Salı, Aralık 01, 2009

Kız kabusu "ilk gece" yakında sinemalarda

gerdek-gecesi-kan-gövdeyi-götürdüGerdek gecesi; bir erkek için, ak gerdanlı yavuklusunun kıyılarına ayak basacağı, bayrak dikip "buralar kompile benim" diyeceği bir keşif gezisi iken, kız için; aynı anda antony hopkins, testere ve fredy'nin elinde parça pinçik olmaya sayılı günler kalması demektir.

Bütün çocukluğumuz sıkı sıkı koruduğumuz cinsel dokunulmazlarımızın, örtülü düttürülerimizin başına gelecek kanlı sonun korkusuyla bezeli yüzlerce zifaf hikayesi dinleyerek geçer.
-gelin çektiği acıdan ve kan kaybından bayılmış. -bez temiz çıkmış, damat gelini döve döve öldürmüş -tam şey yapacakken kilitlenmişler, kilidi açmak için hoca götürdük ordan geliyoz. -damat yapamıyomuş.
-gelin kaçmış
Yaşın küçükse büyüklerin bu cümlelerde neden bahsettiğini anlaman imkansız, kendi kendine yorumlar getirirsin.
"neyi yapamıyolarmış ya? gelinden ne kanı gelmiş, niye gelmiş, adet mi görmüş? eee bez temiz diye gelin dövülür mü ne güzel işte temizmiş, hem ne bezi? kim kimi kilitlemiş? kilitleri açmak için çilingir çağırıyoz biz, hoca ne alaka?? noluyo orda anne yaaa!!!

Sonra sonra odalarda fısıldaşan ihtisaslı ablalar sayesinde gerdek gecesi dedikleri çok tehlikeli bir sendromdan haberdar olursun, içine ateş düşer, tüylerin dikenlerin kulaklarını çınlatır ve sende kendinin küçük kıyametini beklemeye başlarsın.
Bir gün o korkunç gerdekçi insanlar gelecek, sana beyaz, simli mimli bir kostüm giydirip davulla zurnayla kandıra kandıra götürecekler. Ailen de onlarla işbirliği yapacak, arkandan acımasızca el sallayıp timsah gözyaşları dökecekler. İçine beyaz, dantelli, tüllü heybetlimi heybetli bir yatak atılmış odaya tıkacaklar, elektirikli sandalyenin yatak süsü verilmişi.
Önüne baklava, kızarmış tavuk, su böreği gibi göz boyayıcı yemekler atacaklar "ye bunları bu gece nihtiyacın olacak hohohohohoho" diye gaddar gaddar gülecekler. Tabii kuru ekmek ve su verseler çakarız köfteyi, iyi niyetli olduklarını düşünmemizi istiyorlar. Oda; o güne kadar gördüğün en soğuk, en sahtekar, en tırsınççç odadır türlü türlü kumpaslara gebedir. Az sonra sana acı çektireceklerini, seni kanatacaklarını, temiz olup olmadığını sınayacaklarını, bezin temizse sen kirli, sen temizsen bezin kirli önermesini üzerinde önereceklerini biliyorsundur. O kara geceye kadar anlatılanlar, fısır fısır kulağına gelenler bu işlerin hep böyle olduğuna işaret etmişti. Başka türlüsünü anlattılar da biz mi duymadık!

Düğün ertesi fiskos toplaşmaları hep bu gecenin nasıl geçtiğinin öğrenilmeye çalışılması, tahminler yürütülmesi, oturuşmuş kodaman ablaların gerdek sırrına sadık kalarak minik ipuçları attırmasıyla geçmiştir. İçine dedektif kaçmış ekemiş teyzeler gelinin geçmiş ilişkilerinden gerdek performansını tahmin edip, "aha şuraya yazıyom yarın baba evine bırakırlar" kalıp cümlesini yine kullanır. Yerlere kucak kucağa oturmuş yüzü alın alı morun moru olmuş ergen kızlar "ben evlenmiycem, evlenirsem de asla şey yapmıycam" gibi iddialarla ortamı renklendirir. Gerdekle, zifafla, bezle, belekle işi olmayan tabu yıkıcı hoppa necla parmağıyla bakireliğini bozan ünlü mankeni çok takdir ettiğinden girer, kızların aşırı salak olduğundan çıkar.
Herkesin gerdekle ilgili az buçuk bir fikri vardır, ortak fikir gerdek gecesinin ızdıraplı, gergin, sinir bozucu, kah kanlı kah kansız bir meydan muharebesi olduğudur. Bir kız için hiç bir çekiciliği olmayan, öd sıvısının ihtiyaç fazlası üretildiği, namus baskısının beyazlar giydirilmiş halidir. Belki büyükleri kandırma, gönüllerini hoş tutma formaliteside diyebiliriz.

yazıyı okurken my dying bride dinlenmesi gerdekçiler tarafından önerilmiyor, ama ben öneriyorum onları sallayın.

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Ne bitmez bayramlarınız varmış be!

Anlamadım ki nedir bu 15 günde bi bayram 15 günde bi bayram! Hiç bitmezmiş ya lan bayramımız, seyranımız, göbek havamız. Bir yıllığına şunları öteki yıllara ötelesekte ayşe tüter'den en leziz kurban kavurması tarifleri veremese gazeteler.
bir yılda:"bayramlık alışverişinde esnafın yüzü gülmedi" "kurban kesmesek olmaz mı yaşar hocam?" "eti fazla kaçırıp tankeri bozmayın" "arto'da koyun kesti" lagalugasına katlanmak zorunda kalmasak.

Tek bu bayramı değil hepsini hepsini tüm el öpmeli, alkış tutmalı, sloganlı, tantanalı bütün bu tüketim bayramlarını tepeden aşağı kötelemek istiyorum. Üzerinde bayram kutlanmayan bir ülke lazım bana.

Burada ben onun bunun evinde bölünerek çoğalan, büzüşerek dağılan parazitler gibi yaşamaya mahkum olayım, bayram demesin seyran demesin eniştem beni kovsun, tek arkadaşım türkçe'yi R harfinden ibaret sanan rus kız swedna olsun ama sen beni görme, sesimi duyma, bayramlık ağzını hiç kapama hiç ama emi imi hiç!

Nerden geldim istanbul'a demiş miydim önceden? Demiş olabilirim, sabah içime ne giydiğimi hatırlamıyorum ki daha önce ne dediğimi bileyim (içine ne giydin sorusu ne sıcacık bi sorudur ya, isterim ki insanlar birbirine günaydın yerine "selam pelin içine ne giydin? selam muhtar amca içine ne giydin? sorusunu sorsun, herkes birbirinin içini peşin peşin bilsin, bayramlar ertelensin bu soru yerleşsin) Madem istanbul'a kadar gelmişin a bağırsağı kör düğüm olasıcada apandistlerden gidesice niye biraz daha ilerleyip habur'dan çıkmadın! (o habur diil kapıkule, sesi gelir yüksekce bir yerden) Geldin buralarda iyice küçük besleme oldun, kemalettin tuğcu bile yazamaz bu yürek burkan hüzünlü hikayeni, çünkü öldü.
Bari bi işe yarasam fare yakalayıp ciğeri haketsem gocunmayacağım ama öyle değil. Kendime belirlediğim bir kaç metrelik bir alanda kafasından ne geçtiği anlaşılamayan psikopat şerın sıtone şeklinde oturuyorum. Yok bee bacağını aralayıp arasındaki malzemeleri gösterdiği sandalye sahnesi gibi değil, bi sonraki sahneleri düşün öyle bi oturuş. Hoş hatun filmde pek de oturuyor sayılmaz, yatarken oturulamıyor ergonomik olarak. Yazımda ki ani gelişmeye bak! konu şerın stona gelince içine ne giydin sorusu otomatikman "içine ne giymedin" sorusuna evrildi. Bir de maymundan gelmedik derler.

