Yine bir şehrin, bir internet kafesinde Dj bahtiyar, DJ hamido, Dj nazmi adında rep'imsi bişeyler geveleyen adamların akımına kapılmış emoların arasından yazıyorum. Bu sefer İstanbul Kağıthane'deyim.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum belki iki ay belkide daha fazla zamandır tanımadığım insanlarla yaylalara çıkıp çadırlarda koyun koyuna yattım. Onlarca köy ve kasabayı turneye çıkmış sirk kafilesindeki beyaz popolu hint maymunu gibi dolaştım, türlü gösteriler sergiledim, halayda başı çektim, günün sayısız vakti kostak oynayıp bir baraj gölünde boğulmaktan kurtuldum. Nihayet macera bitti...sayılır.
Dayım Kayseri'de bir çiftlik evi satın aldı. Son bıraktığımda at, inek, eşek, köpek topluyordu. Akşamları balkonda oturup "ali dayının bir çiftliği var çiftliğinde horozlorı var" şarkısını söyledik, şarkıyı söyleye söyleye bulduk bir çiftliğe hangi hayvanlar istiflenirmiş. İnşallah kendini şarkıya fazla kaptırıp çiftliği domuzla doldurmaz, çünkü hala kendini Almanya'da sanıyor.
Geçen gece yine, kahretsin ki yine bir düğüne gittim, insanlar ne çok evleniyor uçkuru düğümlenesiceler! Günde 20 tane düğün-20 gerdek gecesi-20 bebek-20 evlenecek insan daha.. eyvah eyvah!!
Düğünde bir kadın vardı; çingeneler gibi dallı güllü giyinmişti, sanki seksi gibiydi ama itici bir seksapeli vardı, kaşıyla gözüyle yaylanın tüm erkeklerini koynuna davet ediyordu gözüm hiç tutmadı, tutmadığı içinde gecenin sonuna kadar onunla muhabbet ettim.
"İstanbul Mahmutpaşa'da 4 katlı bir dükkanım var, geldiğinde ara beni gelir seni terminalden alırım takıl ablana" dedi göz kırptı.
Telefonlarımızı aldık ama bu matild manukyan'ın çingene pembesi tonu kadını aramaya hiç niyetim yoktu, işte öylesine oldu silerim bir ara.
Bir kaç gün sonra dayıma artık beni azad etmesini söyledim Ankara'ya bilet alacaktı "birazda ablama gideyim biletimi İstanbul'a al dayıcım" diyerek ikna etttim.
Geçen hafta çıktım yola kafamda bin türlü plan; şöylemi yapsam, böylemi etsem, onu naapsam, bunu neetsem, yok yok etmeyim etmeyim. Sık sık otobüsten inmeyi düşündüm Sakarya'da indim, geri bindim, indi bindi yaptım.
Ablam beni Merter'den alacaktı ikide bir arayıp;
- nerdesin geldin mi, az mı kaldı, çok mu oldu?! telefonu kapattım. Birazda onun bu korumacı soruları cesaretimi artırdı. İstanbul Okmeydanı'na gelince "tamam" dedim burası son durak. Otobüs gitti kaldım ortada, kendimle kavga ediyorum:
"kız koş koş otobüsü takip et, ahada gitti gitti! allahın aptalı bak şimdi ne yaptın nereye gideceksin? çocuk oyuncağımı lan bu işler? az sonra çişin gelse işeyecek yer bile bulamassın sen! aklına işe bari aklınaaaa!!"
Ayağımda kenarı yırtık babetler, elimde yayla kokan elbiselerle dolu ama üzerinde denizbank yazan bir çanta. Ani bir korkuya kapıldım, kalbimi yıllardır ilk defa böylesine çarptıran bir duygu yaşıyordum, hoşuma gitmedi değil kah aşk böyle çarptırır, kah banki camping ama çarpıntı aynı çarpıntı böyle depreme benziyor. Sezercik pozisyonunu aldım bir yere çömdüm, etrafa tıpkı aynen onun gibi baktım "cesaret cesaret korkacak bişey yok heryer aynı, bak kuyuyazı caddesi gibi buralar" ne kadar salağım! korkulacak şey sayısında İstanbul'dan ötesi var mı!
Kimi arayacağımı düşündüm. Aklıma düğünde tanıştığım şu seksi çingene kadın geldi sonra geri gitti, kendiliğinden gitmedi ben zorla götürdüm. Sonra pazarcı arkadaşım, kardeşim, kadim dostum Hakan'ı hatırladım. Çocukluk arkadaşım Hakan bu yaz evlenip Ankara pazarlarından İstanbul pazarlarına terfi etti Kağıthane'de ev tuttum demişti. Telefonu açtım ablamın arama mesajları geldi, hiç ırgalamadı.
Sonra düşünüp, taşınıp birazda açık kapı aradığımdan ablamla konuştum. "Aklım şu aralar başımda değil kafama göre şeyler yapacağım, beni bir rahat, bir serbest bırakın allahınızı seviyorsanız bıkkınım abla ya bıkkın! sen beni anlarsın, cesaretin olsa sende bırakıp gidersin yalan mı?? Şimdilik bizimkilere sende olduğumu söylersin yada sen bilirsin, işine ne geliyorsa onu söyle arama bi müddet" dedim, evet dedim. Ablam şok oldu tabii, kafamda bana normal gelen şeyler söze dökülünce karşımdakilere anormal geliyor, niyeyse?!
Hakan geldi beni Kağıthane'de ki evine getirdi. Eşi beni görünce kocası kuma getirdi sandı, söylemedi ama yüz ifadesi öyleydi. Sonra ben ikisine durumu anlayabilecekleri nisbette anlattım, anladılar sanırım yada anlamış gibi yapıyorlar herneyse neyse ne. İşte bir haftadır onlarda kalıyorum çok kötü bir evde yaşıyorlar fakirler fukaralar birde ben geldim hah şimdi sefillleri çekebiliriz. Hakan pazara gidiyor, eşi kurdele nakışı işliyor, komşular gelip gidiyor benim kim olduğumu araştırıyor. Ben burada ne yapıyorum ki? iki yeni evli benim yüzümden artık sesli ve gürültülü sevişemiyorlar en çok buna üzülüyorum valla. Yukardan E5 karayolu geçiyor İstanbul'un meşhur "e beşe çıkmak" deyimi aklıma geliyor bazen.
Sürem doluyor bundan sonraki yazımı Bingöl'de ki bir kafeden "şemmamme" dinleyen kara yağız oğlanların arasından yazarım artık. Ailemden haber alıyorum, beni ablamda sanıyorlar. Ama olurda bir televizyon proğramında "yavrummm kimbilir nirelerde perperişan hallerdesin, vıy anam vıy ben nere gideyim" diye ağlayan bir kadın ve onun sol yanına oturmuş habire kadının gözüne yumruk indirip "mına goduumun garısı senden olan gızların hepisi anca böyle mudara olur" diyen pos bıyık kara bir herif görürsen bilki onlar benimkiler, sakın haber verme!
Salı, Ağustos 25, 2009
Pazartesi, Ağustos 10, 2009
istesem o dakka blog yazmayı bırakırım !
diye az dayılanmazdım ama işin aslı öyle değilmiş. Blog yazmadığım daha doğrusu yazamadığım günlerde gece gündüz sayfa sayfa blog yazmaya devam ettim, beynimin A4 lerine. Ama sabah kalktığımda elde ne yazı vardı ne bişey, kaldım öyle öğsüzler gibi. Bu işi bırakmak her dayının harcı değil güzelim, bırakılmıyor, bırakılamıyor. Kafelerde yasaklansa kapının önüne iskemle atar orada tüttürürüz bloğu valla.
Şu anda bırak kadınları dişi sandalyenin bile giremediği bir internet kafede, ensemde kantır oynayan erkeklerin arasındayım. Arada banada ateş ediyor "fire in the hole" diye bağırıyor bu ismail yk klanı osuruk ahalisi.(umarım bu yana bakmıyordur az önce yanımdaki osurdu haliyle tüm kafe cemaatini osuruklu olarak damgalamama o sebebtir. bir laf var "bir tırkı dana bir nahırı boklar" diye o hesap)
Nerede olduğuma gelince; şehir sembolü "turp" olan bir kasabadayım (deminki osuruk hadisesini yeterince açıklayan bir sebze) Burada senede bir kere turp festivali düzenleniyor "turup gibiyim turup" yarışmasında kasabanın güzeli falan seçiliyor. Yedikleri turpların gazını da boşa israf etmemişler bir takım tesisler kurmuşlar; kaplıca, değirmen, şeker fabrikası gibi tesislerin enerjisini bizzat turp yiyenlerden temin ediyorlar, geğirmek ve bilimum gaz salgısı hiç bu kadar ülke ekonomisine fayda sağlamamıştı.
Aman be ne anlatıyorum ben ? şimdi konu niye turp? bu mu yani bir aydır blog yazmama nedenim? turp mu??? Değil yav değil işte beni bilirsin bi çene bi çene, açıldımıydı parkta oturan neneler gibi; kuyruğuna kurt düşen koyunlar kurtlardan nasıl kurtarılıra kadar giderim.
(internet cafedeki son 20 dakikam)
Almanya'dan kesin dönüş yapan dayım ve "bu köy niçin köy gibi kokuyor şahin!??" diyerek bana kendinden eğlencelik malzemeler veren karısıyla medeniyet denen tek dişi kalmış canavarın hiç uğramadığı orta anadolu'da şamatalı bir gezi halindeyim. (sosyete neden tibet'e gider ki? işte türkiye'nin tibet'i buralar, çok vakte kalmaz buda'ya ulaşmazsanız biraz sonra aşağıdaki satırda adı geçecek armut ağacında yorum onaylamak nasip olmasın)
Yani evimizde değilim, internetim yok, cep telefonum sadece yosma teyzenin (adı yosma olan bir teyzeye şaşırma burada adı hafiye, eşe ve köşe olan başka teyzelerde var) armut ağacının 3. dalında çekiyor. Kaç insan armut ağacının tepesinde blog yorumu onaylarsa ben o kadar insanım, ben o kadar armutum ama bu sene armutlar hiç iyi değil. Hazır küçük emrah dramına düşmüşken aklıma geldi, sahi paramda yok benim! Köy köy dolaşıp eşek ölüsü arıyorum ki nalını mıhını sökerde pazarda satarım diye. Te o kadar eşeğim!
Daha anlatacak yazacak çok şey var, buraya anlatmasam bile sabaha kadar pireli itler gibi debelene debelene duvarlara anlatıyorum zaten. Şimdi gideyim kafedeki tek güzel şey olan hatta bir aydır gördüğüm en güzel şey olan kasadaki çocuk "bitti bitiyor" bakışı atıyor, ee hadi siminya' da gitti gidiyor zaten...
Perşembe, Temmuz 02, 2009
Fakenizi fakeyim!
Küccük onur siminya kederlere düçar olur (düçar 5 aydır kullanayım diye beklettiğim janjanlı kelime, kaldı 34 kullanılmamış kelimem daha) alır dümbeleğini eline dümbürdetir.
Benim doğum günüm yok, bizimkiler beni kola kutusunda bulmuşlar. Babam adı "zencefil" olsun demiş annemin zencefile alerjisi olduğu için kabul etmemiş. Ablam "jale" olsun demiş babam ablamı eşek hoşaftan anlayana kadar dövmüş. Jale babamın ve gave ahalisinin en sevdiği türk porno yıldızının adıymış. Annem anamın adı olsun demiş anneanemin adı "hatun ana"ymış. Aylarca, melül bakışlı el kadar sabiye hatun ana demişler. Hiç hatun analar altına sidikleyip, omuzlara kusar mı? Benim bildiğim hatun analar savaşlara cephane taşır, elinde orak, sırtında sıpa erkeğine "bre koç yiğidim" der durur. Nihayet babamın avcı arkadaşlarından biri beşikteki hatun anayı fazla iddialı bulup adımı değiştirmiş "bıldırcın gibi kız maşallah adı bıldırsu olsun" demiş, türkiye'nin ilk tiky adı bana konmuş. İnanmayan mamak nüfus idaresinden öğrenebilir.
