Pazartesi, Ocak 12, 2009

Papazı buldum

Şey oralar da bir yerlerde vida gördün mü ? Kafamın vidaları kayıp 3 tane, biri contasıyla beraber. Eğer geçen hafta "Leyla ile Mecnun nasıl kavuşamadı?" destanlarından bir tane yazdıysan bak bakalım bloğunun footer kısmında paslı bir kaç vida var mı ? Bulursan onlar benim getir şuraya bırakıver, hayvanlığım namına.

Çatı milletinin kedileri Mart ayına hazırlık yapsın, 2009 yapımı kedi enikleri için motor desin, biz blogcular verdik tuşlara kuvveti gönlümüze çizik atanları yazdık, sonucunda da benim gibi kikirdek Dürüye'lerin kafa oldu sana kelle paça. Parçalarım sağa sola savruldu dinlediğim müzik, giyim tarzım, yaşam biçimim, içtiğim çay değişti (kaçak çay içip sarhoş oldum yeminle) 4 gündür ne kadar kara kostümüm varsa üstüme doladım; siyah çorap, siyah elbise, siyah küpeler, yapımcılar fırsatı kaçırmasaydı benden iyi bir satanist filmi yapılırdı.

Sonra mp3 te ne kadar "o yea o yea" şarkısı varsa kaldırıp yerine "oy ooy oy anam oy" şarkıları kaydettim. Bizim bir alamancı Derya var telefonu "felek bana ne eyledin, goğlümü yare eyledin" diye çaldığı için kızın adını felek koymuştuk. Eline düştüm, arayıp "Deryaaa bana felekli, kaderli, yarlı, hançerli ne kadar şarkı varsa getir, sabuuuhaa" dedim. O'da telefondan hissettiğime göre bir elini yumruk yaptı öteki elinin avucunun ortasına indirdi. Böyle tarif edince küfür gibi durmuyor diğmi?

Ve iyice depresyonun ucunu kaçırıp pazar ayini için kiliseye gittim. Hayır hayır Tuğçe Kazasker gibi hrıstiyan olmadım merak etme. Bizim Mardin'li komşularımız var onların peşine takılıp sırf meraktan çatladığım için gittim. Giderken de tehdit ettim "eğer varyaa eğer bana bir misyonerlik faliyeti yaparsınız dönüşte hepinizi çarmıha gererim ! sadece bakıcam, bakiyim neyin nesiymişsiniz ? " diye.
Ben sanıyordum ki orada şu Amerikan filmlerindeki zenci korosundan göreceğim, birlikte "viyadı vörld viyadı çildrın" ilahisi söyleyeceğiz. Malesef slayt gösterileri ve seminerimsi toplantıdan başka birşey çıkmadı. Yıllardır fıkralarda adları geçen bir İngiliz, bir Japon ve bir Türk'de kilisedeydi, her milletten çoluk, çocuk, karı, kız vardı.
Çok ünlü bir papaz vaaz verdi. Herkese sorular sordu "dinimizi neye benzetirsiniz" sorusunu sorarken göz göze geldik "allahh şimdi boku yedim neye benziyodu abi bunların dini" cevabı gözlerimden bir film şeridi gibi geçti. O papaz ya tabi ruhani gözü açık, hissetti benim onlardan olmadığımı yanımdakine sordu. Kimisi taşa benzetti, kimisi üzüme, kimisi eve.
Sonlara doğru İsa rabba Ortadoğu'ya barış getirmesi için dua edildi. Filmlerde gördüğüm hiç birşeyi görmedim misal kutsanmış ekmek dağıtılmadı yada kimse beni vaftiz etmedi ! Büyük hayalkırıklığı.

Birşeyi anladım ki onların bizden fazla farkı yok. Hrıstiyanlık'ın özü de; sevgi, kardeşlik, barış, çiçek, böcek, tinki, minki. Bu farklılığın bana olumlu etkisi oldu ve bugün mutlu uyandım, yine bacaklarımı sevdim (ben her sabah bacaklarımı sevip şaplatarak "gebermeyin siz emiii" diyerek uyanırım) Sonra çirkin balığım Izgara'yı besledim ama tuhaf bişeyler var bu hayvanda. Bir kere büyüdükçe görüldü ki bu akvaryum balığı değilmiş resmen sazanmış! Semirdikçe semirdi dana gibi oldu arkasını dönse tötüne çarpıyor. Beni banyo kapısından girerken görünce kuyruğunu sallayıp havlıyor. Duş perdesinin arasından gözlerini görüyorum faunusa yapışmış bakıyor, bırrr. Tamam evet ona eskiden omo matik yedirdim dna'sını bozdum ama ama artık sadece yumuşatıcı, yağ çöz ve cezve yediriyorum. Bunlardan bir sazan köpek balığına dönüşmüş olacağını sanmıyorum. Bana bişey olmadıysa ona da olmaması lazımdı, ilginç.

Perşembe, Ocak 08, 2009

İçimdeki yaraya dokundum



Nereden geldiği bilinmeyen biriydi o. Hiç yapmaması gereken bir şey yaptı ve dar görüşlülerin öbeklendiği mahallede küçük bir dükkan açtı, adı Nihat.
Merak etti mahalleli kimdir ? Necidir ? diye. İşleri olmasa bile girip iki çift laf ettiler, çaktırmadan kolaçan edip, sorguladılar. Sessizdi, yalnızdı, yere bakarak yürürdü, kötü giyinirdi. Önce üstüyle başıyla puanladılar, hapishane kaçkını olmasındı ? Sonra sessizliğini sinsiliğine verdiler, yere bakmasını ise yürek yakmasına. Çok temiz adamlar cibilliyetine tükürdüler, çok namuslu kadınlar ondan kendilerini korudular.

Kirli bir kanal akardı sokağımızdan şimdi üstü betonla kapalı. Ne işimiz olursa üstündeki köprüden geçerdik, köprünün öte yanındaydı medeniyet. Bir gün o kirli kanalın üstünde ki köprüde karşılaştık. İlk defa her gün yere bakan gözlerini yukarı kaldırdı gözlerime baktı, elaydı.
Birden geri geri gitmek istedim, başa dönüp yeniden karşılaşsak yine baksam gözlerine. Sonra yine geri geri gitsem yine bakışsak, öyle ela.
Kalp kalbe karşıymış ya O'da aynı şeyi düşünmüş, keşke yapsaydık, keşke hep geri gitmece oyunu oynasaydık, hiç ilerisi olmasaydı.

Bir bahane bulup gittim dükkanına, beni görünce sevindi, elindekinin ne olduğunu bile düşünmeden fırlattı. Bir kırılma sesi geldi "yok bişey" dedi. Konuşmaya gitmiştim ama bir sesim olduğunu bile unuttum, tuhaf sesler çıkardım, arızalanıp sallandım. Hal dilimden anladı çünkü o hali köprüde bölüşmüştük. Aşk bir spastik vücut şimdi ikimizde spastiğiz.

