Pazartesi, Mart 29, 2010
Yorganlar altında 20.000 fersah
Fersah deyince aklıma geldi bak ne anlatıcam. Diyelim ki arka planda bir müzik var mistır masıl tuvalet jel'in reklam şarkısı çalıyor, ortam pusluu, ortam acımasız, ortam gerilimlere gebe...
Hafta sonu, evde kimse yok evdekiler polatlı'ya düğüne gitmiş, yalnızım ( "yalnızım" diğer bütün kelimelerden daha çok kendimi yetiştirmiş, karakter sahibi bir kelimedir. hem işveli, hem arzulu, hem davetkar bir kadına benzer. ama burada davetkar anlamında kullanılmadı, yalın yalnızlık, tuna kiremitçi yalnızlığı) Ablam olsa eve eski sevgili getirir, abim olsa ülkücü arkadaşlarıyla nurcu arkadaşlarını çağırır maklube gecesi düzenler, kardeşim olsa salonun ortasına ölü gömer ama ben! ama ben naapıyorum? Yalnızlığa korku davet ediyorum.
Ankara'ya ıssızlık çökünce, dışarda kurtlar ulumaya, lodos, ağaçları canavara dönüştürmeye başlayınca koşarak odama girdim, kapıyı kilitledim üzerimde kenarları mandal izi desenli, yakası, bağrı matrix tiriniti tişörtü yırtıklığında sünüp gitmiş bir tişört, yatağın içine oturdum bacaklarımı tişörtün içine sokup gelmelerini bekledim, akın akın gelmelerini.. Gelecek olanlar saniye saniye değişti. Tıkırtılar hırsız korkusu veriyor, gölgeler ecinni. Yağmuurr sende vurup durma şu cama! ay yay yay
Ruhani şeyler gelse ben onları döverim. Her tarafımdan bir tılsım, bir muska, bir nazarlık sallanıyor. Annem beni türbeye çevirdi; muska takı töreni düzenleseler aynen şu şekil..
Geline: tükrüğügıymetligillerden mavi pazen desenli bir muskaaa, nefesindeparevar emmiden pitikare desenli başka bir muskaaa içinde 7 ayetel kürsü ile birliktee, gedikhasan köyünden her gece tüttürülmek üzere 3 demet üzerliiik, camcıların muazzez'den üç nehirde yunmuş özel yapım nazarlııık (bunların dükkanın adı Camcılar, bi vakitler birisi öyle ibnelik olsun diye gece gidip C harfini silmiş, onlar tekrar C yapana kadar güzel maytap geçdik, utandılar kalın uçlu kalemle eciş bücüş C yaptılar, o daha da yardı bizi) Bu kadar sallanan zımbırtım varken uçanda, kaçanda benden kurtulamaz, yalan değil psikolojik bir güven veriyor bu aksesuarlar. Tıpkı erkeğin sallanan şeylerinden aldığı psikolojik özgüven gibi.Teşbihte hata olmaz.
Dualar okuyorum, sağıma puu, soluma puu, kapılar kilitli, komidinin üstünde tabanca. Genede korkuyorum arkadaş! İçimdeki iskoçyalı sürekli gaz veriyor "geldiler gelecekler geliyolar nihohhohoha" Yok yoook yatak kesmiyor daha derinlere gömülmem lazım. Yorganın içine daldım, ayaklarımı kendime katladım. Eğer kazara ayağım yorganın dışına çıksa kalbim küt küt küt atıyor, sanki yatağım pasifikte kayık, odam ağzına kadar köpekbalığı kaynıyor ayağımı çıkardığım an koparıp atacaklar. Ama bana kalırsa asıl kayık ayağım, titanik'te filika olsaydı 12 yolcu kurtarırdı aslanım benim. Camdanda bi soğuk geliyor (cam deyince aklıma c harfi silinen camcılar geliyor gülüyorum. hem korkarım, hem gülerim) Kenarlarındaki süngerler dağılmış, yangıncı kampanası gibi lingir lingir oynuyorlar, rüzgar maaile başımda.
Kalan hayatıma yorganın altında devam etmeye karar verdim. Güzelmiş buralar.. dışarısı kötü kızım, dışarısı tehlike.. otur yorganının içinde yediğin önünde, yemediğin arkanda. Bi dakka burası ne kokuyor lan böyle! Hayır ben temizim çeneni çoğaltma! Yunmuş yıkanmışım, geceleri altıma culladığım yaşlar mazide kaldı. Osurmadımda! üç gram oksijenimi karbonmonoksitle kirletmem, çevreciyim ben. Ama hala kokuyor. Dur bakiim şu gazete işine girdiğimde odamda bir düzine erkek çocuğu yaşamıştı! evet evet kesin onlar sidiklemiş kokusundan tanıdım bu erkek çocuğu çiş kokusu. Vay götten bacaklılar!
Yuvam lan yuvam..
Bu yatak, bu yorgan...
Benim mi allahım bu korkulu yüz?
Nasıl da acımadan yuvama diğdirdiniz...
Uyuyana kadar yorganın altında çok olaylar yaşadım, gördüm geçirdim, tecrübeli bir insan oldum: bizzat saydım 1 saatte 3600, 4 saatte 14400 saniye var, kapalı bir yerde kaldığında terini içemiyon hakkaten tüm tuz, komidine iç çamaşırı koymak saçmalık onun yerine büsküüt, su, fener, kedi ve lazımlık konmalı, cep telefonunu yatarken başka odada şarja takma! neden her evde oksijen tüpü yok bu ne sorumsuzluk!? pencere süngerini kalitelisinden alın, yatağınızda çocuk, belek yatırmayın sıçıyolar, yatağa tertemiz girin olurya bişey olur sabaha kadar apış aranızı koklamak zorunda kalırsınız.
Salı, Mart 23, 2010
Aaaa aynı ben
Hayran olunası insanlar vardır, yaşamlarını küçük alametlerden etkilenip değiştirebilirler. Bir papağanın kanadında gerçeği görüp jamaika'ya taşınırlar, bir afrika belgeselindeki uçan zenciden etkilenip namibya'ya koşarlar, forrest gump'a özenir karides yetiştirmeye başlar, ilk hayatında samuray olduğuna inanıp japonca kursuna yazılırlar. Ben ise şu fotograftan etkilenip güneşi gördüm bu yazıyı kaleme aldım (of aynı ünlü bi yazar yazmış gibi oldu o "kaleme aldım" cümlesi.
Annem; 4-5 yaşındayken içi çorba dolu kaşığı ağzıma değil burnuma dökerek beslendiğimi anlatır. Ağzımın yolunu bulamazmışım, ara sıra kulağıma götürdüğüm oradan yemek yiyemeyince ağladığım görülmüş. Endişe etmemişler çünkü etraf çocuktan geçilmiyormuş, biri kafadan hasarlı olsada ötekiler var oda olmadı bitan daha doğururuz yerine koyarız demişler.
Belli bir yaşa değin dünyadaki tek tüylenen, tek sümüğü üst dudağında kuruyan, tek acıkan, tek altına çiş kaçıran insan olduğumu düşündüm. Hepsi benim hastalığım, kusurum, zihinsel geriliğimdi.
Acıkmaktan korkuyordum çünkü acıkırsam utanç verici olan eylem "yemek yemeyi" yapmak zorunda kalacaktım, yemek yersemde daha yüz kızartıcı olan şey başıma gelecek tuvalete gidecektim. Oraya gidince de benden kimsede olmayan o özürlü sesler çıkacaktı ve ben bu sesleri örtbas etmek için suyu açacak, terliği şıplatacak, öksürüp, tıksıracaktım.. bir sürü uğraş bi sürü utanç. Bu yüzden en baştan yemek yemenin önünü alıyor, aç sefil geziyordum. Çok mecbur kalmadıkça yemek yemedim. Şükür henüz açlıktan ölmedim.
Kendinin diğerleri ile aynı olduğunu anlaman zaman alıyor. Malum başkalarını gördüğün kadar kendini görmüyorsun çünkü onlar her daim önünde salınıyorlar oysa sen kendini görmek için tek şansa sahipsin, aynaya bakmak. Bunun üstüne aynaları sevmiyorsan hapı yuttun. Yıllarca kendinle hiç bir yerde karşılaşmıyorsun. Bu senin aleyhine oluyor kendini bülbül şehrinde yaşayan karga gibi hissediyor, senden çıkan seslerden utanıp onların seslerini taklit ediyor yapamayınca bir daha ses çıkarmıyorsun. Siyah tüylerinden utanıp saklanıyor, pısıyor, siliniyorsun. İşte oralarda bir yerlerde bütün bülbüllerden nefret etmeye başlıyorsun, hepsini teker teker gagalayıp ortadan kaldırmak gibi fikirler fısıldıyorsun. Bu şunu gösteriyor; Kendine acıman arttıkça başkalarına karşı acımasızlaşıyorsun.
Neyseki çok gecikmeden sazlıkta bir kırık ayna buldum, baktım "anaaa aynıymışızya" dedim. Etraftaki tüm aynılarımı izledim:
*Onlarda tıpkı benim gibi koltuk altını kokluyor, aşortmeninin ağ deliğini parmağıyla söke söke dahada büyütüyor, çorabının kaçmış ucunu ayağının altına saklıyor, iç çamaşırını bazen ters giyiyor (bel kısmını bacağa geçirme şeklinde) burnunu karıştırırken yakalanmaktan korktuğu kadar yılandan korkmuyor, tül perdenin arkasında saklanıp komşuları dikizliyor, bakkalla, çakkalla, 24. noter baş katibi nihat beyan'la sevişikli fanteziler kuruyor, ağlaması gereken yerde ağlayamayınca göz altlarına tükürük sürüyor, ağlarken yakalanınca "yok ya ağlamadım hapşırınca gözümden yaş geldi" diyor.
Bütün dayaktan gözü moraranlar "kapıya çarptım" bahanesini kullanıyor, bütün osuranlar "ben osurmadım o osurdu" diyor. Kimse kabuk bağlamak isteyen yaraya rahat vermiyor, bağladıkça koparıyor.
Herkesin yastığına ağzından su akıyor, hepimiz cep telefonuna gelen şebeke mesajlarına heyecanla koşuyoruz. Beden ölçümüzü hep 2 beden düşük söylüyor, yaşımızı büyüdükçe saymayı bırakıyor, fazla kilomuzu baskülün bozuk olmasına bağlıyoruz.
Daha aklıma gelen gelmeyen yüzlerce aynılıklar, birebirlikler.
Dünya'daki insanların yarısından fazlası aynı benim gibi tuvalette çıkardığı sesler duyulmasın diye suyu açıyormuş, düşün bunu!
Yani ana fikir, yani şöyle bişey: Hiç sevmediğin "asla bu tarz şeyleri" dinlemem dediğin bir müzik, sabah ansızın gelir diline yapışır. Yatana kadar bir sucuk reklamının cıngılı ile dolaşırsın "ismail sucuklarııı, uyandır çocukları, biz her sabah yeriz ismail sucukları, ismail sucukları" Söylemek istemez, sevdiğin başka bir şarkıyı zorla diline sarmaya çalışırsın ama ııh işe güce dalınca bi bakmışın gene o cıngılı söylüyorsun. Hatta çevrenden dürterler "işşş bi sus be sabahtan beri ismail sucukları! çok canın çekiyosa git ye kardeşim"
Yada serdar ortaç dinlediğini söylemekten utanan büyük bir kitleye dahilsindir, serdar ortaç sevmemek onur duyulası bir özelliğindir, fotograflarını görünce irkilirsin o çekik kaşlara bakmayı için kaldırmaz ufak bir aşerma, bir bulantı hissedilir ama gel gör ki yanında birisi "Karabiberim vur kadehlere" dese sen dudağını "Hadi içelim, içelim her gece" diye kıpraştırırsın, hay şeytan sözleri ezbere biliyorsun! Üstüne bide kafan sağa sola hint dansı yapar, gayet istemsiz, gayet zoraki..
gibi bi aynılıktan, aynı davranmaktan bahsediyorum bi saattir yukarda. (bide şu derdimi tam anlatamadığım düşüncesini kafamdan atsam daha bi aynı olacağız, yazılar daha bi kısalacakta, olmuyo o)
Salı, Mart 16, 2010
Eski belalı ile romantik dakikalar
Belalının eskisi yenisi olmaz, belalı belalıdır. Ancak bir çok belalın varsa onları kategorilendirirsin "aşağı mahalledeki belalım, yukarı mahalledeki belalım, önden iki dişi kırık belalım, mapushanedeki belalım, parayı bulunca beni unutan belalım" diye. Benim toplasan iki adet belalım var onları da nasıl değerlendireceğimi, hangi pamuklara sarmalar saracağımı şaşırdım. (memur olan belalım yaban çiçeğim)
İnsanın belalısı olması güzel bişey. Daha bi serimli, düğümlü, çözümlü, daha bi sessiz ve endişeli bekleyişlere gebe hayatın oluyor. Bütün faili meşhur vakaları belalına yıkmak ayrı bir haz veriyor, heyecanı bitmeyen aşk bu işte lan diyorsun. Bozkırda iki el ateş edilse "benim için kurt avına gitti heral", yerküre sallansa "bana güzel görünmek için egzersiz yapıyor" çatıda kedi kaçışsa " ay inanmıyorum tepeme tünedi çılgan" diye palazlandıkça palazlanıyosun, etrafındakilerin yüz ifadelerine bakıyorsun piyasadaki kıymetimi çaktı mı ahali diye. Kendine belalı yapmanın haklı gururu ile bilmem kaç sıfır önde dolanıyorsun mahallede.