İnanmadın değil mi? tamam o halde buna inan.
Laleli'de yaşayan bir travestiyim. Adım önceden hüseyin'di şimdi damla. Geçen gece leğen kemiğimin 2 cm sağından bıçaklandım arkadaşım şahin beni bir kaç esnaf'ın yardımıyla acile yetiştirdi saolsun. Acildekiler artık bizi eskisi gibi yadırgamıyorlar, nüfusumuz çoğaldı hatta internet sitemiz, derneğimiz buluştuğumuz cafelerimiz var, daha iyi günlerimiz olacak, bizden başbakan bile çıkacak. Annem geçen yıl reflü asidinin ses tellerini yakması sonucu konuşma yeteneğini kaybetti. Üzülmüyorum çünkü konuşabilirken hep bana bağırıp, beddua ediyordu. Babam zaten yok, neden olmadığını anlatmak istemiyorum, benim için özel...
Buna benzer işkembe-i büşra'dan kırk tane "hayatım roman" hikayesi sıkar, sanalın sonsuz yalan kaldırma potansiyelinde kulaçlar atabilirim. Kendimi birilerine kanıtlamak için sertap erener'in mümtaz bir soysal site olan fefe'de yaptığı gibi, dakka başı fotolarımı yollamama gerek yok, çünkü ben sertap erener değilim, dimi? Ben nickgiller familyasının 1 milyarıncı üyesiyim, anonymousum. Seviyorum; reklamcı ağzıyla "viral" netin klişe ağzıyla "fake" kabul edilmeyi.
Ne iştir anlamadım sanalın evlatları; sanalda, sanal olanlara takmışlar kafayı. Akşama kadar o sanal benim, bu sanal senin dolaşıp sanal biriyle karşılaşınsa "sen sanalsın ben değil" diye bir garip iddialaşmaya düşmüşler. Bu sayın işkilciklilerle aynı ortamda bulunma inatçılığı gösteren biz nickgilcikler, tahmin edileceği gibi daha ağzımızı açmadan mağlupuz. Niye olmayalım? ad soyad onlarda, sıtarbıkta "frappiççuno" yudumlarken 32 diş tekmili birden galeyana gelmiş pozlar onlarda. Bebeğimmm sana aldığım kolyeyi takmamışannnn muhabbetiyle "nahada bak o kadar gerçeğizki somut delillerle konuşuyoruz boru falan değiliz" göndermesi onlarda. Görenleri var, duyanları var, dokunanları var hatta koklayanları.
Bizim gibi sahte profillerle, sahte isimlerle, sahte diplomalarla çıkmamışlar görücüye. Nereye gitsek nah diye çarpıyorlar yüzümüze civilerini, linkedinlerini, kariyerlerini, iş yerinde beni satın alacak leptoplarıyla çektirdikleri sırıtkan fotograflarını. O kadar gerçek ve mutlular ki oturdukları sandalyeler, önlerindeki dosyalar, kalem kutuları bile uzatsan elini dokunacakmışsın hissi veriyor, çok hislendim bak, ağlıycam bu sahicilik karşısında.
Bak siminya sana söylüyorum siminya sen anla! Millet reeli bırakıp internetin gerçeği olmuş sen daha sanal gerçekliğinin geyiğini çeviriyorsun. Burda salak salak tripler, cılk cılk evhamlar, kokuşmuş endişeler sergiliyor "ay gizemli olayım, kırk yıl uğraşılsam bile çözülemeyim heyhat! kimse bana ulaşamasın bak perihan mağden'e ulaşılamıyomuş banada ulaşılamasın, hii nete fotoğraf düşmesin arada düşer gibi olsun korkmuş gibi yapayım. ailem beni önce kızılırmak'a boğar, yuvarlar, sonra oltayla avlar, kılçığımdan kravat iğnesi yapıp, artıklarımı çiçek gübresi olarak kullanır valla yaparmılarmı yaparlar" diye ahmak ahmak yazılar yazıyorsun. Düşündümde galiba sana iyi ediyorlar. Bu zenci ağzıyla "kahrolası beyazlar" edebiyatıyla en fazla 3 yıl daha sebeplenirsin, söylemiştim ceza şarkılarını fazla kaçırdın.
Belki gidip sıtarbıkta "gerçektende gerçekim" fotoğrafları çektirmeliyim? Her diploması alnına yapışık, tavangöt elitin orada paççinolu, puççinolu bir içeceği yudumlarken fotosu var, benimde olsun. Geçen bi özsüt'e gittim o sayılır mı acaba? Adı türkçe olunca bilirim fazla süksesi yoktur, üstelik öz kahramanoğulları, öz bakliyat ticaret, öz bursalı kardeşler diye diye yıllardır soğuttular bizi öz'ümüzden. Belki menüsü türkçe değildir, inşallah değildir diye umutla baktım. Eh arza göre yapmış adamlar bir dolu yabancı isimli tatlı. Ama gözüme ürkütücü ürkütücülükte bir türkçe isim çarptı "kazandibi" !! İşte o an soğudum özsüt'ten. İnsan şunu italyancaya çevirir ( translate çevirdi: kazandibi=vincere inferiore della) mammamia!
Neyse ya sedata geleyim diyorum, ne kadar sahici olduğunu ispatlamak için kıçını yırtma, senin gerçekliğinle hiç ilgilenmiyorum. Kelimelerimden fallar tutup "bunları yazan bir kadın olamaz bu erkek" medyumluğuna memişliğine hacet yok. Aha burada sapına kadar fake siminya. Sen gerçek ol, ben yalan. Çok ırgalamıyor beni yalanlar, gerçeklerin bu kadar yalan olduğu hayatta. Eğer ıspatlar arıyorsan hadi benim kola kutusundan çıkmadığımı ispatla, yapabilir misin?
Benim doğum günüm yok, bizimkiler beni kola kutusunda bulmuşlar. Babam adı "zencefil" olsun demiş annemin zencefile alerjisi olduğu için kabul etmemiş. Ablam "jale" olsun demiş babam ablamı eşek hoşaftan anlayana kadar dövmüş. Jale babamın ve gave ahalisinin en sevdiği türk porno yıldızının adıymış. Annem anamın adı olsun demiş anneanemin adı "hatun ana"ymış. Aylarca, melül bakışlı el kadar sabiye hatun ana demişler. Hiç hatun analar altına sidikleyip, omuzlara kusar mı? Benim bildiğim hatun analar savaşlara cephane taşır, elinde orak, sırtında sıpa erkeğine "bre koç yiğidim" der durur. Nihayet babamın avcı arkadaşlarından biri beşikteki hatun anayı fazla iddialı bulup adımı değiştirmiş "bıldırcın gibi kız maşallah adı bıldırsu olsun" demiş, türkiye'nin ilk tiky adı bana konmuş. İnanmayan mamak nüfus idaresinden öğrenebilir.
İnanmadın değil mi? tamam o halde buna inan.
Laleli'de yaşayan bir travestiyim. Adım önceden hüseyin'di şimdi damla. Geçen gece leğen kemiğimin 2 cm sağından bıçaklandım arkadaşım şahin beni bir kaç esnaf'ın yardımıyla acile yetiştirdi saolsun. Acildekiler artık bizi eskisi gibi yadırgamıyorlar, nüfusumuz çoğaldı hatta internet sitemiz, derneğimiz buluştuğumuz cafelerimiz var, daha iyi günlerimiz olacak, bizden başbakan bile çıkacak. Annem geçen yıl reflü asidinin ses tellerini yakması sonucu konuşma yeteneğini kaybetti. Üzülmüyorum çünkü konuşabilirken hep bana bağırıp, beddua ediyordu. Babam zaten yok, neden olmadığını anlatmak istemiyorum, benim için özel...
Buna benzer işkembe-i büşra'dan kırk tane "hayatım roman" hikayesi sıkar, sanalın sonsuz yalan kaldırma potansiyelinde kulaçlar atabilirim. Kendimi birilerine kanıtlamak için sertap erener'in mümtaz bir soysal site olan fefe'de yaptığı gibi, dakka başı fotolarımı yollamama gerek yok, çünkü ben sertap erener değilim, dimi? Ben nickgiller familyasının 1 milyarıncı üyesiyim, anonymousum. Seviyorum; reklamcı ağzıyla "viral" netin klişe ağzıyla "fake" kabul edilmeyi.
Ne iştir anlamadım sanalın evlatları; sanalda, sanal olanlara takmışlar kafayı. Akşama kadar o sanal benim, bu sanal senin dolaşıp sanal biriyle karşılaşınsa "sen sanalsın ben değil" diye bir garip iddialaşmaya düşmüşler. Bu sayın işkilciklilerle aynı ortamda bulunma inatçılığı gösteren biz nickgilcikler, tahmin edileceği gibi daha ağzımızı açmadan mağlupuz. Niye olmayalım? ad soyad onlarda, sıtarbıkta "frappiççuno" yudumlarken 32 diş tekmili birden galeyana gelmiş pozlar onlarda. Bebeğimmm sana aldığım kolyeyi takmamışannnn muhabbetiyle "nahada bak o kadar gerçeğizki somut delillerle konuşuyoruz boru falan değiliz" göndermesi onlarda. Görenleri var, duyanları var, dokunanları var hatta koklayanları.
Bizim gibi sahte profillerle, sahte isimlerle, sahte diplomalarla çıkmamışlar görücüye. Nereye gitsek nah diye çarpıyorlar yüzümüze civilerini, linkedinlerini, kariyerlerini, iş yerinde beni satın alacak leptoplarıyla çektirdikleri sırıtkan fotograflarını. O kadar gerçek ve mutlular ki oturdukları sandalyeler, önlerindeki dosyalar, kalem kutuları bile uzatsan elini dokunacakmışsın hissi veriyor, çok hislendim bak, ağlıycam bu sahicilik karşısında.
Bak siminya sana söylüyorum siminya sen anla! Millet reeli bırakıp internetin gerçeği olmuş sen daha sanal gerçekliğinin geyiğini çeviriyorsun. Burda salak salak tripler, cılk cılk evhamlar, kokuşmuş endişeler sergiliyor "ay gizemli olayım, kırk yıl uğraşılsam bile çözülemeyim heyhat! kimse bana ulaşamasın bak perihan mağden'e ulaşılamıyomuş banada ulaşılamasın, hii nete fotoğraf düşmesin arada düşer gibi olsun korkmuş gibi yapayım. ailem beni önce kızılırmak'a boğar, yuvarlar, sonra oltayla avlar, kılçığımdan kravat iğnesi yapıp, artıklarımı çiçek gübresi olarak kullanır valla yaparmılarmı yaparlar" diye ahmak ahmak yazılar yazıyorsun. Düşündümde galiba sana iyi ediyorlar. Bu zenci ağzıyla "kahrolası beyazlar" edebiyatıyla en fazla 3 yıl daha sebeplenirsin, söylemiştim ceza şarkılarını fazla kaçırdın.
Belki gidip sıtarbıkta "gerçektende gerçekim" fotoğrafları çektirmeliyim? Her diploması alnına yapışık, tavangöt elitin orada paççinolu, puççinolu bir içeceği yudumlarken fotosu var, benimde olsun. Geçen bi özsüt'e gittim o sayılır mı acaba? Adı türkçe olunca bilirim fazla süksesi yoktur, üstelik öz kahramanoğulları, öz bakliyat ticaret, öz bursalı kardeşler diye diye yıllardır soğuttular bizi öz'ümüzden. Belki menüsü türkçe değildir, inşallah değildir diye umutla baktım. Eh arza göre yapmış adamlar bir dolu yabancı isimli tatlı. Ama gözüme ürkütücü ürkütücülükte bir türkçe isim çarptı "kazandibi" !! İşte o an soğudum özsüt'ten. İnsan şunu italyancaya çevirir ( translate çevirdi: kazandibi=vincere inferiore della) mammamia!
