyor o bitince yengem ablamın kulağına damla damlatıyor. Bu damla sulamayı günde kaç kere tekrar ediyorlar. Küçük ablam ise kelaynak eşiyle muhalefet oldu olalı üzüntüden meme kanseri olduğuna inanıyor. Etrafta sütçü mü var? tüpçü mü var? memesi ufak kıskanç insanlar mı var!!! aldırmadan zımbırtılarını fora edip "aha bak anne akşamki yumru gene elime geldi tam şurda elle bak" Bu evde sağlıklı insana köle ısaura muamelesi yapılıyo; perde taktırılıyor, tuvalet ciflettiriliyo, tarlaya tapana yollanıyo diye kimse bugüne kadar "turp gibiyim maşallah pu pu pu" deme cesaretini göstermedi ee benim başım kel mi? derhal araziye uydum annemin önüne iki seksen uzanıp "annee kasıklarımı ovalasana bende kasık kanseriyim kesin kes gidiciyimdir valla bence yani"

Biz böyle yerdeki dinarsu halıyı "dinarsu revir" yapmışken pala bıyık kapıyı açıp bizi birer birer süzdü, bu arada ağzında tükürük biriktirme benzeri yuvarlamalar yaptı, bilmeyen kocaman bir balgamı puhağğğşş diye üstümüze fırlatacak sanır ama aslında cümlesini biriktiriyor bir araya getiriyor. Ama zaten cümleleri balgamdan aşaa kalır mı? kalmaz.
-şınlara bak şınlara püüüü sizi garı diye koynuna sokanın ecdadına bip, yidiiniz ekmek aş zehir zıkkım olsun biip, gene başıma galdınız karaalesiceler bi siktirolup gidemediniz bipinize bip. illerin gızları eyşan oldu, behlül aman neydi o nihal oldu, illerin gızları songül karlı oldu siz hah böyle oturun işte! uğunun uğunun açın açın göstertin (yeni nesil hiç bir sanatçının gerçek adını bilmiyor bir tek su gibi proğramını sunan songül karlı'ya yanık olduğundan onu her boka örnek veriyor) anaları neyki gızları ne olsun vay yavrum vayyy!!! yemekte ne var acıktım?

Hakkı var afilli sövüyor herif, o olmasaydı hepimiz hatemiler gibi nazenin insanlar olacaktık sayesinde en ufak bir vakada tüm mahalleye hırlayan saygın it sürüleri olduk. İnsanlar bize saygılarından bizim sokaktan geçmektense kırşehir üzerinden evlerine gidiyorlar, apatmanda oturanların hepsi baleye başladı ayak parmaklarının üstünde sessizce yürüyebilmek için, televizyonu bırak bulaşık makinesini, çamaşır makinesini bile kulaklık takarak çalıştırıyorlar, asansör bizim katta sabit duruyor kaç yıl olmuştur ne yukarı nede aşağı çeken olmadı, çocuklar bayram şekeri için zile basacak olsunlar şekeri poşetiyle beyinlerine beyinlerine indiriyoruz. işte böyle böyle saygıyı öğrenecek sıpalar.

Kasık ağrılarım ilgi görmek, anne dizine uzanıp saç okşatmak için değildi ha! Tamam birazda olsa bunlarıda ister şu deli göğül ama hakkaten hastayım la. Bak hatta şu anda elimdeki tahlil sonuçlarımdan sesleniyorum, diyorki "kitinopik steroliz florasyonların vaginilatitanik kolorosındaki prepozisyonu" hay babayın tekkesine tükürüyüm!
Sonuç elime geçince dur doktora götürmeden gogıla sorayım dedim az kalsın kendimi boğaz köprüsünden atıyordum ama o köprüden bi tek istanbul'da varmış naçar ankara'ya boğaz köprüsü yapılmasını bekleyeceğim, olsaydı bilirsin yapardım lütfen öyle inanmaz inanmaz bakma!
Gogılın bir körpeciğin, bir masımın ölümüne neden olabilecek acımasız sonuçları:
-kolera olmuşun papaz efendi seni kutsamazsa gebereceksin!
-hamilesin bebeğin zinci ve yirmiz
-kediyle sevişmişin köpeğin olacak
-cüzzamsın acil yakılman lazım
-yok bişeyin bea dinin imanın abartı
-bunu mu demek istediniz?--> kripton gezegeninde vajina ne arar?
Kafam çok karıştığı için kalktım aile doktorumuza gittim (yalan, aile doktorumuzu geçen yıl para istedi diye babam vurdu annem pişirdi biz yedik )Doktor sonuçlara baktı mı bakmadı mı "ha hı heee hııı hımm hömm yeaaa" dedi hemen ilaçları yazdı. İçime giren bir virüsün tozu dumana kattığını onun için üzülmememi keyfinin yerinde olduğunu asıl kendim için üzülmemi söyledi. Mikrobun adını haydar koyduk, akşam hoca gelsin adını kulağına okuyacağız. Eğer abartıp içimde evlenip çel çocuğa karışmaya kalkışırsa kendimi nod:32 ye tarattıracağım.