Mamak'ın kayalara yaslanmış üst üste evlerinin araları kayalık, kayalıkların araları bahce, bahcelerin içi ev, evlerin içi kaya. Hangi ağacın arkasına saklansan aslında bir evin çatısında saklanıyor olursun. Hangi çatıya çıksan aslında bir evin bahcesine girmişsindir. Bu karmaşık şehrin, karmaşık coğrafyasında buluştuk ara sıra. Ellerimi severdi, saçlarımı tel tel sayar derin derin içine çekerdi. Dudaklarıma parmağıyla dokunur, yanmış gibi sıçrardı. Sanki ben ince bir tüldüm, sanki dokunsa dağılacak bir böcek kanadı ve evet dokununca dağılırdım

Yasak müzikler dinlerdi, yasak renkleri severdi, yasak sözleri vardı ve yasak düşünceleri. yanlış yerdeydi, yanlış mahalledeydi, yanlış kızlaydı, yanlış duygulardaydı.

Bazen pencerenin önünde oturur onun sokağına bakardım. Silüetinden tanırdım, dükkandan çıkıp evine gitmez karanlıklara giderdi. Başkasını seviyor diye üzülürdüm, kağıtları karalardım karalarken yırtardım. Daha onyediydim; en masum, en ürkek, en sevmeye aç yaşım.
Bana bir hediye verdi kendi yazdığı şiirlerin dolu olduğu bir ajanda. İlk sayfalar ağaçlar için, kuşlar için, gurbet için şiirlerle dolu sonlara doğru beni yazmış, bana ilahi anlamlar yüklemiş, beni şiirleştirmiş.

Birgün gittiği karanlıklardan dönmedi. O kötüydü, tehlikeliydi gitsin dediler, çok güvenilir adamlar. Günlerce tanıdığım silüeti aradım sokağında, şimdi şu aradan görünür, biliyorum az sonra o kuytudan belirir. Gelmedi, dönmedi, dokunmadı, bakmadı bana öyle ela, yine öyle ela...

devamı aylar sonra yazılabildi

Salı, Ocak 06, 2009

Hoplayıp sırtıma çık

Babamın bu sözünün ne anlama geldiğini çok düşündüm.
İlk zamanlar; Mısırlı'lar papirüse yazmayı keşfetmeden evvel bunun anlamını "hatun bütün gün taş taşıdım, sırtıma bir masaj şeyet" olarak yorumluyordum.
Annemin bu enteresan isteğe hem gülüp hem sinirlenip;
"bıyığına mıyığına bak,çelin çocuğun ortasında utanmıyonda goca herif" cümlesini de gayet acımasızca bulurdum (şimdi şiirsel geliyor)

Adam tamam maço, tamam zampara, eeee tamam kirli, evet kokmuş, biliyorum baya bakımsız, röntgenci, sarı dişli, humarcı, eye eye eye diye türküleri olan bir garip ozan, alkolik, saddamik, hitlerik, lirik, mirik (evet korkunçmuş hakkaten burada keseyim, terledim ) birisi ama ama bir isteği var senden, küçük, sempatik renkli bir istek. Yapsan ne kaybeden ki ?
Hem garibim senin sırtına çıkmak istemiyor ki ! seni kendi sırtına çıkaracak, ne güzel işte bin gez alla allaa. Cümle tam olarak şu;
-Aşam eve geldiimde gapıdan girer girmez ellerin avratları gibi hotlayıp sırtıma çıksana hatun ? hı niye çıkmıyon lan sen ?

Annem bunun ne anlama geldiğini biliyor ve utanıyordu. Kapıyı tek başına açsa neyse, bir etek çocuk, ikisi erkek. Hepimiz babam zile basar basmaz titreye titreye kapının önüne diziliyorduk, paşa içtima yapacak netekim.
-Evin bömböyük salak oğlanı burda mı ?
-nalet olsun burda
-Evin kapı kapı gezen toğrist gızı
-yok
- örtmen gız
-kurban ol öğretmenlere, burda (bu ben ve malesef öğretmen değilim)
-gocasıyla küs gız
-ühüüü burdaaağğğ (ağlayarak içeri odaya kaçar)
-sırtıma hotlayıp çıkacak gadın
- Puuuu utanmaaaz ! etin teneşirden döküleee, karalı kağıdın gelee, belledin o neyse !
İşte bu mesut, mutlu, sevgi pıtırcığı aile merhabalaşmasının finalinde hep bu arzusu depreşir. Yine yine ve yine tekrarlar;
-Hadi bi kere hotlada çık, ben seni tutarım

Yıllarca söyledi, yalvardı, yakardı hatta sırtıma çıkmazsan döğerim diye tehdit bile etti ama inat bu ya çıkmadı kadın.
Belki bu atraksiyonu yapsa evin atmosferi değişecek, adam keyiflenip bizimle el ele tutuşacak kardeşlik şarkıları söyleyecek, hepimizin yularını bırakıp annemi mayamiye götürecek. Neden olmasın dı ki ?
Her akşam redci annemi mutfakta sıkıştırdık "anne nolur bi yap ya bak yıllardır hayali bu, niye reddediyosun ? çıkamıyorsan biz tutup bindirelim seni"
Annem kendini tutamıyor, memesine çıkmış göbeğini titrete titrete gülüyor (memesi göbeğine inmişte diyebiliriz)
-gidin anam gidin hepiniz gudurmuşsunuz, babasına bak uşaklarını al

Şimdiler de gözüm ferfecir kebapcısı gibi açıldıktan sonra bu isteğin pekte öyle ulu orta talep edilecek bir istek olmadığını anladım. Resmen fantezi yapıyormuş adam, araştırmadık ama kendini at sanıyorda olabilir. Gerçi biz onun evde utanıp sıkılan haline hiç rastlamadık. Öyle manileri ve türküleri var ki Ankara'lı Namık'ın "ne kadar sallarsan salla dona düşer son damla" adlı hicaz makamlı eseri onların yanında sönük kalır. Bu Ankara'lılar hep mi böyle kardeş ? Neyseki babam bir kaç yıl önce bel fıtığı oldu da, bu apık, sapuk, nubuk, mubuk (by: Yavuz'un minibüsü) isteğini unuttu gitti.

hotla: hopla-zıpla
çel çocuk: çocuklar
yular: hayvanlara bağlanan ip

Cumartesi, Ocak 03, 2009

Vay bizi utanmazlar vay

Bir yaz günü amcamın kızı Binnur "evin damına çadır kurup orada uyuyalım mı" dedi. Daha önce köydeki harman yerinde, ava gidince ormanda vs. çadırda defalarca kaldık, bayılırım çadırda uyumaya.
Hemen ortamın dogmatiklerinden izin istedik, onlar iki kızın başbaşa bir çadırda kalma fantazisinden bir çapanoğlu çıkaramadılar, izin verdiler.

Evin damına çadırı kurduk, yastık, yorgan, kuruyemiş, radyo, el feneri gibi mühimmatı sırtlayıp dama çıktık. Amcamın kızı benden bir kaç yaş büyük; koyu sarı kıvır kıvır saçları, minik yeşil gözleri, upuzunn boyu, ip gibi ince dudakları var. Güzelmiş öyle diyorlar, benim tipim değil.