Neyse ya sedata geleyim diyorum, ne kadar sahici olduğunu ispatlamak için kıçını yırtma, senin gerçekliğinle hiç ilgilenmiyorum. Kelimelerimden fallar tutup "bunları yazan bir kadın olamaz bu erkek" medyumluğuna memişliğine hacet yok. Aha burada sapına kadar fake siminya. Sen gerçek ol, ben yalan. Çok ırgalamıyor beni yalanlar, gerçeklerin bu kadar yalan olduğu hayatta. Eğer ıspatlar arıyorsan hadi benim kola kutusundan çıkmadığımı ispatla, yapabilir misin?
Çarşamba, Haziran 24, 2009
Blogunu denk al kadın!
Bazen bazı şeyleri 3-5 defa tekrar edip yerini sağlama almak gerekli. Babam sürekli söylendiği halde anlaşılmayan, kafaya işlemeyen cümleler için "akşam bakla sabah bakla allahım sen beni sakla" der. Duymaktan, okumaktan, yazmaktan bıkarsın ama yine söylemen gerekir, yine konuşman gerekir, yine bakla pişirmen gerekir taki bülbüller "dutumu yedim bekliyorum" mesajını atana kadar. Bu yazının ilk bölümü sayılabilecek yazım blog yazarı kızın hazin mücadelesi
Bütün psikopatların fiks cümlesi "beni sizler bu hale getirdiniz" dir. Kurbanını iyi bi keser, biçer, kıyma makinesinden geçirir, nihayet enselenince kirden logar kapağına dönmüş yüzünü kameralara dönüp, burnunu fırtlatır ve üstteki bingo cümleyi kurar.
O işsizken işi olanları, o fasfakirken kızarmış gövel ördek yiyenleri, eski sevgilisine, annesine benzeyenleri kıtır kıtır doğramıştır ama kabahat kurbanındır, yemeselerdi, benzemeselerdi olmayacaktı, tahrik vardı.
Yakında dedektifler tarafından yakalandığım gün bende bu mazarete sığınacağım, provalar tamam. Bol bol kısık bakış ve burun deliği titretme çalıştım, aynaya baktım tam bir manyak gibi görünüyorum.
(bir laf söylersinde, beklersinya birisi sorsada devamını anlatsam diye? baktım kimse sormuyor bende kendime hayali bir muhabir peydahladım o sordu)
Hayali muhabir Bizdenk Açmaz mikrofon uzatır:
- Haydi söyle siminya seni kimler bu hale getirdi?
- Beni bu hale tdk'ya işe alsalar ilk değiştireceğim kelime olan "erkekler" getirdi. Bu kelimeyi yazarken en az bir kabız insanı kadar zorlanıyorum ( err.. yok tekrar.. eriik.. of olmuyor, olduramıyorum.. hadi son bir kez daha.. erkekkkler..oh yazdım) Eğer bir hata yapıpta beni tdk bünyesine alırlarsa bu kelimenin yerine "sallangaçlar, kıllangaçlar, görmemişinşeyi, feodelikseverler" gibi günümüze uygun, imalı bir isimle değiştireceğim.
Ne istediklerini bilmeyen; tutarsız, didaktik, ikiyüzlü bu herifleri nasıl yapsamda yaşadığına pişman etsem? Kaburga kemiklerini söküp kendime şezlong mu yapsam? Yoksa üzerlerinden önce dozer geçirip güneşte kurutsam, kuruyunca delgiyle birer santim aralıklarla delikler delip mutfakta makarna süzgeci olarak mı kullansam? Kanlarını at sütüyle karıştırıp kımız yapsam bim markette "le kımız" diye mi satsam? Bu projeler üzerinde daha fazla kafa yormalıyım.
Kankam bana "sürekli kendini savunma halindesin" diyor. Neydi şu bizim psişik slogan? "beni sizler bu hale getirdiniz" de ondan. Yıllardır ne kadar erkek işi diye ayrılmış erkek işi varsa hepsini kimseye ağız eğmeden yapmak için ne salak hallere düştüm sen biliyor musun? Yeri geldi inşaatlarda çalıştım, yeri geldi şehirlerarası otobüs şöförlüğü yaptım, yeri geldi cenaze namazı kıldırdım desem inanmazsın tabii, demem zaten sadece desem mi diye düşündüm. Ama sıkı gaz verilirse yaparım, bir gazına bakar tek bi gazına.
Yapamazsın sen çekil! bu erkek işi, dendiği zaman "anneni samanlıkta muhtar ve ihtiyar heyetiyle görmüşler" gibi bir mesaj alıyorum, kulağıma eminem şarkıları geliyor
"and get a new plan momma's got a new man,
tell my mother ı love her, kiss baby sister goodbye" Anlamı; anam başka heriflerle samanlıklarda birdirbir oynuyor, bari buralardan gidem tutem ben seni, giderken yinede bacımı ve annemi bi öpeyim hey hey.
Bana "çekil git sen yapaman" diyenin dilini ağzında peynirli dürüm yapıp yemek istiyorum. Beni böyle ayıklamaları, bir köşeye biriktirmeleri kendimi tarlanın ayrık otu gibi hissetmeme neden oluyor, ben ayrık otu değilim! bizzat tarlanın mahsülüyüm anladın mı? anlamadıysan bana ulaş düello için yer düşünelim.
Beni ayrık otu diye temizlemeye çalışıp, bloğumdaki yazılardan tek cümle dahi okumadan oraya buraya koyduğum kız fotograflarından dolayı beni hor görürsen, bende sana sorular sorarım, anlamadığım için, öğrenmek için.
Erkek çifte standardıyla ilgili lafı gediğine iyi bir oturtmuş deran'ın yazısı.
Bütün psikopatların fiks cümlesi "beni sizler bu hale getirdiniz" dir. Kurbanını iyi bi keser, biçer, kıyma makinesinden geçirir, nihayet enselenince kirden logar kapağına dönmüş yüzünü kameralara dönüp, burnunu fırtlatır ve üstteki bingo cümleyi kurar.
O işsizken işi olanları, o fasfakirken kızarmış gövel ördek yiyenleri, eski sevgilisine, annesine benzeyenleri kıtır kıtır doğramıştır ama kabahat kurbanındır, yemeselerdi, benzemeselerdi olmayacaktı, tahrik vardı.
Yakında dedektifler tarafından yakalandığım gün bende bu mazarete sığınacağım, provalar tamam. Bol bol kısık bakış ve burun deliği titretme çalıştım, aynaya baktım tam bir manyak gibi görünüyorum.
(bir laf söylersinde, beklersinya birisi sorsada devamını anlatsam diye? baktım kimse sormuyor bende kendime hayali bir muhabir peydahladım o sordu)
Hayali muhabir Bizdenk Açmaz mikrofon uzatır:
- Haydi söyle siminya seni kimler bu hale getirdi?
- Beni bu hale tdk'ya işe alsalar ilk değiştireceğim kelime olan "erkekler" getirdi. Bu kelimeyi yazarken en az bir kabız insanı kadar zorlanıyorum ( err.. yok tekrar.. eriik.. of olmuyor, olduramıyorum.. hadi son bir kez daha.. erkekkkler..oh yazdım) Eğer bir hata yapıpta beni tdk bünyesine alırlarsa bu kelimenin yerine "sallangaçlar, kıllangaçlar, görmemişinşeyi, feodelikseverler" gibi günümüze uygun, imalı bir isimle değiştireceğim.
Ne istediklerini bilmeyen; tutarsız, didaktik, ikiyüzlü bu herifleri nasıl yapsamda yaşadığına pişman etsem? Kaburga kemiklerini söküp kendime şezlong mu yapsam? Yoksa üzerlerinden önce dozer geçirip güneşte kurutsam, kuruyunca delgiyle birer santim aralıklarla delikler delip mutfakta makarna süzgeci olarak mı kullansam? Kanlarını at sütüyle karıştırıp kımız yapsam bim markette "le kımız" diye mi satsam? Bu projeler üzerinde daha fazla kafa yormalıyım.
Kankam bana "sürekli kendini savunma halindesin" diyor. Neydi şu bizim psişik slogan? "beni sizler bu hale getirdiniz" de ondan. Yıllardır ne kadar erkek işi diye ayrılmış erkek işi varsa hepsini kimseye ağız eğmeden yapmak için ne salak hallere düştüm sen biliyor musun? Yeri geldi inşaatlarda çalıştım, yeri geldi şehirlerarası otobüs şöförlüğü yaptım, yeri geldi cenaze namazı kıldırdım desem inanmazsın tabii, demem zaten sadece desem mi diye düşündüm. Ama sıkı gaz verilirse yaparım, bir gazına bakar tek bi gazına.
Yapamazsın sen çekil! bu erkek işi, dendiği zaman "anneni samanlıkta muhtar ve ihtiyar heyetiyle görmüşler" gibi bir mesaj alıyorum, kulağıma eminem şarkıları geliyor
"and get a new plan momma's got a new man,
tell my mother ı love her, kiss baby sister goodbye" Anlamı; anam başka heriflerle samanlıklarda birdirbir oynuyor, bari buralardan gidem tutem ben seni, giderken yinede bacımı ve annemi bi öpeyim hey hey.
Bana "çekil git sen yapaman" diyenin dilini ağzında peynirli dürüm yapıp yemek istiyorum. Beni böyle ayıklamaları, bir köşeye biriktirmeleri kendimi tarlanın ayrık otu gibi hissetmeme neden oluyor, ben ayrık otu değilim! bizzat tarlanın mahsülüyüm anladın mı? anlamadıysan bana ulaş düello için yer düşünelim.
Beni ayrık otu diye temizlemeye çalışıp, bloğumdaki yazılardan tek cümle dahi okumadan oraya buraya koyduğum kız fotograflarından dolayı beni hor görürsen, bende sana sorular sorarım, anlamadığım için, öğrenmek için.
- Çekici kadın fotografı kullanan kadınları bırakalım şuraya; internete akşama kadar milyarlarca çıplak kadın fotografı postalayan, aramalarda "cıbıldak garı getir" diye arayan, duvarlarına yapıştıran, öpüp bağrına basan erkekleri kaç taneniz yadırgıyor? Yoksa üryan kadın resimlerine bakmak, sevmek, asmak, koklamak normal, üryan kelimelerle blog yazan kadın anormal mi?
- Şu mankenle ah bir yatsaydım, keşke gisele, kate, adriana, angelina hepsiyle birden asansörde fantezi yapsam yazan bir adama; şu işareti ":D" veya şu cümleyi "yürrü koççum yakışırr babaya" normalce yapıştıran biri; bir kadının gerçek zaaflarını, hatalarını, kadınca duygularını yazmasını neden "ergen avı" olarak görür?
- Erkek blogcular gündeme alakalı alakasız ne düşerse, haber sitelerinden önce davranıp google sıralarında üst sıralara çıkmaya çalışmıyor mu? Bilmiyor muyuz seo için denizden babaları çıksa yiyeceklerini? sizinki ne avı?
Erkek çifte standardıyla ilgili lafı gediğine iyi bir oturtmuş deran'ın yazısı.
Cumartesi, Haziran 20, 2009
Seni rezil teşhirci seni !
Kadın güzelliğinin ne ile ölçüldüğünü çok anlamazken tanıdım tülay ablayı. Türk kadınlarının kıymetini bilemediği yusyuvarlak vücut hatlarının hakkını öyle bi güzel verirdi ki. Hatırladığım en çarpıcı elbisesi, siyah üzerine lila çiçekler serpiştirilmiş jarse elbisesiydi.
O basit, pazar malı elbise; toros dağları gibi kıvrımlı, geçit vermez sarp yamaçlı vücudunda şaşalı bir saltanat kurardı. Vücudu yaratılış gereği bi o yana, bi bu yana sallanır görenler kadının kasıtlı kuyruk salladığını (!) namuslu ve masum erkeklerini yoldan çıkarmak için musallat olmuş bir yosma olduğunu düşünür, düşünmekle asla yetinmez ardından yalan yanlış konuşurlardı.