Hemcinslerine malum meseleyi "ben çektim siz çekmeyin" diye dudağını türkan şoray ambiansıyla titreterek mustur mustur anlatırken, burun ucuyla duygularını kokluyorsun bakalım beni kıskanacaklar mı diye. Tabiki kıs kıs kıskanıyorlar söylemiyorlar da mimiklerinden, seslerindeki akort ayarlarından, havadaki keskin hased kokusundan anlaşılıyor, sende içten içe kıs kıs gülüyorsun.
Öyle herkese gelmiyo bunlardan, bi belalı kolay yetişmiyor, zaten sayıları da gitgide azaldı. Çünkü zor zanaat, zor meslek. Bir kere belalılığa soyunmuş kişi kati surette korkusuz olacak babaymış, abiymiş, kuzenmiş, dayıymış iplemeyecek. Geçmişi naletmi nalet, kılçıklımı kılçıklı olacak. Hakkında bi sürü söylenti dolanacak " 10 kişiyi deşmiş, 20 kişiyi depelemiş, 30 kişiyi yuvarlamış, 40 kişiyi hırtlaklamış" gibi abartılı, yalan mı gerçek mi belirsiz efsaneleri olacak.
Söylentileri anlatan kişinin vücut hareketleri bile belalının ne biçim bir herif olduğunu hissettirecek; gözler belerik belerik, ağzı hhommms mhoomms gibi kaba saba şekillere girecek, elleri vukuat rakamlarını vurgularken havada daireler çizecek. Belanının burnu problemli olacak sanki kokain çekmişte burnu akıyo gibi hareketler yapacak, sağ elinin işaret parmağını katlayıp onunla burnunu ittirirken sıfhırşk ettirecek. Seninle konuşurken yerdeki bir soda şişesi kırığından çocukluğuna gidermiş gibi arabesksi duracak, gizemlerin gizemlerinde kaybolacak. Arada kaşının altından sana bakarken gözünün ortasındaki noktayı hedef alıp imalı imalı ateş edecek. Yüz verirsen senden soğur başkasına belalı olur, bu nedenle hep kaçacaksın oda kovalayacak. Tavşan kaç tazı kovala oyununun çıkışına sebep olmuş bir olaydan söz ediyorum!
Bu kadar "belalı kime denir, özellikleri nelerdir" semineri vermeme neden olan şeyi söyliycem. Eski belalım kürşat'la karşılaştım hafta sonu tüpçü'de. Yani pek romantik bir ortam değildi, arada bi tüp tıssss diyordu ortalık tüp ossuruğu kokuyordu ama şeyapmayalım gayet marjinaldi bence. Yengem yanımdaydı klasik kadın refleksi olan sivri dirsek dürtmesiyle böğrüme dürttük attı "ahada seninki" dedi. Neymiş lan o benim olan şey diye ortamı radarladım gözgöze geldik, kürşat hemen yerde soda şişesi kırığı aramaya başladı. Neyseki yerde bi tane küçük tüp contası gördü onda kayboldu gitti. Geri döndüğünde msn konuşması gibi yaptık "slm naber iiiiiiiii nassın iiiiiii nolsun iiiiiiiii"
Sonra çıktık oradan katı meyve sıkacağı almak için bir mağazaya girdik yengem gene bir dirsek dürtüğü attı "ahada seninki" dedi. Lan nolui bi aralar çarşıdaki tüm erkekler benim miymiş nedir? bayaa götürmüşüm be heytt yavrum diye bakınırken kürşat yukardan bi yerden önümüze atladı. Aynı anda hem tüpçüde hem beyaz eşya mağazasında karşıma çıkmasından çok gene msn konuşması yapacak olmamızdan ürktüm.
Kürşat'a; aynı anda hem mekke'de hem istanbul'da ki tekkede bulunan evliyalar gibi bir kerameti olup olmadığını sordum. O'da; tüpçüde bizim, burada bizim, heryer bizim dedi. Ben görmeyeli kürşat kürşatSA olmuş. Nerde o tek mal varlığı rambo bıçaa olan, düzlüklerde benim için kurt avlayan belalım, nerde "tüm tüpler benim" derken ağzının sol tarafını omuzuna kadar yayan armut!
İnsanın belalısı olması güzel bişey. Daha bi serimli, düğümlü, çözümlü, daha bi sessiz ve endişeli bekleyişlere gebe hayatın oluyor. Bütün faili meşhur vakaları belalına yıkmak ayrı bir haz veriyor, heyecanı bitmeyen aşk bu işte lan diyorsun. Bozkırda iki el ateş edilse "benim için kurt avına gitti heral", yerküre sallansa "bana güzel görünmek için egzersiz yapıyor" çatıda kedi kaçışsa " ay inanmıyorum tepeme tünedi çılgan" diye palazlandıkça palazlanıyosun, etrafındakilerin yüz ifadelerine bakıyorsun piyasadaki kıymetimi çaktı mı ahali diye. Kendine belalı yapmanın haklı gururu ile bilmem kaç sıfır önde dolanıyorsun mahallede.
Hemcinslerine malum meseleyi "ben çektim siz çekmeyin" diye dudağını türkan şoray ambiansıyla titreterek mustur mustur anlatırken, burun ucuyla duygularını kokluyorsun bakalım beni kıskanacaklar mı diye. Tabiki kıs kıs kıskanıyorlar söylemiyorlar da mimiklerinden, seslerindeki akort ayarlarından, havadaki keskin hased kokusundan anlaşılıyor, sende içten içe kıs kıs gülüyorsun.
Öyle herkese gelmiyo bunlardan, bi belalı kolay yetişmiyor, zaten sayıları da gitgide azaldı. Çünkü zor zanaat, zor meslek. Bir kere belalılığa soyunmuş kişi kati surette korkusuz olacak babaymış, abiymiş, kuzenmiş, dayıymış iplemeyecek. Geçmişi naletmi nalet, kılçıklımı kılçıklı olacak. Hakkında bi sürü söylenti dolanacak " 10 kişiyi deşmiş, 20 kişiyi depelemiş, 30 kişiyi yuvarlamış, 40 kişiyi hırtlaklamış" gibi abartılı, yalan mı gerçek mi belirsiz efsaneleri olacak.
Söylentileri anlatan kişinin vücut hareketleri bile belalının ne biçim bir herif olduğunu hissettirecek; gözler belerik belerik, ağzı hhommms mhoomms gibi kaba saba şekillere girecek, elleri vukuat rakamlarını vurgularken havada daireler çizecek. Belanının burnu problemli olacak sanki kokain çekmişte burnu akıyo gibi hareketler yapacak, sağ elinin işaret parmağını katlayıp onunla burnunu ittirirken sıfhırşk ettirecek. Seninle konuşurken yerdeki bir soda şişesi kırığından çocukluğuna gidermiş gibi arabesksi duracak, gizemlerin gizemlerinde kaybolacak. Arada kaşının altından sana bakarken gözünün ortasındaki noktayı hedef alıp imalı imalı ateş edecek. Yüz verirsen senden soğur başkasına belalı olur, bu nedenle hep kaçacaksın oda kovalayacak. Tavşan kaç tazı kovala oyununun çıkışına sebep olmuş bir olaydan söz ediyorum!
Bu kadar "belalı kime denir, özellikleri nelerdir" semineri vermeme neden olan şeyi söyliycem. Eski belalım kürşat'la karşılaştım hafta sonu tüpçü'de. Yani pek romantik bir ortam değildi, arada bi tüp tıssss diyordu ortalık tüp ossuruğu kokuyordu ama şeyapmayalım gayet marjinaldi bence. Yengem yanımdaydı klasik kadın refleksi olan sivri dirsek dürtmesiyle böğrüme dürttük attı "ahada seninki" dedi. Neymiş lan o benim olan şey diye ortamı radarladım gözgöze geldik, kürşat hemen yerde soda şişesi kırığı aramaya başladı. Neyseki yerde bi tane küçük tüp contası gördü onda kayboldu gitti. Geri döndüğünde msn konuşması gibi yaptık "slm naber iiiiiiiii nassın iiiiiii nolsun iiiiiiiii"
Sonra çıktık oradan katı meyve sıkacağı almak için bir mağazaya girdik yengem gene bir dirsek dürtüğü attı "ahada seninki" dedi. Lan nolui bi aralar çarşıdaki tüm erkekler benim miymiş nedir? bayaa götürmüşüm be heytt yavrum diye bakınırken kürşat yukardan bi yerden önümüze atladı. Aynı anda hem tüpçüde hem beyaz eşya mağazasında karşıma çıkmasından çok gene msn konuşması yapacak olmamızdan ürktüm.
Kürşat'a; aynı anda hem mekke'de hem istanbul'da ki tekkede bulunan evliyalar gibi bir kerameti olup olmadığını sordum. O'da; tüpçüde bizim, burada bizim, heryer bizim dedi. Ben görmeyeli kürşat kürşatSA olmuş. Nerde o tek mal varlığı rambo bıçaa olan, düzlüklerde benim için kurt avlayan belalım, nerde "tüm tüpler benim" derken ağzının sol tarafını omuzuna kadar yayan armut!
Çay söyledi, ürünlerinin kalitesinden söz etti, katı meyve sıkacağının içindeki pıçağın ucunu gösterdi, 4 düğmeli blendır getirecekmiş onu övdü, ne alırsak 36'ı ya bölebileceğini söyledi... Ohooo belalıya bak hele! Ulan insan bi eski günleri yad eder, bi üstüme atlar, bi işmar eder kuyruk sallar bişey yapar. Kafayı arçelik'le, bosch'la bozmuş boş kafa! damacana kafa! Bence artık devlet belalı ithalatına izin versin yerli malında eski kalite yok.
Çarşamba, Mart 10, 2010
Güzellik başa bela
İsterdimki şu başlık altında kendi güzelliğimin gizli vurgularını yapayım, güzel olmanın ne kadar çileli ne kadar meşakkatli bi deneyim olduğunu anlatırken alttan ala vereyim mesajı, çakayım imayı, basıbasayım pompayı
Hani mesela şöyleki kimi ablalar vardır; bir edeleli delikanlı gelip "bu binada kiralık ev varmış" diye soracak olsa cümlesinin başına "ben yalnız ve dul bi kadınım, geceleri üşüyorum"u ekledikten sonra "yöneticiye sorun" diye cevap verir.
Bende işte öyle yapıp her yazımın gizlicesine görükürcesine bi köşesine "aslında bayaa bi güzelim" anlamında bir özdeyiş bir gönderme serpiştirsem de, gül cemalimi görmeyenler bile öldüğümde arkamdan "evvelden tee cihan harbi zamanında blog yazan siminya vardı bi güzeldi bi güzeldi abaaaaa" diye yad etse...Belki şeyderim ama önce üzerinde özenle çalışmam gerekiyor. Çok göze batmayan çok da saklı olmayan bir katakulli bulmam gerek. (evet bu paragrafta yaptığım kadar yapsam bile yetecek hahah)
Arkadaşım yasemin çok kullanırdı bu dramatik cümleyi. Mahallenin en sarışın ve tek sarışın kızı olmanın haklı dayatmasını yapardı biz boynu bükük, yetim ve öğsüz esmerler üstünde.
Annesi ve yasemin'in en büyük şikayeti yasemin'in aşırı güzelliğinin başlarına açtığı felaketler, içinden çıkılmaz korkunç poroplemlerdi.
Zannedersin ki anayla kız muzdarip oldukları bu çaresiz dert için sabaha kadar sarılıp ağlaşıyor, nerelere gidem aney türküleri söylüyorlardı. Güzellik ne menemen ne nalet bir şeydi yarappim! Hem neden onlar? Ne günahı vardı körpenin :( Olaki zengin hıyarseverin biri bu ikilinin hayıflanmalarını dinlese, pöyküre pöyküre ağlar küçük sabi bu güzellik derdinden kurtulsun diye estetik ameliyatı için bağış yapardı.
Bazen ben bile hitabetlerinden etkilenip cezbe geldim" hii şeytan kulağına kurşun iyiki sarışın değilim git giiit çekilecek çile değilmiş, ay iyiki ayağım büyük küçük ayağın derdi zulmü çok, neyseki babamla annemin karışımından olağanüstü bişey çıkmamış çıksa zaten nasa bizi toplar götürürdü böyle bir babadan böyle megan fox doğması big bang kadar doğaüstü diye, iyiki yasemin değilim yasemin olsaydım tüm erkekler başıma çöker ilmek ilmek sökerlerdi amk" (dur burada çirkin olduğum vurgulandı ııh olmadı tekrardan güzel olduğumu empoze etmem lazım. Yasemin çok güzel olabilir ama bütün görücüler bize geldi diyerek durumu kurtarabilirim eheh)
Kitapçılarda annesiyle yasemin'in bu konuda yazdıkları kitapları bulabilirsin:
"güzelliğin götürüleri" "güzellik bir sinsi yılaaann" "güzellikten nasıl kurtuldum" " bir güzelin dayanılmaz hikayesi" "birde bana sor" "götüme benziyorsan üzülme, çünkü sen daha mutlusun"
Güzellik başa bela diyen kız günümüz serbest piyasasında artık kalmadı. En son temsilcisi yasemin'di işte onlarda taşınıp gidince bu emektar cümle yerini; fotograf göstermeden önce söylenen "çirkinim ama..." demeye bıraktı. Kendine ha bire "çok çirkineeem, burda kötü çıkmışım yaaa, of be maymuna benziyorum aynaağ :(((" diyeceksin, bunu söylerken karşına " yo yoo bence çok güzel çıkmışın, hayır hayır harikasın dilim tutuldu resmen, ne maymunu cadııı fıstık gibisin" diyecek bir erkek alman kaydıyla.