Bir saat kadar oğlanlardan, gerdek gecesinden, bekaretten bahsettik arada konu saçlarımızda ki kepeğe, yeni aldığımız eteğe gelse de dönüp dolaşıp yine oğlanlara, gerdek gecesine ve bekarete varıyorduk.
Binnur durdu durdu ve asıl amacını dillendirdi:
-Ne dersin öpüşelim mi ?
Güldüm, hemde masusdan abarta abarta o da mecburen bana katıldı, ardından isteğini aklıma daha da yakınlaştırarak yeniden tekrarladı.
-Bak ilerde nasılsa erkeklerle öpüşeceğiz, televizyonda gördük herkes öpüşüyor bir tek biz kalmışız anasını satayım. Birbirimizle prova yapalım, öpüşmek nasıl bir his bilmek adına, hı ne dersin ?
-Düğün salonlarında birbiriyle dans eden kadınlar gibi mi ?
-Evet evet hı hı öyle, oyun gibi düşün ya öpüşmece oyunu.
-Ama benim öpüşme fobim var, Şaziye teyze yanaklarımı vantuzladığından beri kimsenin dudağının bana değmesinden hoşlanmıyorum.
-Psikolojide ne derler bilirsin, korkularının üstüne git !
Aklıma yattı. Evet tükürük nesnesi yalnış şahıslardan elime yüzüme sıvandığı için öpülmeyi eşşek yalaması gibi görüyordum (köyde eşekten düşmüştüm hayvanoğlu hayvan beni bırakıp kaçtı , yüzümü bile yalamadı, oysa köpekler öyle mi ? konuyla tam bağlantı kuramadım ama içinde eşşek geçtiği için yazayım dedim)
Fakat bir yandan da dudaktan öpüşmeyi bir kez olsun tatmak için para bile verirdim. Tv'de öpüşme sahnesi görünce utanıp yüzümü çeviriyor ama kendime bile çaktırmamaya çalışıp ucundan bakıyordum. Dudaktan öpüşmenin verdiği zevkin neye benzediğini bilmem şarttı. Büyük ihtimalle yalanlar söyleyerek beni ikna etti. (adi şıllık)

Dudaklarımıza, kalitesiz, kıpkırmızı bir ruj sürdük, öhö öhö ıhımm ıhımm diyerek boğazımızı temizledik. İlk denemelerde başarısız olduk, ya burunlarımızın pozisyonunu ayarlayamadık ya kafamızın eğimini. Tam koordinatları tuturuyorduk ki bu seferde gözgöze gelip gülüşüyorduk. Bir saat debelenmenin sonunda öpüşebildik ama ikimizde "pı pı pı pu pu puğğ ayğğğğ" diyerek ağzımızı silip, birbirimizden yarım metre ileri kaçıştık, iğrençti.

Ne fenadır ki muzur bir dürtü yeniden denememiz konusunda başımızın etrafında fink atıyordu. Birbirimize bakıp tipimizle alay ettik sürdüğümüz ruj yüzümüze yayılmıştı, çok kızılderili görünüyorduk. Bu işi bitirmeden sabahı etmeye niyetimiz yoktu saçma bir çabaydı, öpüşmenin etüdü mü olurdu ?
Yeniden denedik ve bu sefer hoşumuza gitti anında uzmanlaşıverdik. Öpüşme sırasında kafamın yanından bir konuşma balonu yükseldi, içinde
-Ey ahali ahaliii ! Sizler en derin uykunuza kavuşmuş, pireler üstünüzde uzun eşşek oynarken bir evin damında iki kız öpüşüyor alooo, yazıyordu (alt beyinde yaşayan apartman yengesi )
Uykumuz gelene kadar kız kıza öpüştük. Aklıma hep düğün salonunda birbiriyle dans eden kadınları, öpüşme korkusunu ancak böyle yeneceğimi ve bir erkekle öpüşecek olursam işi bilerek yapacağım tesellilerini getirdiğim için hiç sakınca görmedim.

Sabah uyandığımızda utanıyorduk O'ndan nefret etmeye karar verdim, kafamda cümle trafiği başladı.
- Tee başından çadır madır ayağına beni öpmekmiş amacı, dudağıda dudak olsa çinlilerin gözü gibi, iplik. Benimkini bölsen on kıza on dudak çıkar, gözüm gibi bakıyordum ama sen tut kimlere öptür, ahmaksın ahmak ! İlk öpüşmeyi bir kızla hemde amcanın kızıyla öğğğ. Artık kirlisin kipkirlisin, günahkarsın güpgünahkar bundan sonra zebaniler öper seni. Eve de gidemem yüzümden anlaşılır, kesin öpüşmenin bir belirtisi vardır öylece sırıtıyordur !
Uzun süre birbirimizden kaçtık. Mecbur kalıp bir araya geldiğimizde, ufak sebeplerden kavga çıkarıyor yaşadığımız olayın olumsuz etkisini ötekinin üstüne yıkmaya çalışıyorduk. Zaten bir kaç yıl sonunda sevdiği oğlanla kaçtı gitti.

Bu olayın utancını, amcamın kızının parfüm kokusunu, nefesini, o adi rujun tadını yıllarca bünyemden atamadım. Bazen telefonla konuşurken bile o kokuları tatları duyarım, tuhaf olurum, huylanırım. Belkide öpüşme fobimin asıl nedeni bu tecrübedir, bilmiyorum.

Lezbiyenlere sevgiler saygılar.

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Gizemli adam beni dövecek


Fonda pembe panterin müziği ve artık iyice baymış bir giriş:

Herşey bir sabah gelen alıştığım bir mail türüyle başladı. Diğer bir milyon bana inanmayan orta amerikalı gibi oda “bu yazdıkların gerçek mi yane pöff” diyordu. Bende diğer bir milyon kişiye ıspatlamaya çalıştığım gibi O'na da dil döktüm.
-Ya neden bana inanmıyorsunuzzz valla billa gerçek ya ! hem nesi olağandışı ki siz nerde yaşıyorsunuz kardeşimmm, bu arada sen kimsin ? sen misin mukiddini el arabi ? dedim.
Gizemli mailin sahibi, cevabımda ki olmayan bilimsel yaklaşımdan çok duygulanmış olacak ki güzel bir maille geri döndü. Evet bir avımı daha tuzağıma düşürmüştüm, cepte.

Sonra ona kurbanlarıma yolladığım deneme sınavını yolladım, başarıyla geçti en azından paranoid ukalaid transilvanya tavrıma karşı direncini kaybetmedi. Ardından daha önce başıma gelmemiş bir mail trafiği başladı kurbanım (yoksa ben mi kurbanım be bi dakka ?!!? ) bana "seçilmiş soru yanıtlayıcısı" muamelesi yapıyordu. Hergün içi bol sorulu mailler atıyor, gelecekten haber almak istiyordu.
- De bakiim ne yaparsam ne yapmamış olurum, sevdiğim kadına ne söylersem sevmediğim kadına benzer, yemeğe otururken sandalyesini çekmesem olmaz mı ? uyurken horlarsa tepikleyip yataktan düşüreyim mi, aşağıdaki şıklardan hangisi yukardadır ? diye giden sorularına, rahmetli Güzin ablanın gazeteye yazı hazırlaması heyecanıyla yanıtlar yolladım. Beyefendi bu yanıtlarımdan yeni soru kalıpları üretip tekrar yolladı.

