Cumartesi, Ocak 16, 2010

Sanal aşk olmaz ama sanal seks olur öyle mi?

Herhangi bir kelimenin başına "sanal" kelimesini getirince sanki önemsiz olduğunu düşünmemiz lazım gibi bir hisse kapılıyoruz, buna kodlandık; ne dedin? sanal mı dedin peah!

Mesela şu benim yan tarafta geleni karşılayan, gideni uğurlayan profil yazımda ne diyo?
"Bırak ansiklopediler senden bahsetmesin, popüler olma, 2150 yılında Google’da adın çıkmasın, üst geçide ismini yazmasınlar. Ah ne gam" yani burada vermeye çalıştığım toplumsal; sen giderken ben dönüyodum mesajı ne? " abi ne kadar önemsiyosunuz sanal alemi ya? çıkın dışarı bi gezin, bi hava alın, insanlarla sohbet edin karşı cinsi kesin, sevişin tepişin" diyorum(bak baaak) Sonra onu bi daa okuyup kendime diyorum ki "hadi ordan emayesi kavlamış tencere! Kalmadı ki artık sanallar bu tarafa, gerçekler şu tarafa, fasulyeler akşamdan suya diye bi ayrım, neyin cakasını satıyon? kendine gülse birsel! Ki insan kesinlikle kendine gülmeli.

Sanalda peydahlandığından olsa gerek sanal aşk için çok yapıyoruz o küçümseyici nenem surat ifadesini. İnternette biriyle aşk yaşıyorum de bakalım kaç kişi " ayyyy ne güzaalll" der, hiç! Ama şunu diyen mutlaka çıkar "ten tene değmeden aşk olurmu be" Çocukluktan alıştık tabi logo birleştirmeye, illa iki ayrı parçayı uygun deliklerinden ve çıkıntılarından birbirine takacağız, öyle biri dağda biri bağda duran iki uzak parçaya isim konmuyor oysa birleştirince hemen isimleniyorlar "anne bak tren yaptım" Dur bi ya masmasum logoyu bile cinsel fetişime alet ettim, seks shop açacak olsam barbi bebekleri kimbilir ne diye satarım.

Fakat bakıyosun sanal seks diyince akan sular duruyor, akan suları durdururum diyen 1 milyar kişi bulabiliyorsun. Teeee 900'lü hatlardan beri bir insan evladı da çıkıp "la ten tene değmiyo hırboo habarın yoh" demedi. Yooo hırbonun haberi var bişeyin bişeye değmediğinden, ama neydi? Ah ne gam! İsterse telefondaki hatun 85 yaşındaki kraliçe elizabeth olsun, elizabet için gereken tek şey herhangi bir elizabetin sesi/görüntüsü zaten.
internete bakıyorsun porno sektörü internetin bir numaralı kazanç kapısı, en çok tıklanan sektörü. Ee şimdi kaçınızın teni internetteki porno sektörüne değdi? Hanginiz karmen elektra'ya sahiden tıkladı? (tıklamak ne güzel kelime ya, her yere yakışıyo) Tıklayamıyo ama tanımadığı sektör temsilcisi neredeyse yok. örnek: Esra adıyla facebook'da profil açan bir kızın aslında denise milani adı verilen bi porno yıldızı olduğunu memelerinden tanıyıp, 3o bin kişi sıraya giriyo şey yapmak için yani hayranlığını belirtmek için. ( esra burada tıkla onu)

Demekki aşkdan daha meşakkatli, daha tensel, uzuvsal işlevler isteyen bir eylem gayette sanal sanal yapılabiliyor. Hatta eskiden mektupla seks yapıldığını bile duymuştum ve dahası dedemlerin anlattıkları hikayelere göre dedem ağrı dağına kurt avına gitmiş ebemin köyüne dumanla "gız avrat derhal soyun emceklerini sıkı sıkıver hele, ben guduruyom" yazdığı, bu sebeple ebemin babası tarafından dönüşte kıçından vurulduğu söylenir.

Peki niye sanal aşkla bu kadar gırgır geçiliyo o zaman? Sanal seks ve sanal aşk arasındaki bu ayrımcılığın sebebi ne? Aşk belki şöyle yüzdeye vurduğunda yüzde 70 şehvet içeriyor olabilir ama eminim o kalan yüzde 30 duygusal etki bu yüzde yetmişi döver. Daha güçlü manevi bir içeriği var. Binlerce kilometre uzaktaki birini arayıp bulan gizli bir frekansı izliyor aşk. Onu ne televizyon ne radyo dalgaları yakalayabiliyor. Aşk kendine ait rotasında fiziksel kaygısı olmadan dolanıp duruyor. Sevilen insanın sevenle sevişip sevişemeyeceği ihtimalini hesaplamıyor yada birbirlerine uyup uymadıklarını, mesafelerin kaç zamanda kapanabileceğinide, bunları hesaplayan hep insanlar. Hesaplamayın bunları.

sonradan bi ıptıs: sanal aşk yaşamak o kadar utanılası ve ucuz görülmüşki sanal sevgililer bunun etkisiyle kendilerine bile aşklarının türünü itiraf edemiyor ve sık sık birbirlerine "bana sanal aşkım deme!diye çemkirebiliyor. ece temelkuran'da yazmış sanal aşk hakkında.

Pazartesi, Ocak 11, 2010

dedikodular yüzünden gatil olacam

Şimdi öyle içimi dökmek amacıyla (akciğerimi headere, midemi footere, kalp kapakçıklarımı yazı aralarına döktüm, bekliyorum) bişeyler yazmak istiyorum.
Doktor "içini bi yerlere dök, bi şarkı söyle, bir kitap oku iyi gelir" dedi, klasik doktor tavsiyeleri. Evet bir şarkıyla bir kliple hayatı değişen oluyo tabiki, tarihimizde onlara demet akalın deniyor da benden olsa olsa seray sever kolpası olur.
Hem dün beşyüz tane şarkı söyledim hayatım hala bende duruyo, bir nakarat boyu yol gidemedim. Kitap dersen ortalarda dolaşan bir kitap buldum, adını bilmiyom sonuçta bir araya getirilmiş yassı selüloz parçaları kitaba benziyo, kitaptır heralde, kitap mıdır?? Önsözün ilk satırı güzelmiş, ikinci satırı yarın okurum, üçüncü satıra allah kerim, bilemiyorum üstüme gelme keserim...........!!!!!! tırnağımı.

Bir kaç gün evel az kalsın mapushaneyi boyluyodum. ailemizin ayılarından biri "bu siminya varya bu kahpe istanbul'da onca ay orospuluk yapmış, beyoğlunda gıllı bi herifle pazarlık ederkene görmüşler" iddiasında bulunmuş, hakkıdır lafa tapan milletimin bulunsun. Önce sallamamıştım alıştım bunlara, heralde dünyanın en ağzı, ahlakı bozuk ama en fazla namus maddesine sahip insanları biziz. Gece gündüz ankara genelevinden toplatırız biz bunları, eve gelince "höynnnnns namıs lan namıs didik! hışşşşş fıssss" diye bi ses çıkarırlar, yılan tıslaması gibi, teker patlaması gibi. Bizde korkup dağılırız eyvah bizi sokmasınlar aman teker üstümüze yuvarlanır kemiklerimiz ufalanır, diye, hep böyle oldu, oluyo...