O arkasından konuşulan herşeyden, abasını yakıp kül ettiği erkekler sayesinde haberdar oluyordu eminim. Kahverengi dalga dalga saçlarını "çokta tınsınız" der gibi omuzundan omuzuna attırarak yürür, her güzel kadının şımardıkça diline yapışan "güzelliğimi kıskanıyorlar, bana hayatı zindan ettiler, tanrım ne bedbahtım, kara bahtım kör talihim, ah ah güzellik başa bela" türküsünü tutturmazdı, farklılığının farkındaydı, sessiz ve derindi.
Kadın olduklarını; ancak doğurduklarında ve kocaları tepelerine tünediğinde hisseden bizim familya, tülay abla'ya şöyle adamakıllı bir etiket yapıştırmak için gece gündüz harıl harıl çalıştı, her çekici ve işveli kadına taktıkları çeşitli boy ve ebattaki kulpları ona da taktılar. Tülay abladan, kırk küp kırkınında kulpu kırık küp yaptılar.
Yinede ondan ölesiye korktular. O'nun öyle "küçük dağları ben yarattım yiyosa aksini ıspatlayın" tarzı bir havayla kendilerine doğru geldiğini görünce "şu fışkı bu yana doğru geliyo, dağılın" diye sağa sola kaçıştılar. Tülay abla ile yanyana gelmek demek, bu iki kadın tipi arasındaki 20 farkın ortaya çıkması demekti, bizimkiler mutlak mağluptu.
Tülay abla kendinde olanları hakkında konuşulacaklara rağmen teşhir ediyordu, tıpkı ayşe arman gibi, tıpkı her kadının içinde kesinlikle var olan teşhircilik duygusu gibi. Bak ben de ne harika parçalar var, siz saklayın çuvalların içinde. Sonra o güzellikler buruşup kara kuru eriğe döndüğünde "ah gençliğimde ne güzeldim ama bunu bir tek ben biliyordum " diye hayıflanırsınız, diyordu, öyleydi de. Amcamın ortanca karısı ona bakıp bakıp bacağını sıyırıyor,
-benim bacaklarım daha beyaz, kılsız, mermer gibi bakın bakın kızlar kiminki güzel? diye gıyaben rekabet ediyordu. Kadın; ölene kadar, güzel olduğunun söylenmesini isteyen doyumsuz bir yaratık (ajda pekkan, aysel gürel ve milyonlarcası)
Ben; bana örnek gösterilen helal süt emmiş, pambık şekeri ablaları değil hep onu izledim, onun gibi olmak istedim, hissetmiş midir bilmiyorum. Büyüyüm bende o siyah elbiseden giyineceğim, fokur fokur kaynayıp kırıtacağım, saçımı işte tam öyle attıracağım, yaklaştığım yerde herkes kaçışacak, banada "fışkı" diyecekler, sünepe siminya diye beni iteleyen alacak boyunun ölçüsünü. Annemler yanımda tülay ablayı yerden yere vurdukça, ben tutup idol yaptım kendime, tarifte teşvik vardır, eşek hoşaftan anlamaz, koynunda eşek besleme!
Ve geçen aylarda tülay abla teşhirciliğin bedelini ödedim ben. Teşhir her yiğidin harcı değilmiş, başka türlü bir cesaret şartmış. Üye olmadığım bir halt kalmasın, ölsünn siteler, ölsün siteler diye gidip facebook'a üye oldum. Hiç bir özelliğinden anlamıyorum, tek başına yapayanlız bir başına, mahsun.. (burada acındırayım biraz sonra şey olsun)
Pek çok insanın aklına ilk gelen; ilkokuldaki bitli arkadaşları bulup "nasıl bit patlattık dimi ne şapşaldı o bitler, sinem'de çiş kokardı ehe ehe" sohbetlerinin belini bükmek olurken ben photoshop yordamıyla türlü kılıklara soktuğum, çakma adrianalar, çakma bıritniyler yaptığım, onlara bakıp kendimi bi bok sandığım fotolarımı yükledim. Fotoğraflardan bir kaçı beni utandıracak derecede açık saçıktı, böyle memeler isyanda konseptinde falan (bak hala aklıma geldikçe, utangaç yeni gelinler gibi büzüm büzüm büzülüyorum)
Bunu neden yaptın diye sorma, hatırlamıyorum. Belki teşhir içgüdüsüyle alakası olabilir bunu kesinlikle kadınlara özgü ve yakışır bir duygu olarak görüyorum, orası ayrı.
Kimsenin görmediğini düşünüyordum, hiç arkadaşım yoktu ve ben bir nevi resim stokluyordum. (başka stoklayacak yer kalmamış gibi)
Sonra orada öyle fotoğraflarım olduğunu unutup, sıkılıp hesabımı kapattım, çıktım. Aylar aylar sonra bir kaç arkadaşım beni oradan bulunca girip onayladım. Flash flash! kabul ettiğim kişi ve onların arkadaşları benim albümlerimi görebiliyormuş! domur domur emcekleri mintanını.. bilmem ne zıkkımını!! Panik içinde ve kafamdan altyazılar geçirerek resimleri silmeye başladım "allahım inşallah kabul ettiklerim bu fotoları görmemiştir, allahımm ne olur onların arkadaşlarıda görmemiş olsun, inşallah onların arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşları görmüyordur, ötekilerin arkadaşlarından biri kardeşim olabilir mi? eyvah abim?"Titreye titreye mausu yapabileceğinden çok işleme zorladım, saniyede 10 delete yapabilecek bir hızla ilerleyen maus dakikada kaç delete yapar? Hem fotoları, hem arkadaşlarımı, hemde hesabımı silip bir pancar kırmızılığında facebook'tan kaçtım. Bu bana sağlam bir ders oldu sen kiim, tülay abla gibi elalemi tınlamamak kim?
Etiketler:
cem karaca,
dalgalı saç,
facebook,
güzellik,
kırk küp kulpu kırık olsada küptür,
toros dağları,
tülay abla teşhirciliği,
türk kadını asya güzeli,
yuvarlak hatlar
Perşembe, Haziran 18, 2009
poponu çimtikle
bir garip bişey oldu bana şu an, yeni bir duygu keşfediyorum sanırım evet canlı canlı duygu keşfi yapmak üzereyim.
gurura benziyor ama tam değil böyle manavgat şelalesini bronşlarıma koymuşlarda turizme kapamışlar gibi bir his, sanki mangal yapmışlarda beni çağırmamışlarmış gibi, yav nasıl desem ımmm nım nım nım dikkatli hissedince diplerden burhan çaçan'ın kulak cırmalayan sesi duyuluyor "tarama yar tarama hele hele yar tarama digel gel" anlatamıyorum, epeyce yaklaştım ama elimden kurtuldu demekki yağlı bi duygu, vıcık vıcık
dahi anlamındaki de ayrı yazılırr şiminya!!! zıbornik gafalı şiminya! eşşoleşşeğin sıpası zümünya! ki mı mi de da do dodi dodi dodii dodii ambulans çağırınnnnnnnn
o ses ne bir dakka! şişt pişt geldi yine ayağımı yiyesiceler
"hanımlara müjde duyduk duymadık demeyinnn, halım sökük diye kederlenmeyin!! overlok makinesi ayağınıza geldi, halı kenarııı, paspas kenarı, yolluk kenarı, battaniye kenarı 5 dakikada dikilir evinize teslim edilir"
breh breh gözünü sevdiğim teknoloji nelere kadir (şapkalı a) şapkalı a'lı kadir direk erkek ismi olan kadir gibi okunmaz, kadriye'de kadın ismi, birde kadir gecesi var onda kadınlar bazen çocuk pırtlatıyor o çocuklar şanslı olur diye bir rivayet var ondan işte çocuklara "seni anan kadir gecesi mi doğurdu" deniyor. bide seni anan benim için doğurmuş var neyse konuyu dağıtalım haydaaa
hala bu duygu içimde elyın gibi dolaşıyor ( şapkalı a! hala kelimesini şapkasız a ile okursan babanın babası olur) bu duygunun adını koymam lazım! müslüm gürses lütfen "adını sen koy"
hala dedimde, halam ilaçları rengine göre değerlendiriyor buzdolabını açınca
-vış gırmızı hap, bu kan yapar su getir su getir
-aha sarı hap bunlar dişimin renginde dişe iyi gelir
-mavi hap damar, kahverengi hap ciğer yapar evde içiyim ciğerim olsun, turuncu portakallı ce vitamini ver ver ver
buldum!! kafamın neden sallandığını buldum! eğer haplar renklerine göre ayar çekiyorsa ben çok sallama çay içtiğim için böyleyim, yani sallama+çay+kafa+sallantı ?!!!
hayır sarhoş değilim, hayır güzel yazı böyle olmaz sen iyi yazı okumadın mı hiç hayatında?? hayır iyiyim, hayır şimdi evden çıkıp meclisin önünde çıplak eylem yapıcam, evet banyo yaptım
(yukarı sol cenaha bir fotoğraf koydum varsayıyorum, nalları havaya dikmişim, yatmışım peynirrr diye sırıtırken ölüymüşüm gibi nanik yapıyorum tam o esnada fotomu çekmişler, bi düşün ne ilginç bi poz)
gurura benziyor ama tam değil böyle manavgat şelalesini bronşlarıma koymuşlarda turizme kapamışlar gibi bir his, sanki mangal yapmışlarda beni çağırmamışlarmış gibi, yav nasıl desem ımmm nım nım nım dikkatli hissedince diplerden burhan çaçan'ın kulak cırmalayan sesi duyuluyor "tarama yar tarama hele hele yar tarama digel gel" anlatamıyorum, epeyce yaklaştım ama elimden kurtuldu demekki yağlı bi duygu, vıcık vıcık
dahi anlamındaki de ayrı yazılırr şiminya!!! zıbornik gafalı şiminya! eşşoleşşeğin sıpası zümünya! ki mı mi de da do dodi dodi dodii dodii ambulans çağırınnnnnnnn
o ses ne bir dakka! şişt pişt geldi yine ayağımı yiyesiceler
"hanımlara müjde duyduk duymadık demeyinnn, halım sökük diye kederlenmeyin!! overlok makinesi ayağınıza geldi, halı kenarııı, paspas kenarı, yolluk kenarı, battaniye kenarı 5 dakikada dikilir evinize teslim edilir"
breh breh gözünü sevdiğim teknoloji nelere kadir (şapkalı a) şapkalı a'lı kadir direk erkek ismi olan kadir gibi okunmaz, kadriye'de kadın ismi, birde kadir gecesi var onda kadınlar bazen çocuk pırtlatıyor o çocuklar şanslı olur diye bir rivayet var ondan işte çocuklara "seni anan kadir gecesi mi doğurdu" deniyor. bide seni anan benim için doğurmuş var neyse konuyu dağıtalım haydaaa
hala bu duygu içimde elyın gibi dolaşıyor ( şapkalı a! hala kelimesini şapkasız a ile okursan babanın babası olur) bu duygunun adını koymam lazım! müslüm gürses lütfen "adını sen koy"
hala dedimde, halam ilaçları rengine göre değerlendiriyor buzdolabını açınca
-vış gırmızı hap, bu kan yapar su getir su getir
-aha sarı hap bunlar dişimin renginde dişe iyi gelir
-mavi hap damar, kahverengi hap ciğer yapar evde içiyim ciğerim olsun, turuncu portakallı ce vitamini ver ver ver
buldum!! kafamın neden sallandığını buldum! eğer haplar renklerine göre ayar çekiyorsa ben çok sallama çay içtiğim için böyleyim, yani sallama+çay+kafa+sallantı ?!!!
hayır sarhoş değilim, hayır güzel yazı böyle olmaz sen iyi yazı okumadın mı hiç hayatında?? hayır iyiyim, hayır şimdi evden çıkıp meclisin önünde çıplak eylem yapıcam, evet banyo yaptım
(yukarı sol cenaha bir fotoğraf koydum varsayıyorum, nalları havaya dikmişim, yatmışım peynirrr diye sırıtırken ölüymüşüm gibi nanik yapıyorum tam o esnada fotomu çekmişler, bi düşün ne ilginç bi poz)
Çarşamba, Haziran 17, 2009
Aşık olmaz olur muyum ya!