Son derece nazik, aklı başında birisi. Kadınlar biraz canını yakmış oda bu kadın denen güzel ucubenin zayıf noktalarını, planlarını, projelerini öğrenmek, karanlık entrika sokaklarında nelerin döndüğünü bilmek istiyor. Eski sevgilisinden yediği kazığın acısıyla deli fişek gibi savrulup elime ve akabinde dilime düşmüş. Yeni başladığı ilişkisinde benim yazdıklarıma göre hareket edecek. Ben onun Guru’suyum. (guru = olayı çözmüş üstad şahsiyet )

Neden bana bu kadar önem verdiğini ve açıldığını kendisi bile anlamadı, bilmiyordu ki bana mail atanlara “okunmuş mail büyüsü” yaptığımı. Esasında bende bilmiyordum büyü yaptığımı, şu an uyduruyorum.
Büyü: (mail kutusuna girince: iki defa shifte basıp “gallubü laaa gallü hıkk” de ardından 13 tane “ya mauymün ya mauymün” yazıp delete ile sil, sonra monitöre tükürüp maile başla)
Zamanla bu gizemli arkadaşım; karga bokunu yemeden, gözündeki çapağı silmeden yediğini, içtiğini, uyuduğunu, uyandığını maillemeye başladı, hatta cepten bile mail attı.
-siminya ben uyandım diyecektim, yani bil şu an uyandım yüzümü yıkamaya gidiyorum, gittim.

Birgün yine 458. mailini atmıştı demişki:
- Düşünüyorum da sana anlattıklarımı bloğunda yayınlarsan ne korkunç olur değil mi ? ehe ehe, aleme madara olurum şakası bile kötü ya amannn elemtere elemtere kem gözlere ketenpere.
Tarifte teşvik vardır demişler, Türkçe'si eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdü.
-Bende tam onu diyecektim, sana yazdığım mailleri bloğuma post olarak girseydim Google bundan sonraki ömrünü benden bahsetmekle geçirirdi oğlum. Sana verdiğim emekler, saçımı süpürge etmekler boşa mı gidecek ? ha ha söyle susma cevap ver !? dullara duvaksız gitmeyesice !
Tabi bizim gizemli hiç böyle bir satış beklemiyordu. Panik halinde yaptığı cüzdürük planları yürürlüğe koydu.
-Yazarsan senin evde cephanelik olduğunu emniyete bildirir, ergenekondan içeri tıktırırım.
- cephaneler babamın
-Siminya bak ne duydum eski sevgilim seni okuyormuş, işe bak sen hay allah.
-cıks yemezler banane, hem benim maillerim, kuzucuklarım onlar, kimseye vermem.
-Dün beni doğurtan ebemi gördüm doğuma girerken bile seni okurmuş, eğer yazarsan popomda ki benden beni tanır !
-poponda ben mi var dı ? bunuda yazayım.
-Bak oraya gelip seni döverim lan bana bakkk gadın gadın !! ya ya ama ya bari biraz değiştir hı ne bilim nolurrr, niçin, kim ?!

Baktım benim kadınlardan yana çok dertli hüsmen ağamın psikolojik çizelge cozutuyor, mailleri bloğuma yazmaktan vazgeçtim. Bunca zaman birbirimizin meilini yedik, içtik yapılmaz öyle adilik. Onun yerine meseleyi böyle özetledim. Bana kızarsa ben evde yokum kömür dağıtılıyormuş ordayım.

Edit: Gizemli mail arkadaşım son mailinde beni kulaklarımdan duvara çivilemekle tehdit etti.. bende seni seviyorum :)

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Al sana kırismıs


Damadımız Hamza Filistin'li. 2004 yılında üniversite okumak için Türkiye'ye geldiğinde teyzemin kızı ile tanışıp büyük bir aşk yaşadılar ve evlendiler. Hamza'nın ailesi yaşadıkları olaylardan dolayı Filistin'i terkedip Birleşik Arap Emirlikleri'ne yerleşmiş zengin bir aile. Bu evliliğe kesinlikle razı olmadılar "Türk gelin" istemediklerini söyleyip Hamza'yı beş parasız bıraktılar. O'da okulu bırakıp garsonluk bile yaparak evini geçindirdi. Hamza Filistin'de ki yaşamlarını, yemek kültürlerini bize yansıtmayı sever, en çok ta haşlanmış nohutu kıyma makinesinden geçirip yaptığı "Felafel" köftesini sevdik.

Dün akşam konuştum ve iki akrabasının katliamda öldüğünü öğrendim. Anlattığı bazı ayrıntılar Filistin'de kazın ayağının hiçte bizim gördüğümüz gibi olmadığına işaret ediyor.
Filistin halkı diğer tüm müslüman halkları gibi kendi içinde husumetler taşıyan gruplara bölünmüş. Hamas'ın eylemlerine yeter diyen, İsrail'de yaşamak isteyen, İsrail'i seven filistinliler var. Ayrıca Filistin'i tamamen terkedip komşu ülkelerde yaşayan zengin filistinliler de pek sevilmiyor. Başka bir kitle Başbakan'dan ölesiye nefret ediyor. Başbakan'da halkının bir bölümünü terörist olarak görüyor. Kısacası Filistin halkı birlik içinde mücadele etmiyor.

Sahnedeki suçlular; küçücük cüssesiyle Amerikayı bile yöneten İsrail, aynı şeyi İran yapsa hemen tepesine çöreklenmesi muhtemel Amerika, Dünyanın öteki şımarık, emperyalist, kan emici çocukları olsa da, suçun bir bölümünün de "Ateş düştüğü yeri yaksın" zihniyetindeki müslüman toplumunda olduğunu düşünüyorum.

İsrail yeni yıl hediyelerini Filistin halkının üstüne atarken, doyumsuz Arap prensleri Manhattan adasından gökdelen satın alıp, sex partileri düzenliyor !
Bir gencin ölümüyle Avrupa'yı yerle bir eden gözünü sevdiğim anarşistlerin taşıdığı ruhun bir gramı bile yok bu kıtada.
Olsa da zaten baştan kokmuş balığız biz, isyan etme hakkımızı yıllar yıllar evvel kaybetmişiz, kronik mağlupuz !

İlelebet: İsrail hiç bir hatasında suçlu ilan edilmeyecek, Amerika her daim siyonizmin sırtını sıvazlayacak, Araplar hiç bir zaman birbirini tutmayacak, Ermenistan asla Türkiye'yi sevmeyecek, müslümanlar daima terörist bilinecek !

Hoşgeldin 2009...