Ama çok uzattılar kulaktan kulağa oyunu varya ona malzeme ettiler üç kuruşluk gezimi ve beni. ilk başta beyoğlunda kendini pazarlıyomuş diye çıkan laf gele gele geldi "Bir gecede 80 herifle yatabiliyomuşşşşşşşş" " istanbul'un en kalifiye en çok aranan ırıspısıymışşşşşş" " manukyan'ın genelevinde patroniçelik yapıyomuşşşşşşşş" türlüsünden çeşit çeşit fantastik dedikoduya dayandı. Ben bile hayret ettim bu kapasitelerine, tek hayal gücü geniş olan ben sanıyordum. Baktım bu dedikodular artık imalı bakışlara, beni görünce ya kaçışmalara yada koşa koşa gelmelere sebep oluyor. Erkekler daha çok bakıp daha bi sırıtıyolar, sanki gözde kırpıyolar. Kadınlar kısır yiyip fısırdıyor, kimisi ise kısırını bile yemeden kaçıyor, sanki orospuluk bulaşıcı.. lan sende domuz gribi olmuşun ben senden kaçıyormuyum gadın!

İsveçli bilim adamları gibi bu eldeki deneklerim üzerinde yaptığım araştırmalar beni ayıların ayısı kuzen köksal'a götürdü. Dedikodunun başı! Yılanın tısı! Tekerin jantı bu düdük makarnasıymış! Evine gidip konuşayım demedim, kendisi ve serileri konuşulabilen ürünler değil. Birbirimizin üstüne atladık o bana vurdu, ben ona vuramadım, o bana vurdu ben ona vuramadım derken, sonuçta elimde cinayete teşebbüsten yada bizzat cinayetten senelerce yatmama neden olabilecek bir aletle buldum kendimi. Çok korktum ya nasıl oraya geldiğimi bile hatırlayamadım, pozisyonuma inanmadım, kendimden daha bi korktum böyle ellerime kollarıma baka kaldım. Halsiz halsiz eve geldim ama günlerdir etkisinden kurtulamıyorum, bi sürü ilaç içip sarhoş oldum. Halisülasyonlar görüyorum sabaha kadar sabahlıyorum. Kalbimde yanıyor ama onun sebebi başka o araya kendi karıştı.

içimi döktüm doktor tamam.

Salı, Ocak 05, 2010

Kızın içine cin sokacağız



Pala ve aşiretinin el değmemiş sorgulama tekniklerine maruz kalınca bu seferde ankara'ya döndüğüme pişman oldum. Evden git gittiğine pişman ol, dön döndüğüne pişman ol... yaprak dökümü'nün oğuz'u gibiyim; bi necla'ya, bi leyla'ya, bi necla'ya, bi leyla'ya ver ha ver, ver ha ver!

Feodalgillerim durmaz, bu yükselmiş adrenalin seviyeleriyle medeni halimi değiştirmeye çalışırlar, bilirim/biliriz/bilirler. Bari onlar bişeye başlamadan ben bişeye başlayım, iş bulup kelleyi kurtarayım diye niyetlendim.
Çevremizden biri, işlettikleri aile düğün salonunun istediğim biriminde(vaşşş) çalışabileceğimi söyledi, hem istediğim birim hem aileli falan! tam aradığım meslek!
Bir başkası bir otelde kat görevlisi arandığını bağlantıları sayesinde beni işe aldıracağını söyledi. Kat görevlisi deyince aklıma jenifır lopez'in "aşk masalı"filmi geldi; seksi otel hizmetçisi marisa otel müşterilerinden milyoner bi herifin kalbini çalıyordu..belki... olabilir, neden olmasın? Otelimi de temizlerim filmimi de çekerim nolurki? ne gülüyonki?
Malesef bu iki muhteşemden muhteşem iş fırsatı elimde patladı. Hem evdekiler "oralar pezevenk kaynıyo" diye çağırdığımız bir numaralı endişelerini öne sürdüler hemde kısmetim kapalıydı ve üstümde zebellah gibi nazar vardı, olmadı.

Annem akıllı kadın kısmetimin kapandığını o buldu. Hemen birşeyler yapmalı ve şu kıtipiyos kısmetimi dımdızlak açmalıydık. Komşu krallıklara haber salındı, kısmet açan meşhur üfürükçülerin listesi alındı. Maşallah ankara ne medyum keto yapmış! Şehrin kenar semtlerinden birinde gizemli mağarasında yaşayan ulu üfürükçü nurullah karatelek "getirinde üfürek" demiş, aslında yapmıyomuş ama annemi kıramamış (bak sen) Benim için kaçırılmaz eğlence allahhh medyum göreceğim lan! köşesinde kıyısında büyülü tütsüler tüten kırmızı loş bir odada sihirli küresine bakacağız, geleceği göreceğiz! parti gibi ar yuuuuuu cıstak cıstak.

Sabah güle oynaya keto nurullah'ın evine geldik kapıyı simli kahverengi bir hırka giymiş, bıyıklarını aldığı yerler kışın soğuğundan çatlayıp ortada toplanmış bir teyze açtı. Bizi gece kulübü gibi gımıl gımıl olduğunu tasvir ettiğim medyumun odasına götürdü. Tahmin edileceği gibi öyle bişey yok, olacak hayal değildi zaten. Bir aralar gecekondu bahcelerinde üzerinde kedilerin uyuduğu, yaslanma yerleri dolaplı kanpeler vardı böyle kahve, pitikare desenli? hah işte ondan 3 tanesini atmış duvar diplerine, ortaya kına yeşili helezon desenli bi kilim, duvara çanı sağa sola sallandığı için bakan insanı hipnotize eden alaturka saat, koparmalı takvim, karısının ördüğü kuş şeklinde iğnelik, çer çöp...Klasik türk üfürükçüsü evi, kendilerini hiç geliştiremediler!
Yüzünden "para için yapmıyorum gönlünden ne koparsa" imajı akan keto nurullah annemin adını ve benim adımı aldı, önündeki kitapa bakarak fısır fısır bişeyleri topladı, çıkardı, böldü arada yüzüme bakıp sağlamamı yaptı. İlk başlarda eğleniriz, geliriz diye geldiğim ev dakikalar içinde uğur dündar proğramlarından fırlamış gibi görünmeye başladı. Acaba bu kıl topu herif tam olarak nereme üfürecekti? "göbeğe yazı yazmak" ritüeli icabınca gözüm gibi baktığım, ipeklerde sakladığım, mis gibi pespembe bakireliğime el mi koyacaktı! herşeyim, varlık nişanım, yaşam pınarım bir keto'ya mı yar olacaktı :(
{şakşuka tarık, çal baba: çayırda buldum seni, ellere vermem seni, kendime aldım seni, sineme sardım seni}
Ben fanteziden fanteziye koşar iken keto nuri kafasını kaldırdı ve şunu dedi:
- kızın içine 2 tane cin sokacağız, duruma bakacaklar.
-hınk! nasıl la, niçin ya, neden be?
-korkma sadece olay yeri inceleme, formalite
-hocam gerek yok bende zaten onlardan bayaa var, şimdi içerisi kalabalık olur sıkış tıkış yani.
-sende yok, baktım şimdi temizsin.
-e o zaman neden kirletiyosun? zaten amacın beni kirletmek biliyorum
-estafurullah bismillah es salihül hüvelve onlar benim çalışanlarım, yöntemim bu
-ya yok istemiyom ben, annee kapkapalı kısmetlerimizi alıp uzasak biz.. efenim saolasınız varolasınız öpüldünüz kocaman pata pata pata pata pat...............vınnnnnnnnnnnnnn fiyuvvvvvvv