Aşk sadece mutsuz sonla bittiği zaman aşktır. Anlamlı, anlamsız dokunmaların, kemikleri çatlatırcasına sarılmaların, geceler boyu doyumsuz sevişmelerin yaşanmadığı, yaşanamadığı özlemekli ortamları sever aşk. Ne zamanki aşık olduğun insana sahip olursun, boynu bükük canı sıkkın biri geçer gider yanınızdan, nicedir karnını doyurduğu firak ateşi sönmüştür, sizin vuslatınız onun bitişidir, aşk gider... size iyi sevişmeler.
Tuna kiremitçi'nin ağzından püskürmüş bir başlangıç yapmış olabilirim lakin gerisi böyle gelmeyebilir, gelmemeli, gelirse ben yokum soranlara öldü densin. Çünkü benim kafa yani şu bizim arı kovanı, herhangi bir edebi üslubu kaldıramayacak derecede vızıltılı.
İçinde; bol bol ibretler, nasihatler "ne güzel demiş kız, tam benim düşündüğümü yazmış" denilebilecek kalbur üstü laflar, daha önce hiç söylenmemiş gibi görünen; döşü, bağrı yırtıp geçen keskin kelimeler ve saireler olan böyle bir yazı türünü, kafayı iyice düzelttikten sonra deneyeceğim, kendime söz.
Benim bir aşk hayatım olmadığını düşünenler olmalı, mutlaka olmalı. Öyle olmasa yeni yetme bir paparazzi hakkımda "siminya frijit" dedikodusunu çıkarmazdı. Ha evet google'dan frijit kimdir, kime denir? frijit yemeği sarmısaklı yoğurtla iyi gider mi? hem frijit, hem bakire, hemde hamile olan bir kız oğlan kız istiyorum, gibi aramalar yaparak buraya gelenlerde oldu, yalan yok ( frijit ne ilginç bir hastalık adı?! daha önce anlamını bilmezken faranjit gibi bişey sanıyordum hapşırık, tıksırık, akıntı, makıntı.. değilmiş, burunla o kadar da ilgisi yokmuş) Ama aşk yakar, aşk kokar, aşk kokutur yazıları yazmayan insanın aşk yaşamadığını düşünmek...cık cık cık cık komiksin hamiyet!
-üst üste 30 defa frijit dendiğinde, bahcelerde vik vik öten bir kanarya kuşunun sesini duyabiliyor insan, bi dene.
Oradan bakıldığında; sevilemeyecek, yakalanamayacak, pembe peluş terliksi bir hayvan türü gibi göründüğümün farkındayım. Bütün bunların müsebbibi hali hazırda benim. Baştan sona baktığımda yazılarım; maallenin karıları, kızları, ablalarım, annem, babam, bakkal ve donu düşük çırağı etrafında dönüp durmakta. Ara ara kendimi yazdıysamda biliyorumki baya baya üstü kapalı, eşeden köşeden yallahlı yazdım. Ah ben ne tilkiyiimmm!
Elbette aşk yaşadım, sesimde oldu sessizliğimde, seviştiğimde oldu benim. Ünlü assolist asuman embesil gibi "ben aşk kadınıyım" diyebilecek kadar aşık oldum hemde. Sırası gelmişken bu cümleye ayar oluyorum; her ay sevgili değiştirmenin makul kılıfı, kendini aşk kadını ilan etmek. Bu devir daime aşk denmiyor, sevişme sirkülasyonu deniyor a kuzum. Neyse sizinle sonra ilgileneceğim!
Benim aşk kadınlığım daha mütevazi, daha platonik..tamam hadi daha dürüst olayım, bırakayım şu kendi tesislerimizde el değmeden üretilmiş iffetli apartman kızı muhabbetini, zaten röntgenci, meraklı, muzur birinin bu çıt kırıldım numaralarını bir yutanda çıkmaz.
O vakit gerçek şu ki; önüme çıkana, gelene, gidene, kaçana, kurtulana..göğnümün alabildiğine aşık oldum. Beğnnnn palanın kızıyım; yedi düvele aşk türküleri yazmış, her köyde bir karı boşamış, her şehirde yedi çocuk peydahlamış palanın kızı.
Kulağına kalem sıkıştırmışa, kafasındaki tepsiyi düşürmeden simit satabilene, damacana suyu balet tan sağturk kıvraklığıyla merdivenden çıkarana, penceremizin önünde davulunu bir bateristmiş gibi tıngırdatan sahur davulcusuna, ömer çelakıl'a, futbolcu pascal numa'ya, dilini ağzının içinde kıvırmasına bittiğim BBG caner'e, hayalen gittiğim peru'da hayalen yaptığım kazılarda, hayalen benimle birlikte çalışan hayali bir erkeğe hepsine hepsini aşık oldum, sevdim ben onları. Eğer aşk=ayran gönül demekse ben bir sütaş ayran şişesiyim.
Ama bak valla çok yazık bana, ben aşık olduğum insanlarla hiç mutlu olamadım (hoş bu bütün insanların kaderinde var) Ne zamanki sevdiğim kişiye onu sevdiğimi söyledim, ya sevdiğim kişiyi yada bana olan sevgisini kaybettim. Sevgimi sakladığımda daha az üzüldüm. Şu baba laf gibi; iki kişinin bildiği sır değildir. O'na söylediğin zaman aşk sırrının gizemli ve değerli bir yanı kalmıyor. Aşk bir araya gelmelerine vesile olduğu iki insanın sevgi seline dayanamıyor, girişte söylediğim gibi çektir olup gidiyor, geriye dımdızlak şehvet ve arzular kalıyor. Sonra kandır dur kendini; biz birbirimize aşıkız, maşukuz, bir bedende iki canız, sonsuza kadar aşkımız sürecek yalanlarıyla.
..kalanına merdivenden yuvarlanmazsam, kafama komşunun oğlu düşmezse, ibibikler öter ötmezse devam ederim. 3 gündür garip bir şekilde bloğumda iki lafın belini kırmama engeller çıkıyor tam yazacağım böcek sokuyor, o bitiyor konsere gideceğiz bisikletin lazım diyen 2 kişi tarafından gasp ediliyorum, o bitiyor kanımda mikrop bulunuyor serum takıyorlar. Yanlızlığa ihtiyacım var.
Tuna kiremitçi'nin ağzından püskürmüş bir başlangıç yapmış olabilirim lakin gerisi böyle gelmeyebilir, gelmemeli, gelirse ben yokum soranlara öldü densin. Çünkü benim kafa yani şu bizim arı kovanı, herhangi bir edebi üslubu kaldıramayacak derecede vızıltılı.
İçinde; bol bol ibretler, nasihatler "ne güzel demiş kız, tam benim düşündüğümü yazmış" denilebilecek kalbur üstü laflar, daha önce hiç söylenmemiş gibi görünen; döşü, bağrı yırtıp geçen keskin kelimeler ve saireler olan böyle bir yazı türünü, kafayı iyice düzelttikten sonra deneyeceğim, kendime söz.
Benim bir aşk hayatım olmadığını düşünenler olmalı, mutlaka olmalı. Öyle olmasa yeni yetme bir paparazzi hakkımda "siminya frijit" dedikodusunu çıkarmazdı. Ha evet google'dan frijit kimdir, kime denir? frijit yemeği sarmısaklı yoğurtla iyi gider mi? hem frijit, hem bakire, hemde hamile olan bir kız oğlan kız istiyorum, gibi aramalar yaparak buraya gelenlerde oldu, yalan yok ( frijit ne ilginç bir hastalık adı?! daha önce anlamını bilmezken faranjit gibi bişey sanıyordum hapşırık, tıksırık, akıntı, makıntı.. değilmiş, burunla o kadar da ilgisi yokmuş) Ama aşk yakar, aşk kokar, aşk kokutur yazıları yazmayan insanın aşk yaşamadığını düşünmek...cık cık cık cık komiksin hamiyet!
-üst üste 30 defa frijit dendiğinde, bahcelerde vik vik öten bir kanarya kuşunun sesini duyabiliyor insan, bi dene.
Oradan bakıldığında; sevilemeyecek, yakalanamayacak, pembe peluş terliksi bir hayvan türü gibi göründüğümün farkındayım. Bütün bunların müsebbibi hali hazırda benim. Baştan sona baktığımda yazılarım; maallenin karıları, kızları, ablalarım, annem, babam, bakkal ve donu düşük çırağı etrafında dönüp durmakta. Ara ara kendimi yazdıysamda biliyorumki baya baya üstü kapalı, eşeden köşeden yallahlı yazdım. Ah ben ne tilkiyiimmm!
Elbette aşk yaşadım, sesimde oldu sessizliğimde, seviştiğimde oldu benim. Ünlü assolist asuman embesil gibi "ben aşk kadınıyım" diyebilecek kadar aşık oldum hemde. Sırası gelmişken bu cümleye ayar oluyorum; her ay sevgili değiştirmenin makul kılıfı, kendini aşk kadını ilan etmek. Bu devir daime aşk denmiyor, sevişme sirkülasyonu deniyor a kuzum. Neyse sizinle sonra ilgileneceğim!
Benim aşk kadınlığım daha mütevazi, daha platonik..tamam hadi daha dürüst olayım, bırakayım şu kendi tesislerimizde el değmeden üretilmiş iffetli apartman kızı muhabbetini, zaten röntgenci, meraklı, muzur birinin bu çıt kırıldım numaralarını bir yutanda çıkmaz.
O vakit gerçek şu ki; önüme çıkana, gelene, gidene, kaçana, kurtulana..göğnümün alabildiğine aşık oldum. Beğnnnn palanın kızıyım; yedi düvele aşk türküleri yazmış, her köyde bir karı boşamış, her şehirde yedi çocuk peydahlamış palanın kızı.
Kulağına kalem sıkıştırmışa, kafasındaki tepsiyi düşürmeden simit satabilene, damacana suyu balet tan sağturk kıvraklığıyla merdivenden çıkarana, penceremizin önünde davulunu bir bateristmiş gibi tıngırdatan sahur davulcusuna, ömer çelakıl'a, futbolcu pascal numa'ya, dilini ağzının içinde kıvırmasına bittiğim BBG caner'e, hayalen gittiğim peru'da hayalen yaptığım kazılarda, hayalen benimle birlikte çalışan hayali bir erkeğe hepsine hepsini aşık oldum, sevdim ben onları. Eğer aşk=ayran gönül demekse ben bir sütaş ayran şişesiyim.
Ama bak valla çok yazık bana, ben aşık olduğum insanlarla hiç mutlu olamadım (hoş bu bütün insanların kaderinde var) Ne zamanki sevdiğim kişiye onu sevdiğimi söyledim, ya sevdiğim kişiyi yada bana olan sevgisini kaybettim. Sevgimi sakladığımda daha az üzüldüm. Şu baba laf gibi; iki kişinin bildiği sır değildir. O'na söylediğin zaman aşk sırrının gizemli ve değerli bir yanı kalmıyor. Aşk bir araya gelmelerine vesile olduğu iki insanın sevgi seline dayanamıyor, girişte söylediğim gibi çektir olup gidiyor, geriye dımdızlak şehvet ve arzular kalıyor. Sonra kandır dur kendini; biz birbirimize aşıkız, maşukuz, bir bedende iki canız, sonsuza kadar aşkımız sürecek yalanlarıyla.
..kalanına merdivenden yuvarlanmazsam, kafama komşunun oğlu düşmezse, ibibikler öter ötmezse devam ederim. 3 gündür garip bir şekilde bloğumda iki lafın belini kırmama engeller çıkıyor tam yazacağım böcek sokuyor, o bitiyor konsere gideceğiz bisikletin lazım diyen 2 kişi tarafından gasp ediliyorum, o bitiyor kanımda mikrop bulunuyor serum takıyorlar. Yanlızlığa ihtiyacım var.