Şerın sıton kadar olsam yine şikayet etmem, en azından kızın bir sürü geleni gideni vardı, yatağı yani evi dolup dolup boşalıyordu. Bense biraz daha yalnızlaşsam odaya bir küçük tüp atıp üzerinde çay fokurdatacak, elinde kehribar tesbih, dilinde "gurbet ellerine düştüm düşeli" türküsü volta atacak kıvamı bulmuş olacağım. Neyseki şimdilik elimde tesbih yerine bakkal burak var, günübirlik çekiyorum. O'nu bi 20 post önce yazmış olabilirim yada geçen gün yazmışımdır hatırlamıyorum, sabah içime ne giydiğimi bile....
Burak bana aşk-ı ilan yapan bakkal çocuk, hani beni ağzından alevler saçan market buzdolabı buzzilla'nın elinden kurtaran. O gün bugün büyükçekmece kazan, burak kepçe, ben kazanda kalan son köfte kaçışıp gidiyoruz. Bakkalına adımımı atmadığım gibi bahce duvarlarından, çatılardan, logarlardan güzergahlar keşfedip evin yolunu buluyorum.
Kaçan kovalanır deyimini önceden bilerek suistimal ederdim. Aslında kaçmak istemezde kaçıyormuş ayağı yapar, bir nevi kız evi naz evi gelenek ve göreneğimizi sürdürürdüm bilinçli bir anadolu kızı olarak. Biz böyle gördük; canın istesede istemiyomuş gibi yap, aşıksan değilmiş gibi yap, acıktıysan tokmuş gibi yap, uyanıksan uyur gibi yap. Bu sefer kendim için yapmadıysam namert olayım burak'tan kaça kaça conta eskitip, balata sıyırdım. Fekat arkadaş truva'yı ele geçirmekte kararlı, son gördüğümde tahta at imarındaydı burakisis teodorakis.

Arada aklım gidip geliyor, sevilmek iyi birşey olabilir diyorum kendime. Gelsin sevsin çocuk yazıktır değme gönlüne, sever sever gider belki arada serenat falan yapar, yapamaz ama yapar gibi yapar diyorum. Sonra aklım geliyor git git git diyorum, ne sevilmesi ne yakalanması diyorum, kaçmaya devam diyorum (ilham, repci vicdan )

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Ayaklarımın imajını amcama borçluyum

koca-ayaklı-kızlar-cennete-gitsinOlacaksan amerika'da ünlü olacaksın, kurumuş camış tezeği olsan bile ünlü olma şansın var.
Mesela orada havada uçabilsen ve şahitlerin olsa bu sayede saatte 300 bin dolar kazanıp 300 bin hayran toplayabilirsin, o zaman sahiden havada uçmuş olursun işte.
Ünlülüğün cıvığını çıkarmakta, o cıvıktan bir kaç cıvık daha çıkarmakta, şanslı pisliğin ayak izini, saç telini, kıl dönmesini bile paketleyip satmakta üstlerine millet tanımam. Ünlü kişisinin vücut atıklarına gösterdikleri ilgi; 1400 yıldır peygamber ayağının izinin tozunu türbe türbe gezdiren, elim yüzüm sürdüren, döşüm bağrım yırttıran müslümanlardan kat kat fazla.

16 yaşında 5 tane malikanesi, 45 tane arabası olmuş ünlü bir amerikalı yıldıza soruyorlar
-kıyafetlerini nasıl seçersin?
-ıımm yieaa hiç bir giysimi kendim seçmem, giymem, ellemem donumu bile kostümcüm giydirir
-nasıl beslenirsin?
-yiyeceklerimi beslenme uzmanım seçer getirir, pişirir yedirir
-saçınız ne yumuşak
-güzellik danışmanım culi ile tanışın, hay culi
-pis bişey koktu
-hela danışmanım altımdan alıyor
İşte bu sebeplerden ama en çokta hela danışmanı nasıl bir meslek onu keşfetmek amacıyla holyvıd'dan teklif bekliyorum. Teklif gelmedikçe de şurdan şuraya ünlü olmam onu söyleyim.

İnkarcılardan olmamak lazım çarpılırım, evet ya benimde imaj danışmanlarım oldu, olmamı.

Ayakkabı seçimimi moda anlayışıyla göz dolduran emmim Lâmen yapardı (yazılışı numan okunuşu lâmen) Ünlü alışveriş merkezi ankara saman pazarı, paris'ce söylenişiyle " Lö Anqyra Sammhan Bazaar" en gözde mekanıydı. Ürettiği hot kötür, kap götür ayakkabılarla dünya çapında isim yapmış "ayaggabıcı münür" favori dükkanıydı.
Amcam ayakkabı ihtiyacımız olduğunu söylememizden çok değil 6 ay sonra münür nurettin selçuk abiye gider, inşaat küreği kullanarak doldurduğu bir çuval ayakkabıyı alır gelir "karabaşın gızları size ne fiyakalı papuçlar aldım giyinde bi bakiim" diye bizi başına toplardı.
O torbadan at nalı bile çıksa şaşırmayacak hatta belkide "nal çıktı oh çok şükür" diye sevinecek gerekirse ayağına çivileyecek bezgin birer kısrak gibi kişneye kişneye yanına varırdık. Karşılaşacağımız torba manzaralı ayakkabı tepeciklerine dejavunun dejavusu adını vermiştik. Torbadan istisnasız; emekli memur ayakkabısına benzeyen, sen ne güzel ayakkabısın samsun canik dedirten, üstü altın sarısı pirinç tokalı, cüneyt arkın'ın bir tepikte 70 bizans'lıyı uzay zaman boşluğuna yollayan ayakkabılarını anımsatan, üzerinden kum fırtınası geçmiş kilolarca 2. el ayakkabı çıkardı, saolsun.
Masus; seçiyormuş gibi, beğeniyormuş gibi, ayağımıza deniyormuş gibi, sevinip sırıtıyormuş gibi, gibi gibi gibi gibi yapıp ayakkabıları alır eve, diğer ötekilerinin yanına koyardık.

Beğenmedik bunları, bacağımızı ayırsan giymeyiz desek, orada üzerlerine benzin döker yakar (bu kısmı ben ve yandaşlarım ayak birliğiyle destekliyorduk) lakin benzinle yüreği ferahlamayacağı için gider babama bir ton laf sayar;
"aman işte senin gızların bulmuşta bunuyor, ben teeee gittim münür'ün dükkandan en galiteli en galifiyeli ayakkabıları aldım, bi teyliz gayme saydım yollarda belim sırtımdan ayrıldı, kan ter içinde getirdimde zıbıklıların beğenmedi! puuu senin babalığına, zaten senin gibi gavatın, puştun kızı nası olacakya, molacakya, şöylede, böylede" diye babamı üretilmiş en hasar verici nükleer bomba haline getirebilirdi.
Sevgili pek nükleer bıbıcığım; koordinatları ayarlanır ayarlanmaz rampasından fırlar üzerimize doğru hızla yol alır, tek kelime konuşmadan önce biyolojik ve organik küfürlerle hedeflerine dalar, yakıt olarak karbonhidratlı bişeyler yüklendiyse üzerinde taşıdığı metallerle kafa göz uçurur, imha gücü çok fazlaysa da tam ayakkabıların yakıldığı küllükte üzerimize kendini döker yakar, yakabilir, yapabilirdi.