Şimdi deviantart'dan gidip "bitiful görl" yazayım çıkan güzel kız resmini yana koyayımki körpe dimağlara "megan fox kim lan en seksi kız siminya" mesajını sinsice yerleştireyim. Hatta hatta megan fox koyayım olay dahada çapraşıklaşsın, dur.
Pazartesi, Mart 01, 2010
İdeolojiye koyayım aşka bişey olmasın
Yakın tarihi o kadar bilmem, okulda doğru anlatamadılar yada anlattıkları sırada ben gene okulun arkasındaki dağa kaçmıştım, dersi kaçırdım. Orada bir dağ vardı o dağ belediyenin dağıydı. Bazı yerlerinde küçük mağaralar, ses çıkaran delikler, gizemli çukurlar bulmuştum. Eğer tenefüse her çıkışımda biraz daha kazarsam hitit uygarlığına ulaşacağımı umuyordum, arkeolog olma hayalimin menşei o dağdır.
"o dağ gerçekten dağ değildir, ankara'nın göbeğinde dağ ne gezer" diye düşünmemek lazım, küçük bir çocuk için çıkıntılar dağ, akıntılar nehir, çalılıklar ormandır, her daim.
Uzak hititlerin sevdasına yakın tarihten oldum (bahanenin şöyle böylesi ) ama otlukbeli muharebesini biliyorum şimdilik beni idare ediyor, daha bir kaç sene yetecek kadar var.
Tarihi okulda öğrenemeyince bizim taallukat öğretti şu sağ - sol mevzularını. Zaten okullarda okutulacak şeyler değilmiş.
Ben yokken buralar hep anarşikmiş kimin kimi vurduğu bilinmez mapusa giren bi daha geri dönmezmiş. Hep sağ gözüyle dinledim vukuatları. Haliyle direk solu suçladım, tıktım içeri. Bana göre sol; tek dişi kalmış bir canavardı, yedi başlı ejderhaydı ele geçirildiği anda sıkacaktın hırtlağını, hele bi duraydı.
Mamak milliyetçi, muhafazakar bir ada, arada oğlunun adı devrim kızının adı evrim olan seyyahlar adamıza ayak basardı basmasına da tez zamanda denize dökerdik. Sola oy verenlerin kapılarına kırmızı boyayla çarpı atılırdı (abartı sanatını psikopata çevirmek) Abilerim çoktan sağ örgütlerin ovalarında cirit atıyorlardı, bende istiyordum cirit oynamak, çelik çomak yaşım bittiydiki. İçimde coşkun ırmaklar gibi çağlayan birşeyler vardı. Götürseler gittikleri yere gidecektim ama malesef kız diye basıyorladı zılgıtı, veriyorlardı ayarı. Bu potansiyelimi kimse hakkıyla değerlendiremedi güdemediler beni, bir asena koyun gibi.
İşte tam o sıralarda nihat'ı tanıdım, belliydi sağlam papuç olmadığı, bir işler çevirdiği. Öyle söyledi yakın tarihçi yakınlarım "amman uzak dur bunun cibilleyeti çürüktür" diye habire dürttüler. Nasıl uzak durabilirdim ki? Aşık olmuştum, sağlam düşünememe engellisi olmuştum. Nihat'ın sol bir örgüt mensubu olduğunu anlamam zor değildi. Bi takım kılavuz maddeler vardı:
O beni soldan soldan sevecek değildi ya? Düpedüz seviyordu işte, herkes gibi seviyordu.. yo yoo herkes halt etmiş hiç kimse böyle sevemezdi.
Etrafımda kurabiye kalıbıyla kesilmiş birbirinin aynısı zencefil adamlar vardı, oysa kurabiyenin makbulü; eciş bücüş, yamuk yumuk olanıdır, o ne kadar güzel yamuktu.. Benden farklı düşünmesini, bana isyan etmesini, en çokta beni sevmesini nasıl seviyordum.
Şimdi o yok, anlatması kolay olmayan yerlere gitti. Giderken bana "aşk için yorgan yakmayı" miras bıraktı. Yakmasını hiç beceremsemde, mirasına ihanet edip "aşk dediğin fuck gibin bişey" diye eşeden köşeden saydırsamda sen bana bakma..bildiğin gibi davran
Hangi ideoloji daha iyi sever, bunun ayrımı nerede başlar nerede biter bilemem. Kimileri solcu kızlar aşk, sağcı kızlar çocuk yapar, der. Kimileri milliyetçiler bayrak sever gibi, vatan sever gibi tutkuyla sever der. Kimileri ne aşkı ne inancı be içelim güzelleşelim hade hade hadeeee der. Herkes bişeyler der de der. Ama son kararı her zaman şuran verir. Ve oran; aynı benim dağa kaçıpta kötü not aldığım gibi tüm ideolojilerden kötü not alır, sadece aşk dersinden pekiyi alır.
"o dağ gerçekten dağ değildir, ankara'nın göbeğinde dağ ne gezer" diye düşünmemek lazım, küçük bir çocuk için çıkıntılar dağ, akıntılar nehir, çalılıklar ormandır, her daim.
Uzak hititlerin sevdasına yakın tarihten oldum (bahanenin şöyle böylesi ) ama otlukbeli muharebesini biliyorum şimdilik beni idare ediyor, daha bir kaç sene yetecek kadar var.
Tarihi okulda öğrenemeyince bizim taallukat öğretti şu sağ - sol mevzularını. Zaten okullarda okutulacak şeyler değilmiş.
Ben yokken buralar hep anarşikmiş kimin kimi vurduğu bilinmez mapusa giren bi daha geri dönmezmiş. Hep sağ gözüyle dinledim vukuatları. Haliyle direk solu suçladım, tıktım içeri. Bana göre sol; tek dişi kalmış bir canavardı, yedi başlı ejderhaydı ele geçirildiği anda sıkacaktın hırtlağını, hele bi duraydı.
Mamak milliyetçi, muhafazakar bir ada, arada oğlunun adı devrim kızının adı evrim olan seyyahlar adamıza ayak basardı basmasına da tez zamanda denize dökerdik. Sola oy verenlerin kapılarına kırmızı boyayla çarpı atılırdı (abartı sanatını psikopata çevirmek) Abilerim çoktan sağ örgütlerin ovalarında cirit atıyorlardı, bende istiyordum cirit oynamak, çelik çomak yaşım bittiydiki. İçimde coşkun ırmaklar gibi çağlayan birşeyler vardı. Götürseler gittikleri yere gidecektim ama malesef kız diye basıyorladı zılgıtı, veriyorlardı ayarı. Bu potansiyelimi kimse hakkıyla değerlendiremedi güdemediler beni, bir asena koyun gibi.
İşte tam o sıralarda nihat'ı tanıdım, belliydi sağlam papuç olmadığı, bir işler çevirdiği. Öyle söyledi yakın tarihçi yakınlarım "amman uzak dur bunun cibilleyeti çürüktür" diye habire dürttüler. Nasıl uzak durabilirdim ki? Aşık olmuştum, sağlam düşünememe engellisi olmuştum. Nihat'ın sol bir örgüt mensubu olduğunu anlamam zor değildi. Bi takım kılavuz maddeler vardı:
- Fikret kızılok dinliyorsa az işkillen
- Kırmızı aksesuar kullananıyorsa kaşının birini kıldır, hömmm de
- Bir metre yakınında orak- çekiç görürsen ki çok tehlikeli, arkana bakmadan kaç
- Devlet aleyhine konuşuyorsa indir sumsayı, vur beline kazmayı
O beni soldan soldan sevecek değildi ya? Düpedüz seviyordu işte, herkes gibi seviyordu.. yo yoo herkes halt etmiş hiç kimse böyle sevemezdi.
Etrafımda kurabiye kalıbıyla kesilmiş birbirinin aynısı zencefil adamlar vardı, oysa kurabiyenin makbulü; eciş bücüş, yamuk yumuk olanıdır, o ne kadar güzel yamuktu.. Benden farklı düşünmesini, bana isyan etmesini, en çokta beni sevmesini nasıl seviyordum.
Şimdi o yok, anlatması kolay olmayan yerlere gitti. Giderken bana "aşk için yorgan yakmayı" miras bıraktı. Yakmasını hiç beceremsemde, mirasına ihanet edip "aşk dediğin fuck gibin bişey" diye eşeden köşeden saydırsamda sen bana bakma..bildiğin gibi davran
Hangi ideoloji daha iyi sever, bunun ayrımı nerede başlar nerede biter bilemem. Kimileri solcu kızlar aşk, sağcı kızlar çocuk yapar, der. Kimileri milliyetçiler bayrak sever gibi, vatan sever gibi tutkuyla sever der. Kimileri ne aşkı ne inancı be içelim güzelleşelim hade hade hadeeee der. Herkes bişeyler der de der. Ama son kararı her zaman şuran verir. Ve oran; aynı benim dağa kaçıpta kötü not aldığım gibi tüm ideolojilerden kötü not alır, sadece aşk dersinden pekiyi alır.
yaşasın halkların kardeşliği diye galeyana gelip meclise yürümeliyim, derhal! belki yolda yakışıklı birileri eylemime destek verir, kardeş kardeş yürürüz (!) foto
Perşembe, Şubat 25, 2010
Az daha görüntüle
İnternet müfettişinin biri prensiplerini sıralamıştı "bir siteye girince önce o kişinin hakkımda bölümü var mı ona bakarım, eğer hakkındası yoksa derhal çıkar giderim!!!!" Az kalsın elin sitesinin hakkında bölümü yok diye kendi bilgisayarını balkondan atacak, o kadar içlenmiş, ünlemlerle bezenmiş.
Tıpkı "last fm üyeliği yoksa yüzüne bile tükürmem, linkemind'e gelmezse polise ihbar ederim, finlandiya usulü barbeküde balina yememişse muhatabım olamaz" diyen öteki etiketci ucubeler bigi. Bigi yada gibi, detaylara takılmasak.
Dahi anlamına gelen "de" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, ise anlamına gelen "ki" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, hakkında bölümü yok çıkıp gidiyorlar, "hey canın cehenneme tamammı kahrolası beyaz adam" anlamına gelen "hassittiri" yazıyorum durup duruyola.
NAH HAKKIMDA
Şebnem Ferah şarkıları gibiyim, gırtlağına kadar birinci tekil şahıslara bulanmışım. Bir şey anlatacaksam "ben bi gün gidiyodum" "ben bi gün geliyodum" "ben ben idim ben idim" diye başlıyorum anlatmaya. Görmemişin iyelik eki olmuş linkleri görebilmek için iye olmuş. Halbuki hep orhan gencebay gibi çoğul, turkcell gibi kapsama alanı geniş olmak istedim, lakin ki bir avea boyu yol gidemedim.
Kendi hakkımda bu kadar çok konuşmama rağmen hakkımda hiç birşey anlatmıyorum, kendimden bahsetmeyi sevmem, kendimi yazmayı sevdiğim kadar. Bana sorular hazırlıyorum, cevaplarını önceden avucuma yazıyorum, kopya çektiğimi bana asla söylemiyorum.
Saçlarımın neden pembe olduğunu kendime sorarsam, şöyle cevaplarım diye planlıyorum; Bak şimdi olay çook eski zamanlara dedelerimin dna dizilimlerinde ki ufak bir sapmaya dayanıyor, aşırı kızılcık şerbeti ve koyun yoğurdu tüketmenin sonucunda gelişen keratinel reaksiyonun oksidasyonu falanı filanı. Kendi teorime kendim bayılıyorum, ortada pembe saçlı bir türk soyu olmasada olur, teori var, üzüm var.
Kişilik bölünmesi dedikleri şeyi kendime çok yakıştırıyorum. Üzerimde güzel duruyor, modası geçse bile giyerim diye düşünüyorum. Hiç dayanağı olmayan ve asla somutlaşmayacak halüsinasyon planlar yapıyorum, mesela "önümüzdeki ay peru işi oldu olacak, yarın suşi yiyim, haftaya enriko iglesyas bize gelince saten nevresimleri sererim" diyebiliyorum. Asla yapamayacağım şeyleri hayal etmek bana yetmiyor birde bunları anlatmam, resmetmem gerekiyor. Bilirimki asla ciddiye alınmıyorum. Hı hı büyük insan olacaksın, ya evet ruj reklamlarına çağıracaklar, tabi tabi erzurum'a vali olarak atandın...ciddiye alınmamaktan da zevk alıyorum. Yukarı tükürsen de güzel, aşağı tükürsen de güzel, yüzüne tükürsende. Tükürmek ne güzel.
Hep ne işle meşgul olduğumu soruyorlar, nedenini biliyor musun? Biliyor musun, bilmiyor musun bilemeyeceğim bende bilmiyorum. Bazen "gayfeye çaycı aranıyo" yazan bir cama saniyelerce baka kalıyorum. Bıyıklı adamlara çay servisi yaparken humarda karısını kızını ütülen oluyor, o dakka kafasına çay tepsisini indirip kulağını ısırmaya başlıyorum, ellerimle burun deliklerinin ikisine birden çay kaşığı sokuyorum, şarapsızlar üstüme çullanıp hem dayak atıyor hemde işten atıyorlar, bi bakmışım hala çaycı aranıyor ilanına baktığım yerdeyim. Bu işte olmadı..İşiniz başınıza çalınsın!