Cuma, Haziran 12, 2009
İnsan merak ediyor işte
Gelip gidip aşıklara, sevenlere, sevişenlere, odasının duvarına epilasyonlu oğlan resmi asanlara laf sokup, orta parmak gösterdiğim için özürdilerim. İşte insanın başına ne gelirse kompleksten gelirmiş, uzanamadığı kedilere ciğersiz dermiş, oysa ciğeri beş para etmez kedileri severmiş, kedi 3 kilo geliyorsa ciğeri kim yemiş?? yani kısaca kediler çok pis etoburlar. Derdimi anlattım diye umuyorum.
Siz bana bakmayın sevişin sevişin, ben şurda bi yerde oturup sessizce izlerim rahatsız olmayın, yokmuşum gibi şey yapın.
Elimde sapanla dolaşıp oğlanların gözünü çıkardığım günlerde ( bu tür cümleler bana, babannelerin "ah ben gençliğimde ne canlar yaktım ne canlar" cümlelerini hatırlatır) televizyonda bi dansöz görünce elimle gözlerimi kapatırdım ama parmaklarımı aralayıp kendime bile çaktırmadan dansözün ha açıldı ha açılacak umuduyla bacaklarına bakardım. Etrafımdakiler "çocuk utandı ayol kıyamaaam" derdi. Oysa ben meraktan çıldırıyordum; acaba herkeste bendekilerin aynısı mı var? Aynısı yoksa onlarınki ne şekil, kaç tane, nerelerde kullanılıyor, nasıl oluyor, neler olmakta, nedir bu oramızda buramızda sallananlar!!! Sorularrrr sorularrrr kafamın içinde karga sürüsü sorularrr?!
Halbuki bin kere yazdığım gibi hamam görmüş çocuğum; orada her organın envai çeşitte, boyda, renkte olanı mevcut, neden onları merak etmiyorda sokaktaki vatandaşın neye benzediğini merak ediyordum bilmiyorum. Belkide hamamdakileri insandan saymıyordum, belkide si fazla.
Sorularımın cevaplarını bulmak için elimden geleni yaptım. Şu yeryüzünde merak etmediğim, kurcalamadığım, içine sızmadığım bir nesne, bir canlı veya bir oluşum kalmayacaktı. Endi'nin nesi var, endi'nin nesi var diye diye mahallenin kızlarını, oğlanlarını baştan aşağa inceledim. Tabi bu bir oyundu, ben mahallenin sağlık ocağına yeni tayin olmuş "bevliyeci naciye"si idim.
"anaaa bu buruşuk" "bunun şekli böyle olduu için çişini kolay yapabiliyon işte" "bence senin pipin falan yok, baktım yok işte" "biliyomusun burdan bebek çıkıyomuş, hiç buraya bebek sığar mı? bence leylekler leylekler" Merakımı masumiyetimle örtüp sinsi sinsi inceleme ve araştırmalarımı sürdürdüm.
Bu bilgiler karga sürülerini kovalamama yetmedi, daha bir dünya çözüme kavuşturamadığım sorularım vardı.Asıl ilgimi çekenler büyüklerin sırlarıydı.
Bin adım bile bir adımla başlar. Sormak öğrenmenin yarısıdır. Çok gezen mi bilir? çok okuyan mı? çok merak eden mi? Kurbaa larvalarının kaç günde kurbaaya dönüştüğünü bilmek mi önemlidir, o ağacın altındaki adamın sırrını öğrenmek mi? Çalışıp çabalayıp hepsini hepsini hepsini öğrendim.
Gel zaman git zaman (oh bu cümleyi de kullandımya dahada gam yemem)Teyzemin benimle yaşıt kızı gümüş (gerçekten adı gümüş) 14 yaşında evleneceği zaman (buda gerçek bak) odama tıktım, ona bilgi ve birikimimi anlatmak istedim. Yıllardır bevliyeci naciye kılığında ansiklopedik veriler toplamıştım.
-bak şimdi gerdekte yüzünü görmek için mücevher takması gerekli, sakın korkma bence abarttıkları gibi kötü olmaması lazım tamamen kızları fanfinden uzak tutmak için uydurulmuş asparagas haberler bunlar, hemen çocuk yapma daha yaşın 14 bi 5 yıl bekle, en ideal doğum normal doğummuş, bebeğin gazını çıkarırken sırtını sıvazlamak gerekiyormuş kusabilir dert etme, nasıl korunacaksın? menopoz, bunama ve nalları havaya dikme derken kaygılanacak bişey yok anlayacağın... diye ölene kadar işine yarayacak bilgileri bir bir sıralarken kız dudağını buruşturarak yüzüme baktı baktı ve;
-ben bbeben nasıl yani nerden seks yapıldığını bilmiyorumki?!
O zaman şimşek çaktı ki ya ben çok ileri gitmişim yada bu kız gerizakalı dümbeleğin tekiydi. Gerdek gecesi oğlandan korkup pencereden kaçtığında kızı taktir ettim gerçi, aferim.
Siz bana bakmayın sevişin sevişin, ben şurda bi yerde oturup sessizce izlerim rahatsız olmayın, yokmuşum gibi şey yapın.
Elimde sapanla dolaşıp oğlanların gözünü çıkardığım günlerde ( bu tür cümleler bana, babannelerin "ah ben gençliğimde ne canlar yaktım ne canlar" cümlelerini hatırlatır) televizyonda bi dansöz görünce elimle gözlerimi kapatırdım ama parmaklarımı aralayıp kendime bile çaktırmadan dansözün ha açıldı ha açılacak umuduyla bacaklarına bakardım. Etrafımdakiler "çocuk utandı ayol kıyamaaam" derdi. Oysa ben meraktan çıldırıyordum; acaba herkeste bendekilerin aynısı mı var? Aynısı yoksa onlarınki ne şekil, kaç tane, nerelerde kullanılıyor, nasıl oluyor, neler olmakta, nedir bu oramızda buramızda sallananlar!!! Sorularrrr sorularrrr kafamın içinde karga sürüsü sorularrr?!
Halbuki bin kere yazdığım gibi hamam görmüş çocuğum; orada her organın envai çeşitte, boyda, renkte olanı mevcut, neden onları merak etmiyorda sokaktaki vatandaşın neye benzediğini merak ediyordum bilmiyorum. Belkide hamamdakileri insandan saymıyordum, belkide si fazla.
Sorularımın cevaplarını bulmak için elimden geleni yaptım. Şu yeryüzünde merak etmediğim, kurcalamadığım, içine sızmadığım bir nesne, bir canlı veya bir oluşum kalmayacaktı. Endi'nin nesi var, endi'nin nesi var diye diye mahallenin kızlarını, oğlanlarını baştan aşağa inceledim. Tabi bu bir oyundu, ben mahallenin sağlık ocağına yeni tayin olmuş "bevliyeci naciye"si idim.
"anaaa bu buruşuk" "bunun şekli böyle olduu için çişini kolay yapabiliyon işte" "bence senin pipin falan yok, baktım yok işte" "biliyomusun burdan bebek çıkıyomuş, hiç buraya bebek sığar mı? bence leylekler leylekler" Merakımı masumiyetimle örtüp sinsi sinsi inceleme ve araştırmalarımı sürdürdüm.
Bu bilgiler karga sürülerini kovalamama yetmedi, daha bir dünya çözüme kavuşturamadığım sorularım vardı.Asıl ilgimi çekenler büyüklerin sırlarıydı.
- Babamla annem neden birlikte yatıyor? Birbirlerine gıcık oldukları halde neden koyun koyunalar? mesela ben annemle yatsam, babamda eve hiç gelemese gelemeyesice.
- Düğün gecesi gelinle damatı neden bir odaya tıkıyorlar? gerdek ne demek? bende yanlarına gireceğim, bakacağım bakalım gerdekte neler oluyor?!!
- Sülalecek müjde ar filmi izlerken yatak sahnesi gelince neden herkes panikleyip, bağırıp, çağırıp kanal değiştiriyor? Film korku filmi mi? müjde ar yatakta kurbanını mı deşecek? e bakalım işte ne güzel alla allaaaa, var bunlarda bi haller.
- O ağacın arkasında oturan adam eliyle ne yapıyor öyle?? Ablam "vayh dürzüüü! kalkın gidelim burdan kızlar" diye kaçırdı bizi. Zavallı ne yaptıki? oturmuş piknik yapıyo gibiydi.
- Şu teyze boynundaki morluğu ötekine gösterip gösterip neden kikirdiyor? Dayak yediğini anlatırken ağlaması gerekmiyor mu?
Bin adım bile bir adımla başlar. Sormak öğrenmenin yarısıdır. Çok gezen mi bilir? çok okuyan mı? çok merak eden mi? Kurbaa larvalarının kaç günde kurbaaya dönüştüğünü bilmek mi önemlidir, o ağacın altındaki adamın sırrını öğrenmek mi? Çalışıp çabalayıp hepsini hepsini hepsini öğrendim.
Gel zaman git zaman (oh bu cümleyi de kullandımya dahada gam yemem)Teyzemin benimle yaşıt kızı gümüş (gerçekten adı gümüş) 14 yaşında evleneceği zaman (buda gerçek bak) odama tıktım, ona bilgi ve birikimimi anlatmak istedim. Yıllardır bevliyeci naciye kılığında ansiklopedik veriler toplamıştım.
-bak şimdi gerdekte yüzünü görmek için mücevher takması gerekli, sakın korkma bence abarttıkları gibi kötü olmaması lazım tamamen kızları fanfinden uzak tutmak için uydurulmuş asparagas haberler bunlar, hemen çocuk yapma daha yaşın 14 bi 5 yıl bekle, en ideal doğum normal doğummuş, bebeğin gazını çıkarırken sırtını sıvazlamak gerekiyormuş kusabilir dert etme, nasıl korunacaksın? menopoz, bunama ve nalları havaya dikme derken kaygılanacak bişey yok anlayacağın... diye ölene kadar işine yarayacak bilgileri bir bir sıralarken kız dudağını buruşturarak yüzüme baktı baktı ve;
-ben bbeben nasıl yani nerden seks yapıldığını bilmiyorumki?!
O zaman şimşek çaktı ki ya ben çok ileri gitmişim yada bu kız gerizakalı dümbeleğin tekiydi. Gerdek gecesi oğlandan korkup pencereden kaçtığında kızı taktir ettim gerçi, aferim.
Pazartesi, Haziran 08, 2009
9 öğünlü mayıs
Blog yazarı kızlara bi haller geldi hangi bloğu tıklasam; sağım, solum edeleli, baksırlı erkek fotosu, etrafta ana fikri "erkkeeeyykkkkkkkkk" olan canhıraş yazılar uçuşuyor.
Annem diyorki; yedikleriniz size dokunuyor yavrum, yemeyin o at sütünden yapılan dondurmaları, at sütünden yapılan dondurma yediğinizden beri beygir gibi kişniyonuz"
Magnum reklamlarını izlerken " öyle dondurma mı olur anam tokaç gibi, gızın ağzıda dozer ağzından az küccük, allah etmeye kafamı soksam girer, onuda yutar bu gudurmuş " diye söylenir.
(tokaç: köylerde yün yıkamak için kullanılan, şekli magnum dondurma gibi ama boyutu nah bacağam kadar olan bir alet edavat, gerçi magnum dondurmayı bacağam kadar yapsalar onuda çatır çatır yer genede doymayız)
Daha geçen yıla kadar abazan erkekleri yerden yere vurduk. Olmadık laflar ettik çocuklara, haklarında fıkralar anlatıp, karikatürler çizdik. "Hahaha sapa bak sapa nasılda duvara tırmanıyo beter ol emi ayı, yuh allah gözünü doyursun ömründe hiç mi karı görmedin lan mapushane kaçkını, ah ah bi doyamadınız karıya kıza bi doyuramadık o çıkasıca gözünüzü" diye çemkir çemkir çemkirdiydik. Ama gel gör ki devran döndü adamların ahı tuttu, vahı pişirdi, tuhu yedi, kızlarada "hani bana hani bana" demek kaldı.