Görüldüğü gibi ayakkabı konusunda hiç sıkıntı çekmedim, her zaman etrafımda ayaklarımın güzelliğini düşünen, onları daha çekici hale getirmek için çalışıp çabalayan bir çok vefalı, fedakar, zevkli, moda anlayışı corcio della piana ya denk düşen danışmanlarım oldu, şükranlarımı sunuyorum tanrı sizi korusun.

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Kirpiklerimden düşürdüm seni




Aşkların sonunda hep bir adet giden olur ya sevgili? Zaten kalsaydı aşk demezlerdi ona, başka bir çok isim verilirdi de asla aşk denmezdi. Çünkü aşk hasrete aittir vuslata değil.
Giderken de arkadaş kalınıp gidilmez ama, hem kalınıp hem gidilemez. Giden; omuzlarının üstünden dahi bakmadan ağırlığınca azapla gitmeli ki bu bilindik ve hiç bitemeyişli hikayenin adı daimi aşk kalabilsin.
Hem dilsiz ve sağır, hem arş kadar uzak, bir ölüm griliğinde gitmeli ki o giden; ardından ne beddua ne yakarışlar varabilsin.


Yok yok gitmemiştir deme ha! illaki gitmiştir, şakasına değil gider bilirim..
Kah; kapıyı sertçe kavrayıp bu sana kapak olsun, benim gibisini zor bulursun diyen pop şarkıcıları gibi ucuz nakaratları yüzüne çarparak gitmiştir.
Kah; beşik cibinliğinden beri gelinlik düşleyen bir genç kızı almıştır kollarına, düğün davetiyesi yerine dudağının kenarından alaycı gülümseme yollar sana. “düğününe beklememektedir”
Kah; kendini ölümsüz sanan diğer herkes gibi büyük büyük yeminleri dilsiz ve kemiksiz bir bebek gibi kucağına atıp, ölüp gitmiştir. Şakasına değil ha! sahiden gitmiştir.


Siyanür; eskinin krallıklarında yüzükte saklanır son nefeste içilirmiş bir yudumcuk. Ben siyanüre hiç ihtiyaç hissetmedim, giderken kirpiğimde bıraktığın bir zerre sen zehirinden beri.

Buralarda sevgiliyle hayaller kurarlarmış; pembe panjurlu evlerden bahsediyor binlercesi...Çocukları olacakmış adına aşkımızın meyvesi diyecekleri, boy boy...Birde köpekleri olacakmış mümkünse beyaz, tüylü tüylü... Birlikte tatile gidecek, kollarını açıp havaya zıpladıkları fotoğrafları olacakmış, yüzlerce...Hey! aşk’ın mirac’ında sidretül münteha’ya varan sevgili! Biz ikimiz niye hep protez bacak hayali kurardık? Bir parça metal, bir tutam plastik, üç beşte vida aşkımızın meyvesi olacaktı. Delik deşik olmuş kolların için serum lastiği almayacaktık bir daha. Alırsak da lastikten kestiği halkalarla çiçekli oyalar ören annene verecektik. Korkmayacaktık ayak seslerinden, kendimize ses çıkaran ayakkabılar alıp uykulu bir apartmanın merdivenlerinden koşarak inecektik, bacağına pembe panjur takılır takılmaz…Gece koynuna çocuğu gibi yatırdığı, öpüp kokladığı silahını köprü altında topuğumuza sıkanlara gidecektik “bakın gerçek bacaklarımız yok ama sımsıkı kollarımız var” diye bağıracaktık. Fotografımız, bin yıldır mermi gibi sabit amaçlı kalan hafızalarında yer edecekti. Şakasına değil ha! sahiden yapacaktık.


Kirpiklerimi öpeceğin için katran sürmemi sevmezdin ya...Bana sormadan gittin diye bütün kirpiklerimi yolup attım. Ve o günden sonra sana sormadan hep ama hep katranlara battım.

Buralarda aşktan bahsetmeyene taştan bahsediliyor sevgili “kalbin taştan senin” demek moda şimdi. Kimbilir belkide taşdır, binbirgece oldu bakmadım ki. Hem taş olsa ne olur olmasa ne? Sağ kolumu sen diye sol kolumla sarıp sarmaladığımı bilseler, seni küp küp parçalara bölüp şurama senden bir tac mahal inşa ettiğimi bilseler ve tac mahal'in taştan yapıldığını bilseler, taşa kötü derler miydi?


Salı, Kasım 10, 2009

Kafama üşüşüyorlar

Blogspot gelenek ve göreneklerine göre bu yazıya şu aşağıdaki başlıklardan biri münasiptir. Yukardakini beğenmezsen al bunlardan. "ortaya karışık, kısa kısa, ordan burdan, şurdan şordan, her telden, yandan yandan"

*Beceremiyorlar: iç çamaşırlarının heleki ucuz çamaşırların kenar dantellerini iyi öremiyorlar, bi giymeyle söküle söküle gidiyor, kafama gözüme dolanıyor, bazen parmağıma dolayıp belimin altından evire çevire bende söküyorum, eğlenceli olabiliyor. Birgün olurda elimde bir tutam ip görürsen bil ki donumdan topladım.
Destekli sütyen kaldırgaçlarını adam akıllı mökkemliyemiyorlar, C şeklindeki iki metal bir kaç yıkamada ana gövdeden ayrılıp tek başına yoluna devam ediyor (mökkem nedir söylemeyeceğim) Her kadının "sütyen teli kolleksiyonumu göstereyim mi?" demesine yetecek kadar teli var.
Külotlu çorapların bacak boyu galiba sezen aksu düşünülerek yapılıyor, daha belime kadar çıkan çorap giyemedim, hep yarım hep yarımım. En büyük endişem sokakta kayıp düştüğümde altımda yukarı çekilmemiş gibi görünen külotlu çorap olması.

*Aşkımdiyemiyorlar: Cep telefonlarında sevgili genelde aşkım diye kaydedilir. Genelleme yapmayım istisnaya kurban, abim yengemi "ev 2" diye kaydetmiş, yengemde abimi "eczane" diye.

*Adamkandırıyorlar: Sizinle; anasının memesini arayan buzağa gibi böğüre böğüre, salyalar fışkırta fışkırta kavga eden biri o sırada çalan telefona sesini incelterek bakıyor "ifinim, bıyrın, binim" Karşıdaki düşünüyor ki " ne kibar insan, ne şahane bir ses" Yalannn gerçekleri bilmiyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, o ince sesin sahibi bir hayvan, bir malak!