Bu ne hulann? keşke tepeden tırnağa üfürmeyi teklif etseydi hatta göbeğimden avuç avuç zeytin yiyebilirdi ama ama o nasıl psişik bir teklifti öyle bee? Herkesin medyumu cin çıkarır bizimkisi sokuyor! kör şeytan kör gözüne. Bi ses geldi içerden bak, gerçek diyom! korkuyorum uyuyamıyorum

Salı, Aralık 29, 2009

Geldin mi kız sütü bozuk?

2010 yılına soruyorum bu soruyu. Geldin mi lan sütü bozuk? Umarım umduğunu değil bulduğunu bile bulamazsın! İnşallah maya takvimlerinde mayalanıp kokarsın! Dileğim odur ki sana ithaf edilen tüm takvim yapraklarında; bugün doğanlara erkek ismi: nihat dovan, kız ismi: ismail yeka yazılıdır. Temenni ederimki şeyini şeyderken şeye sıkıştırırsında şeysiz kalırsın! Böbürlene böbürlene geledur sen bakiyim, ben seni yıl sonunda giderken göreceğim, yürrüüüü anca gelirsin şişik! yeniyıl yeniyıl yeniyıl yeniyıl herkese hımhımhımhım off...

Malum soruyu asıl babam sordu bana (sütlü olan, başlık olan, gelmekli olan) ben soruyu aldım gıcır yıl 2010'a şutladım, o ne yaparsa yapsın.
Zamanında kel kafasına şaplak attığım bir büyüğüm "gidişin olsunda dönüşünde olsun" diye beddua etmiş olmalı, kendi emeklerimle yenik kumandan rütbesine yükselip döndüm baba evine. 6 aydır üzerinde çalıştığım "istanbul'a bakıyorum gözlerim faltaşı" piyesim salı günü final bölümüyle sezonu kapattı.
İstanbul'da çok berbat günler yaşadım, buraya ne kadar yazarsam yazayım aslı gibi olmaz. Bazı kabahatler işledim, tanımadığım kişilere sığınıp tanıdığım insanlara sığınmadım. Ekmek çalıp boğaz köprüsü ayağında balık kılçığına katık etme ihtimalim vardı. Yırtık ayakkabı ile dolaşmaktan utanıp ayakkabı çalmamda ihtimallerden biriydi. Sonra dedimki bakele ölürsem bu ayakkabıyla 3. sayfada çok acındırıklı görünürüm, birileri bakar bakar "duygulandım bea gızcaaz dibi delik ayakkabıyla ölmüş vay anasını " der, sonra kanal d'de yırtık ayakkabılı kızın yürek burkan hikayesi diye haber olurum, rep tarzında klibim çekilir falan filan. Hırsızlıktan, bu nalet olası ölüm sonrası şöhret merakımdan dolayı vazgeçtim.

Pılımı pırtımı gelirken yanımda getirdiğim banka eşantiyonu çantaya teptim. Ablam ve eniştemle aram eskisi gibi iyi değildi.. pardon eniştemle hep kötüydü dimi? ablamda işte o karşı safa geçti. Şaşırmadım, karanlıklardan çıkıp gelen falcı kadın bana; senin yükselenin yüksek, yıldızın dikkenar üçgen, jupiterin uranüs, neptün'ün otobüs demişti. Belliki kötü şeyler bunlar, işin ehilleri bilir biz bilemeyiz.
Zor bela ulaştım ankara'ya, bununla yetinmedim sokağımıza bile geldim hatta inanmayacaksın evimizin merdivenlerini çıktım. Saç tellerime kadar işlemiş, bacaklarımı donduran bir endişeyle çaldım kapıyı. Kapının arkasından gelmesini beklediğim tepki sahneleri binlerce, milyonlarcaydı. Tüm yolculuğum bu sahneleri kendime prova etmekle geçti.
  • *uzun namlulu bir tüfek kapı aralığından görünür, yavaş yavaş dışarı çıkarılır bang bang, tiffinkkkşş!yerdeyim.
  • *kısa mesafeli bir tabanca kapı aralığından görünür, kendisine kıllı bir kol eşlik etmektedir, tak tak, kaponkkk!! yerdeyim.
  • *ucu lazer gibi ışılayan bir japon kılıcı kapı aralığından görünür, görünmesiyle kelleme inmesi saniyeler sürer, hıtırrrşşş! yerdeyim.
  • *tekerlekli bir rampa kapı aralığından görünür, üstünde roket atar vardır roket ateşlenir, tıpankkkss! roket başlığıyla beraber komşumuz fikriye teyzenin salonundaki vazodayım.
Ama hayallerim yıkıldı, kapıyı annem açıp bütün gurbetten gelen çocuğunu karşılayan anneler gibi yaptı. "amaaaaaann siminyam gelmiş, yavrımmmmm guzummmmm, gurum gurum gurumuşşşş, eli ayağı buz olmuşşş, vıyyyy vıyyyy acından ölmüşş, siminyam gelmişşş, yavrummm guzumm, gurum gurum guru..." bi şiir dinletisi, bi oratoryo, bi kuğu gölü balesi sergiledi ki sorma. Bide derlerki anadolu halkı batı tarzı sanattan anlamaz. Annem anlıyo, annem biliyo gevezelik etme! Biz böyle annemle ikimiz sarmaş dolaş dram dolu sanatla haşır neşir olurken, annemin arkasında gizlenen korkunç tehlike aklımdan gitti. Nihayet odanın ortasından yükselen gök gürlemesi ve yer sansıntısıyla gösterimize son verdik. Babam elini arkasında birleştirmiş kafayı yana yatırmış, üst dudağı, bıyığı ve kalın kaşlarını yüzünde amuda kaldırmış, dikiliyor. Kafasını yukarı aşağı, yukarı aşağı "ben sana ne yapcamı biliyom" der gibi salladı, "geldinmi lan sütü bozuk iyi iyi gel bakalım geeellll" diye bir kere daha gürleyerek karşılama komitesine katıldı.

sonra bişeyler bişeyler bişeyler aman mühim olan yeni yıl dimi dimi

Cuma, Aralık 25, 2009

Huma kuşu yükseklerden seslenme!