Hiçkimse dediki:Bu saldırıyı düzenleyen ülke İsrail. En büyük ve tek destekçisi Amerika Birleşik Devletleri. Hamas'a el altından silah satan ülke Amerika, karşıtı El-Fetih'e silahlarını sağlayan ülke İsrail'dir. Mesele işte bu kadar basit..

Perşembe, Aralık 25, 2008

Ha gayret bu sefer olacak



Gözümü açmamla beraber kendimi ağlatılışlıklı, hırpalanışlıklı, sündürülüşlüklü (okuyabildiysen aferim) bir hayatın içinde bulunca bazı kurtuluş planları yapmaya başladım. İki özenti planı tasarladım da tasarladım.

1: Sıkı bir intiharla iz bırakarak git, öle düdük gibi kalsınlar.
2: Evden kaç, kerane bile burdan iyidir (Türk filmlerinde çok eğlenceli yerler gibi görünüyordu )

İntihar için denediğim yöntemlerden biri pencereden atlamaktı ama meğer bizim ev birinci katmış. Çivileme atladığım halde yeterli ilgiyi toplayamadım, bir tek duvarın üstünden bir kedi miyavladı hepsi bu, üstümü çırparak eve girdim. Kendimi hırtlaklamayı ileri ki bir tarihe erteledim.

Eskiden konduğumuz evi yaparken o kadar acele etmişler ki bu evlere neden gece kondu dendiğini o eve bakarak anlayabilirdin.
Evin duvarlarından fışkıran; yarı kesilmiş yarı kesilecek demirler, eviyeli yatak odası, içine tuvalet yapılmış mutfak, ilk baharda yatağımın kenarından çıkan; eğrelti otları, ebegümecileri, tilkiler, boz ayılar.
İşte o unutulmuş demirler, intihar planımın ikinci yöntemi için bulunmaz dar ağacıydı. Annem onları elek, tava, kuru sebze asmak için kullanıyordu. Şimdi İtalyan tarzı mutfaklarda da tavaları, kepçeleri tavana asmıyorlar mı ? Hah öyle işte. Moderen görüşlü anacım bir gecekondu da Geovanni Ballare stili takılıyordu.

Önce oturup bir mektup yazdım, gayet klişe:
-biliyorum ben sizin çocuğunuz değilim, kimbilir nerde buldunuz beni, bıktım bu hayattan, artık yaşayamam... az sonra buralardan gidiyorum sonsuza dek elveda.. siz mutlu olun yeter ki zaten olursunuz da.. hiç yani ölümüme üzülecek değilsiniz ya... kendi çocuklarınız ölse neyse ama ben kimim ki evlatlık..ben yine de sizi seviyorum siz beni sevmeseniz de.. tabi kendi çocuklarınız var beni niye sevesiniz ki... ben yinede sizi sevi...diye giden aslında amacı "çabuk biri gelip beni ipten alsın, nerdesiniz gebermeyesiceler" olan bir nevi S.O.S sinyali.

Deli gibi ölmek istesem de çılgın gibi de yaşamak istiyorum. Sanki masuscuktan ölür gibi yapıp kaza ile öleceğim. O kadar karışık ki çocukça, salakça ama sonucu sahice. Bekledim gelen giden olmayınca annemin örgü iplerinden ördüğüm, bir düz bir ters selanik modelli asma aparatını demirlere geçirdim ve" bismillahın bisminde, hadi bağalım zebanilerle papaz kaçtı oynamayaa" diye atladım. Örgüden yaptığım zıkkımın kökü uzadı hoop dipteyim, sondayım, depresyondayım.
Bu sefer daha azmettim, kalın bir ip aradım bahcede üzerine abimin takla atan güvercinlerinin kaka yaptığı urganı buldum, hem bir hareketle iki mesaj vermiş olurdum "bakın işte aynen bu guşlar gibi hayatımın içine sıçtınız"
İpi bir güzel münasip yere bağladım hala da minik bir umutla kapıdan annemin gelmesi için dua ediyorum. Beklemelerim sonucunda annem geldi ! Tuh tuh oysa ne güzel hazırlanmıştım nerden de çıktı.
Annem terliğini popoma sertçe indirip zaten dandik olan intihar şevkimi yok etti, ciddi acıdı, can tatlıymış.

Bir başka gün Trt2 de izlediğim buz pateninden etkilenip akşama "bende buz patenine gitmek istiyorum" diye tutturdum. Tabii babam, yağlı bıyığını kulaklarının arkasına taraya taraya güldü ve elindeki tesbiği daha hırsla döndürmeye başladı, o tipsiz tipini görünce yine intihar edesim geldi.
Bu sefer O'nun odasında ki; duvarlara dizili silahlar, Rambo kemerine sıralanmış mermiler, hergün tozu alınan işlemeli kasaturalar, halk oyunları ve kılıç kalkan ekibi arasında oturup eylem planladım.
Tüfeği aldım Rambo'dan bir tane mermi çektim aha içi boş, bi daha, oda boş ! buda boş ! hepsi boş ! vay gösterişçi pala vayy millete boş mermilerle hava atıyon.

Olsun kendi mermimi kendim yaparım "kendin doldur kendin öl"
Mermi doldurma makinesini alırım, boş kovanı koyarım, biraz barut, biraz saçma al sana dıkşın dıkşın.
Bu seferde barutu bulamadım. Gidip eski hamamın orada ki kiremitçilerin Osman emmiden 500 gram barut alsam işimi görür.
Ama şimdi kız başına o mıntıkaya nasıl ulaşacağım ? Bi kere o sokak erkek sokağı, üstelik hepsi nasıl oluyorda oluyorsa akrabam oluyor. Anında radara yakalanırım. Bu da bir seçenek, belki de aradığım intihar o radarın sinyalinde gizlidir.
Bunları düşünürken acıktığımı farkettim. Canımda nasıl puding çekmişti gidip iki dakkada yaparım sonra gelir ölürüm dedim. Pudingi yerken hayatın anlamını hatırlayıp ölmenin anlamsızlığını keşfettim.
Böyle böyle defalarca intihar planlayıp, ufacık bahanelerle vazgeçtim. Hala yeni yöntemler arayışındayım, bildiğin afilli bişey varsa haber et.

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Tamam itiraf ediyorum

Malesef büyük sırrım ortaya çıktı. Güvendiğim bir blog yazarına kim olduğumu söyledim oda gidip herkese mail atmış kimliğimi açıklamış. Bu saatten sonra ezik taşralı kız yazılarını yazmam mümkün görünmüyor.

Evet ben ünlü bir dizi oyuncusuyum. 16 yaşında kazandığım şöhret bana çok güzel şeyler kazandırdı yanında da götürebildiği kadar şeyi alıp götürdü. Gencecik yaşımda bir sürü insanın etrafıma doluşması, cevabını bilmediğim kocaman kocaman sorular sormaları, benden bir Türkan Şoray çıkarmaya çalışmaları sonucunda insan için en değerli şey olan "huzuru" kaybettiğimi farketttim.