*Tuvaleteosuruyorlar: Yabancı olduğumuz bir evin tuvaletine girince, vücudumuzdan çıkardığımız şeylerin sesli oldukları gerçeği ile yüzleşiriz. Bu gerçeği içerdeki yabancılar asla duymamalı! İstenmeyen sesleri kamufle etmek için dede yadigarı hareketleri tekrarlarız: önce musluğu açıp ortama su efekti kat, sonra orada duran muhtemelen kırmızı tuvalet tasını doldurup doldurup boşalt, tası rastgele fayansa vur, öksür, hapşır, 3 dakikada bir sifonu çek. Sana ait sesler doğanın ezgilerine karışıp gitsin.

*Herşeyikonuşmuyorlar: Kendimle konuşurken kendime dedimki "ya konuşulmadık bişey kalmadı insanoğlu konuşma kaynaklarını tüketti, malesef bitti herşey, ölelim daa iyi" karamsarlık kapladı içimi gözlerimde hüzün perileri, kanatlarımda yağmur taneleri google açıp konuşulmamış bişey kaldı mı onu aramaya başladım, ve buldum! daha doğrusu bulamadığım için konuşulmamış olduğunu buldum. Konuşulmamış bişey buldum lan! Ama ne olduğunu söylemeyeceğim o konuşulmadan kalacak, ellettirmeyeceğim!

*Çekmecedesaklıyorlar: Çorapdan bahsedince burnum sızladı, psişik bir özelliğimi gün yüzüne çıkaracağım. Yeni aldığım pahalı bir çorap ilk giymede kaçarsa hemen atmaya kıyamıyorum "tatlı kaçıklar" adını vermediğim, her hangi bir adı olmasına gerek görmediğim (çekmeceye isim verene deli derler) bi çekmecem var oraya koyup bir hafta orada eskitiyorum, bir nevi turşusunu kuruyorum. Ara sıra içime ateş düşüyor duygu dolu ellerle sırlı çekmecemi açıyor "bi giymede kaçtı yaaıı" diyip kapatıyorum, yaslarını tutuyorum. Eskisi olmayanın yenisi olmaz.

*Benziyorlar: Ketçap ve mayonezin sıkarken çıkardıkları ses ishale benziyor. Kavunun tabakta bıraktığı mılcık şey sperme benziyor. Avucumun içi eski sevgilime benziyor.

*Poşetseviyorlar: Her ortahalli türk evinde bulunur; poşetinden çıkarılmadan iki koltuğun arasına konmuş yer yer bazı bölgelerimizde ise duvara yan şekilde monte edilmiş kırmızı kadife gül demeti, içine poşet tepildikçe şişmanlayan, poşet çekildikçe zayıflayan bezden bir bebek, balkondaki çiviye asılmış içi mandal yada kuru sebze dolu migros poşeti, mutfak kapısının arkasında asılı içi ekmek dolu ekmek poşeti.

*Güyageziyorlar. Her kanalda bir tane "karış karış anadolu" konseptli proğram var. Proğramın fon müziği kati surette"yürü yavrum yürü fistanını sürü, şimdide geçti burdaan konyalının biri" melodisi ve türevleri olmalı. Proğram sunucusu 30 yaşlarındaki abimiz 3 dakikada bir espiri sandığı şeyi patlatmak zorunda, sesçilerde gülme efekti, aksi şekilde "zevzek zevzek anadolu" olmuş olmaz. Sunucunun; eline tutuşturulan gözleme, bazlama gibi yiyecekleri, adı muhtemelen emrah olan kameramanın ağzına sokması beraberinde bi dünyada laf sokması ise konseptin bir diğer parçası.

*her kızın göz kalemiyle bıyık-kaş çizilip tespih salladığı bi fotosu var.
*büyüyünce ne olacaksın? sorusuna bi altı ay "iç mühendis" dedim.
*gelmiş geçmiş en sempatik hap ismi "ertesi gün hapı"
*dün gördüğüm filipinli kadına ilk sorum "siz kuluçkadaki ördek yumurtalarını mı yiyorsunuz?
*okuduğum kitap, yandaki komşu çocuğunun 8. sınıf fen kitabı.
*Malın gözü ile konuştuk
*bırt

Pazartesi, Kasım 02, 2009

Seni her yerde bulacaklar pis siminya

Başlık, şimdi uzunnn upuzunn bir askerlik yapmakta olan fenasi'nin yazısından arlanmazca araktır, çalıntıdır.

4 aydır sıcak evimden ve mutluluktan kert diye kenetlenmiş (ünlem) ailemden uzaktayım. İpsizin ölümü sapzızdan olsun diye ha gayret istanbul'a gelmiştim. Şehrin muhtelif sokaklarında sürtüp sürtüp pirelendim, kuduzda olmuş olabilirim tahlil yaptırmadım ama ısırdıklarım yaptırsın ( ahmet, gökhan, emre, eren, okan, o şeydeki oğlan, ve öbür oğlan, maydanoz satan teyze ve tüm hepiniz)
Nihayetinde tükürdüğümü itina ile toplayıp abla kapısına tosladım. Günlerin akşamında mısır satıcısına anlatacağım çılgınlıklar yapamadım, ailenin yüz karası olamadım, hala bana "melek gibi kız" diyenler var. Bu kara leke alnıma yapıştı.

dün baktım bişeyleri özlemişim.

Burnumu sızlatanlar "annemin tarhana çorbasını, mutfaktan yükselen kek kokularını özledim bühüü bühüü" türünden şeyler değil. Mesela meselaaaa; babamın tüfeğinin şefkatli dipçiği sırtımda tütüyor. Eve gelince gıcır gıcır öttürdüğü karamel kaplı dişleri elime her diş macunu aldığımda gözlerimi yaşartıyor. Çoraplarımı çıkarın, sırtıma yastık getirin, çay demleyin, hani benim kızarmış hindi budum, hani benim bıyığımın 37. teli şıltakları bebeğin ninni özlemiyle aynı (şıltak: kapris) Annemin; üşüyosun sen üşüyosun yok yok valla üşüyosun, üşüyosun dedim!! Bak ayakların beyaz beyaz oldu, benzin sarardı, dudağın morardı diye beni bir gökkuşağı zannedip, dolaptan kaptığı yelek, hırka, şal, battaniye ile üstümden geçmeye çalışması ..

Ya mahalle ya çöpüne sarılıp uyuyasım gelen sokağımı özlemedim mi? Markete giderken ayağım içine girmesin diye kavis yaptığım taşı sökük kaldırımı... Başına poşetler dolandığı için dilek lambası dediğimiz hemen tüp bayiinin dibindeki sokak lambasını... Elinde kürdan habire sağ yanağına sondaj atan terzi, tırıvırı basri'yi... Kendini hep hasta hissettiği için "ayhh vıııyy vışş oyyy amaninnn offf üffff" sesleri çıkararak gezinen, orda burda karnını doyurup eve giderkende çıkınını fulleyen kocaboğaz satı teyzeyi...
Başka türkü bilmediğinden midir, yoksa ağız alışkanlığı mı "tren gelir düddürü, düdüğünü öddürü, bu zamane gızları, bir sakıza öptürü" türküsünü fermuarını tuta tuta icra eden kaldırım mühendisimiz halil'i.
Büyük ablamın zampara komşularının uçkur hikayelerini bile özledim. İçi kırkayak dolu rutubetli gecekondularda sadece fareler değil, tv dizilerine avuç yalatıp parmak emdirecek fantazilerde cirit atıyor. Dursun ve döndü'lerin entrika, tutku, ihtiras ve cinayet dolu hikayeleri, bihter ve behlül'leri evcilik oynayan bebeler kıvamına indirir, düdüklerini öttürür.