Çarşamba, Haziran 02, 2010

"Anonim" kelimesinden tiskiniyorum!

Anonim yazmak, kimliğinle yazmak, anonim yazmak, kimliğinle yazmak, hıdır idin, yusuf idin, hıdır idin, yusuf idin vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı....

122. anasının koyduğu adla gururla yazanlar ve anonim kimliklerin arkasında her boka bulaşanlar münakaşaları geçtiğimiz günlerde herhangi bir yerde yaşandı ve bitti saygısızca. Kazanan yok, kaybeden yok, zayiat yok, adı ile yazanların tam olarak ne demek istediğini anlayan yok, yok baba yok..tırtlık içinde tırtlık..İnternete girince bu "oha anonim" tepkisini sadece biz mi veriyoruz yoksa ecnebilerde bu kimlikliler anonimleri döver tartışmalarını gevişliyorlar mı? Bence hatta kesinlikle bence bu yine bize has bir özellik. Gidişatını beğenmediği siteleri yasaklayan bir millet elinden gelse internete girişi vizeli, pasaportlu, ilmuhaberli, parnak imzalı, sperm örnekli hale getirecek yeteneklerle donatılmıştır. Eğer interneti biz bulsaydık yandıydı gülüm keten helvamız!

Kafama takılan sorular oluyor örneğin ben siminya adı ile yazmasamda izzet yıldızhan veya belinda karlays yada minür nurettin selçuk ve fekat henıbıl lektır diye yazsam daha güvenilir biri mi olacaktım? Kimlikli abiler yazılarımı okurken "lan lan lan lan güvenmekten geberiyom lan lan üzerime doğru bi güven geliyo lan" diye bir heyecana bir coşkuya mı kapılacaktı? Tc kimlik numaramı yazılarımın altına imza diye eklesem daha çok riğdırım olur mu? İç çamaşırı çekmecemi halka açsam viktorya sikrıt'a manken olur muyum? Babam böyle pasta yapamamayı nerden öğrendi? Bunların cevabının tez zamanda "adı sanı" olan biri tarafından danışmaya getirilmesi rica olunur.

Adıyla soyadıyla yazanların 3 köpürüş maddesi var, başkada yok he.
-ama o anonim kimliğiyle herkese küfrediyoo (adıyla her türlü şerefsizliği yapanlar ciciii ciciii)
-anonim olmasının nedeni çok çirkin olması, güzel olsa telefonunu verirdi benimle kahve içerdi -nerden bilcez erkek mi, dişi mi? ha nerden? ya biz blog yazan kızın hayalini kuruyorsak? böyle yaparak bize kıllı bi erkeğin hayalini kurdurmuş oluyo böylece ibne olmuş oluyoz, olmuyo

Anonim kimlik kullananlar keyfimce küfredeyim, gerçekte değiştiremiyom bari nette cinsiyetimi değiştireyim, ayh çok çirkinim gidip nette güzel olayım diye "kedigibiyim, dallarkirazhavasıcak, gizemligüzel" isimlerini almıyo ki ah benim nüfus kaadı kıçında yapışık gezen kardeşim! Aynı senin akrabalarının da yaptığı gibi tüm akrabalar reelde ne yapsan kınıyor; sus ayıp, sen konuşma daha küçüksün, öyle deme baban kızar, bacak bacak üstüne atma, büyüklerinin yanında sakız çiğneme diye diye insanı kocaman bir yalan haline getiriyorlar oda gidip internette gerçek olmaya çalışıyor, yakınlarının değil yabancıların vurmasına razı oluyor. Bütün mesele billahi tillahi bu kadar basit. Altında çapanoğlu aranacak kadar gizemli bir olay değil, üstünde konuşulmaya değmeyecek kadar püfüdük bi mesele. Hatta konuyu bu kadar yazdığıma bile değmez ama dur bir yere bağlıycam..onun için debeleniyom bi saattir bi anlayın insan halinden ya!

......................

İş bu anonim başıyla blog yazanların başında gelen Pucca'yı bilmiyorum duymayan kalmış mıdır? Kaldıysa onları da danışmaya getirin, danışmanın camları sildirecem.
Pucca 3 yıl önce blog yazmaya başlamış, ben o'nu 2 yıl önce bloxoo sitesinde götünden kelebekler fırlayan hello kiti gibi dolanıp herkese "selammm ben siminya, bu blogum buda sevgi pıtırcığım öyle şirinimki ehe" diye zıplar iken tanıdım. O vakitler saftık, içimizdeki götüboklu çocuk hayvan gibi büyümemişti, sen daha o zamanlar yoktun babanla da orada tanıştık bak buda nikah şekerimiz...
Pucca'nın blogunu; okuduğu yazıda resmiyet, övgü, şişiklik, yunmuş yıkanmışlık aramayan herkes gibi çok beğendim oda beni beğendi ama tercihlerimiz karşı cinsten yanaydı, sustuk...Sonra günler günleri, aylar ayları, yıllarda yılları yıllardır kovaladıkları gibi kovaladılar bu güne geldik. Pucca hayalindeki turnayı gözünden öyle bi vuruş vurduki kaleminin sesini duymayanı yine danışmaya getirin, yerleri sildirecem. 3 yıldır blogunda yazdıklarının üstüne bide 1 yıl uğraşarak bir kitap yazdı hayırlısıyla yarın tüm seçkin bakkallar (bizim niyazi bakkalda bile) kuruyemişciler ve çeyiz mağazalarında satışa sunulacak.