( yarın marketten bir kilo "ben kulun değilmiyim" alınacak, can çekti)
Heralde bir siminya için en kaymaklı dedikodu; kendisi sokak süprüntüsü gibi gezinirken, orada, burada onun hakkında "bir sanat sitesinde editörmüşşş, bilişimciymiş, jurnalistmişş, tıravelist, mıravelistmişş, fakirden asla almaz zengine seve seve verirmişş" denmesidir. Sen ilkokul 7 den terk ol, saman pazarından giyin, iş ararken CV istediklerinde "inşallah pahalı bişey değildir" diye düşün ama tutup seni telaffuzu bile zor yerlere layık görsünler, kaymağın hakikisi burdaa, gel dayı gel.
Bu büyüyü bozmak istemem ama bozayım lan anasını satayım, eğer bir ay içinde kenya'da bir dinazor fosili kazısına davet edilmezsem gündeliğe giden ablamla takılacağım. Gayette iyi kazanıyor, üç tane kapı silip yaz tatilini türkbükü'nde kum bükücülükle geçiriyor (bak:cnbce-avatar) Sosyete temizlikçisi o; afilli, cakalı, fiyakalı. Dizilerde gördüğümüz saftirik emine tiplemeleri gözünün önüne gelmesin onlar sadece, alt sınıf halkı en fazla temizlikçiliğe layık gören türk dizilerinde olur. Emineler Bihterlerle aynı katta çay içemez, gelecek sezon kanal yumuşak ğede..
Bu iş olmazsa son çırpınışımı yapıp kutsal bir amaç uğruna bir dizi seyahata çıkacağım. Ülkede ne kadar 70 yaşını aşkın azgın dede varsa toplayıp ikinci sünnetlerini yapacağım, biraz derinden olacak bu ikincisi..(babamla aynı yaşta olmaları yeterli bir sebep) Kurtarıcıları olacağım ama onlar bunu bilmeyecek. Hatalı ve aşırı kullandığı için errör veren bir sıracalıya sahip olan babam gibi pijama koymayıp batırmaktan, izdivaç proğramlarında "geceler çoh zor oluyo" yakarışlarından tamamen kurtulacaklar. "Gençliklerinde dünya'yı döndüren parçanın şimdi contası eskimiş musluktan sadece madde olarak farklı olduğunu öğreteceğim onlara" Ve bi bakmışın bu işin duayeni olmuşum. Piyangocu nimet abla gibi şubelerim açılacak "tarihteki ilk kökten sünnetçi" olarak hafızalarda yer edineceğim, hayırla yad edileceğim, bittabi. Kendimle daha şimdiden gurur duydum..gözlerimden bi çok damla yaş süzüldü..bayraklar göndere çekildi
Keşke marketten biraz daha mehter marşı alsaydım..
Tıpkı "last fm üyeliği yoksa yüzüne bile tükürmem, linkemind'e gelmezse polise ihbar ederim, finlandiya usulü barbeküde balina yememişse muhatabım olamaz" diyen öteki etiketci ucubeler bigi. Bigi yada gibi, detaylara takılmasak.
Dahi anlamına gelen "de" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, ise anlamına gelen "ki" yi yazamıyorum çıkıp gidiyorlar, hakkında bölümü yok çıkıp gidiyorlar, "hey canın cehenneme tamammı kahrolası beyaz adam" anlamına gelen "hassittiri" yazıyorum durup duruyola.
NAH HAKKIMDA
Şebnem Ferah şarkıları gibiyim, gırtlağına kadar birinci tekil şahıslara bulanmışım. Bir şey anlatacaksam "ben bi gün gidiyodum" "ben bi gün geliyodum" "ben ben idim ben idim" diye başlıyorum anlatmaya. Görmemişin iyelik eki olmuş linkleri görebilmek için iye olmuş. Halbuki hep orhan gencebay gibi çoğul, turkcell gibi kapsama alanı geniş olmak istedim, lakin ki bir avea boyu yol gidemedim.
Kendi hakkımda bu kadar çok konuşmama rağmen hakkımda hiç birşey anlatmıyorum, kendimden bahsetmeyi sevmem, kendimi yazmayı sevdiğim kadar. Bana sorular hazırlıyorum, cevaplarını önceden avucuma yazıyorum, kopya çektiğimi bana asla söylemiyorum.
Saçlarımın neden pembe olduğunu kendime sorarsam, şöyle cevaplarım diye planlıyorum; Bak şimdi olay çook eski zamanlara dedelerimin dna dizilimlerinde ki ufak bir sapmaya dayanıyor, aşırı kızılcık şerbeti ve koyun yoğurdu tüketmenin sonucunda gelişen keratinel reaksiyonun oksidasyonu falanı filanı. Kendi teorime kendim bayılıyorum, ortada pembe saçlı bir türk soyu olmasada olur, teori var, üzüm var.
Kişilik bölünmesi dedikleri şeyi kendime çok yakıştırıyorum. Üzerimde güzel duruyor, modası geçse bile giyerim diye düşünüyorum. Hiç dayanağı olmayan ve asla somutlaşmayacak halüsinasyon planlar yapıyorum, mesela "önümüzdeki ay peru işi oldu olacak, yarın suşi yiyim, haftaya enriko iglesyas bize gelince saten nevresimleri sererim" diyebiliyorum. Asla yapamayacağım şeyleri hayal etmek bana yetmiyor birde bunları anlatmam, resmetmem gerekiyor. Bilirimki asla ciddiye alınmıyorum. Hı hı büyük insan olacaksın, ya evet ruj reklamlarına çağıracaklar, tabi tabi erzurum'a vali olarak atandın...ciddiye alınmamaktan da zevk alıyorum. Yukarı tükürsen de güzel, aşağı tükürsen de güzel, yüzüne tükürsende. Tükürmek ne güzel.
Hep ne işle meşgul olduğumu soruyorlar, nedenini biliyor musun? Biliyor musun, bilmiyor musun bilemeyeceğim bende bilmiyorum. Bazen "gayfeye çaycı aranıyo" yazan bir cama saniyelerce baka kalıyorum. Bıyıklı adamlara çay servisi yaparken humarda karısını kızını ütülen oluyor, o dakka kafasına çay tepsisini indirip kulağını ısırmaya başlıyorum, ellerimle burun deliklerinin ikisine birden çay kaşığı sokuyorum, şarapsızlar üstüme çullanıp hem dayak atıyor hemde işten atıyorlar, bi bakmışım hala çaycı aranıyor ilanına baktığım yerdeyim. Bu işte olmadı..İşiniz başınıza çalınsın!
( yarın marketten bir kilo "ben kulun değilmiyim" alınacak, can çekti)
Heralde bir siminya için en kaymaklı dedikodu; kendisi sokak süprüntüsü gibi gezinirken, orada, burada onun hakkında "bir sanat sitesinde editörmüşşş, bilişimciymiş, jurnalistmişş, tıravelist, mıravelistmişş, fakirden asla almaz zengine seve seve verirmişş" denmesidir. Sen ilkokul 7 den terk ol, saman pazarından giyin, iş ararken CV istediklerinde "inşallah pahalı bişey değildir" diye düşün ama tutup seni telaffuzu bile zor yerlere layık görsünler, kaymağın hakikisi burdaa, gel dayı gel.
Bu büyüyü bozmak istemem ama bozayım lan anasını satayım, eğer bir ay içinde kenya'da bir dinazor fosili kazısına davet edilmezsem gündeliğe giden ablamla takılacağım. Gayette iyi kazanıyor, üç tane kapı silip yaz tatilini türkbükü'nde kum bükücülükle geçiriyor (bak:cnbce-avatar) Sosyete temizlikçisi o; afilli, cakalı, fiyakalı. Dizilerde gördüğümüz saftirik emine tiplemeleri gözünün önüne gelmesin onlar sadece, alt sınıf halkı en fazla temizlikçiliğe layık gören türk dizilerinde olur. Emineler Bihterlerle aynı katta çay içemez, gelecek sezon kanal yumuşak ğede..
Bu iş olmazsa son çırpınışımı yapıp kutsal bir amaç uğruna bir dizi seyahata çıkacağım. Ülkede ne kadar 70 yaşını aşkın azgın dede varsa toplayıp ikinci sünnetlerini yapacağım, biraz derinden olacak bu ikincisi..(babamla aynı yaşta olmaları yeterli bir sebep) Kurtarıcıları olacağım ama onlar bunu bilmeyecek. Hatalı ve aşırı kullandığı için errör veren bir sıracalıya sahip olan babam gibi pijama koymayıp batırmaktan, izdivaç proğramlarında "geceler çoh zor oluyo" yakarışlarından tamamen kurtulacaklar. "Gençliklerinde dünya'yı döndüren parçanın şimdi contası eskimiş musluktan sadece madde olarak farklı olduğunu öğreteceğim onlara" Ve bi bakmışın bu işin duayeni olmuşum. Piyangocu nimet abla gibi şubelerim açılacak "tarihteki ilk kökten sünnetçi" olarak hafızalarda yer edineceğim, hayırla yad edileceğim, bittabi. Kendimle daha şimdiden gurur duydum..gözlerimden bi çok damla yaş süzüldü..bayraklar göndere çekildi
Keşke marketten biraz daha mehter marşı alsaydım..
Perşembe, Şubat 18, 2010
Amcaya blogunu göster çocuum
Kaç yıldır blog yazıyorum..kaç yıldır blog yazıyorum? Baya oldu işte. Ee böyle yaza yaza bir nevi blogculugun kitabını yazmaya hakkın oldugunu falan söylüyor içindeki Alişan.
Hep kodamanlar mı ahkam kesecek? Banada kestireceksiniz! En çok ben keseceğim! Beeen siminya büyükburç'um!!!
Bakalım benim "genelleme" biçimime göre blog ahalisi nasıl beslenir, ne biçim bi sapıktır, kimdir onlar? kimsin sen?
Blog türü: Marksist, lenininst, stalinist, gomunist, gelinist, gidinist
Blog teması: 3 Kolonlu, siyah arka plan, beyaz, gri ve kırmızı takviyeli
Aksesuarlar: Karanfil, havaya kalkmış yumruk, puşi, das kapital, barış amblemi
Olmazsa olmaz: Hrant Dink fotosu, Sevan Nişanyan linki, devrimci kitap kapağı fotoları, Nazım Hikmet şiirleri, eylem çağrıları.
Yazar tipi:Nadir olarak genç genelde 35 üstü, iyi eğitimli. Hapis rutubeti çekmiş yada er geç çekecek, buna hazır. Polislerden ebesinin kırığını görmüş gibi gıcık kapar, narsist, ateist, doğasever, denizden kızıl renk çıksa yer. Derdini kısa anlatamaz uzun ve belgelere dayalı konuşmayı yeğler, halkını ölesiye sever, kendini geberesiye.
Yorumcu tipi: Okur yazar, isyankar, erken çökmüş, görmüş geçirmiş, el örgüsü kazak sever, dişleri sorunlu, taraf gazetesi okur okumasada beğenir, kelime dağarcığı olağanüstü karmaşık, tiryaki, özgüveni yüksek, deniz aşığı
Yorum kalıbı: Grev şart! Günümüz faşizm öğeleri, oluşagelmiş toplum bilincini dışavurum sentezinde ötelemektedir. Bu durum kapitalizmin diyalektik içeçöküm varoluşunda geleğenden gidegendir.
Örnek blog: http://cengizchefikir.blogspot.com
Blog türü: Dini bütün, muhafazakar, islami
Blog teması: Siyah arka plan, yeşil ve kırmızı yazılar.
Aksesuarlar: gif güller, simli kuşlar, kanat çırpan ibibikler
Olmazsa olmaz: Altın varaklı Allah ve Muhammed ismi, namaz vakitleri sayacı, ilahi playlist (sami yusuf'lu), dua eden eller, Gazze ağlıyor
Yazar tipi: Tek renk gömlek ve pantolon kombinasyonlarını sever, eli yüzü ıpıp ıpıl parlar, cuma namazını kaçırmaz, sakin, kendini ifade güçlüğü çeker, çabuk aldanır, davası uğruna ölebileceğine inanır, erkekleri kadınlarla yakınlaşmakdan kaçar, kadınları daha kolay sosyalleşir, yotube sever.
Yorumcu tipi: Huzurlu ama insanlığın geleceğinden umutsuz, isyankar, önyargılı, milliyetçi, çekingen, zaman gazetesi okur, doğan medya grubundan hoşlanmaz, doğasever, az yazar çok dua eder, duygusal, ikna eder, ikna edilir.
Yorum kalıbı: Allah razı olsun kardeş, gönüller güle güller bülbüle yandığı müddetçe umut kesilmez, Allah (cc) yar ve yardımcın olsun. Adı güzel kendi güzel Muhammed (ra) şefaatcin olsun. Ve aleykümüsselam velhakkılmelekütül bismillah.
Örnek blog: http://islamcokguzel.blogspot.com
Blog türü: Erotizm, seks, gay, +18
Blog teması: Beyaz veya açık tonlarda arka plan, turuncu veya siyah yazılar.
Aksesuarlar: Gay ise; yanlarda alt alta dizili, adonis kası yürek hoplatan, döşü gılsız ve baklava desenli erkek fotoları. Siyah beyaz, çıplak, iri memeli sarışın hatunlar, dilini parmaklayan kızlı header
Olmazsa olmaz: "Pornomo dokunma" banner ve 5 posta bağlantısı
Yazar tipi: Reel hayatı boğucu, cinsel kimliğini saklamak veya istediği gibi gösterememekten şikayetçi, eğitimli, hayal gücü yüksek, seks konusunda sınır tanımaz, sosyal, renkli giyinir, paranoyak, megoloman, dini ve vicdani gel gitler yaşar, alkol alır, kavgacı, aktivist, duygusal, ukala ve kıvrak zekalıdır.