Yolunuz memur lojmanlarına düşerse elinde kocasının telsizi ile gezen kadınlar görebilme ihtimaliniz var. Başarılı(!) erkekinin arkasında bulunmakla gurur duyangillerden boy boy kadınlar.

Taşıdıkları alet öyle bir aletki "sadece bi telsiz işte" deyip geçersen sosyolojik bir trajediyide es geçmiş, gitmiş olursun. Oysa işe yarar meselelerden çok lililik liilililik sesi çıkarmakla enerjisini tüketen o siyah hantal alet, bir kuvvet ve güç gösterisi, bir sınıf atlama, bir yüksekten uçma cihazıdır, zaman makinesi de diyebiliriz hatta belki f16, abartmıyorum f16. (abartıyormuyum?)
En kötü ihtimalle mevkili kocasının, mevkili cinsel organının makineleştirilip eline verilmesidir, elde taşınan erkeklik organının verdiği güven gibisi olur mu? hemde erekte!
Naçizane övüneceği tek meziyeti; kurumun düğün salonu konseptli binalarında en şaşalı "börek yiyip gıdık düzelim" kermesleri yapmak ve en iyi platin sarılı röfle saça sahip olmaktan öte gidemeyen kadın, hemcinslerine; üst rütbeli kocasının at kadar telsiziyle gövde gösterisi yaparak meydan okur. Sahip olduğu tek şey telsiz olanlar heryeri olay mahalli olarak görürler. (tanıdığım her bilmem kaç kişiden bilmem kaçı bu lafın orjinal söylenişini status olarak kullanıyor)

Bu sadece durumun telsizleştirilmiş örneği. Daha bunun memur yaşamı dışına çıktıkça metamorfoz geçirmiş bin çeşit versiyonu sıralanabilir.
Şu bizim babayiğit telsiz zaman gelir kiminde ayfon olur, kiminde epıl dizüstü, kiminde ünlü bir sevgiliye dönüşür veya "haklısın"cı arkadaş çevresine. Lüks mekanlara kıç sokabilmek, sehpasının üstünde ikea kataloğu bulundurmak, adı elit kendi elit okulları bitirmek (yozgat bozok üni. okursan hiçsin mesela), afilli adlar taşıyan meslek sahibi olmak, afilli mesleği olan kanki sahibi olmak, "au blé concassé plus ou moins épicé" adındaki fransız çorbasını içmiş olmak (türkçesi tarhana), isveç soslu köfte aşermek, norveç usulü somon arzulamak, makarna soslu italyanca yaşamak, ameleler buraya da geldi argümanını sık sık kullanmak, falanıyla, fistanıyla memur karısının telsizden aldığı gücün birebir aynısını yayar bunlar bünyeye. Sahip olunan bir havalı etikete karşılık bir everest yüksekliğinde bakılır aynalara. iki etiket iki everest, üç etiket üç everest diye gider sonunda tek kendisinin farkedemediği bir diktatör, bir engizisyon, bir kuduz it olur çıkar tepemize, zirveye değil.

Ona göre; yani şu yukardaki zımbırtılardan en az birinin etkisine kapılıp yedi kat göt tabakasına yükselen insan için kendisi akıl almaz oranda zekidir. Onayından geçebilme basiretini gösterenler dışında kalanlar varya o kalanlar? hepsi salak, sığ, karaktersiz, gerizekalı bok böcekleridir!
Türkçeleri ve ağızları bozuk, anlattıkları yalan, muhabbetleri yavan, arkadaşları yalaka, aileleri eğitimsiz hiç oğlu hiçlerdir. Toplum o kadar cahil, o kadar geri kalmıştırki onların hezimetine baktıkça kendini dahada çok sever, kendisine tapar. Geceleri yatmadan önce dişlerini bir kez, egosunu 40 kez macunlar, uyumadan önce dört dörtlük pırlanta gibi beynine sarılır, ulaştığı engin noktaya nazar boncukları iğneler, dökülen salyaları inci taneleridir.

Ah o zavallı köylü güruhunun bütün bildikleri eksik, doğruları yanlış, yedikleri merdiven altı imalatı, giydikleri ucuz mahmutpaşa süprüntüsü, anneleri bakım bilmediği için çirkin birer hımbıl, babaları şarapçı ve alkolik, şarkıları ve hikayeleri ajite, filmleri dibine kadar arabesk, sanatları sanattan yoksun, çocukları müslümcü, hıyarcı, yemekleri lahmacun en iyi ihtimalle bulgur, kızları pencere önünün sakızlı yosmaları.
Sabah olunca sığır sürüleri gibi doluşurlar otobüslere, terleri o'nun köpeğinin sidiğinden beter kokar.
Yaz gelince sahilleri istila ederler, ülkesinde denize giremeyecek mi ayol!
Kahvaltıda bi bacon, bi trüf yemek yerine, tarhana çorbası içerler yağlı yağlı. (fransızca bilmiyorlar nasılsa)
Sadece misyoner pozisyonunda sevişirler, geniş beyaz donlar giyerler sidikli sidikli.
Erkeklerinden iyi hamal yapılır, kadınları güzel cam siler, hepsi bu.
............

Az inse o çıktığı tünekten kendisinin de donunun koktuğunu farkedecek. Arada misyoner gibi sevişmenin güzel olduğunu, tarhana çorbasının adının değişmesinin aslını zerre değiştirmediğini anlayacak, trüfün bok gibi koktuğunu, bacon yerine kayseri pastırması yemekte korkulacak bişey olmadığını, lahmacundan, müslüm'den, arabeskden hatta cam silmekten zevk alabileceğini görecek. Ah bir inse neler görecek, neler görecek..

Perşembe, Aralık 17, 2009

Tut şunun ucunu kaçıralım abi

Koloniler halinde tıklım tık yaşamanın tadı başkadır ha. Neredeyse sokağın yarısıyla aynı yatağı paylaşmış olabilirsin, buna rağmen kimse sana "onun bunun koynuna giriyor" demez, çünkü hepsi ile kan bağın vardır, nikah düşmez. Düğündü dernekti türlü sebeplerle yatıdan yatıya sektirir durursun.

Erkek kuzenlerinle koyun koyuna yatmanın en kötü sonucu gecenin bi yarısı kokuşmuş bir kaç ayağı dişlerinin arasından çıkarmaktan ibarettir, başka kötü sonuçlar alınması da mümkün de olmasın öyle bişey!
Birbirinden niyeti bozuk, şehrin ayak takımından bıçkın deliğanlılar oldukları halde bize hiç bir zaman kız insanı olarak bakmadılar, bizde onların cinsiyetlerinin ne olduğuyla pek ilgilenmedik. Ben ilgilenmedim ötekileri bilemem, uçkurları boynuna.
Fuat'ın söğüt ağacının ardına saklanıp, peşinden hiç ayrılmayan bana "gelmesene gız, bi kerede arkamdan gelme allaın tebelleş dangalağı" diye bağırarak yaptığı şeyin osbir olduğuna, yıllar sonra osbirin ne olduğunu öğrendikten sonra uyandım.
Köksal abimin "tombul tombul memeler zalım oy gelin zalım zalım zalım" türküsünü yeni yeni patlamış memelerime değilde, aşağıda böğüren ineğe söylediğini sanıp "dimi ne tombul memesi var hayvanceizin" demem gene o sebepten olmalı.