Beni en çok şaşırtan pucca'nın kitap yazması değil, pucca'nın kitap yazma süreci oldu. Yazarları kafamda bir sahneye oturturken şöyle bir set kurarım.
* Loş, havasız bir oda. Atmosferde jan antonyo bahtıgaraue den "la bohemia ne ayagsıan" çalıyor, kenarları fareler tarafından dişlenmiş yığılı kitaplar arasında devrik viski şişeleri, kornişte düğmeleri kopmuş sarımsı perdeler niyeyse ara ara yanmış, dağınık paççoz bir yatak.. ortasında kirli bir don göze çarpıyor, kaçışan iri kıyım hamam böcekleri, artan yemekleri kitabın başından kalkıp mutfağa kim götürecek hayvan yesin diye beslenen en az oda kadar pasaklı evcil bir hayvan.Tam merkezde ise saçı sakalı bir birine karışmış halde kitabıyla cebelleşen, gözleri kan çanağı, belki kafası bitli pireli, sosyal hayattan ve insanlardan nefret eden, arkadaşlarına kapıyı göstermiş, internete zamanı olmayan, asosyal, acayip tipli bir insan yazarı, yazar insanı.

Senaryoya göre böyle olması gerekirken pucca hem blog yazmaya devam etti, hem internette takipçileriyle iletişimini koparmadı, hem işe gitti, hem işsiz kaldı, hem ev taşıdı, olimpiyatlarda güreş madalyası kazandı, şehirlerarası özniğdeliler otobüsünde kaptan şöförlük yaptı bi ara aya bile gitti. Şu reklamdaki kız çocuğu var ya benim annem hem aşçı, hem işçi, hem dişçi diye giden on gibi, forrest gump gibi bişeyler oldu orada. Nitekim yazmayı anlatmayı seven biri için olabileceklerin en güzelini kazandı, kendi mis kokulu kitabını. Bir açıdan da anonimlerin adlısanlılar karşısındaki ilk zaferine imza attı. Belkide adı sanı apaçık arkadaşların apandisitlerinin patlaması bundan kaynaklandı. "Ben o kadar adımı verdim, dayım defterdar, babam ekipler amiri ama bir kitabım bile yohh anlıyomoson" ağlaması bunlar.Satardı satmazdı okunurdu okunmazdı tartışması o kadar gereksiz ki. Amaç para olsaydı pucca blogundan toplardı parsayı. Kapitalis kafası bunlar amerikan mallarını boykut edip bloguna amerikan bayraklı reklam koyan erkek bloglarına yaraşır cümleler. (hoş hangimiz bi ucumuzdan kapitalist değiliz bilmem) Kitabını yarın almayı teoride hesaplamıştım ama pratikte o işler öyle olmuyo. En son bir liram vardı onunla da karşı caddeye yeni bir dondurmacı açıldı oradan karışık dondurma almak istedim ama çocuk bir iki muhabbetten sonra dondurmayı bana bedava verdi 1 liralık servetim bana kaldı, param olunca alıcam yeter vurmayın!

kitapla ilgili herşeyi blogundan okuyabilirsin

Dibe gelirken: Pucca'nın bu başarısının günahını bana yüklemeye çalışanlarda türedi bu arada. Rastgele bir yazımı seçip "hahah göt oldun hahah kıskanıyokii kıskanıyokiii" yazıp kaçıyorlar. yo yo yo sandığınız gibi değil açıklayabilirim izah edebilirim..: aslında titanik'te oynama teklifi ilk önce bana geldi ama ben senaryoyu beğenmedim "amann kim uğraşacak bir yıl world aç, yaz çız, kamburun çıksın, kaydet, kapa.. pucca uğraşsın nihohoho" diyerek pucca'ya yükledim angaryayı :şf) İşte o buz dağının görünmeyen kısımları bunlar, en az tarihin arka odaları kadar pelin batu. Konuyu bir şekilde bana bağlayacaklar ne hikmetse? hayırlısı, kısmet, hayat komple garip zaten. Aşağıya bu yorumlardan bir örnek koyayım. Blogların kadrolu bok atıcısı hand solo buyurur ki:


SSAY = Salaklıklara Sünepeliklere Adımı Yazabilirsiniz

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...