Yorumcu tipi: Geniş bir yaş aralığı 15-60, biz giderken mersin'e o geliyor tersine yani zikimden aşaa kasımpaşa edalısı işvelisi, seks hayatı kötü, internet bağımlısı, alaycı, arsız, mizah dergisi okur, metal müzik ve demet akalın arasında turlar, fantağzilerde yaşar, espirili, bloglarda adsız dolanır, youtube ve facebook sever
Yorum kalıbı: ahahahahah puhahahaha zuhahahaha, harikasın o yeaaa beybii fuck me, bence sen çirkinsin bu yazdıkların hep hayal ürünü madem güzelsin göstersene a.q, seni seviyorummm çok pis hayranınım, ibne!!!, o. çocuğu cesaretin yok senin ah sen bi elime düşsen varya yürüyemeyecek hale gelene kadar....
Örnek blog: http://cokdasikimde.blogspot.com
Blog türü: Teknoloji, download, google, bok, belek
Blog teması: Genelde 4 kolonlu, beyaz arka plan, mavi yazılar.
Aksesuarlar: Son çıkan alet edavat fotoları, sağa sola giden gelen yazılar, üstten inen bir yazı, tıkla diyen bişey, zıpla diyen öteki şey, donate butonu, yabancı teknoloji blog linkleri, slayt
Olmazsa olmaz: adsense reklamları, sosyal medya linkleri, bize e mail atın, bize abone olun, bize ulaşın zımbırtıları.
Yazar tipi: İlk blogu, aradığını bulamayınca başlamış, genç, sportif, elektronik müzik ve rock dinler, kilo sorunu vardır, genelde hetero ve maço, kadınları küçümser, romantizmden anlamaz, kendine güveni yüksek, çevresi geniş, becerikli, eğitimli, masabaşı iş yapar, agresif, kendine "biz" der içinde bir çok teknoloji sever adam vardır onlarla birlikte yazar.
Yorumcu tipi: Üstünlük kompleksli, zeki, meraklı, google'dan gelir, yorum yazmayı sevmez, link kırıksa küfretmek için yazar, kıskanç, hiperaktif, translate'i hep açık, kendisininde blogu olabilir, kanka, okuldan tanıdık
Yorum kalıbı: Denedim olmadı, ben aldım iyi çıkmadı, yaptım güzel oldu, ellerine sağlık kardeş, Teknosa'da gördüm burada göründüğü gibi değil, link kırık!!!!, adamlar neler yapıyo hayret
Örnek blog: http://istblacken.blogspot.com/ veya http://tekno-max.blogspot.com
Blog türü: Yemek, elişi, moda
Blog teması: 2 kolonlu, beyaz, pembe
Aksesuarlar: Yanlarda daha önce yapılmış elişi, yemek, börek, makrome ne varsa hepsinin fotoları, saat, neonlu hoşgeldiniz, görümcenin bloguna geçiş kolaylığı için "görümcemin blogunada bakın" yazısı.
Olmazsa olmaz: adsense, eş dost blog linkleri, sayaç, kelebek, hello kity, türkan şoray, chat box, blogcu.com, papatya
Yazar tipi: Bayadır evli veya boşanmış, ev hanımı, tv izlemeyi sever, kilo sorunlu, msn simgelerine zaafı vardır her kelimesinin sonuna bol bol smiley ekler mesela ":))))" ":D:D:D:D", gezmeyi sever, eğlenceli, cana yakın, öğrenmeye açık, utangaç, becerikli, yaptıklarını göstermek yerine göstermek için yapar haliyle blog bir süre sonra onu zorla çalıştıran patrona dönüşür.
Yorumcu tipi:Yeni evli, kocası yemeklerinden dolayı ishal, beceriksiz, internetle alakası az, kolay oltaya gelir, iyi kalpli, pıtırcık bir gonca gibi açılmamış, bilgisayara virüs girince ağlar, yemek yanınca ağlar, haroşa model öremeyince ağlar, benden nefret eder.
Yorum kalıbı: Ellerine sağlık şekerim süpersin çok şahane görünüyor, ne kadar yakışmış nazocuğum maşallah pu pu pu manken gibisin, yaptım çok güzel oldu beyim beyendi, yapamadım olmadı sanırım pirinç ununu az katmışım :((((, bu Konya'nın değil Malatya'nın yemeği!!!!
Örnek blog: http://httpayfersultanblogspotcom.blogspot.com/ (adrese dikkat)
Hep kodamanlar mı ahkam kesecek? Banada kestireceksiniz! En çok ben keseceğim! Beeen siminya büyükburç'um!!!
Bakalım benim "genelleme" biçimime göre blog ahalisi nasıl beslenir, ne biçim bi sapıktır, kimdir onlar? kimsin sen?
Blog türü: Marksist, lenininst, stalinist, gomunist, gelinist, gidinist
Blog teması: 3 Kolonlu, siyah arka plan, beyaz, gri ve kırmızı takviyeli
Aksesuarlar: Karanfil, havaya kalkmış yumruk, puşi, das kapital, barış amblemi
Olmazsa olmaz: Hrant Dink fotosu, Sevan Nişanyan linki, devrimci kitap kapağı fotoları, Nazım Hikmet şiirleri, eylem çağrıları.
Yazar tipi:Nadir olarak genç genelde 35 üstü, iyi eğitimli. Hapis rutubeti çekmiş yada er geç çekecek, buna hazır. Polislerden ebesinin kırığını görmüş gibi gıcık kapar, narsist, ateist, doğasever, denizden kızıl renk çıksa yer. Derdini kısa anlatamaz uzun ve belgelere dayalı konuşmayı yeğler, halkını ölesiye sever, kendini geberesiye.
Yorumcu tipi: Okur yazar, isyankar, erken çökmüş, görmüş geçirmiş, el örgüsü kazak sever, dişleri sorunlu, taraf gazetesi okur okumasada beğenir, kelime dağarcığı olağanüstü karmaşık, tiryaki, özgüveni yüksek, deniz aşığı
Yorum kalıbı: Grev şart! Günümüz faşizm öğeleri, oluşagelmiş toplum bilincini dışavurum sentezinde ötelemektedir. Bu durum kapitalizmin diyalektik içeçöküm varoluşunda geleğenden gidegendir.
Örnek blog: http://cengizchefikir.blogspot.com
Blog türü: Dini bütün, muhafazakar, islami
Blog teması: Siyah arka plan, yeşil ve kırmızı yazılar.
Aksesuarlar: gif güller, simli kuşlar, kanat çırpan ibibikler
Olmazsa olmaz: Altın varaklı Allah ve Muhammed ismi, namaz vakitleri sayacı, ilahi playlist (sami yusuf'lu), dua eden eller, Gazze ağlıyor
Yazar tipi: Tek renk gömlek ve pantolon kombinasyonlarını sever, eli yüzü ıpıp ıpıl parlar, cuma namazını kaçırmaz, sakin, kendini ifade güçlüğü çeker, çabuk aldanır, davası uğruna ölebileceğine inanır, erkekleri kadınlarla yakınlaşmakdan kaçar, kadınları daha kolay sosyalleşir, yotube sever.
Yorumcu tipi: Huzurlu ama insanlığın geleceğinden umutsuz, isyankar, önyargılı, milliyetçi, çekingen, zaman gazetesi okur, doğan medya grubundan hoşlanmaz, doğasever, az yazar çok dua eder, duygusal, ikna eder, ikna edilir.
Yorum kalıbı: Allah razı olsun kardeş, gönüller güle güller bülbüle yandığı müddetçe umut kesilmez, Allah (cc) yar ve yardımcın olsun. Adı güzel kendi güzel Muhammed (ra) şefaatcin olsun. Ve aleykümüsselam velhakkılmelekütül bismillah.
Örnek blog: http://islamcokguzel.blogspot.com
Blog türü: Erotizm, seks, gay, +18
Blog teması: Beyaz veya açık tonlarda arka plan, turuncu veya siyah yazılar.
Aksesuarlar: Gay ise; yanlarda alt alta dizili, adonis kası yürek hoplatan, döşü gılsız ve baklava desenli erkek fotoları. Siyah beyaz, çıplak, iri memeli sarışın hatunlar, dilini parmaklayan kızlı header
Olmazsa olmaz: "Pornomo dokunma" banner ve 5 posta bağlantısı
Yazar tipi: Reel hayatı boğucu, cinsel kimliğini saklamak veya istediği gibi gösterememekten şikayetçi, eğitimli, hayal gücü yüksek, seks konusunda sınır tanımaz, sosyal, renkli giyinir, paranoyak, megoloman, dini ve vicdani gel gitler yaşar, alkol alır, kavgacı, aktivist, duygusal, ukala ve kıvrak zekalıdır.
Yorumcu tipi: Geniş bir yaş aralığı 15-60, biz giderken mersin'e o geliyor tersine yani zikimden aşaa kasımpaşa edalısı işvelisi, seks hayatı kötü, internet bağımlısı, alaycı, arsız, mizah dergisi okur, metal müzik ve demet akalın arasında turlar, fantağzilerde yaşar, espirili, bloglarda adsız dolanır, youtube ve facebook sever
Yorum kalıbı: ahahahahah puhahahaha zuhahahaha, harikasın o yeaaa beybii fuck me, bence sen çirkinsin bu yazdıkların hep hayal ürünü madem güzelsin göstersene a.q, seni seviyorummm çok pis hayranınım, ibne!!!, o. çocuğu cesaretin yok senin ah sen bi elime düşsen varya yürüyemeyecek hale gelene kadar....
Örnek blog: http://cokdasikimde.blogspot.com
Blog türü: Teknoloji, download, google, bok, belek
Blog teması: Genelde 4 kolonlu, beyaz arka plan, mavi yazılar.
Aksesuarlar: Son çıkan alet edavat fotoları, sağa sola giden gelen yazılar, üstten inen bir yazı, tıkla diyen bişey, zıpla diyen öteki şey, donate butonu, yabancı teknoloji blog linkleri, slayt
Olmazsa olmaz: adsense reklamları, sosyal medya linkleri, bize e mail atın, bize abone olun, bize ulaşın zımbırtıları.
Yazar tipi: İlk blogu, aradığını bulamayınca başlamış, genç, sportif, elektronik müzik ve rock dinler, kilo sorunu vardır, genelde hetero ve maço, kadınları küçümser, romantizmden anlamaz, kendine güveni yüksek, çevresi geniş, becerikli, eğitimli, masabaşı iş yapar, agresif, kendine "biz" der içinde bir çok teknoloji sever adam vardır onlarla birlikte yazar.
Yorumcu tipi: Üstünlük kompleksli, zeki, meraklı, google'dan gelir, yorum yazmayı sevmez, link kırıksa küfretmek için yazar, kıskanç, hiperaktif, translate'i hep açık, kendisininde blogu olabilir, kanka, okuldan tanıdık
Yorum kalıbı: Denedim olmadı, ben aldım iyi çıkmadı, yaptım güzel oldu, ellerine sağlık kardeş, Teknosa'da gördüm burada göründüğü gibi değil, link kırık!!!!, adamlar neler yapıyo hayret
Örnek blog: http://istblacken.blogspot.com/ veya http://tekno-max.blogspot.com
Blog türü: Yemek, elişi, moda
Blog teması: 2 kolonlu, beyaz, pembe
Aksesuarlar: Yanlarda daha önce yapılmış elişi, yemek, börek, makrome ne varsa hepsinin fotoları, saat, neonlu hoşgeldiniz, görümcenin bloguna geçiş kolaylığı için "görümcemin blogunada bakın" yazısı.
Olmazsa olmaz: adsense, eş dost blog linkleri, sayaç, kelebek, hello kity, türkan şoray, chat box, blogcu.com, papatya
Yazar tipi: Bayadır evli veya boşanmış, ev hanımı, tv izlemeyi sever, kilo sorunlu, msn simgelerine zaafı vardır her kelimesinin sonuna bol bol smiley ekler mesela ":))))" ":D:D:D:D", gezmeyi sever, eğlenceli, cana yakın, öğrenmeye açık, utangaç, becerikli, yaptıklarını göstermek yerine göstermek için yapar haliyle blog bir süre sonra onu zorla çalıştıran patrona dönüşür.
Yorumcu tipi:Yeni evli, kocası yemeklerinden dolayı ishal, beceriksiz, internetle alakası az, kolay oltaya gelir, iyi kalpli, pıtırcık bir gonca gibi açılmamış, bilgisayara virüs girince ağlar, yemek yanınca ağlar, haroşa model öremeyince ağlar, benden nefret eder.
Yorum kalıbı: Ellerine sağlık şekerim süpersin çok şahane görünüyor, ne kadar yakışmış nazocuğum maşallah pu pu pu manken gibisin, yaptım çok güzel oldu beyim beyendi, yapamadım olmadı sanırım pirinç ununu az katmışım :((((, bu Konya'nın değil Malatya'nın yemeği!!!!