Ailenin sicili paslılarından halil abime, okul müdürünün 14 yaşında, enine boyuna on pasifik genişliğindeki hoşur kızını kaçırmamızda(!) kuzenliğin görev ve sorumluluklarındandı. Halil abi; balık ve kurbaa avlamaya gittiğimiz bir gece sazlıkta sabahlarken anlattı kız meselesini. Aralarında bi dünya yaş problemi var, kız iri yarı deve gibi ama küçük daha orta 2 de. Babası hem okul müdürü hemde arıcılık yapıyor, kızını kaçırdığımız günün akşamı bir milyon arı tarafından delik deşik edilme ihtimalimizi saklı tutuyoruz. Bütün kaba detayları konuşup "Yaşı küçük müçük toplar getiririz, babası müdürmüş, müsmüdürmüş ırgalamaz bünyeyi, aslan gibiyiz allaama" külhanbeyi andımızı içip verdik startı.
Bende yavaştan onlara benzemişim, havam kıyak "ayıpsın, ayarlarız ekibi, yaparız icabında dümenimizi işşşşş" gibi bir dil kullanıyorum. İşte tam o sıralarda kaybettim kişiliğimi, bulucam bulucam yakındır.

Bir iki gün geçti geçmedi, sokağın köşe başlarından kafalarımız göründü. Kızın gönlü olmuştu "ikindileyin gel beni al kocıcığım" diye haber salmıştı hatta, yangın ayşe mübarek. Şişman kadınların daha ateşli olduğunu söylerler. Plan basitti, palas pandıras dalacak alıp çıkacaktık. Ben yem olacaktım, kapıyı çalacak anneyi oyalayacaktım. Delta ekibi ise kızı torbaya dolduracaktı ama kız "kaçır beni aşkaaammm" diyenlerden olduğu için torbayı gerisin geri iptal ettik. Evleri civarın gıpta ile baktığımız lüks apartuman sitesindeydi. Hiç bir zaman sahip olamayacağımızı düşündüğümüz hayatı yaşadıklarına inanıyorduk, onlara kızgındık!! kızları kaçırılmayı hakediyordu!
Merdivenlerinden çıkarken "anaa buralarda bizimki gibi betondanmış" dedim, şaşırdım bayaa. Ekip arkamdan beni takip ediyordu. 6. kattaki evlerine geldim, bizim kapılarımıza tıpatıp benzeyen kapıyı inceledim, bi postada ona şaşırdım gözlerim belerdi. Kapıyı en az kızı kadar şişman olan annesi açtı " buyur kızım" dedi, o an kilitlendim. Teoride; erkek kuzenlere gözükara görünmek sevdasına gayet iş bitiren ben, kadının göğ göğ gözlerine bakıp dilimi nefes boruma kaçırdım.
Kadın "ne istiyon yıvrım konuşsana" diye sesini yükseltince, kapıyı kapatmasından korkup aşağıdakilere gelin yukarı diye işaret attım. Ortalık anında panayıra sevketti. Kadın evi anarşikler bastığını düşünüp avazı bastı, kız odasından düğüne gidecekmiş gibi şıkır şıkır fırladı, "kurban olurum anammm" diyerek anasına sarıldı, salak! Kuzenler bi kızı kucaklıyor, bi anayı. Ben kapının eşiğinde kenan ışık gibi elim çenemde durumun kıritiğini çıkarıyorum. Durduğum noktadan planın pek bi nanay olduğu, başından bir halta yaramadığı öyle net görünüyorduki tarif edemem. Gidip müdürün gözüne baka baka "kızınızı kaçıracıık" desek işimiz daha kolay olurdu.

Tam bunları düşünürken senaryoda olmayan doğaçlama sahneler gelişti; anne nerden icab ettiyse(!) küt diye bayıldı, komşular sesleri duyup patır patır geldi, bizimkiler durumu çaktırmamak için sanki bayılan kadına yardıma gelmişmişler gibi yapıp kadını sırtlayıp, sağlık ocağına götürmeye kalkıştılar. Fekat anne o kadar şişmandı ki iki kat indirip bi köşeye yığıldılar. Güya kızı kaçırmaya gelmiştik ama manzara anneyi kaçırdığımıza işaret ediyordu. Çekiştirilmekten koca kadının götü başıda dağılmıştı, müdür karısına bu yaptıklarımızı görse bir kovan arıyı boğazımızdan aşaa salardı, anlayacağın rezalet üstüne rezalet. En nihayetinde zararın neresinden dönülse kardır, dedik gıpta apartmanından tam gaz cızladık. Sonrasında olaylar hiç bitmedi fare dağ doğurdu, kimse elinden geleni ardına koymadı.

HALİL: bir kaç ay sonra kızı kaçırmayı başardı, evlendiler. kız şu an dahada şişman. (yazıyla "babaçko")
KUZEN 2: kazakistan'da bir petrol şirketinde çalışıyor, kazak kızıyla evlendi.
KUZEN 3: polis oldu, gaz bombalarıyla juggling yapmayı seviyor.
ARICI MÜDÜR: hala müdür
ARILAR: bal yapıyolar
BEN: buralardayım işte, selam

Cuma, Aralık 11, 2009

Tamam gel cevabı söylüyorum

fatih-ürek-dudakları( neyin cevabı? şunun )

Bloğum yavaş yavaş flash tv stüdyolarına benzemeye başladı. Bir tarafta dudaklardan fal bakanlar, öteki yanda "lan burada bacak var ne işim olur dudakla" diye aşağı postlarda kolbastı oynayanlar, bir tarafta "nenenin donu çalışmıyor" dizisi çekimleri ve en önemlisi benim büyük bir iftiharla sunduğum "her cevhere altın" yarışması.

(evet 12 numara fatih ürek'ti)

Yarışma istediğim gibi oldu, cevabı çok az kişi bildi bilen sayısının az olması iyimi, kötümü? tam anlayamadım. Duygusal git geller, meteorolojik iniş çıkışlar, hezeyanlar ve heyelanlar yaşadım. Bazen ellerimi oğuşturup zuhal topal'ın şen piliç şen şen dansını yaptım. Bazende " neden kimse 4 demiyor ya? onuda mı hipopotam götüne benzettiler yoksa?>£#$? hayır hayır buna dayanamıycam ağlıycam ya ağlıycam:SSssssssss" diye tutam tutam saç yoldum.