Yalnız kalamıyordum, tek başıma karar alamıyordum, hep birileri önümden gidiyor bana yolları açıyordu.
Düşmek istiyordum tutuyorlardı,ağlamak istiyordum"kamera" diyor bu gözyaşlarını bir filmde kullanmayı hayal ediyorlardı.
Salaş, pejmurde giyinmek istiyordum akşama magazin proğramında "rüküş" seçiliyordum.
Makyajsız yakaladıklarında "yüzü renksiz, erkek arkadaşıyla ayrılmış olmalı" dedikodusu çıkıyordu. Sanki her yere mayın döşemişlerdi ve bütün günüm bu mayınlara basmak ve basmamak mücadelesiyle geçiyordu.

Bir kış gecesi çok sıkıntılı olduğum saatlerde "bu yaşamın dışında bir hayatı yaşasaydım nelerle karşılaşırdım ? diye düşündüm. Mesela bir kenar mahallede doğsaydım, sokakların çamuru çizmelerimi sarsa, çöp bidonlarının sağına soluna saçılmış meyve kabuklarının, top yapılmış kirli bebek bezlerinin üstünden atlasaydım. Çapkın ve tembel bir babam olsa, bitirim bir abim, belalı erkek kardeşim. Annem; başörtülü bir teyze olsa, akşama kadar mantı açsa, dizi izlese, komşularına dedikoduya gitse. 3 kızkardeş olsaydık aralarında bazen çetin rekabet, bazen dayanışma yaşansaydı, hiç birimiz sevdiğiyle beraber olamasaydı. Akrabalarımın kimi tehlikeli ve parasız adamlar olsa, kimi paraya para değil, euro dese nasıl olurdu ?

O an ampül yandı, Fan klup'ımda ki hayranlarımın geçici sevgileriyle oynaşmayı bırakıp Blogspot'tan kendime bir blog açtım. Ben bir oyuncu değilmiyim ? O halde istediğim bu basit hayatı oynarım. Aldığım eğitim sayesinde Anadolu'nun tüm şivelerini konuşabilirim, Ankara şivesini seçtim. İlk aylar film çekimlerinden vakit bulamadım hatta bu hayalimi unuttum. Sonra sonra uykusuz kaldığımda, içimden yazmak geldikçe bir iki yazı karaladım ve farkında olmadan moda girdim.
Yazdıkça sanki o hayatı yaşıyordum entel kezbandım, mahallenin gülüydüm, dejenere olmuştum, rap eşliğinde Ankara misket oynuyordum, güzeldim ama kırroydum, eğitimsizin önde gideniydim ama kendimi yetiştirmiştim. Fena halde içime girdi siminya'nın dengesiz hayatı. Mutluydum...

Böyle devam etmesini çok isterdim ama malesef gerçek bir iki güne kadar daha da duyulacak o zaman bu blogta yazı yazabilmem mümkün mü ? Belki başka bir blog açarım orada da İtalyan anneden, Türk babadan doğma bir latin güzelini oynamayı düşünüyorum. İsteyene haber veririm.




...........................................................................

Hahhhh gördün müü al sana hayalgücü adamım. Bana, yazdıklarıma, hayatıma hayal gücü diyen insan evladı, heyy sana çemkiriyorum. Hayal gücümü çalıştırsam varyaa ne köy kalır ne kasaba. Malum ben geceleri uyumaz sadece hayal kurarım, beynimin hobisi bu. Şu Dünya'ya benim gibi hayalperest az gelmemişse ayakkabı manyaa yapılan buş olayım. Ama kurduğum hayalleri "bak bu benim aylem, bu babam, bu ben, bu da yusuf ağbi" diye buraya yazmam. Kurduğum her hayali saatinde resetler, üstüne yeni hayaller kaydederim.

Eğer cidden hayallerimi yazacak olsaydım da mesela şu üstte yazdığım "şöhret mağduru, çocukluğunu yaşayamamış ünlü oyuncu kim ? flash flash" hatunu oynardım yada arkeolog olur Güney Amerika'da dinazor kemiği süpürür size Lama'ların tükürdüklerinde nasıl şirin olduklarını analtırdım (analtırdım değil anlatırdım, neden kimse anlat yazmaz da hep "analt" yazar ? alt beyin ne demek istiyor freud ?? ) Niye gidip köylü, sünepe, güvensiz, babasının bıyığını anlata anlata bitiremeyen, alt kültürün yer yer tiksinç olan hayatını yazayım ki ? Gerizekalı mıyım ?

Hadi yavrum hadi öpmeyi sevmem, dudağıma kıyamam ama dur yine de öpeyim seni o beyaz türk beyninden şopölönk, palaşapurttt

Salı, Aralık 16, 2008

Benim adım neydi ?


Birisi ismimi sordu bir an adımı unuttum ve "siminya" dedim. Sonra asıl adımı hatırlar gibi olunca düzeltmeye yeltenmiştim ki muhatabımın;
- Harika bir isim harika, hiç duymadım bu güne kadar. Ne kadar yumuşak, ne kadar fantastik nece bu, nedir yani ne ? tezahuratıyla karşılaştım.
Tabii birden gurk tavuk "kubarık kubarık kel fatma" oldum.
Saçımı omuzumun öte yanına savurup, ağzımı şapırdattım o an uydurabileceğim en sıkı yalanı attım.
-ee ehe şeyy adımı nenem koymuş, onunda dedesinin nenesinin göbek adıymış, eskiden Özbekmişiz; kanımızın teee Timur'a kadar yolu var, zaten Hint kızlarına da benzetiyorlar bak "avarahum" hareketi yapınca hakkaten andırıyorum, kısacası işte böyle aile yadigarı, paşadede, kral hüseyin falan fıstık.

Bu ismi "simin" den ben türettim, bizzat ellerimle türettim yaa diye kırışıyordum ama artık emin değilim. Bilmediğim girmediğim sitelerde "siminya" adını gördüm hatta "siminya otobüs tur" bile. Yoksa onlarda mı benim ? o otobüs bile mi ? hasstir. Bari hemen patent alayımda ilerde zengin ve yaşlı bir kadın olduğumda kendimi bol bol gerdirebileyim.
Lafı buraya getirmeyecektim ama aaa bak kendi geldi, demem oki bugünlerde hamile kalıp kız çocuğu doğuracak olursan adını siminya koyabilirsin (otobüsü unut) Küçücük yavrucuğa artifical, godysndrome, osuruktan teyyare, iltihaplanmış mesane adını koyacak değilsin ya ?! Zaten büyüyünce internette bu adları kullanacak, şimdiden bahtını karartma çocuğun, siminya iyidir iyi.

Bloğumun temasını değiştirdim malum, Blograzzi'den duyduğuma göre beyaz tema fazla elektirik harcıyormuş siyah daha ekonomikmiş (alttan ver mesajı: beyaz temalı sitelere sakın girme bak şarjın biter imza: dönek simin) Sanki böyle daha gotik, daha fantastik, daha mistik (bütün bu zımbırtıların sonu neden hep "tik" le bitiyor ?)