İşte aynen o şekil bu şekil, odamda uzanmış, sokağımızın kaldırım taşına olan aşkımı büyütürken, babamın "ınısını ıvrıdınıı miktiğimin ırıspısı" adını verdiği ve sık sık bana yönelik kullandığı şirin, sempatik tekerlemesiyle sıçradım. Ablamın elindeki telefonun teee ankara mamak bucağından bana küfürler saydırıyor. Oraya gittiğimde beni önce tüfeğiyle, sonra kasaturasıyla, sonra rambo bıçağıyla, sonra çakar çakmaz çakan çakmağıyla nasılda güzel güzel öldüreceğini anlatıyor.
Öldürdükten sonra beni kırk kocaya vereceğini, sonra o kırk kocadan alıp bir kırk kocaya daha vereceğini, sonra yeniden öldüreceğini... Babalar böyle günler için var, içim huzurla dolu..
Binbirgece masalı gibi geliyor anlattıkları. Yapılamayacak şeyler belki ama dinlemesi güzel, babamın hayal gücüne hayranlığımı artırıyor, marjinal adam. Aslında bana kısaca demek istiyorki "gel artık" Fakat herifin gelenek ve görenekleri gel artık demeyi gurur meselesi yaptırıyor. Onun literatüründe "seni seviyorum" demek, anneme karşı mesela "sırtıma çıksana lan gadın" çocuklarına karşı "hepinizi parpılarım" "konuşmayın şerefsizin kızları" "sütü bozuğun dölleri".

Buraya abimi yollayacak abimde beni paketleyip kargoya verecek, yurtiçi kargo olması tercih edilir. Kendimi ordan oraya postalanan kayıp mektup gibi hissediyorum, bir gün asıl adresi bulana kadar karanlık depolarda sarara sarara gezip duracağım. Eniştemde geçen gün beni 60 yaşındaki bir adama... :((
yok yav sadece beşiktaş'a kadar bıraktırdı. Ama yaşlı teke beni bir bıraktı, iyiki bıraktı. Bi önceki yazımda "ayhh dayanamıyorum biri beni taciz etsin yanıyoruum komşular" dediğimi duymuş olacak ki, beşiktaş'a kadar elinden geleni bi sonraki kurbanına saklamadı. Yok bunu anlatmayacağım hayır hayır ısrar etme anlatmayacağım.

Pazartesi, Ekim 26, 2009

Biri beni taciz etsin!

Tabii tabii çok haklısın böyle bir başlık görünce bende öyle düşünürüm. Az sonra yazı bitince birde sol yanın üst çaprazına deviant'dan "abuse" yazarak bulduğum fotoyu koyacağım. Konsept gereği taciz edilen kız fotosu olacak, şöyle pandikli olanından işte asıl o zaman yandı gülüm keten helva.

     Taciz kafamı çok kurcalıyor. Kafamın kurcalı olduğunu daha iyi sahneleyebilmek için piyasadaki her 3 fotodan biri gibi beyaz  pamuklu gecelik giyip yatakta cenin pozisyonu alıyor, kafam ellerim arasında "ne olacak, ne edecek bu tacizin hali " diye düşünüyorum. Bi keder bi hüzün sarıyor kırılgan gotik bedenimi. Dünya'da ki hiç bir sorun kafamı bu kadar meşgul etmemiş olabilir. Siminya koş! Dünya’ya meteor çarpacak onu ancak sen durdurabilirsin! deseler "ellerim dolu" der kaçarım. Ama tırt konularda molekül parçalamaya dek giderim. Eğer Einstein kadar zeki olsaydım bu harcadığım mesaiyle çoktan, şarteli kaldırınca tüm şehri parmaklayan bir icad geliştirmiştim.

Hani erkeklerin bir iddiası var ya kadınların tacizden hoşlandığını düşünürler "istemem yandan mıncır" fantezisi derler. Hayır cevabından tahrik olur, gerizekalı diyen kadının kendilerine aşık olduğunu düşünürler. Garip değil. Koca koca adamların, küçücük kızlar için istemese tecavüze uğramazdı dediği, üstüne bunu resmileştirdiği bir memleket burası. Ama eğer mesele “laf tacizi” ise bu konuda kadınların bazı çelişkileri olduğunu söylemek gerek.
Kadınların itirafından hoşlanmadığı; erkekler anlarsa, sevgilim çakarsa, beyim görürse, babam duyarsa, eyvah abim! diye üstünde baya baya matematik yaptığı gizli bir ilim bu taciz. Erkeklerle özellikle yakın olanlarla asla paylaşılmayan ama hemcinslerimize ballandıra ballandıra anlattığımız, anlatırken ikiyüzlü davranıp "bana ya bana,  hemde banaa! Benkii asker gibi önüne bakarak yürüyen, azarlar gibi konuşan, erdemimle, duruşumla göz dolduran beğnn" diye sözde hayıflandığımız, güzelliğimizin medarı iftiharnamesi, bir bahar tazeliğinde, bir anne kurabiyesi lezzetinde taciz.
Nasıl ki gaz çıkardığımızı, burun karıştırdığımızı, tuvalette masum bir çişden daha fazla numaralar bildiğimizi aleyhimize kullanılma ihtimallerinden dolayı itiraf etmeyi sevmeyiz. Bunun gibi lafla taciz edilmekten "bazı durumlarda" hoşlandığımızı, atılan laflardan egomuza yakıt ikmali yaptığımızı itiraf etmeyi sevmiyoruz. Çünkü bu itiraf bize çok pahalıya patlayabilir. Kendi ağzımızla "biri beni taciz etsin" davetiyesi yollamış olduğumuz gibi yanında eşantiyon olarak da özgürlüğümüz gözle görülür şekilde azalır. Erkekler bu konuyu çok yanlış anlayıp, suistimalin amına su kaçırabilir.

Bugüne kadar "ay herifin biri bana, "vay yavrum vay taşın yürüdüğünü de gördüm ya ölsem gam yemem" dedi bende ona "gerizakalı" dedim" hikayelerini dinlerken yüzlerinde travma işareti gözlediğim kimse yok. Tek gördüğüm; arzulanan kadın klasmanından düşmediğini öğrenen hemcinsimin, keyiften al al olmuş yanaklarından gelen “hala giderim var” parıltısı.
Bir leğen kısırın etrafına toplaşmış, kendisini şaşkın gözlerle dinleyen öteki hatunlara taciz hikayesini anlatan kadının vermek istediği mesaj genellikle "gördüğün gibi bende hala iş var anam, ya sende?"dir. Korkulmadığını söylemiyorum korku var ama gururlu bir korku bu. Annem bile yapıyor sen ne konuşuyorsun? Bir keresinde saman pazarından kumaş almaya gidiyormuş adamın biri iş atmış. Annem de olanca çenesiyle yüklenip pazarı herifin başına geçirmiş.  Eve gelince hemen bir çay koyup komşuları topladı ve hala yüzüne bakılabilir olduğunu, babamdan başka adamlarında sırtına hoplayabileceğini kıymetli macerasını anlatarak kanıtladı. Her altın gününde orijinal hikayesinin üstüne biraz daha biraz daha ekleyerek olayı Fatmagül’ün suçu ne? kıvamına getirdi.
Komşular çaylarını höpürtete köpürtete dıştan "vay şerefsiz adam vay cık cık cık" yorumu getirdiler ama içsesleri "senin nerene iş atmış bilemedim yani" ydi
( şehri parmaklayan icat yapamasam da içsesleri okuyan icat yaptım, okuyabiliyorum)