Herkes neredeyse 2 dedi bende boş durmadım günbe gün 2 numaralı kızdan nefret ettim, ettikçe bilgisayarda kayıtlı fotosuna bakıp "hıh hiçte bile" dedim, omuz attım kancığa. Çaktırmadan aynı pozu vermek için kırmızı ışıkta aynanın karşısına geçip "mummmmm, mommmmmm, uuuuu" adı verilen dudak büzme şekilleri yaptım. Altı üstü bir 50 kaat için şu çektiğim sifilliğe, zibilliğe baksana. Kendim ettim kendim buldum eyvah.

Bu arada bazı şer odakları da boş durmuyor! Blogunda sık sık blog yazarı kadınları diline dolayan dedikoducu pis şirret gossip ibraam noel babayı kıskandıracak bu mübarek çabama çamur atmakta gecikmemiş, perez hilton bozuntusu nalet herif.

Cevabın 4 olduğunu 5 kişi bildi. Bir tanesi ff'den buzcevheri. 2 şık seçenler arasında en çok finduilas'a içim gitti. Keşke son kararı doğru olsaydı. Şimdi bu bilenler arasında bir seçim yapmam lazım hepsini bir torbaya doldurup sallayım, tutup çekeyim tutup çekeyim dedim ama sanal sanal çekilmiyor. Mecburen anket yapacağım şimdide onların fotoları yarışsın bakalım, nasıl oluyomuş anlasınlar.

Oylama sonuçlandı, bugün birincilik cihad'la, bi dost arasında sürekli yer değiştirdi ama saat tam 8. de bitireceğimi söylemiştim, 8 olunca ps aldım, sonuç Bİ DOST 50 liralık ödülün sahibi oldu. Bi dost seninle görüşelim. ;) Ajda Pekkan'ın yaşıda 128'miş vay be hatuna bak hiç göstermiyor alla allaaa şaşılacak iş


Salı, Aralık 08, 2009

Bul beni al parayı

Çok param var benim. Yıllardır "adın ne senin" sorusuna bile cevap diye kullanmak istediğim mütebareke kesmüke bir cümledir. Ortada para yokken bile bu cümleyi kurmanın, züğürtlerin içindeki "zengin piç" husumetini giderici yanları olduğunu keşfetmiş, etiyopyalı bilimadamları. Ankara'da iken bir kere daha kurmuştum böyle bir cümle, bu ikinci kuruşum. Sanki moğol imparatorluğunu kurmuş gibi anlattığımı farkettin? Baştan itibaren garip ve nereye gideceği kestirilmeyen bir gelişi var, zaten bende geldiği gibi yazıyorum boşver. Dur bir kere daha kurayım oda osmanlı imparatorluğu olsun, çok param var benim. Hatta bi daha; çok param var benim, dur bir daha; çok param var benim, çok param var benim, çok çok çok çok.

Bu kadar; hem imparatorum hem para bende beyinsizliğinden sonra gerçeğe döneyim, param yok lan.. hatta bir daha; param yok lan, dur bir daha; param yok lan lan lan lan lan. Param olsa 90 lira elektirik faturası geldi diye bana kaşık düşmanı mimikleri yapan eniştemi ortadan kaldırmak için kiralık katil tutarım. Ev tutmam katil tutarım. Balık tutmam denizden eniştem çıksa yutarım. Ulan koskoca türkiye'ye sığamadım iyi mi?! Küçükken kovaladığım culuk cücükleri gibiyim, oradan oraya savrul, savrulurken de çenen hiç kapanmasın gulu gulu gulu gulu.

Ya geçelim bunları amannnnn başlıycam! sonra hele bi ara kahpe felek utansın yazısı yazarım, şimdi başka bişey için geldim buraya. Duyduğuma göre yeni yılda geliyormuş banada arkadaş söyledi, ben hala eylül'deyiz falan sanıyordum biraz alzaymırım üzerine afiyet. Yeni yıl için hediye vereceğim. Bana kalsa yemişim yeniyılını da, hediyesini de, ebesini de, dedesini de! Yemişim deyince keşke yenen bir hediye olsa mesela kutudan enişte çıksa, oturup yesek. Ama değil, kutudan 50 tl çıkacak, proğramıma "çok param var benim" türküsü ile başlama nedenim bu işte. Dilersen bu parayla yiyecek birşeyler alırsın. Samede geleyim aşağıdaki fotograf kolajı içinden bana ait dudakları bilirsen 50 parayı sana yollayacağım balım. Seninle birlikte başka bilen olursa uzun uzun kafamı kaşıyıp "haydaa şimdi nolacaktı napıcaktım" diye düşüneceğim ama eminimki bir yolunu bulurum, bulurum ben. Hile yapmak yok, kopya çekmek, tuvalete gitmek, arkadaşlarla fısıldaşmak yok. Cep telefonunu kapalı tut ve lütfen gaz çıkarayım deme kapalı ortamdayız.
3...2...1...start...

ai ai ai, başlıycam eğlencesine meğlencesine, beni etiyopyanın çöllerinde yıkasınlar, dudağını eşek ısırsın, hediyedenizi, yeni yılsiminya-dudak-kıllı-koltuk-altı

yalan değil ha gerçek para! bende pek bulunmadığı için hediyedenizi sitesinden yürütmeye çalışacağım, bakalım kısmet.

Salı, Aralık 01, 2009

Kız kabusu "ilk gece" yakında sinemalarda

gerdek-gecesi-kan-gövdeyi-götürdüGerdek gecesi; bir erkek için, ak gerdanlı yavuklusunun kıyılarına ayak basacağı, bayrak dikip "buralar kompile benim" diyeceği bir keşif gezisi iken, kız için; aynı anda antony hopkins, testere ve fredy'nin elinde parça pinçik olmaya sayılı günler kalması demektir.

Bütün çocukluğumuz sıkı sıkı koruduğumuz cinsel dokunulmazlarımızın, örtülü düttürülerimizin başına gelecek kanlı sonun korkusuyla bezeli yüzlerce zifaf hikayesi dinleyerek geçer.
-gelin çektiği acıdan ve kan kaybından bayılmış. -bez temiz çıkmış, damat gelini döve döve öldürmüş -tam şey yapacakken kilitlenmişler, kilidi açmak için hoca götürdük ordan geliyoz. -damat yapamıyomuş.
-gelin kaçmış
Yaşın küçükse büyüklerin bu cümlelerde neden bahsettiğini anlaman imkansız, kendi kendine yorumlar getirirsin.
"neyi yapamıyolarmış ya? gelinden ne kanı gelmiş, niye gelmiş, adet mi görmüş? eee bez temiz diye gelin dövülür mü ne güzel işte temizmiş, hem ne bezi? kim kimi kilitlemiş? kilitleri açmak için çilingir çağırıyoz biz, hoca ne alaka?? noluyo orda anne yaaa!!!