Örnek blog: http://httpayfersultanblogspotcom.blogspot.com/ (adrese dikkat)
(dediğim gibi genelledim herkes böyle olcak demedik fifti fifti dedik. blogları rastgele seçtim türünün en iyileri gibi bi şey yok hatta bir kaçını google'dan buldum, inşallah sahipleri gelip kafamı gözümü dağıtmaz, daha bir kaç tane tür varda bunlar yeter da )
FotoPazartesi, Şubat 15, 2010
sexy_baby_angel18@hotmail.com
Eve giderken "Nerden geliyorsun" diye sorana
-Ablamla arkadaşı ayıp film istediler dağınık yatakmıymış neymiş, Müjda Ar tepeden tırnağa çıplak habire yataklarda yuvarlanıyormuş, bi sürü erkekle sevişiyormuş onu alacaktımda alamadım, diye hiç bilgi sahibi olmadığım film hakkında fikirler yaydım, bire bin kattım. Gün akşama varmadan tepedeki ıssız evlere kadar olayı duymayan kalmadı. Filmi alıp getirseydim zavallı ablalarımın adı "evde kırk türlü iş çeviren kızlar"a çıkmayacaktı. Sayemde izlemedikleri filmin bedelini ödediler. O filmi daha izlemedim hakkat Müjde Ar nasıl bir muzurlukla dağıtıyor ki yatağı?
Bu küçük olayın üzerinden ne kadar geçti hatırlamıyorum bir dere kenarında mayıs sellerinin getirdiği "Tüm Seks Pozisyonları" adlı yarısı sele kapılıp gitmiş, yarısı kuruyup ağzı gözü dağılmış bir kitap gördüm. Kalbim gümbür gümbür atmaya başladı. Etrafı kolaçan edip bir kapkaççı kıvraklığıyla kapıp kaçtım. Nihayet reşitler tarafından sır gibi saklanan "Aa ayıp, şişş ayıp, hii ne ayıp" mevzularını öğrenecektim. Gözlerimi Belgin doruk misali kırpıştıra kırpıştıra; inşaat kuytularına,uçsuz bucaksız arazilere,dipsiz kuyulara gire çıka kitabı inceledim, resimlerine baktım. Elle çizilmiş siyah beyaz pozisyonları bugünmüş gibi hatırlıyorum. Mesela birinde kadın bacağının birini adamın takımlarının ara…her neyse. Zaten pozisyonların çok azı sağlam kalmıştı ama o kadarı bile benim için yeterince korkutucu görünüyordu. Hizbullah’ın domuz bağı cinayetlerinden çok farklı gelmemişti gözüme. Seksin korkunç bir şey olduğunu, insanın insana akıl almaz işkenceler yaptığını düşündürmüştü. Büyüyünce gene bakarım diye bi yere gizledim, çürümüştür elbet. Birkaç yıl sonra internet geçti elime, geçtiğine geçeceğine pişman internet. Daha adamlar kurdu kurmadı kapıdan çıktı çıkmadı google'a ilk yazdıklarım "sexli siteler ara, cinsellikli filmler indir, sevişmeceli bir şeyler, az korkutuluşlu olanından gerdek resimleri, karı, kız, erkek, ne varsa, bul, topla, getir" oldu. İnternet bağlantısı bir gün sonra arıza yapıp tamirciler geldiğinde google arama geçmişimizi gördüler. Bende birbirlerine bakıp güldüklerini gördüm. Kafalarından geçen düşüncelerin utancıyla onlar gidene kadar banyoda ölü numarası yaptım.Hotmail'den ilk aldığım adresler önceleri (abazanlığın tunç çağında) sexy_baby_angel18@hotmail.com gibi çok seksiyim çıpçıtırım mesajı salgılayan maillerken sonra sonra şiir blogları okumaktan romantikleşip "sana_gul_derledim06, bahcelerde_uveyik, gonuller_birolsun85 " haline dönüştü. Şimdi iyiden iyiye bıkmışlığın izlerini taşıyor ayyettibee@hotmail
Yıllarca muzır neşriyata sadece benim zaafım olduğunu, alakamı kesmezsem cehennemde bacaklarımdan ikiye ayrılıp kızgın maşalarla oyulacağımdan korktum. Mastürbasyon yaparken ablama yakalanıp alaya alınınca anladım ki ablam yapmıyor, ben yoldan çıkmışım. Kötü genlerim sülalenin kanını bozacak benden sonraki nesiller porn star olacaktı. Gittikçe içim katranla doluyordu 40 suyla yıkasalar, 40 yatırda yatırsalar, 40 kaynar kazana soksalar yinede temizlenemeyecektim. Gelmiş geçmiş en günahkar en pis yaratık ankara mamak'da yaşıyordu. Belki de ben bir kıyamet alametiydim ha? Dünya'nın sonu geliyordu yecuc, mecuc büyük bir ihtimalle benden türeyecekti. Kendimi düzeltmeye çalışmadım mı? Çalıştım; dansöze baktım bin tövbe çektim, hamamda göte çarptım on bin bismillah okudum, Fuat'ın pipisini gördüm namaz kıldım, Burhan Çaçan'ı çıplak hayal ettim bir hafta yemekten aştan kesildim. Yapamadım…Bin yemin ettim döndüm, bin yemin daha ettim ondanda döndüm.
Tutamadım parmağımı Bahtiyar...
Ayıba sayıba öküz gibi baktım..
Sevişenler görünce salyalarım akıttım
Seks yazıp gogıl gogıl dolaştım...
Önüme ne geldiyse tıkladım tıkladım tıkladım
Yapamadım
Vajina monologları diye kitap aldım Bahtiyaarr
Çok şükür ki o el altında dolaştırılıpda şahitler huzurunda ayıplanan muzır neşriyat sayesinde; canlıların çoğalmasını doğal görürken çoğalırken yapmak zorunda olunan eylemi dışlamanın tam bir hastalık olduğunu öğrendim. Seks yapmıyormuş gibi davranmanın seks yapmadan yaşadığının düşünülmesini sağlamadığını da. Seks yapmaktan kaçabilirsin belki (oda belki) ama hakkında bir şeyler öğrenme arzusundan asla kaçamazsın. Ne kadar tertipli görünürsen gör seninde yatağının akşam olunca dağılacağını biliyoruz dostum.Ayıba sayıba öküz gibi baktım..
Sevişenler görünce salyalarım akıttım
Seks yazıp gogıl gogıl dolaştım...
Önüme ne geldiyse tıkladım tıkladım tıkladım
Yapamadım
Vajina monologları diye kitap aldım Bahtiyaarr
(Bugün tesadüfen bulduğum yazı ilginç bir bağlantı olur)
Pazartesi, Şubat 08, 2010
Gece gece nereye böyle?
MERAKTAN ÖLDÜK BÖLÜMÜ: Dilim varıyor ama acaba orada yani monitörün benim tarafıma düşen tarafı değilde senin tarafına düşen tarafında mapushaneye düştüğümü, kara topraklara yar olduğumu, akli şeylerimi yitirdiğimi ve bu şıklara benzer ne kadar kötürüm fikir varsa hepsinin veya bi kısmının başıma geldiğini düşünen oldu mu?
Hani ufacık minicikde olsa geldi mi öyle bi fikirler, bi temayüller, bi taammüden adam öldürmeler? İki hafta oldu gacı yok piyasada nerede bu kenar maalle piçi diyen bir insan evladı olmadı mı ya?!! Olmuştur olmuştur olacağı varsa olur o olacaklar. Öperim.
Mektubuma ilerde hadise tarafından söylenip sansasyon yaratacak olan "aha benimki hani seninki" adlı şu an olmayan bir pop şarkısıyla devam ediyorum. Müthiş şarkı, yerimde duramıyorum nalet olsun.
ERKEK ÇOCUĞU BÖLÜMÜ: 15 günlük tatile girer girmez odamı atlar bastı. 5 adet has hoşt moğol atı ki bunlar sayıları bi düzineye yaklaşan teyzelerimin (üvey olanları, ölenleri ve cinsiyet değiştirenleri çıkarınca kalan teyze sayısı) çocukları. Yaşları 10 ile 13 yaş arasında değişen veletler bilgisayarın devrelerinden gelen tılsımsı kokuyu alır almaz odama hara (bakiniz hara: at çitliği, ganyancı tapınağı) kurdular. Birisi bilgisayarıma direksiyon, tüfek, kılıç, kalkan monte ederken, öteki rolır kostır, ralli taykın, gta şoting, reveleyşın bindireyşın, saldıreyşın indireyşın, dıkşın dıkşın adında bir dünya öldürmeceli oyun kurdu. Erkek çocuklarının dünyası mide bulandırıcı gece geç saatlerde start aldıkları en kokulu kim osuracak müsabakasından tut, bir çorabı çıkarmadan 15 gün kim giyebilecek iddiasına kadar dolu adetleri var.. hele o burunlarından toplayıp yuvarladıkları sümüklerden yaptıkları oyuncak silah mermileri...off.
Bir gün içinde beni odamdan püskürttüler aslında onları bi güzel depelerdim ama iç çamaşırı çekmeceme gece, uyur gezer olduğu ihbar edilen biri sidikleyince bu ırkla savaşamayacağımı anladım, mecburen topraklarımı terkettim.
ERKEK KARDEŞ BÖLÜMÜ: Salonda babama (özellikle babama) abime, teyzelerime ve bir yıldır küs olduğum erkek kardeşime görünmeden takılabileceğim kuytu bir koltuk üssü kurdum. Koltuk beni bünyesine almakda zorlandı; bacaklarım koltuğun öte tarafından aşağıya taşıyor, kafam bu taraftan asma kabağı gibi sallanıyor, kollarımın biri fazla geliyor, burnuma raptiye, kıçıma püskül batıyor derken ağız tadıyla bi uyku uyuyamadım.
Bir gece yine böyle koltukla güreşde yol katediyorken bir yıldır bana yüz vermeyen ama engizisyonda sözü geçen erkek kardeşimle salonda karşılaştık. İlk defa birbirimizi görüyorduk bi tanıyamadık bi tanıyamadık sorma. Kim bu salonun ortasındaki lan! hırlı mı hırsız mı? diye düşünür gibi olduk. Çünkü neden? Çünkü kendisi gece eve gelmiyor, gündüz uyuyor uyanır uyanmazda evden kaçıyor, gizemden ölecek.
Ben onun mafyayla bağlantısı olduğuna iman ettim. Kesin geceleri birilerini kesip, biçip, gömüyor. Aklıma daha aklıma yatkın bir fikir gelmiyor. Zebellah gibi dikildi baktıııı baktıııı
-Benimle gel, dedi.
Nereye geleyim? diye sordum cevap vermedi. Gitti ayakkabısını giydi hadi gel bekliyorum diye seslendi. Ensemden aşağıya bir ürperti indi, bacaklarım titredi, ödüm bokuma karıştı gibi korku efektleri ile buraları süslemek isterdim ama hiç bi tane bile korku hissetmedim. Bir yıldır selam vermemiş kardeş beni nereye götürse gidecek kadar dünden hazırım, öleceksek ölelim. Belki götürüp üstüme diri diri harç dökecek, belki borçları karşılığında beni tefecilere devretti hatta belki sadece salep ısmarlayacak. Bakalım görelim, bakmadan göremeyiz, görmeden bilemeyiz, gitmezsek gelemeyiz.
Üstümü giyip koştum peşimden, ne meraklıymışım. Benimle asla yan yana yürümedi belliki hala kin duyuyor, ay duyarsan duy bende sana duyuyorum, sen benim duyduğumu duyuyor musun ondan haber ver!
Saat gecenin birbuçuğu eşşek sıpası kardeşim karanlık, buzlu, kuytu sokakları mistır hayt paltosu ile hızlı hızlı yürüdü arada arkasına dönüp gelip gelmediğime bakdı, aynı babamla annemin komşulara giderken arka arkaya yürümeleri gibi yürüdük. Bense hem giderim hem söverim abla, o baksın bakmasın arkasından allah ne verdiyse yağdırdım. Hiç bilmediğim küfürler biliyormuşum. Merdiven altında bir yere indi! "lan ben güle oynaya şıkıdım zekiye gibi gidiyorum ama ya hakkaten amacı kötüyse? kardeş kardeşi hırtlaklamaz tamam bizimkiler yapar ama şimdi değil çok sonra bilahere yapacaklarını hesapladım, ki kardeş kardeşi hırtlaklar neden hırtlaklamasın? gastelerde okuyoz dede torunundan torun yapıyor yok canım o kadarda değil amma abarttın haha haha ilahi" diye kendime telkinler verdim ama çocuk cidden beni yeraltı dünyasına doğru sürüklüyor. Acaba korksamıydım? acaba bacaklarım titresemiydi? acaba şu meşur öd bende neden patlamadı? acaba öd kanserimiyim ondan mı patlayamadı hayvan? acaba kaçsam mı? noluyo laaan!
arkası arkadan gelecek....
Tamam lan tamam yazayımda bitsin bu zulum. Hiçde heyecanlı, aksiyonlu, ganlı, bıçaklı, çılgaaan bir yere gitmedik malesef. Kurtlar vadisi adamlarından sanıp kendisiyle karanlık bi gurur duyduğum kardeşim aslında yerel bir gazetede gazete katlamacısıymış?! Ha belkide paravan meslekdir o kadarını bilemem. Mesleğe bakele hele "GAZETE KATLAMACISI" breh breh.Söyleseler böyle bir meslek var diye asla inanmazdım. Gazeteleri makinalar katlıyor diye biliyordum. Ama eğer küçük bir gazeteysen ve paranda yoksa eş, dost, ahbab geceleri bir yerde toplaşıp muhabbet ede ede gazete katlamayı kabul ediyormuş, edebiliyormuş.
Tıkdı beni oraya sabaha kadar ayaklarıma prangalar vurup çalıştırdı...Tanımadığım insanlarla, bilmediğim konularda konuşup, anlamadığım espirilere zoraki gülerek gazete katladım. Kölelik hala var! Beyaz kızkardeş ticaretine hayır! Gazete katlayıcılarının hakları ne olcak soruyorum sana tayyip erdoğan!!!