Bana "bloğuna kendi resmini koysan ne olur" dedi bir iki arkadaşım ! öhö öhö aynı gün bavuldaki ceset olurum sivri zeka! Zaten bloğuma Arizona'daki kaktüslerin üstünden sesleniyorum.Gatil bakışlı kardeşim 2 aydır selam vermez oldu bir şeylerden şüphelendiğini biliyorum, önceki bloğumu da onun gıcırdayan dişlerinin hatırına silmiştim.
Gelen maillere şüpheyle yaklaşıyorum "aha bu sefer kesin bizimkilerden biri" diye açıyorum. Herkese "hemen söyle sen abim misin, babam mı, öteki mi, beriki mi ? sorusunu soruyorum sonra o kişi tırsıp bana bir daha mail atmıyor "bela mıdır nedir gerizakalı" diyordur. Eğer Ankara'lı biriyse "kesinlikle beni kekliyor bu emmimin oğlu Niyazi bak işte adresinde Niyazi'nin İ'si var" diyecek kadar küçülüyor, küçülüyor paranoyanın ağzından içeri hop düşüyorum.
Ne var sanki ? Asıl adımızla yazsak, pijamalarımızla resim çekinip koysak şuraya (şu an kendi yazdığıma kendim inanmıyorum) sonra ayağımızın resmi, dişimizdeki maydanoz, tırnağımızı kemirirken, horlarken..bunda ne var ha ne var !? Niye bana hüsran bana niye güldünya.

Tabi kendi adınla, sanınla yazmak cesaret ister. Bir arkadaşım bu yüzden geçen hafta bloğunu kapattı. Herkesin tanıdığı adıyla siyasi fikirlerini açık edince yüzüne gülenler birbir kaçıştı, ilk okul öğretmeni bile... Ben siyasi yazmıyorum ama akrabalarımın tuvaletteki popo silme paçavrasını yazıyorum, bununda sonuçları kötü olabilir. Riskli işler bunlar, bugün erkek blogcular bile kendini sırım sırım saklıyor biz niye açık edelim, git git git başka işin mi yok ?

Perşembe, Aralık 04, 2008

Kokuşmuş evin masum misafirleri


Aşağıdaki karafatmalı yazının devamı...

Evin temizliğini geç saatlere kadar sürdürdük,çalışmalarımız neticesinde salondaki tanımsız tepeciklerin koltuk takımı olduğu ortaya çıktı. Üzerlerinde ki kirli çarşaflar,poşetler,boyboy yastıklar, kedi tüyü, kebap kalıntılı kırık kürdanlar, aralara sıkışmış kirli kulak pamuğu gibi zibilleri kaldırınca gayet kaliteli bir koltuk takımına sahip olduk.

Gece oldu kızlarla koyun koyuna yattık. Bu sıracalılar bana sarılmadan, saçlarıma yüzlerini gömüp ayaklarını ağzıma sokmadan uyuyamazlar. Benim içinse sabahlar olmaz; kaçışan, uçuşan hayvanlar, Yusuf abinin içinde yaşayan ayının horultuları, avanak kızların ikide bir uyanıp "siminyaaa odaya cin geldi, kolumuza şeytan çarptı, karabasanlar kalıbımıza bastı" korkuları ve uçsuz bucaksız pislik vadisinde kaybolmuşluk hissi uykuları haram eder, etti.

Ertesi gün oldu uyuşuk yengemde hiç telaş yok, komşudaki altın gününe gitmeyi planlıyor. Kızlarda atladılar "bizde gideceğiz yaaa" diye. O an işte o an var ya kendimi saraydaki baloya götürülmeyen kül kedisi gibi hissettim. Evin temizliğinden ve misafirin telaşından neredeyse 5 yaş yaşlanmış gibiydim ama bu gamsızların umuru bile değildi. Neyseki Yusuf abi arayıp günlük küfürlerini etti de yerlerine mıhlandılar, o bozuk ağzına benden bir alkış.

Misafirler geldi. Vekil tam beklediğim gibiydi, oy için halka inen, halk gibi olmaya çalışan yada bizzat halkın içinden sökülüp gelen, normal, bıyıklı bir adam. Karısı; sanki ayak baş parmağının üstünde yürüyor hissi veren; eli, yüzü, saçı, başı, elbiseleri, tırnakları toz pembemsi, bebek pudramsı, pamuk helvamsı narin bir hanım. Kızı ise "beni buraya neden getirdiniz nalet herifler" vücut yapısına sahip zamane isyankarı.
Daha kapıdan girdiklerinde yüz ifadelerinden "boku yedik" dedim. Salona buyur edildiler, istemsiz tokalaşıp, yalandan şakalaştılar. Yusuf abi şivesiyle vekili eğlendirirken, biz mutfak dedikleri izbeliğe daldık, bu arada küçük kızı koridora "vekile hanım mutfağa gelmeye yeltenirse öldür" emriyle nöbetçi bıraktık.

Yengem klasik, esnaf lokantası yemeklerini bir biri ardına yapmıştı; biber dolması, kuru fasulye, şehriyeli pilav, cacık. Ben ise tv den domates kabuğundan gül yapmasını öğrenmiştim, ne gördüysem üstüne domatesten gül kondurdum, dolmaya , salataya, turşuya, tatlıya gülde gül, gül allah gül.
Mutfak savaş alanıydı, poşetler ayaklarımıza dolanıyordu ve daha yemek yenmeden mutfakta tek temiz tabak kalmamıştı.
Sofrayı güç bela hazırladık, misafirleri sofraya davet ettik. Bu esnada Yusuf abinin ne kadar ikiyüzlü olduğunu anladım. Vekilin eşine o kadar kompliman yapıyordu ki ağzının bozukluğunu bilmeyen Fransız mürebbbiyeler tarafından büyütüldüğünü sanırdı;
-Efenim buyrunuz buyrunuz reca ediyorum, bi dakka sandalyenizi çekeyim, oturunuz oturunuz, yorulmayınız yorulmayınız zzzzzzz vızz vızz.

Kadın bu evde bir pislik olduğundan şüphelenmişti ve hiç yemek yiyecekmiş gibi durmuyordu. Kız dersen açıksözlüydü, taktir ettim.
-Anne bu ev çok pis kokuyor, anne tabaklar takım değil, anne duvarlara bak, ben gitmek istiyorum.
Yemekler hep birden sofraya boca edildi, şimdilik asayiş berkemaldi, içlerinden henüz böcek kurusu, soğan kabuğu, erkek çorabı çıkmamıştı. Ben içimden sürekli üç kulfü bir elham okuyordum. Birden kız "aaaayy bunda bişey var" diye bağırdı. Ahada ! aklıma gelen başıma geldi.
Evet dolmanın içinden kurt çıkmıştı ki bu evde yemekteki kurt en olağan şeydir, onda ne var ki biz neler gördük, beheyy yavrum hey.
Yengem durumu açıkladı:
-gorkma gulüm gorkma o biberin gendi gurdu.