Sonra sonra odalarda fısıldaşan ihtisaslı ablalar sayesinde gerdek gecesi dedikleri çok tehlikeli bir sendromdan haberdar olursun, içine ateş düşer, tüylerin dikenlerin kulaklarını çınlatır ve sende kendinin küçük kıyametini beklemeye başlarsın.
Bir gün o korkunç gerdekçi insanlar gelecek, sana beyaz, simli mimli bir kostüm giydirip davulla zurnayla kandıra kandıra götürecekler. Ailen de onlarla işbirliği yapacak, arkandan acımasızca el sallayıp timsah gözyaşları dökecekler. İçine beyaz, dantelli, tüllü heybetlimi heybetli bir yatak atılmış odaya tıkacaklar, elektirikli sandalyenin yatak süsü verilmişi.
Önüne baklava, kızarmış tavuk, su böreği gibi göz boyayıcı yemekler atacaklar "ye bunları bu gece nihtiyacın olacak hohohohohoho" diye gaddar gaddar gülecekler. Tabii kuru ekmek ve su verseler çakarız köfteyi, iyi niyetli olduklarını düşünmemizi istiyorlar. Oda; o güne kadar gördüğün en soğuk, en sahtekar, en tırsınççç odadır türlü türlü kumpaslara gebedir. Az sonra sana acı çektireceklerini, seni kanatacaklarını, temiz olup olmadığını sınayacaklarını, bezin temizse sen kirli, sen temizsen bezin kirli önermesini üzerinde önereceklerini biliyorsundur. O kara geceye kadar anlatılanlar, fısır fısır kulağına gelenler bu işlerin hep böyle olduğuna işaret etmişti. Başka türlüsünü anlattılar da biz mi duymadık!

Düğün ertesi fiskos toplaşmaları hep bu gecenin nasıl geçtiğinin öğrenilmeye çalışılması, tahminler yürütülmesi, oturuşmuş kodaman ablaların gerdek sırrına sadık kalarak minik ipuçları attırmasıyla geçmiştir. İçine dedektif kaçmış ekemiş teyzeler gelinin geçmiş ilişkilerinden gerdek performansını tahmin edip, "aha şuraya yazıyom yarın baba evine bırakırlar" kalıp cümlesini yine kullanır. Yerlere kucak kucağa oturmuş yüzü alın alı morun moru olmuş ergen kızlar "ben evlenmiycem, evlenirsem de asla şey yapmıycam" gibi iddialarla ortamı renklendirir. Gerdekle, zifafla, bezle, belekle işi olmayan tabu yıkıcı hoppa necla parmağıyla bakireliğini bozan ünlü mankeni çok takdir ettiğinden girer, kızların aşırı salak olduğundan çıkar.
Herkesin gerdekle ilgili az buçuk bir fikri vardır, ortak fikir gerdek gecesinin ızdıraplı, gergin, sinir bozucu, kah kanlı kah kansız bir meydan muharebesi olduğudur. Bir kız için hiç bir çekiciliği olmayan, öd sıvısının ihtiyaç fazlası üretildiği, namus baskısının beyazlar giydirilmiş halidir. Belki büyükleri kandırma, gönüllerini hoş tutma formaliteside diyebiliriz.

yazıyı okurken my dying bride dinlenmesi gerdekçiler tarafından önerilmiyor, ama ben öneriyorum onları sallayın.

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Ne bitmez bayramlarınız varmış be!

Anlamadım ki nedir bu 15 günde bi bayram 15 günde bi bayram! Hiç bitmezmiş ya lan bayramımız, seyranımız, göbek havamız. Bir yıllığına şunları öteki yıllara ötelesekte ayşe tüter'den en leziz kurban kavurması tarifleri veremese gazeteler.
bir yılda:"bayramlık alışverişinde esnafın yüzü gülmedi" "kurban kesmesek olmaz mı yaşar hocam?" "eti fazla kaçırıp tankeri bozmayın" "arto'da koyun kesti" lagalugasına katlanmak zorunda kalmasak.

Tek bu bayramı değil hepsini hepsini tüm el öpmeli, alkış tutmalı, sloganlı, tantanalı bütün bu tüketim bayramlarını tepeden aşağı kötelemek istiyorum. Üzerinde bayram kutlanmayan bir ülke lazım bana.

Burada ben onun bunun evinde bölünerek çoğalan, büzüşerek dağılan parazitler gibi yaşamaya mahkum olayım, bayram demesin seyran demesin eniştem beni kovsun, tek arkadaşım türkçe'yi R harfinden ibaret sanan rus kız swedna olsun ama sen beni görme, sesimi duyma, bayramlık ağzını hiç kapama hiç ama emi imi hiç!

Nerden geldim istanbul'a demiş miydim önceden? Demiş olabilirim, sabah içime ne giydiğimi hatırlamıyorum ki daha önce ne dediğimi bileyim (içine ne giydin sorusu ne sıcacık bi sorudur ya, isterim ki insanlar birbirine günaydın yerine "selam pelin içine ne giydin? selam muhtar amca içine ne giydin? sorusunu sorsun, herkes birbirinin içini peşin peşin bilsin, bayramlar ertelensin bu soru yerleşsin) Madem istanbul'a kadar gelmişin a bağırsağı kör düğüm olasıcada apandistlerden gidesice niye biraz daha ilerleyip habur'dan çıkmadın! (o habur diil kapıkule, sesi gelir yüksekce bir yerden) Geldin buralarda iyice küçük besleme oldun, kemalettin tuğcu bile yazamaz bu yürek burkan hüzünlü hikayeni, çünkü öldü.
Bari bi işe yarasam fare yakalayıp ciğeri haketsem gocunmayacağım ama öyle değil. Kendime belirlediğim bir kaç metrelik bir alanda kafasından ne geçtiği anlaşılamayan psikopat şerın sıtone şeklinde oturuyorum. Yok bee bacağını aralayıp arasındaki malzemeleri gösterdiği sandalye sahnesi gibi değil, bi sonraki sahneleri düşün öyle bi oturuş. Hoş hatun filmde pek de oturuyor sayılmaz, yatarken oturulamıyor ergonomik olarak. Yazımda ki ani gelişmeye bak! konu şerın stona gelince içine ne giydin sorusu otomatikman "içine ne giymedin" sorusuna evrildi. Bir de maymundan gelmedik derler.