Sadece blog yazan kızların zülfü yarine çuvaldız sokmak haksızlık olur. Televizyon proğramları, dizileride böyle. Bir tarafta her yaştan talipleri tarafından paylaşılamayan remayözcü memet, hangi hatunu koynuna alacağını düşüne dururken (en sevdiğim cümle kalıplarından biri "düşüne durmak"... "düşeyazmak" "hüzüne vurmak" "hazana çalmak" falan bunlardan çok kullanılınca kendiliğinden şiir oluşuyor) bir başka tarafta tek bir murat boz'un üstüne tırmanan etek giymeyi unutmuş, hepsi paso aynı kalıptan çıkmış 139 adet azgın dansçı kız, öte yanda evin içinde bulunan behlül, adnan ve beşir adlı üç erkeşşek türünü köşe bucak kovalayan bir malikane dolusu memeli. Düşünen bir hayvan olsam daha bir dolu azgın kız-fakir oğlan filmi veya proğramı düşünür çıkarırdım. Ama gerek yok bu örnekler yediklerimizin (gıda, o yediğimiz şey kes apık sıpık düşünmeyi edepsiz!) bünyemize dokunduğunu ispatlıyor zaten.
Bu durum en çok erkeklerin işine geldi. Bir zamanlar kızların elini tutmak için bile muhtardan ikametgah belgesi alan canına yandığımın şaplıları, artık bir kızın karşısına geçip armut piş ağzıma düş bakışı atsalar yeterli, armut tirink sepette. İşte armutlara fazla tarım ilacı verildiği için böyle patır patır dökülüyorlar.
Bu aylara annem "9 öğünlü mayıs" diyor. İnsan ne yemek yemeye nede başka hiç hiç hiç birşeye doymazmış. Kanı fıngır fıngır kaynar, gözleri yuvalarından fırlar önüne geleni, gelmeyeni bir lokmada yutarmış. Ver ver ver ver, ver allahım ver şarkısı mayıs ayında yazılmış (bunu attım) Mayıs girince bize ne oluyosa oluyor; hem aşne fişne, hem yeme içme, hemde yakıp yıkma tavan yapıyormuş Bak: dedektif müge anlı ve partneri arif verimli'nin proğramı "benimleöldürürmüsün.com
Annem bazen gerçekten çok bilimsel, gizemli, handeli şeyler söylüyor. Her masalda mutlaka rol verilen, dağda tek başına yaşayıp gaipten haberler veren yaşlı neneler gibi. Acaba kapının önüne uyduruktan bir türbe yaptırıp, ağaçlara bez mez bağlayıp "soyka nene dergahı" adında bir mekan mı açsak diyorum.
kadınlara
-kafan köpürmüş, popon kabarmış, için dışarlamış deriz
kızlara
-üç vakte kadar eline erkek eli değecek, duan kabul olacak zorla ırzına geçecekler, bir batında 7 kocalı hürmüz olacaksın, deriz, bitiririz.
Bu işlerin püf noktası ocağına düşmüş olanların zayıf noktasını bilmek, onları anlıyormuş gibi yapıp melül melül bakmak ve sık sık "ah canım canım" demektir. Önceden o dağdaki yaşlı neneden nasihat dinlemeye gitmiştim gitmişken olayı kaptım. Bu plan iş yapmazsa babamı aniden çıkıp çıkıp gelen ak sakallı dede yapacağım. Adıda "uçkur baba" olur. Rüyalara girer, kapıları tıklatır, milletin bahcesinde dolanıp viagra bırakır. O aşk meşk işlerine el atınca memlekette bir tane abaza erkek kalmaz, kalırsa ben "abazan bacı dergahı" olayım.
-kadın erkek muhabbetinden sıtkım sıyrıldı yettiniz be diyen için çok eğlendiğim bir video, ilaç isimlerinden ilahi yapan adam teramisin
Annem diyorki; yedikleriniz size dokunuyor yavrum, yemeyin o at sütünden yapılan dondurmaları, at sütünden yapılan dondurma yediğinizden beri beygir gibi kişniyonuz"
Magnum reklamlarını izlerken " öyle dondurma mı olur anam tokaç gibi, gızın ağzıda dozer ağzından az küccük, allah etmeye kafamı soksam girer, onuda yutar bu gudurmuş " diye söylenir.
(tokaç: köylerde yün yıkamak için kullanılan, şekli magnum dondurma gibi ama boyutu nah bacağam kadar olan bir alet edavat, gerçi magnum dondurmayı bacağam kadar yapsalar onuda çatır çatır yer genede doymayız)
Daha geçen yıla kadar abazan erkekleri yerden yere vurduk. Olmadık laflar ettik çocuklara, haklarında fıkralar anlatıp, karikatürler çizdik. "Hahaha sapa bak sapa nasılda duvara tırmanıyo beter ol emi ayı, yuh allah gözünü doyursun ömründe hiç mi karı görmedin lan mapushane kaçkını, ah ah bi doyamadınız karıya kıza bi doyuramadık o çıkasıca gözünüzü" diye çemkir çemkir çemkirdiydik. Ama gel gör ki devran döndü adamların ahı tuttu, vahı pişirdi, tuhu yedi, kızlarada "hani bana hani bana" demek kaldı.
Sadece blog yazan kızların zülfü yarine çuvaldız sokmak haksızlık olur. Televizyon proğramları, dizileride böyle. Bir tarafta her yaştan talipleri tarafından paylaşılamayan remayözcü memet, hangi hatunu koynuna alacağını düşüne dururken (en sevdiğim cümle kalıplarından biri "düşüne durmak"... "düşeyazmak" "hüzüne vurmak" "hazana çalmak" falan bunlardan çok kullanılınca kendiliğinden şiir oluşuyor) bir başka tarafta tek bir murat boz'un üstüne tırmanan etek giymeyi unutmuş, hepsi paso aynı kalıptan çıkmış 139 adet azgın dansçı kız, öte yanda evin içinde bulunan behlül, adnan ve beşir adlı üç erkeşşek türünü köşe bucak kovalayan bir malikane dolusu memeli. Düşünen bir hayvan olsam daha bir dolu azgın kız-fakir oğlan filmi veya proğramı düşünür çıkarırdım. Ama gerek yok bu örnekler yediklerimizin (gıda, o yediğimiz şey kes apık sıpık düşünmeyi edepsiz!) bünyemize dokunduğunu ispatlıyor zaten.
Bu durum en çok erkeklerin işine geldi. Bir zamanlar kızların elini tutmak için bile muhtardan ikametgah belgesi alan canına yandığımın şaplıları, artık bir kızın karşısına geçip armut piş ağzıma düş bakışı atsalar yeterli, armut tirink sepette. İşte armutlara fazla tarım ilacı verildiği için böyle patır patır dökülüyorlar.
Bu aylara annem "9 öğünlü mayıs" diyor. İnsan ne yemek yemeye nede başka hiç hiç hiç birşeye doymazmış. Kanı fıngır fıngır kaynar, gözleri yuvalarından fırlar önüne geleni, gelmeyeni bir lokmada yutarmış. Ver ver ver ver, ver allahım ver şarkısı mayıs ayında yazılmış (bunu attım) Mayıs girince bize ne oluyosa oluyor; hem aşne fişne, hem yeme içme, hemde yakıp yıkma tavan yapıyormuş Bak: dedektif müge anlı ve partneri arif verimli'nin proğramı "benimleöldürürmüsün.com
Annem bazen gerçekten çok bilimsel, gizemli, handeli şeyler söylüyor. Her masalda mutlaka rol verilen, dağda tek başına yaşayıp gaipten haberler veren yaşlı neneler gibi. Acaba kapının önüne uyduruktan bir türbe yaptırıp, ağaçlara bez mez bağlayıp "soyka nene dergahı" adında bir mekan mı açsak diyorum.
kadınlara
-kafan köpürmüş, popon kabarmış, için dışarlamış deriz
kızlara
-üç vakte kadar eline erkek eli değecek, duan kabul olacak zorla ırzına geçecekler, bir batında 7 kocalı hürmüz olacaksın, deriz, bitiririz.
Bu işlerin püf noktası ocağına düşmüş olanların zayıf noktasını bilmek, onları anlıyormuş gibi yapıp melül melül bakmak ve sık sık "ah canım canım" demektir. Önceden o dağdaki yaşlı neneden nasihat dinlemeye gitmiştim gitmişken olayı kaptım. Bu plan iş yapmazsa babamı aniden çıkıp çıkıp gelen ak sakallı dede yapacağım. Adıda "uçkur baba" olur. Rüyalara girer, kapıları tıklatır, milletin bahcesinde dolanıp viagra bırakır. O aşk meşk işlerine el atınca memlekette bir tane abaza erkek kalmaz, kalırsa ben "abazan bacı dergahı" olayım.
-kadın erkek muhabbetinden sıtkım sıyrıldı yettiniz be diyen için çok eğlendiğim bir video, ilaç isimlerinden ilahi yapan adam teramisin
Cuma, Haziran 05, 2009
Bir oğlanı 10 kız beğenir hiç biri alamaz
Eşya yüklü bir kamyon, bir mahalle dolusu sakızlı kadın için tahmin edilenden çok daha fazla heyecan vericidir. İçinde sadece eşya değil saatlerce anlatılabilecek malzemeyle çıkar gelir. Eşşek ölüsü gibi ekose desenli uzun kanepeler, ayakları kırıldı kırılacak titrek sehpalar, bol bol plastik mutfak eşyası (tercihen açık mavi ve kırmızı leğenler) bizde teyliz denilen içi bez, belek dolu torbalar, davul fırın, demet demet plastik çiçek iner kamyondan.
Ben çoğu zaman beklentimi yüksek tutup; bir çift tenis raketi, beyaz piyano, projeksiyon cihazı hatta midilli, kaniş falan inmesini beklerim. Çatısı akan bir gecekondu için fazla iyimser olduğumunda farkındayım, işte belki bir sürprizle karşılaşırım umudu, umut fakirin tenis raketi.
Mahalleli genelde tül perde arkasında saklanır, sanki orada olduğunuzu bilmiyoruz niiiaah! Bi kere nefes alıp verişinizden pencere buharlanmış gülüm, pencereni söyle sana arkasında kim olduğunu söyleyeyim! Eşyalar fısıltılı fısıltılı eleştirilir, puan verilir
- yatağının ortası sidikli ayoll, ocağında sarı sarı yağlar gördüm sanki kııız, halısı bizim eski halıdan onun modası mı kaldı şekerim?! diye ısrarla kusur yakalanır. Bir günde beğendiklerine şahit olmayız. Kadın sanki kendilerine kuma gelmiştir, görmeden gıcık kapılır, saçı başı yolunur, mahalleden def edilir.
Fatih ve ailesi böyle karşılandılar bizim sokakta. Fatih radyoda diceydi, her d.j gibi damağında mevlana şekeri varmış gibi konuşuyordu. Saçları bu zamana kadar görmediğimiz bir modelde olduğu için mahallenin oğlanlarına bir ikoncan olmakta gecikmedi. Önce;
-mına goduumuzun topu! tipine bahele hele tipine, sanırsın ki bizim köydeki boz buzaa dile gelmiş konuşmuş, diyen lakapçı takımı bir kaç aya kalmadı birer boz buzaa oldu çıktılar. Yaptığı işe de az laf etmediler.
-hulan dici ne demek abi? nası yani mesela ne yapıyo diciler?? nece konuşuyo olum bu böle!? gavur mudur, dönme midir, neyin nesidir kimin fesidir, bi acayip bi bişey!! töbeee töbee bak asabım bozuluyo bu gavata, bi dalacam o olacak hıaaa!! derken ilerleyen günlerde;
-fattttihhh radyoya varınca anama ordan bir belkız akkale çal, adımı anons etmeyi unutma emi! hadi aslanım bekliyoz haaa, diyorlardı.