İşte bu harika akşam, yemekteki kurtun cee yapmasıyla sona erdi. Misafirler yemekleri yiyemediler, çok oturmayıp arkalarından geliyormuyuz diye bakaa bakaaa kaçtılar.

*Bir önceki yazıyı okuyupta bana tepki gösterdi lordlar ve leydiler, yok ben o evde ne arıyormuşumda yok hiç yakışıyormuymuşumda.
Hanım hanımm sen yapmazsan ben yapmazsam pis işleri kim yapacak ? Nasıl çıkacak pis evler temizliğe ?
Ben tiksinmiyor muyum sanıyorsun ? Tabiki tiksiniyorum, denizden saçım çıksa yemem ama içimden bir ses bu işleri yapınca cennete gideceğimi söylüyor yada sağ omuzumda ki melek beni kekliyor, bilemiyorum.


Pazartesi, Aralık 01, 2008

Evim uzak olsa da övünsemde övünsem

Bu söze bayılırım; uzaktaki evini, barkını, ailesini habire övmek anlamına gelir. Yalan, yalnış farketmez nasılsa görmeyecek sık gitsin.

Bizim Yusuf abi yüksek sıkıcılık ihtisası yapmış, tanımayanların başbakanın danışmanı sandığı sıradan bir meclis personeli. Gün boyu elinde bir telefon, bond çanta, üstünde sarar takım elbise iş bağlamaya çalışıyormuşculuk işi yapar. Kocaman adana kebap göbeği ve bariz şivesi yüzünden üstündekileri çıkarsa pat diye çiğ köfteci Nuri ustaya dönüşür.

Bağışıklık kazanmamış canlıların girer girmez gaz zehirlenmesinden ölebileceği bir çöp evde yaşıyor, 2 kızı ve karısıyla. Bütün parasını kendi üstüne başına yatırdığı için kızları ve eşi şartlara uyum sağlamış, aldıkları bir top kumaştan üçer üçer etek, bluz diktirerek giyinmeyi öğrenmişler. Fazla promosyan çalışması yapmadığım halde benide deli gibi severler, evlerinde iki dolanmam için sürükleye sürükleye götürürler.

Yusuf abi meclisteki ahbaplarına evini, evdekilere meclisi övüp; olmayanı varmış, almadığını almış, satmadığını satmış gibi anlatıp piyasa yapıyorken, o sırada Anap milletvekili olan ve Yusuf abiyi sempatik bulan bir vekilimiz bombayı patlatmış;
-Yarın akşama eşimle beraber size yemeğe geliyorum, bahane bulmak, kıvırtmak yok o kaddar.
Bizimkini almış bir telaş ev anlattığı ev değil, karısı anlattığı kadın değil, kızlarının ikiside avanak, 18-19 yaşındalar hala karşıdan karşıya geçerken annelerinin elinden tutuyorlar. Bütün otobüslerin şehirler arası gittiğini sanıp şehir içi otobüse binmekten korkuyorlar, tabii ya binipte Artvin'de inmek var.
Evi aradı bende onlarda kalıyorum, ayaklarım yağlı zemine yapıştığı için mecburen kalıyorum. Eşiyle direk küfürlü anlaşır, büyük aşk;
-lan eşşoleşşeğin gızı ben saa dimedim mi hapı yutacaak diye ? aha bi denesi yimaa geliyo nörücüük mığa goduum
yenge;
-boyuna gurban olduum yaparık yimek, misafire niye geliyon dinir mi ? gessin gessin.

Telefonu kapattı, hemen eşarbını kerttirdi, koca dana kızlarından birinin elinden tuttu doğru alışverişe, giderken de bize tembih yağdırdı;
- evi silin süpürün, sütlaç yapın, yoğurt mayalayın.
Asıl hapı ben yuttum kocaaaa vekil geliyor ve ev bir bok çukuru, içinde de ben.
Ne kadar betimlersem betimleyim evin resmini çizemem. Yinede anlatacağım ama yeni yemek yediysen okuma.
  • Banyoda yerleri silmekte kullanırız diye biriktirilen ve koku yapan üzeri barlanmış kirli sular.
  • Tuvalet kağıdı almadıkları için popolarını silmekte kullandıkları paçavralar.
  • Mutfakta yüzlerce boş şişe, içleri ölmüş hamamböcekleri ile dolu.
  • Buzdolabında üzerine et kanı akmış beyaz peynir, salçalı makarna iken yeniden yıkanıp yoğurtlu makarna yapılmış 5 günlük makarna, akmış, kokmuş yiyecekler.
  • Bir kovada biriktirilen eski demlenmiş çaylar, tekrar tekrar demleniyor.
  • Bulaşık deterjanı yerine yengemin kendi yaptığı bir bulamaç, onunla bulaşık yıkanıyor, bitkiselmiş.
  • Yerlerini bir türlü tespit edemediğim; küf, yosun, rutubet, sası sası kokular
  • İkidebir kafanıza düşen, ayağınızla bastığınız böcekler, karafatmalar
  • Hiç yıkanmamış, ter kokan çarşaflar, bir sürü kafa izi olan yastıklar
  • Duvarlarda asılı; takvimler, saatler, fotoğraflar, otantik görünsün diye tarla alet edevatı, sarmaşıklar, el işinden yapılmış şapkalar, makremeler kaldırmak istesen altında olduğu gibi izleri.
  • Ele geçen ne varsa teneke, yağ bidonu, cuval, soba borusu, kuş kafesi atıldığı için bir kişinin bile sığmadığı kocaman bir balkon.
  • Poşeti çıkarılmamış plastik çiçekler, koltuklar.
  • Plazma tv önünde, ayı kokan ayı postu.
Böyle böyle daha binlerce detay, içine domuz bağlasan cennete düştüm sanır. Bu eve nasıl misafir gelecek ! Hangi tencerede yemek pişecek, hangi tabakta yemek yenecek ? Karafatmaları nasıl açıklayacağız ? Bu bir skeç mi ? Anap niye iktidar olamadı ? Bu evde yemek yedikleri için olmasın ?
Nerden başlayacağımı bile bir saat düşündüm. Elimi attığım her yer lahana gibi açıldı, içinden yeni yeni pislikler çıktı, üstünü örttüm, kaçtım. Oradan oraya balerina cif gibi savruldum, bir metrakare yeri parlatamadım. İçimdeki ses ilk kez yumuşacıktı "at pencereden onu, at hadi ! korkma kimse yok, bir sen birde şu ebleh kız, hadi at ! at dedimm" diyordu. Akşam ezanları okunana kadar çırpındık, biraz adam ettik. Farkettim ki Yusuf abinin kızı evlenince aynen annesi gibi olacak, dibine kadar pasağa vuracak, olmayan kocası için yas tuttum.
Ertesi gün öz hakiki bömböyyük vekilimiz ve eşi ve kızı ve forsu yemeğe teşrif ettiler. "Çöp evde yemekteyiz" yarışmasını da belki daha sonra yazarım, şimdi sıkıntı bastı elimi yüzümü yıkıycam.

kerttirmek: sıkılamak
barlanmak: beyaz tabaka, küf
upuzunyazı: siminya

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...