Şerın sıton kadar olsam yine şikayet etmem, en azından kızın bir sürü geleni gideni vardı, yatağı yani evi dolup dolup boşalıyordu. Bense biraz daha yalnızlaşsam odaya bir küçük tüp atıp üzerinde çay fokurdatacak, elinde kehribar tesbih, dilinde "gurbet ellerine düştüm düşeli" türküsü volta atacak kıvamı bulmuş olacağım. Neyseki şimdilik elimde tesbih yerine bakkal burak var, günübirlik çekiyorum. O'nu bi 20 post önce yazmış olabilirim yada geçen gün yazmışımdır hatırlamıyorum, sabah içime ne giydiğimi bile....
Burak bana aşk-ı ilan yapan bakkal çocuk, hani beni ağzından alevler saçan market buzdolabı buzzilla'nın elinden kurtaran. O gün bugün büyükçekmece kazan, burak kepçe, ben kazanda kalan son köfte kaçışıp gidiyoruz. Bakkalına adımımı atmadığım gibi bahce duvarlarından, çatılardan, logarlardan güzergahlar keşfedip evin yolunu buluyorum.
Kaçan kovalanır deyimini önceden bilerek suistimal ederdim. Aslında kaçmak istemezde kaçıyormuş ayağı yapar, bir nevi kız evi naz evi gelenek ve göreneğimizi sürdürürdüm bilinçli bir anadolu kızı olarak. Biz böyle gördük; canın istesede istemiyomuş gibi yap, aşıksan değilmiş gibi yap, acıktıysan tokmuş gibi yap, uyanıksan uyur gibi yap. Bu sefer kendim için yapmadıysam namert olayım burak'tan kaça kaça conta eskitip, balata sıyırdım. Fekat arkadaş truva'yı ele geçirmekte kararlı, son gördüğümde tahta at imarındaydı burakisis teodorakis.

Arada aklım gidip geliyor, sevilmek iyi birşey olabilir diyorum kendime. Gelsin sevsin çocuk yazıktır değme gönlüne, sever sever gider belki arada serenat falan yapar, yapamaz ama yapar gibi yapar diyorum. Sonra aklım geliyor git git git diyorum, ne sevilmesi ne yakalanması diyorum, kaçmaya devam diyorum (ilham, repci vicdan )

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Ayaklarımın imajını amcama borçluyum

koca-ayaklı-kızlar-cennete-gitsinOlacaksan amerika'da ünlü olacaksın, kurumuş camış tezeği olsan bile ünlü olma şansın var.
Mesela orada havada uçabilsen ve şahitlerin olsa bu sayede saatte 300 bin dolar kazanıp 300 bin hayran toplayabilirsin, o zaman sahiden havada uçmuş olursun işte.
Ünlülüğün cıvığını çıkarmakta, o cıvıktan bir kaç cıvık daha çıkarmakta, şanslı pisliğin ayak izini, saç telini, kıl dönmesini bile paketleyip satmakta üstlerine millet tanımam. Ünlü kişisinin vücut atıklarına gösterdikleri ilgi; 1400 yıldır peygamber ayağının izinin tozunu türbe türbe gezdiren, elim yüzüm sürdüren, döşüm bağrım yırttıran müslümanlardan kat kat fazla.

16 yaşında 5 tane malikanesi, 45 tane arabası olmuş ünlü bir amerikalı yıldıza soruyorlar
-kıyafetlerini nasıl seçersin?
-ıımm yieaa hiç bir giysimi kendim seçmem, giymem, ellemem donumu bile kostümcüm giydirir
-nasıl beslenirsin?
-yiyeceklerimi beslenme uzmanım seçer getirir, pişirir yedirir
-saçınız ne yumuşak
-güzellik danışmanım culi ile tanışın, hay culi
-pis bişey koktu
-hela danışmanım altımdan alıyor
İşte bu sebeplerden ama en çokta hela danışmanı nasıl bir meslek onu keşfetmek amacıyla holyvıd'dan teklif bekliyorum. Teklif gelmedikçe de şurdan şuraya ünlü olmam onu söyleyim.

İnkarcılardan olmamak lazım çarpılırım, evet ya benimde imaj danışmanlarım oldu, olmamı.

Ayakkabı seçimimi moda anlayışıyla göz dolduran emmim Lâmen yapardı (yazılışı numan okunuşu lâmen) Ünlü alışveriş merkezi ankara saman pazarı, paris'ce söylenişiyle " Lö Anqyra Sammhan Bazaar" en gözde mekanıydı. Ürettiği hot kötür, kap götür ayakkabılarla dünya çapında isim yapmış "ayaggabıcı münür" favori dükkanıydı.
Amcam ayakkabı ihtiyacımız olduğunu söylememizden çok değil 6 ay sonra münür nurettin selçuk abiye gider, inşaat küreği kullanarak doldurduğu bir çuval ayakkabıyı alır gelir "karabaşın gızları size ne fiyakalı papuçlar aldım giyinde bi bakiim" diye bizi başına toplardı.
O torbadan at nalı bile çıksa şaşırmayacak hatta belkide "nal çıktı oh çok şükür" diye sevinecek gerekirse ayağına çivileyecek bezgin birer kısrak gibi kişneye kişneye yanına varırdık. Karşılaşacağımız torba manzaralı ayakkabı tepeciklerine dejavunun dejavusu adını vermiştik. Torbadan istisnasız; emekli memur ayakkabısına benzeyen, sen ne güzel ayakkabısın samsun canik dedirten, üstü altın sarısı pirinç tokalı, cüneyt arkın'ın bir tepikte 70 bizans'lıyı uzay zaman boşluğuna yollayan ayakkabılarını anımsatan, üzerinden kum fırtınası geçmiş kilolarca 2. el ayakkabı çıkardı, saolsun.
Masus; seçiyormuş gibi, beğeniyormuş gibi, ayağımıza deniyormuş gibi, sevinip sırıtıyormuş gibi, gibi gibi gibi gibi yapıp ayakkabıları alır eve, diğer ötekilerinin yanına koyardık.

Beğenmedik bunları, bacağımızı ayırsan giymeyiz desek, orada üzerlerine benzin döker yakar (bu kısmı ben ve yandaşlarım ayak birliğiyle destekliyorduk) lakin benzinle yüreği ferahlamayacağı için gider babama bir ton laf sayar;
"aman işte senin gızların bulmuşta bunuyor, ben teeee gittim münür'ün dükkandan en galiteli en galifiyeli ayakkabıları aldım, bi teyliz gayme saydım yollarda belim sırtımdan ayrıldı, kan ter içinde getirdimde zıbıklıların beğenmedi! puuu senin babalığına, zaten senin gibi gavatın, puştun kızı nası olacakya, molacakya, şöylede, böylede" diye babamı üretilmiş en hasar verici nükleer bomba haline getirebilirdi.
Sevgili pek nükleer bıbıcığım; koordinatları ayarlanır ayarlanmaz rampasından fırlar üzerimize doğru hızla yol alır, tek kelime konuşmadan önce biyolojik ve organik küfürlerle hedeflerine dalar, yakıt olarak karbonhidratlı bişeyler yüklendiyse üzerinde taşıdığı metallerle kafa göz uçurur, imha gücü çok fazlaysa da tam ayakkabıların yakıldığı küllükte üzerimize kendini döker yakar, yakabilir, yapabilirdi.

Görüldüğü gibi ayakkabı konusunda hiç sıkıntı çekmedim, her zaman etrafımda ayaklarımın güzelliğini düşünen, onları daha çekici hale getirmek için çalışıp çabalayan bir çok vefalı, fedakar, zevkli, moda anlayışı corcio della piana ya denk düşen danışmanlarım oldu, şükranlarımı sunuyorum tanrı sizi korusun.

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...