Tacizle ilgili düşüncelerime babaannem hakkında anlatılan absürd hikayeler karışıyor. Yaşasaydı eminim ki annemi, beni ve bütün mahalleyi "sizi gavurun tohumları" diye süngüden geçirirdi.
Babaannem; bırak laf atılmasından hoşlanmayı yan köylerde ki testesteron artışından bile kıllanıp köyleri ateşe verirmiş. Pek bi övündüğümüz bir rivayete görede tek atışta 5 kurtu tepe aşşağı yuvarlarmış. Sünnetsiz herifleri tek tek tespit edip ucuyla bucağını baltayla sonsuza dek ayırır, kopardığı parçaları kurutup boynuna kolye yaparmış. Biz ara sıra toplaşıp bunlarla övünürüz işte. Onun fantastik hikayeleri ailemizin gurur tablosunda ilk beştedir. Bu efsaneleri sayesinde tüm sülalemizin adı babaannemin adıyla çağrılıyor "aliyegiller" Eskiden ne güzel anaerkilmişiz.
O öldüğünden beri övünecek bir materyal bulmakta zorlanıyor, annemi saman pazarında  köşeye sıkıştırıp küçük dilini öpmeye çalışan 2,30 boyundaki, mavi gözlü Japon zenci hikayeleri ile avunmaya çalışıyoruz.



Pazartesi, Ekim 19, 2009

Bakkalcı bana aşık olmuş

Blogumu uzun zamandır okuyanlar bilir, benim aşkla ilgili düşüncem kısaca "fuck you" dur. Aşka karşı ne bu saygısızlık bu ne terbiyesizlik deme! İnan bana aşk bundan daha fazlasını hakeden bir şey değil.

Aşkı; "bizim sevdamız yürektedir be gülüm, biiiz sevdiceğimizi koklamaya kıyamayız bırak öpmeyi! ah benim tazecik ibibiğim, tülperdem, peygamber böceğim" diyerek, cinsel arzularını "aşk" adındaki kamuflaj örtüsünün altına saklayan atalarımın tarif ettiği biçimde kabul edemiyorum. Bazen gereksiz yere uzun cümleler kurduğumu da biliyorum, yapacak bir şey yok sadece gece yarısından sonra kısa cümleler kurarım. Aşkla ilgili kurduğum cümle sayısı ise şimdiden vücuduma kurdeşen döktüren limite yaklaştı.

Aşağıda bir bakkal var (ilk paragrafta iclal aydın ağzı kullan, ikinci paragrafta cümleye aşağıda bi bakkal var diye başla, bi anda çorbadan, tatlıya geçmek gibi diğmi?) Bakkalda çalışan kumral delikanlı çocuk adı da burak, bu akşam beni kurufasulye torbasının önünde köşeye sıkıştırıp ilanı aşk yaptı. Ondan istediklerim sadece, su, 2 paket sanaya, bir paket makarna ve acılı tat ketçaptı. O ise bana kalbini teklif etti. Zaten beni ya bakkalcı, ya muzcu, ya tofaşcı yada almancılar seviyor. Oysa kendimi bir tiyatrocunun, bir reklamcının, bir metalcinin seveceği, aşık olacağı şekilde yontmamış mıydım? Bileylememiş miydim? Bütün keko sıfatlarımı sosyal sınıf atlamak adına ört bas etmemiş miydim? Neysen osun kızım neysen o! Kaliforniya'ya kaçınca holivıd yıldızı olacağını mı sandın?

İlk geçen hafta bir gariplik sezmiştim burak'ta. Ben yabancı bir şehire gidince temel fıkrası gibi olurum. Otobüslere nereden binildiğini, ankesörlü telefonun nasıl kullanıldığını, trafik ışıklarının ne anlama geldiğini, asansörlerin nasıl çalıştığını vs. herşeyi unuturum. Sanki şehir değiştirmiyorum da devir değiştiriyorum.
Eve giderken kola ve cips almak istedim ve bizimkinin markete daldım (hemende bizimki oldu bak) Kasada oturmuş posta gazetesi okuyordu, çok sürmeden radarı beni yakaladı. Önce küçücük markette kola buzdolabını aradım, bulunca karşısına geçip uzun uzun kapısının nereden açıldığını düşündüm, sonrada dolabın denk gelen bir yerine pençe attım. Soğutucu "tanımadıklarıma açmam" diyor ben "açılacaksın işte, ya benim olacaksın ya devrileceksin" diye buzdolabıyla güreş yapıyorum. Baktım bu gazeteyi bırakmış debeleniyor.
-ne gülüyosun ya, ben buranın yabancısıyım ondan açamıyorum, dedim.
Cevabım ağzımdan çıkıp ona doğru dalgalana dalgana giderken, uçarak yakalayıp ağzıma sokmayı istedim. Bazen gaflete düşüp zeki olduğuma inanırım, ama iddialı iddialarım hayatta pratiğe dökülünce hortumuyla resim çizen bir filden daha zeki olmadığımı görürüm.

Kolayı elde etmemde bana yardım etti, cipsi kendi bilek gücümle çalışarak kazandım, yere baka baka kasaya geldim. Demek buraya yeni geldin, kime geldin, neden geldin, ne güzelde geldin tanışması yaptık. Sonra bu yüz bulmuş olacakki ekmek almaya bile gitsem eriyen buzullardan, kuruyan tuz gölüne, alakasız bir sürü konudan başlangıç cümlesi kurdu. Hiç birşey bulamazsa "o gün ne cebelleştin dolapla ehehe" tarihine giriş yaptı. Ben kıllanırım böyle mevzulardan. Masum bir yakınlaşma bile bir kilometre öteden mevzime yaklaşınca panzehir üretirim, nedenini bilmiyorum. Dedelerimin DNA örneği olsada baksak, acaba ben bir moğol savaşçısının eğe kemiğimiyim?
Bakkalcı her fırsatta bana dahada dahada sokuldu. En son bu akşam eve gelirken çok terledim, susadım. Girip burak'ın bakkaldan su alıp içeyim birde ablamın istediği bir kaç şeyi alayım dedim. Görür görmez saniyede elinde su ile dibimde bitti.
-Ne kadar terlemişsin, elin yüzün sırılsıklam, canım ya koştun mu? ne yaptın? dur sileyim, kıyamammmm.
Birisi size kıyamammm diyorsa çekirdekte mağma kaynıyor, ilk çatlaktan fışkıracak demektir. Aramızda bihter'le, behlül'ün öpüşme mesafesi kadar ya vardı ya yoktu. Bu mesafede rtük devreye girmeliydi ama rtük sıradan vatandaşı iplemiyor ki!
Yakın mesafenin etkisiyle biriktirdiklerini döktüde döktü.
-O günden beri aklımdasın (soğutucu ile savaşı değilde matematik olimpiyatını kazansaydım aklına gelmezdim..erkekler şapşal sever) ekmekten ekmeğe görüşmeler yetmiyor, hayatında kimse olmasın diye dualar ediyorum, nereye baksam yüzünü görüyorum, adını sayıklıyorum..bunun gibi bir düzine mustafa yıldızdoğan cümlesi parçaladı.