Gündüzleride aynı gazete için seri ilan sayfası hazırladık. Benim alanım "SERİ İLAN TOPLAYICILIĞI" idi. Bunuda yeni öğrendim. Gazeteciliğin kamera arkası hakkında hiç birşey bilmiyormuşum. Günde en az kırk şirket, esnaf, insan, bağ, bostan gezip ilan bulmaya çalıştık. Katlayıcılık daha güzeldi en azından götünün üstünde oturuyon, ortam sıcak, çay var, çubuk kraker var. Sen gazeteci olcam, gazeteci olcam diye istiharelere yat, hayaller kur, ağla zırla olduğun gazeteciliğe bak. Neyse buda bir başlangıç.
Hani ufacık minicikde olsa geldi mi öyle bi fikirler, bi temayüller, bi taammüden adam öldürmeler? İki hafta oldu gacı yok piyasada nerede bu kenar maalle piçi diyen bir insan evladı olmadı mı ya?!! Olmuştur olmuştur olacağı varsa olur o olacaklar. Öperim.
Mektubuma ilerde hadise tarafından söylenip sansasyon yaratacak olan "aha benimki hani seninki" adlı şu an olmayan bir pop şarkısıyla devam ediyorum. Müthiş şarkı, yerimde duramıyorum nalet olsun.
ERKEK ÇOCUĞU BÖLÜMÜ: 15 günlük tatile girer girmez odamı atlar bastı. 5 adet has hoşt moğol atı ki bunlar sayıları bi düzineye yaklaşan teyzelerimin (üvey olanları, ölenleri ve cinsiyet değiştirenleri çıkarınca kalan teyze sayısı) çocukları. Yaşları 10 ile 13 yaş arasında değişen veletler bilgisayarın devrelerinden gelen tılsımsı kokuyu alır almaz odama hara (bakiniz hara: at çitliği, ganyancı tapınağı) kurdular. Birisi bilgisayarıma direksiyon, tüfek, kılıç, kalkan monte ederken, öteki rolır kostır, ralli taykın, gta şoting, reveleyşın bindireyşın, saldıreyşın indireyşın, dıkşın dıkşın adında bir dünya öldürmeceli oyun kurdu. Erkek çocuklarının dünyası mide bulandırıcı gece geç saatlerde start aldıkları en kokulu kim osuracak müsabakasından tut, bir çorabı çıkarmadan 15 gün kim giyebilecek iddiasına kadar dolu adetleri var.. hele o burunlarından toplayıp yuvarladıkları sümüklerden yaptıkları oyuncak silah mermileri...off.
Bir gün içinde beni odamdan püskürttüler aslında onları bi güzel depelerdim ama iç çamaşırı çekmeceme gece, uyur gezer olduğu ihbar edilen biri sidikleyince bu ırkla savaşamayacağımı anladım, mecburen topraklarımı terkettim.
ERKEK KARDEŞ BÖLÜMÜ: Salonda babama (özellikle babama) abime, teyzelerime ve bir yıldır küs olduğum erkek kardeşime görünmeden takılabileceğim kuytu bir koltuk üssü kurdum. Koltuk beni bünyesine almakda zorlandı; bacaklarım koltuğun öte tarafından aşağıya taşıyor, kafam bu taraftan asma kabağı gibi sallanıyor, kollarımın biri fazla geliyor, burnuma raptiye, kıçıma püskül batıyor derken ağız tadıyla bi uyku uyuyamadım.
Bir gece yine böyle koltukla güreşde yol katediyorken bir yıldır bana yüz vermeyen ama engizisyonda sözü geçen erkek kardeşimle salonda karşılaştık. İlk defa birbirimizi görüyorduk bi tanıyamadık bi tanıyamadık sorma. Kim bu salonun ortasındaki lan! hırlı mı hırsız mı? diye düşünür gibi olduk. Çünkü neden? Çünkü kendisi gece eve gelmiyor, gündüz uyuyor uyanır uyanmazda evden kaçıyor, gizemden ölecek.
Ben onun mafyayla bağlantısı olduğuna iman ettim. Kesin geceleri birilerini kesip, biçip, gömüyor. Aklıma daha aklıma yatkın bir fikir gelmiyor. Zebellah gibi dikildi baktıııı baktıııı
-Benimle gel, dedi.
Nereye geleyim? diye sordum cevap vermedi. Gitti ayakkabısını giydi hadi gel bekliyorum diye seslendi. Ensemden aşağıya bir ürperti indi, bacaklarım titredi, ödüm bokuma karıştı gibi korku efektleri ile buraları süslemek isterdim ama hiç bi tane bile korku hissetmedim. Bir yıldır selam vermemiş kardeş beni nereye götürse gidecek kadar dünden hazırım, öleceksek ölelim. Belki götürüp üstüme diri diri harç dökecek, belki borçları karşılığında beni tefecilere devretti hatta belki sadece salep ısmarlayacak. Bakalım görelim, bakmadan göremeyiz, görmeden bilemeyiz, gitmezsek gelemeyiz.
Üstümü giyip koştum peşimden, ne meraklıymışım. Benimle asla yan yana yürümedi belliki hala kin duyuyor, ay duyarsan duy bende sana duyuyorum, sen benim duyduğumu duyuyor musun ondan haber ver!
Saat gecenin birbuçuğu eşşek sıpası kardeşim karanlık, buzlu, kuytu sokakları mistır hayt paltosu ile hızlı hızlı yürüdü arada arkasına dönüp gelip gelmediğime bakdı, aynı babamla annemin komşulara giderken arka arkaya yürümeleri gibi yürüdük. Bense hem giderim hem söverim abla, o baksın bakmasın arkasından allah ne verdiyse yağdırdım. Hiç bilmediğim küfürler biliyormuşum. Merdiven altında bir yere indi! "lan ben güle oynaya şıkıdım zekiye gibi gidiyorum ama ya hakkaten amacı kötüyse? kardeş kardeşi hırtlaklamaz tamam bizimkiler yapar ama şimdi değil çok sonra bilahere yapacaklarını hesapladım, ki kardeş kardeşi hırtlaklar neden hırtlaklamasın? gastelerde okuyoz dede torunundan torun yapıyor yok canım o kadarda değil amma abarttın haha haha ilahi" diye kendime telkinler verdim ama çocuk cidden beni yeraltı dünyasına doğru sürüklüyor. Acaba korksamıydım? acaba bacaklarım titresemiydi? acaba şu meşur öd bende neden patlamadı? acaba öd kanserimiyim ondan mı patlayamadı hayvan? acaba kaçsam mı? noluyo laaan!
arkası arkadan gelecek....
Tamam lan tamam yazayımda bitsin bu zulum. Hiçde heyecanlı, aksiyonlu, ganlı, bıçaklı, çılgaaan bir yere gitmedik malesef. Kurtlar vadisi adamlarından sanıp kendisiyle karanlık bi gurur duyduğum kardeşim aslında yerel bir gazetede gazete katlamacısıymış?! Ha belkide paravan meslekdir o kadarını bilemem. Mesleğe bakele hele "GAZETE KATLAMACISI" breh breh.Söyleseler böyle bir meslek var diye asla inanmazdım. Gazeteleri makinalar katlıyor diye biliyordum. Ama eğer küçük bir gazeteysen ve paranda yoksa eş, dost, ahbab geceleri bir yerde toplaşıp muhabbet ede ede gazete katlamayı kabul ediyormuş, edebiliyormuş.
Tıkdı beni oraya sabaha kadar ayaklarıma prangalar vurup çalıştırdı...Tanımadığım insanlarla, bilmediğim konularda konuşup, anlamadığım espirilere zoraki gülerek gazete katladım. Kölelik hala var! Beyaz kızkardeş ticaretine hayır! Gazete katlayıcılarının hakları ne olcak soruyorum sana tayyip erdoğan!!!
Gündüzleride aynı gazete için seri ilan sayfası hazırladık. Benim alanım "SERİ İLAN TOPLAYICILIĞI" idi. Bunuda yeni öğrendim. Gazeteciliğin kamera arkası hakkında hiç birşey bilmiyormuşum. Günde en az kırk şirket, esnaf, insan, bağ, bostan gezip ilan bulmaya çalıştık. Katlayıcılık daha güzeldi en azından götünün üstünde oturuyon, ortam sıcak, çay var, çubuk kraker var. Sen gazeteci olcam, gazeteci olcam diye istiharelere yat, hayaller kur, ağla zırla olduğun gazeteciliğe bak. Neyse buda bir başlangıç.
Cumartesi, Ocak 16, 2010
Sanal aşk olmaz ama sanal seks olur öyle mi?
Herhangi bir kelimenin başına "sanal" kelimesini getirince sanki önemsiz olduğunu düşünmemiz lazım gibi bir hisse kapılıyoruz, buna kodlandık; ne dedin? sanal mı dedin peah!
Mesela şu benim yan tarafta geleni karşılayan, gideni uğurlayan profil yazımda ne diyo?
"Bırak ansiklopediler senden bahsetmesin, popüler olma, 2150 yılında Google’da adın çıkmasın, üst geçide ismini yazmasınlar. Ah ne gam" yani burada vermeye çalıştığım toplumsal; sen giderken ben dönüyodum mesajı ne? " abi ne kadar önemsiyosunuz sanal alemi ya? çıkın dışarı bi gezin, bi hava alın, insanlarla sohbet edin karşı cinsi kesin, sevişin tepişin" diyorum(bak baaak) Sonra onu bi daa okuyup kendime diyorum ki "hadi ordan emayesi kavlamış tencere! Kalmadı ki artık sanallar bu tarafa, gerçekler şu tarafa, fasulyeler akşamdan suya diye bi ayrım, neyin cakasını satıyon? kendine gülse birsel! Ki insan kesinlikle kendine gülmeli.
Sanalda peydahlandığından olsa gerek sanal aşk için çok yapıyoruz o küçümseyici nenem surat ifadesini. İnternette biriyle aşk yaşıyorum de bakalım kaç kişi " ayyyy ne güzaalll" der, hiç! Ama şunu diyen mutlaka çıkar "ten tene değmeden aşk olurmu be" Çocukluktan alıştık tabi logo birleştirmeye, illa iki ayrı parçayı uygun deliklerinden ve çıkıntılarından birbirine takacağız, öyle biri dağda biri bağda duran iki uzak parçaya isim konmuyor oysa birleştirince hemen isimleniyorlar "anne bak tren yaptım" Dur bi ya masmasum logoyu bile cinsel fetişime alet ettim, seks shop açacak olsam barbi bebekleri kimbilir ne diye satarım.
Fakat bakıyosun sanal seks diyince akan sular duruyor, akan suları durdururum diyen 1 milyar kişi bulabiliyorsun. Teeee 900'lü hatlardan beri bir insan evladı da çıkıp "la ten tene değmiyo hırboo habarın yoh" demedi. Yooo hırbonun haberi var bişeyin bişeye değmediğinden, ama neydi? Ah ne gam! İsterse telefondaki hatun 85 yaşındaki kraliçe elizabeth olsun, elizabet için gereken tek şey herhangi bir elizabetin sesi/görüntüsü zaten.
internete bakıyorsun porno sektörü internetin bir numaralı kazanç kapısı, en çok tıklanan sektörü. Ee şimdi kaçınızın teni internetteki porno sektörüne değdi? Hanginiz karmen elektra'ya sahiden tıkladı? (tıklamak ne güzel kelime ya, her yere yakışıyo) Tıklayamıyo ama tanımadığı sektör temsilcisi neredeyse yok. örnek: Esra adıyla facebook'da profil açan bir kızın aslında denise milani adı verilen bi porno yıldızı olduğunu memelerinden tanıyıp, 3o bin kişi sıraya giriyo şey yapmak için yani hayranlığını belirtmek için. ( esra burada tıkla onu)
Demekki aşkdan daha meşakkatli, daha tensel, uzuvsal işlevler isteyen bir eylem gayette sanal sanal yapılabiliyor. Hatta eskiden mektupla seks yapıldığını bile duymuştum ve dahası dedemlerin anlattıkları hikayelere göre dedem ağrı dağına kurt avına gitmiş ebemin köyüne dumanla "gız avrat derhal soyun emceklerini sıkı sıkıver hele, ben guduruyom" yazdığı, bu sebeple ebemin babası tarafından dönüşte kıçından vurulduğu söylenir.
Peki niye sanal aşkla bu kadar gırgır geçiliyo o zaman? Sanal seks ve sanal aşk arasındaki bu ayrımcılığın sebebi ne? Aşk belki şöyle yüzdeye vurduğunda yüzde 70 şehvet içeriyor olabilir ama eminim o kalan yüzde 30 duygusal etki bu yüzde yetmişi döver. Daha güçlü manevi bir içeriği var. Binlerce kilometre uzaktaki birini arayıp bulan gizli bir frekansı izliyor aşk. Onu ne televizyon ne radyo dalgaları yakalayabiliyor. Aşk kendine ait rotasında fiziksel kaygısı olmadan dolanıp duruyor. Sevilen insanın sevenle sevişip sevişemeyeceği ihtimalini hesaplamıyor yada birbirlerine uyup uymadıklarını, mesafelerin kaç zamanda kapanabileceğinide, bunları hesaplayan hep insanlar. Hesaplamayın bunları.
sonradan bi ıptıs: sanal aşk yaşamak o kadar utanılası ve ucuz görülmüşki sanal sevgililer bunun etkisiyle kendilerine bile aşklarının türünü itiraf edemiyor ve sık sık birbirlerine "bana sanal aşkım deme!diye çemkirebiliyor. ece temelkuran'da yazmış sanal aşk hakkında.