Fatih fazlasıyla parlak göründüğü için benim tipim olamadı. Ben o sırada; daha kıllı, daha yaralı bereli, daha olgun tiplerin hayallerini kurmaktaydım. Ama öteki kızlar yasemin, binnur, özlem, hale, lale, jale, esin, mesin, kesin hepsi topyekünü birden, ani bir kararla fatih'e aşık oluverdiler. O güne kadar "radyoda neymiş ihtiyar işi" diyen kancıklar eve kapanıp radyo dinlemeye, odalarındaki kalpli yastıklara fatih adını vermeye başladılar. Her yatakta bir fatih yastık, fatih yastık, fatih yastık sizin için özenle üretildi.
Fatih proğrama çıktığında sırasıyla kimlerin isteklerini çalacağı günün en önemli olayıydı. Kızlar hergün düzenli olarak arayıp, şarkısı ilk sırada çalınan kız olmak için telefonun başında soğuk savaş yapıyorlardı. İlk kimin adı okunursa öteki kızlar adı okunan kızdan ölesiye nefret ediyor, herhangi bir yerde karşılaştıklarında küsüyor, yüzüne bakmıyor, arkasından nalet okuyorlardı. Ertesi gün bu seferde başka bir kız hasım oluyor, ortalık texas sokaklarından geçilmiyordu. Bir düğünde yasemin'in özenle yapılmış saç topuzunun içine kuru pasta dolduranların, istek parça yüzünden diş bileyen hasımlarından biri olduğu konuşulur. Bu mahalle istek parça yüzünden çok entrikaya ev sahipliği yapmıştır. Tarih bunları unutmayacak.
2 yıl mahallemizde olmadık muameleye ve aşk oyununa maruz kalan dici fatih kendisi için topuz bozan, birbirine el hareketi çeken kızlardan hiçbirine yüz vermeden istanbul'a taşınınca ne kadar efendi, uslu, eline vur ekmeğini al birini, elimizde oyuncak ettiğimizi anladık. Yerlerine taşınan ve meslekleri çevre köyleri dolaşıp bakır kalaylamak olan çingene ailesi, bizi suya götürüp susuz getirince sokağın adını "gelengideniaratır-hemidenebiçimaratır sokak" olarak değiştirseydik cuk diye otururdu.
Ben çoğu zaman beklentimi yüksek tutup; bir çift tenis raketi, beyaz piyano, projeksiyon cihazı hatta midilli, kaniş falan inmesini beklerim. Çatısı akan bir gecekondu için fazla iyimser olduğumunda farkındayım, işte belki bir sürprizle karşılaşırım umudu, umut fakirin tenis raketi.
Mahalleli genelde tül perde arkasında saklanır, sanki orada olduğunuzu bilmiyoruz niiiaah! Bi kere nefes alıp verişinizden pencere buharlanmış gülüm, pencereni söyle sana arkasında kim olduğunu söyleyeyim! Eşyalar fısıltılı fısıltılı eleştirilir, puan verilir
- yatağının ortası sidikli ayoll, ocağında sarı sarı yağlar gördüm sanki kııız, halısı bizim eski halıdan onun modası mı kaldı şekerim?! diye ısrarla kusur yakalanır. Bir günde beğendiklerine şahit olmayız. Kadın sanki kendilerine kuma gelmiştir, görmeden gıcık kapılır, saçı başı yolunur, mahalleden def edilir.
Fatih ve ailesi böyle karşılandılar bizim sokakta. Fatih radyoda diceydi, her d.j gibi damağında mevlana şekeri varmış gibi konuşuyordu. Saçları bu zamana kadar görmediğimiz bir modelde olduğu için mahallenin oğlanlarına bir ikoncan olmakta gecikmedi. Önce;
-mına goduumuzun topu! tipine bahele hele tipine, sanırsın ki bizim köydeki boz buzaa dile gelmiş konuşmuş, diyen lakapçı takımı bir kaç aya kalmadı birer boz buzaa oldu çıktılar. Yaptığı işe de az laf etmediler.
-hulan dici ne demek abi? nası yani mesela ne yapıyo diciler?? nece konuşuyo olum bu böle!? gavur mudur, dönme midir, neyin nesidir kimin fesidir, bi acayip bi bişey!! töbeee töbee bak asabım bozuluyo bu gavata, bi dalacam o olacak hıaaa!! derken ilerleyen günlerde;
-fattttihhh radyoya varınca anama ordan bir belkız akkale çal, adımı anons etmeyi unutma emi! hadi aslanım bekliyoz haaa, diyorlardı.
Fatih fazlasıyla parlak göründüğü için benim tipim olamadı. Ben o sırada; daha kıllı, daha yaralı bereli, daha olgun tiplerin hayallerini kurmaktaydım. Ama öteki kızlar yasemin, binnur, özlem, hale, lale, jale, esin, mesin, kesin hepsi topyekünü birden, ani bir kararla fatih'e aşık oluverdiler. O güne kadar "radyoda neymiş ihtiyar işi" diyen kancıklar eve kapanıp radyo dinlemeye, odalarındaki kalpli yastıklara fatih adını vermeye başladılar. Her yatakta bir fatih yastık, fatih yastık, fatih yastık sizin için özenle üretildi.
Fatih proğrama çıktığında sırasıyla kimlerin isteklerini çalacağı günün en önemli olayıydı. Kızlar hergün düzenli olarak arayıp, şarkısı ilk sırada çalınan kız olmak için telefonun başında soğuk savaş yapıyorlardı. İlk kimin adı okunursa öteki kızlar adı okunan kızdan ölesiye nefret ediyor, herhangi bir yerde karşılaştıklarında küsüyor, yüzüne bakmıyor, arkasından nalet okuyorlardı. Ertesi gün bu seferde başka bir kız hasım oluyor, ortalık texas sokaklarından geçilmiyordu. Bir düğünde yasemin'in özenle yapılmış saç topuzunun içine kuru pasta dolduranların, istek parça yüzünden diş bileyen hasımlarından biri olduğu konuşulur. Bu mahalle istek parça yüzünden çok entrikaya ev sahipliği yapmıştır. Tarih bunları unutmayacak.
2 yıl mahallemizde olmadık muameleye ve aşk oyununa maruz kalan dici fatih kendisi için topuz bozan, birbirine el hareketi çeken kızlardan hiçbirine yüz vermeden istanbul'a taşınınca ne kadar efendi, uslu, eline vur ekmeğini al birini, elimizde oyuncak ettiğimizi anladık. Yerlerine taşınan ve meslekleri çevre köyleri dolaşıp bakır kalaylamak olan çingene ailesi, bizi suya götürüp susuz getirince sokağın adını "gelengideniaratır-hemidenebiçimaratır sokak" olarak değiştirseydik cuk diye otururdu.
Çarşamba, Haziran 03, 2009
Yaz kurtul yazısı
Bu yazımın başlığıda "kendine geeel kendine geeeel" olsun, böyle böyle kendine dön, kendine gel, kendi kendime, bir kendim var kendimden kendim başlıklarıyla geçinir giderim.Ne zaman aşağıdaki gibi huma kuşu yükseklerden seslenir yazısı yazsam blog gözümden düşüyor, gelip gidip "bak şuna bak puuu cüzdürüüük, acındırıkcıı, sümüklü siğsana, kabilliyeti cibilleyitsizin meymenetsizi seni" hakaretlerini edip yüzüne tükürüyorum. Sanki blog benim değilmişte benden bahsediyormuşcasına, hüzmeleniyormuşcasına, pareleniyormuşcasına... (ne güzelmiş bu muşcasına takısı, akşama kadar devam edebilirimmişcesine)
Hemen bir yaz-kurtul yazısı yazıp sidebarından uzun hava türkülerin duyulduğu, yarasaların yuvalandığı, alacakaranlık kuşağı haline dönüşen bloğumu; eski çakkıdı çakkıdı oynayalım kız havasına sokmam lazım. "Bu albümüm en içime sinen albümüm oldu, ötekiler bi nane değildi" diyen nankör popçular gibiyim, yeni bir yazıyla kendimi bulup (kendini buuulll kendini buuull) eski yazılarımın kasvetinden kurtulmak istiyorum.
İşte öyle oldu yani, yedik dayağı oturduk hotumuzun üstüne -hot bildiğin kıç demek, ben masus eski türkçe, osmanlıca, farsça gibi antik dillerle yazılarımı süsleyip jüriyi etkilemeye çalışıyorum-Böyle dayak yiye yiye erkek düşmanı olduğum düşünülebilir, kendinden psikologlar hemen teşhisimi koymuştur;
-bu kız bunca kötekten sonra dahada iflah olmaz, erkek görünce tiril tiril titriyordur yandığımın emaye tencere kafalısı demişler midir? demişlerdir demişlerdir.
Erkek ayrı, babam ayrı burası önemli bir nokta. Yetinmeyip farkı dahada vurgulamak adına bu cümlemin üstünü sağlam bi çizecektim ama blogspot'ta o seçenek yok şimdi kodlarla uğraşamam, sayki çizili oralar biyerler.
Ben erkekleri seviyorum ya iyidirler; hep bizi sevmek isterler, bir saç telimiz uğruna yarab ne güneşler batırırlar, sürekli birşeyler ısmarlayıp dururlar, kafalarının ortası kel olunca komik görünürler. Yerim sizi amanda aman adem elmalarıda hop hop oynarmıymışş oyy oppidi oppidi bızzttt bızzt. Yeter sevdim bak, ne güzel sevdim hemde.
İçiniz rahat olsun henüz sokaklara çıkıp "bütün erkeklere ölüm ölüm ölüm ölüm" diye avlanmak için erken, 70 yaşına gelince yapabilirim "yetmişlik nine stadyuma girip ortalığı savaş alanına çevirdi" diye yazsınlar beni.(yetmişlik canavar ninenin çıplak pozları için tıkla.. hürriyet foto galeri)Kahvelerdeki çay sularına labaratuvardan torba torba idrar örneği alıp karıştırmak için bir laborant arkadaş edinmem lazım, onuda bulamadım, aramadım ki bulayım.
Futbol maçı biletlerine hasminallahhh okuyup balgamlı balgamlı tükürecek bir üfürükçü teyzeyle de anlaşmadım. Vel hasılı kelam el mütercimi tercüman, şimdilik memleketin prostatlı familyası benden korkmasın, bir cani siminya kolay yetişmiyor daha olmama çook var.
Anket sonuçlarımı vereyimde kaldırayım o zımbırtıları.
Doğru şıkları bold eyledim.
BEN ASLINDA KİMİM?
2010 yılında çekilecek bir filmin ön çalışmasını yapan ünlü bir oyuncu | 6 (1%) |
"töreler ve muhtarın gerçek yüzü" adında tez yazan bir bilkent'li | 32 (7%) |
"sıdıka" dizisini blogda yaşatan bir fanatik | 74 (16%) |
eski patronuna kapak olacak bir yazı dizisi hazırlayan kovulmuş gazeteci | 14 (3%) |
nato genel sekreteri | 26 (5%) |
sensin, yazdıklarına inanıyorum, öp beni | 120 (27%) |
banane, adın batsın, boyun devrilsin | 49 (11%) |
sende bu hayalcilik varken hepsisini olursun | 123 (27%) |
MİLYONLARCA İNSAN BENİ YALAYACAK SABIRSIZLANIYORUM
Magnum dondurmanın bu yılki sloganı | 95 (10%) |
Aysu Kayacı'nın çikolata soslu bilboardları çok yakında | 65 (7%) |
Uluslararası bir fahişenin işleri açılmış | 73 (7%) |
Cate Blanchett adına basılan pullar için söyler | 314 (33%) |
Lolipop | 136 (14%) |
Tuğba Ekinci'nin son şarkısının sözleri | 245 (26%) |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
*İş arkadaşımın kocasının tacizleri yüzünden çelişkili günler geçiriyorum. Aslında bu taciz konusu da ince iş, n...