Klik dedim kilitlendim. Eve koşup yorganın altına gireyim gelecek ay çıkayım diye düşündüm. Bu durumda bir erkeğe, gerçeklik içeren cümle kurarsan üzülür; yakışıklı değilsin ama sempatiksin, biz arkadaş kalalım, benim kalbim dolu, eve gitmem lazım, üstüme abanma be, tipim değilsin! Ne söylenebilir ki yalandan başka? ama yalanda söylemedim aklıma ne doğru nede yalan hiç birşey gelmedi. Bende en sevdiği cümlemi kurdum; Ben buraların yabancısıyım..

Perşembe, Ekim 15, 2009

Bir mesaj aldım canım ezme istedi

Dün gece bir mesaj aldım; yani alıyorum öyle mesajlar sık sık. İşte, aşk ilanlarıymış, sana ölüyorumlarmış, o pembe saçlarında yak beni kavurlarmış, kül etlermiş, koca ayağında yatsam uyusamlar.. ohoo arşiv yaptım onları, klasör klasör istifledim, tuzladım, salamuraladım.
+ uğrumda ölecekler şuraya
+ şiir gibi herifler buraya

+sapık pislikler aşağıya
+yakışıklı olanlar oraya +yaşlı amcalar saniye teyzeye

Öyle yani... Bilahare aşifte edeceğim seçtiklerimi, pardon aşimile edeceğim, oda mı değil? aşure edeceğim? meyşure? neyse ne!!
Mesajı okuyunca bir şimşek çaktı kafamda, işte lan iştee başardık!! sadece benim değil kahraman ırkımın hür kadınlarının başarısı! hey yavrum heyy hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım hah! (kulağıma istiklal marşı geldi, o derece coştum)

Bak şimdi gardını al, gözlerini kıs, burnunu kurtlar vadisi raconuyla fırtlat, oku mesajı:
"Abaza derler diye popüler bayanları listeme eklemedim. Onların yazılarına yorum yapmadım. Siminya başkaydı kimse bir hikaye kahramanı, kimliği belirsiz birine sulandığımı düşünmezdi. Tam yorum yapacağım siliyorum neden ? acaba gereksiz mi olur, simi hazır cevaplığı ile beni bozar mı? bir erkeğe hayalide olsa toplum önünde kadından laf yemek yakışır mı? Düşünebiliyor musun? güçlü kadınlar, özgüveni düşük erkeklerde sosyal medya fobisi yapıyorlar ama her yerde ezildiklerinden dem vuruyorlar. Erkeklerde eziliyor ama eziliyoruz demek onlara yakışmıyor"

Gördün mü ablam, aldın mı mesajı? açılımı şu: Sizin yukarınız bıyık aşağınız sakal kızım. Sizinle arkadaş dost olsak, yazdıklarınıza mesaj yazsak öteki erkekler tarafından, abaza, a.biti, yalaka, yavşak gibi damgalar yiyoruz. Hadi kimseyi umursamadık diyelim, yazdık yorumumuzu bu seferde siz yazdıklarımızdan başka anlamlar bulup bizi bozuyorsunuz ve hemcinslerimizin önünde küçük düşürüyorsunuz, eziyorsunuz çatır çatır ama bunu kabul etmek dalikanlı adama yakışmaz. Ne olacak bu durum? bu kıllar tüyler?

Harbiden varya biz kendimizi ezik-büzük edebiyatına kaptırmış gidiyorken bitmiş olabilir o "ezilen gadın" geyiğinin sezonu. Bugün piyasada nokia 3210 bile bitmişken.
Aman erikekler bizi eziyolar, ay erikekler çok sapıklar, vay hep bizi böle böle kullanıp kullanıp atıyolar musturluğu kabak tadı verdi (mustur: dudağını buruşturup ağlama tribi çekmek)
Her yerde hakimiyet kayıtsız şartsız çenemizin eline geçmiş, yazıyoruz, çiziyoruz, oradayız, buradayız, adanada'ki otobüs şoförlerinin yarısından fazlası kadınmış, hileri klintın bile kadın! Hatta şu fotoğraftakine de kadın diyorlar ama onu tıkladığın an konu sapar..
Hiç hiç hiç bir şeyden eksik kalmıyoruz, nazar değmesin. Ama ne ayaksa eziliyoruz, çiziliyoruz, çok bedbahtız mızıldamalarından asla feragat etmiyoruz en baştada ben, hep ben, tek ben.
tekfen holding.. inşaat, tarim, endüstri, finans, gayrimenkul, dis ticaret ve tekstil tekfen tekfen (reklam aldım buraya, lafı özellikle getirdim reklam için)

Tamamda ben neden gaipten istikal marşı duyacak kadar sevinmiştim unuttum! Erkeklerin ezildiğini öğrendiğime mi sevinmiştim? Kadınların ezilmediğini öğrendiğime mi? Ezildiğini ezilerek itiraf eden erkeğe mi? Ezilmenin ezilmişliğinde ezilen...

Perşembe, Ekim 08, 2009

Bal karşılığında kız alınır verilir

Sabah uyanır uyanmaz aklıma geliverdi de ben burada ne yapıyorum lan???? ne yapmaya geceleri kasa kasa kara üzüm yiyip, "oyunu deniz baykal'a vereceksin yoksa senden ahşap doğrama yeteneğimi kullanarak antik sehpa yaparım siminya" diyen bir enişteye katlanıyorum, neden??

Aylarca plan kurup kaytan bıyıklı, erol taş kılıklı babamın alkadrazından kaçıp gele gele eniştemin filmi "baldızların sessizliğine" gelmem amaç ve sonuç uyumsuzluğunu göstermez mi? Ha onca zebilliği, sifilliği bu filmde rol almak için çektiyseydim amenna ama değil ki! Benim oynayacağım film güneşi gördüm olacaktı, sette hata var yöntmenim!! (acaba öğretmenime örtmenim diyen nesil, yönetmenime yöntmenim mi diyor?)

Temmuz ayının başından beri kaç yere gittim haritada çizdimde ısparta ve ağrı'yada uğrasaydım posta gazetesinin hediyesi ilkokul atlası gibi bir hatun olacaktım.. atlas gibi hatun, bunu sevdim.
Bu kendine harita ve kadastro sıtajımda..
Pıtraklı, at pislikli, pireli, bitli çadırlarda mı yatmadım?
Aynı anda 5 kişinin osurup, 4 kişinin "hafkk puffııkkk nihoooaaaak" diye horladığı köy evlerinde mi uyumadım?
Turpun sanki bir ananasmışcasına güpür güpür tüketildiği; sokaklarında ilaç niyetine bir kadın bile olmayan buna rağmen tüm kahverengi elbiseli, kahverengi tesbihli erkeklerin kaldırımları mesken ettiği, neolitik çağın günümüze hediyesi şehirlerde mi sürtmedim?
Ya ya o çingeneler? kalaycı dedikleri çingenelere gidip "siz aslında hintlisiniz biliyor musunuz, atalarınız punjabice konuşuyormuş ama siz! şuna bak asimile" dedimde bana kalaylanacak kazanmışım gibi bakmadılar mı?
Anadolumun mapmasum(!) köylerinde arabayı durdurup alman birası, üstelik sadece stuttgarter hofbrau markası arayan başka bir asimile örneği dayımın karısı, bilinen adıyla yengem için "eşşek sidiğini alman birası diye satan bir yurdum girişimcisi bize denk gelir inş" diye dualar edip, adaklar adamadım mı?