Mesela şu benim yan tarafta geleni karşılayan, gideni uğurlayan profil yazımda ne diyo?
"Bırak ansiklopediler senden bahsetmesin, popüler olma, 2150 yılında Google’da adın çıkmasın, üst geçide ismini yazmasınlar. Ah ne gam" yani burada vermeye çalıştığım toplumsal; sen giderken ben dönüyodum mesajı ne? " abi ne kadar önemsiyosunuz sanal alemi ya? çıkın dışarı bi gezin, bi hava alın, insanlarla sohbet edin karşı cinsi kesin, sevişin tepişin" diyorum(bak baaak) Sonra onu bi daa okuyup kendime diyorum ki "hadi ordan emayesi kavlamış tencere! Kalmadı ki artık sanallar bu tarafa, gerçekler şu tarafa, fasulyeler akşamdan suya diye bi ayrım, neyin cakasını satıyon? kendine gülse birsel! Ki insan kesinlikle kendine gülmeli.
Sanalda peydahlandığından olsa gerek sanal aşk için çok yapıyoruz o küçümseyici nenem surat ifadesini. İnternette biriyle aşk yaşıyorum de bakalım kaç kişi " ayyyy ne güzaalll" der, hiç! Ama şunu diyen mutlaka çıkar "ten tene değmeden aşk olurmu be" Çocukluktan alıştık tabi logo birleştirmeye, illa iki ayrı parçayı uygun deliklerinden ve çıkıntılarından birbirine takacağız, öyle biri dağda biri bağda duran iki uzak parçaya isim konmuyor oysa birleştirince hemen isimleniyorlar "anne bak tren yaptım" Dur bi ya masmasum logoyu bile cinsel fetişime alet ettim, seks shop açacak olsam barbi bebekleri kimbilir ne diye satarım.
Fakat bakıyosun sanal seks diyince akan sular duruyor, akan suları durdururum diyen 1 milyar kişi bulabiliyorsun. Teeee 900'lü hatlardan beri bir insan evladı da çıkıp "la ten tene değmiyo hırboo habarın yoh" demedi. Yooo hırbonun haberi var bişeyin bişeye değmediğinden, ama neydi? Ah ne gam! İsterse telefondaki hatun 85 yaşındaki kraliçe elizabeth olsun, elizabet için gereken tek şey herhangi bir elizabetin sesi/görüntüsü zaten.
internete bakıyorsun porno sektörü internetin bir numaralı kazanç kapısı, en çok tıklanan sektörü. Ee şimdi kaçınızın teni internetteki porno sektörüne değdi? Hanginiz karmen elektra'ya sahiden tıkladı? (tıklamak ne güzel kelime ya, her yere yakışıyo) Tıklayamıyo ama tanımadığı sektör temsilcisi neredeyse yok. örnek: Esra adıyla facebook'da profil açan bir kızın aslında denise milani adı verilen bi porno yıldızı olduğunu memelerinden tanıyıp, 3o bin kişi sıraya giriyo şey yapmak için yani hayranlığını belirtmek için. ( esra burada tıkla onu)
Demekki aşkdan daha meşakkatli, daha tensel, uzuvsal işlevler isteyen bir eylem gayette sanal sanal yapılabiliyor. Hatta eskiden mektupla seks yapıldığını bile duymuştum ve dahası dedemlerin anlattıkları hikayelere göre dedem ağrı dağına kurt avına gitmiş ebemin köyüne dumanla "gız avrat derhal soyun emceklerini sıkı sıkıver hele, ben guduruyom" yazdığı, bu sebeple ebemin babası tarafından dönüşte kıçından vurulduğu söylenir.
Peki niye sanal aşkla bu kadar gırgır geçiliyo o zaman? Sanal seks ve sanal aşk arasındaki bu ayrımcılığın sebebi ne? Aşk belki şöyle yüzdeye vurduğunda yüzde 70 şehvet içeriyor olabilir ama eminim o kalan yüzde 30 duygusal etki bu yüzde yetmişi döver. Daha güçlü manevi bir içeriği var. Binlerce kilometre uzaktaki birini arayıp bulan gizli bir frekansı izliyor aşk. Onu ne televizyon ne radyo dalgaları yakalayabiliyor. Aşk kendine ait rotasında fiziksel kaygısı olmadan dolanıp duruyor. Sevilen insanın sevenle sevişip sevişemeyeceği ihtimalini hesaplamıyor yada birbirlerine uyup uymadıklarını, mesafelerin kaç zamanda kapanabileceğinide, bunları hesaplayan hep insanlar. Hesaplamayın bunları.
sonradan bi ıptıs: sanal aşk yaşamak o kadar utanılası ve ucuz görülmüşki sanal sevgililer bunun etkisiyle kendilerine bile aşklarının türünü itiraf edemiyor ve sık sık birbirlerine "bana sanal aşkım deme!diye çemkirebiliyor. ece temelkuran'da yazmış sanal aşk hakkında.
Etiketler:
3000,
ağrı dağın efesi,
avrat şu an cıplaam,
Denise Milani,
elizabet,
erol büyükburç,
karmen elektra,
kraliçe IV henri,
mektupla gelen seks,
porno sektörü,
tıklayan tıklayana
Pazartesi, Ocak 11, 2010
dedikodular yüzünden gatil olacam
Şimdi öyle içimi dökmek amacıyla (akciğerimi headere, midemi footere, kalp kapakçıklarımı yazı aralarına döktüm, bekliyorum) bişeyler yazmak istiyorum.
Doktor "içini bi yerlere dök, bi şarkı söyle, bir kitap oku iyi gelir" dedi, klasik doktor tavsiyeleri. Evet bir şarkıyla bir kliple hayatı değişen oluyo tabiki, tarihimizde onlara demet akalın deniyor da benden olsa olsa seray sever kolpası olur.
Hem dün beşyüz tane şarkı söyledim hayatım hala bende duruyo, bir nakarat boyu yol gidemedim. Kitap dersen ortalarda dolaşan bir kitap buldum, adını bilmiyom sonuçta bir araya getirilmiş yassı selüloz parçaları kitaba benziyo, kitaptır heralde, kitap mıdır?? Önsözün ilk satırı güzelmiş, ikinci satırı yarın okurum, üçüncü satıra allah kerim, bilemiyorum üstüme gelme keserim...........!!!!!! tırnağımı.
Bir kaç gün evel az kalsın mapushaneyi boyluyodum. ailemizin ayılarından biri "bu siminya varya bu kahpe istanbul'da onca ay orospuluk yapmış, beyoğlunda gıllı bi herifle pazarlık ederkene görmüşler" iddiasında bulunmuş, hakkıdır lafa tapan milletimin bulunsun. Önce sallamamıştım alıştım bunlara, heralde dünyanın en ağzı, ahlakı bozuk ama en fazla namus maddesine sahip insanları biziz. Gece gündüz ankara genelevinden toplatırız biz bunları, eve gelince "höynnnnns namıs lan namıs didik! hışşşşş fıssss" diye bi ses çıkarırlar, yılan tıslaması gibi, teker patlaması gibi. Bizde korkup dağılırız eyvah bizi sokmasınlar aman teker üstümüze yuvarlanır kemiklerimiz ufalanır, diye, hep böyle oldu, oluyo...
Ama çok uzattılar kulaktan kulağa oyunu varya ona malzeme ettiler üç kuruşluk gezimi ve beni. ilk başta beyoğlunda kendini pazarlıyomuş diye çıkan laf gele gele geldi "Bir gecede 80 herifle yatabiliyomuşşşşşşşş" " istanbul'un en kalifiye en çok aranan ırıspısıymışşşşşş" " manukyan'ın genelevinde patroniçelik yapıyomuşşşşşşşş" türlüsünden çeşit çeşit fantastik dedikoduya dayandı. Ben bile hayret ettim bu kapasitelerine, tek hayal gücü geniş olan ben sanıyordum. Baktım bu dedikodular artık imalı bakışlara, beni görünce ya kaçışmalara yada koşa koşa gelmelere sebep oluyor. Erkekler daha çok bakıp daha bi sırıtıyolar, sanki gözde kırpıyolar. Kadınlar kısır yiyip fısırdıyor, kimisi ise kısırını bile yemeden kaçıyor, sanki orospuluk bulaşıcı.. lan sende domuz gribi olmuşun ben senden kaçıyormuyum gadın!
İsveçli bilim adamları gibi bu eldeki deneklerim üzerinde yaptığım araştırmalar beni ayıların ayısı kuzen köksal'a götürdü. Dedikodunun başı! Yılanın tısı! Tekerin jantı bu düdük makarnasıymış! Evine gidip konuşayım demedim, kendisi ve serileri konuşulabilen ürünler değil. Birbirimizin üstüne atladık o bana vurdu, ben ona vuramadım, o bana vurdu ben ona vuramadım derken, sonuçta elimde cinayete teşebbüsten yada bizzat cinayetten senelerce yatmama neden olabilecek bir aletle buldum kendimi. Çok korktum ya nasıl oraya geldiğimi bile hatırlayamadım, pozisyonuma inanmadım, kendimden daha bi korktum böyle ellerime kollarıma baka kaldım. Halsiz halsiz eve geldim ama günlerdir etkisinden kurtulamıyorum, bi sürü ilaç içip sarhoş oldum. Halisülasyonlar görüyorum sabaha kadar sabahlıyorum. Kalbimde yanıyor ama onun sebebi başka o araya kendi karıştı.
içimi döktüm doktor tamam.
Doktor "içini bi yerlere dök, bi şarkı söyle, bir kitap oku iyi gelir" dedi, klasik doktor tavsiyeleri. Evet bir şarkıyla bir kliple hayatı değişen oluyo tabiki, tarihimizde onlara demet akalın deniyor da benden olsa olsa seray sever kolpası olur.
Hem dün beşyüz tane şarkı söyledim hayatım hala bende duruyo, bir nakarat boyu yol gidemedim. Kitap dersen ortalarda dolaşan bir kitap buldum, adını bilmiyom sonuçta bir araya getirilmiş yassı selüloz parçaları kitaba benziyo, kitaptır heralde, kitap mıdır?? Önsözün ilk satırı güzelmiş, ikinci satırı yarın okurum, üçüncü satıra allah kerim, bilemiyorum üstüme gelme keserim...........!!!!!! tırnağımı.
Bir kaç gün evel az kalsın mapushaneyi boyluyodum. ailemizin ayılarından biri "bu siminya varya bu kahpe istanbul'da onca ay orospuluk yapmış, beyoğlunda gıllı bi herifle pazarlık ederkene görmüşler" iddiasında bulunmuş, hakkıdır lafa tapan milletimin bulunsun. Önce sallamamıştım alıştım bunlara, heralde dünyanın en ağzı, ahlakı bozuk ama en fazla namus maddesine sahip insanları biziz. Gece gündüz ankara genelevinden toplatırız biz bunları, eve gelince "höynnnnns namıs lan namıs didik! hışşşşş fıssss" diye bi ses çıkarırlar, yılan tıslaması gibi, teker patlaması gibi. Bizde korkup dağılırız eyvah bizi sokmasınlar aman teker üstümüze yuvarlanır kemiklerimiz ufalanır, diye, hep böyle oldu, oluyo...
Ama çok uzattılar kulaktan kulağa oyunu varya ona malzeme ettiler üç kuruşluk gezimi ve beni. ilk başta beyoğlunda kendini pazarlıyomuş diye çıkan laf gele gele geldi "Bir gecede 80 herifle yatabiliyomuşşşşşşşş" " istanbul'un en kalifiye en çok aranan ırıspısıymışşşşşş" " manukyan'ın genelevinde patroniçelik yapıyomuşşşşşşşş" türlüsünden çeşit çeşit fantastik dedikoduya dayandı. Ben bile hayret ettim bu kapasitelerine, tek hayal gücü geniş olan ben sanıyordum. Baktım bu dedikodular artık imalı bakışlara, beni görünce ya kaçışmalara yada koşa koşa gelmelere sebep oluyor. Erkekler daha çok bakıp daha bi sırıtıyolar, sanki gözde kırpıyolar. Kadınlar kısır yiyip fısırdıyor, kimisi ise kısırını bile yemeden kaçıyor, sanki orospuluk bulaşıcı.. lan sende domuz gribi olmuşun ben senden kaçıyormuyum gadın!
İsveçli bilim adamları gibi bu eldeki deneklerim üzerinde yaptığım araştırmalar beni ayıların ayısı kuzen köksal'a götürdü. Dedikodunun başı! Yılanın tısı! Tekerin jantı bu düdük makarnasıymış! Evine gidip konuşayım demedim, kendisi ve serileri konuşulabilen ürünler değil. Birbirimizin üstüne atladık o bana vurdu, ben ona vuramadım, o bana vurdu ben ona vuramadım derken, sonuçta elimde cinayete teşebbüsten yada bizzat cinayetten senelerce yatmama neden olabilecek bir aletle buldum kendimi. Çok korktum ya nasıl oraya geldiğimi bile hatırlayamadım, pozisyonuma inanmadım, kendimden daha bi korktum böyle ellerime kollarıma baka kaldım. Halsiz halsiz eve geldim ama günlerdir etkisinden kurtulamıyorum, bi sürü ilaç içip sarhoş oldum. Halisülasyonlar görüyorum sabaha kadar sabahlıyorum. Kalbimde yanıyor ama onun sebebi başka o araya kendi karıştı.
içimi döktüm doktor tamam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
*İş arkadaşımın kocasının tacizleri yüzünden çelişkili günler geçiriyorum. Aslında bu taciz konusu da ince iş, n...