Hepsini bir kenara bırak lütfen bırak! rica ediyorum bak kırılırım bırak! kaç köy deliğanlusuna hatta dul adamına gelin edilmeye yeltenildim sen biliyon mu ? ha biliyon mu? hissedebiliyor musun içimdeki satılık kız var isyanını? haberin var mı dayı beni evime gönder kampanyasından? toplumsal duyarsız seni! pislik!

O düğün denilen topluca birbirini süzme, elekten geçirme etkinliklerinde kaç çift gözün töhmeti altına girdim, kaç çift gözün göz zinasına ev sahipliği yaptım, kaç çift göz bana beşi bir yerde taktı bi anlatsam karşı ki dağlar yıkılır yıııkılır oy diley ley.
Katırcalı köyü diye bir köy vardı dayım oradan bal aldı. Neredeyse bir çerçeve balla beni takas ediyordu evet evet ediyordu.
Bizim sülalenin hepsinde var bu kızları, karıları, dulları, gelinleri kızarmış tavuğa bile feda etmek. Ama dayım, babam gibi "bir taşa iki kız" zihniyetinde bir humarcı değildir. Görmüş, geçirmiş (nasıl görmüş geçirmiş olunulur? yazarlar: arif verimli & müge anlı) almanya'da kültürlenmiş, kültürleşmiş küfür küfür, kütür kütür bi dayı.
Balcının değiş tokuş imasını beğenmedi, suratını astı, elini beline götürdü kenarda bekleşen bize son bir kez yaşlı gözlerle baktı ve adama hışımla dönerek dediki:
-4 çerçeve bal olursa belki!!!
hassstttt !!!!
Nereye kaçarsam kaçayım bu talihte benimle gelecek anlaşıldı. Varsa iki adet süt topağın illaki birinin koynuna gireceksin. Yanlış anlaşılmasın koyunlara sıcak bakıyorum (yine yanlış anlaşılmasın küçükbaş olan koyun değil,insanın koynu olan koyuna sıcak bakıyorum. ama hayvan olan koyunda sıcak bir hayvanımızdır) kim istemez sevdiğinin koynuna girmek, sıcacık, yumuşacık, bıcır bıcır, gıdı gıdı ofş pofş. Ama sevdiğinin olacak seveceksin, gireceksin zızt tokai.

Üzümden başlayıp bala, baldanda koyuna uzanan bir doğal yaşam yazısı oldu bu. Amacım "üzüm ye üzüm yersen bağcı kazanır, bağa çiçek eker, çiçekten bal olur bal ise kızların başlık parasına dönüşür ülke kalkınır, koyunlar meler " diye tırt bir slogan atmaktı.

Pazar, Ekim 04, 2009

İnsanın rus arkadaşı olmayacak

Bu aralar fazla miktarda dondan, göynekten bahsettiğimi biliyorum. Ama malesef konumuz yine iç çamaşırı ve iç çamaşırlarının rus arkadaş bulmadaki yeri ve ehemmiyeti.

Ablamın balkonunda oturmuş karşı balkonda; 15 yaşında olan ama 35 gösteren ayça'nın facebook için yeni fotolar çekme mücadelesini izliyordum. Arada kıza laf atıp;
-güzelim daha yaratıcı ol, mesela "balkondan aşağı düşüyorken sol yukarıya son bakış" pozu çek o şekilden feys'te yok, kısa sürede "bu onun son pozuydu" adıyla olay olursun bak.
Ayça bana kahkaha ile cevap verip şak şak şak şak kendini çekmeyi sürdürdü. Bu sırada balkonun demirine pat diye bişey düştü. Ayça'nın yeni bir poz denemesi olduğunu düşündüm, değilmiş. Yaklaştım ten renginde, dantelli, ipek bir iç çamaşırı, ıslak. Yukarı baktım kimseyi göremedim belkide bana daha daha yukarıdan ilahi bir mesaj geliyordur "iç çamaşırı alanında büyük bir işe imza atacaksın ondan sürekli seni fistanla fanilayla cebelleştiriyorum, gözünü açsana"mesajı. (aklıma papazın fıkrası geldi)

Biraz bekledim, kimse donunu sormaya gelmeyince "whose don is this" operasyonu kararı aldım. çamaşırı elime alıp sallaya sallaya bizim dairenin sırasındaki tüm evlere sormak amacıyla evden çıktım. Üst kattaki kadın elimde dantelli, baştan çıkartıcı ve tüm dikkatleri üzerine çekici bir nesneyle sırıttığımı görünce içerde salonun iç katmanlarında atletiyle dikilen eşine bir bakış fırlattı. Eşi de ona bana, ona bana, ona bana bir sürü bakışla tepki gösterdi. Korktum bu "bir bakış baktın kalbimi yaktın" çiftinden. Topu topu "bu don sizin mi" sorusuna gözleriyle "yoksa beni aldatıyormusun osman" senoryosu yazdılar. Oradan kaçtım.
Bir üst katın kapısını çaldım. Kapıyı 2 metre boyunda bir afet-il alayı vücud açtı. Sapsarı saçları, mavi gözleri, beyazın transparan tonlarında bir teni, miniminnacık gülümseyen dudağıyla bir kadın.
-buyrrrrunuz kimi arrrramiştiniz.
Rusların "R" harfini allah ne ka verdiyse o ka kullandıklarını ilk kez o an anladım. Eğer r harfini kullanırken böyle görüneceksem, ömür boyu r'den başka harf kullanmadan konuşurum.
-şi şeyy ee hık mık bu şey bizim balkona düştü de acaba..
-ahh o benim, benim çamaşşırrr rrüzgar savurrmuş aşağıya çok teşekür.
Donu sahibine verip gitmek merakımı gidermeyeceği için soru bulmaya çalıştım, otobüs ve hastane sıralarında önüne çıkana "memleket nere ve neren ağrıyor" sorusunu saniyesi saniyesine sorabilen bir neslin evladı olarak, zor olmadı.
-memleket nere?
-ben ukraynalıyım, ozan'la evlendik biz ama daha komşuları tanımıyor ben.
-dert etme bende bilmemek var komşuları hatta ozan'ı
-sende mi yeni gelmek
-hı hı ablam var burda, şu aralar aile bünyesinde zararlı bakteri olarak barınıyorum.

Böyle tanıştık işte Swedna ile. O kendisine seda diyor, ozan öyle istemiş. Bir kaç gün içinde de iki gurbetçi olarak bir sürü ortak noktamızı bulduk, fiziksel özellikler hariç.
Swedna o kadar güzel bir yaratık ki onunla arkadaş olmak her karayağız türk kızının harcı değil. Bir kere sokakta yürüken ben onun küçük, şirin orangutanı gibi görünüyorum. Elimden tutup bana muz alsa "uh uh uh uh uh" diye ses çıkararak koltuk altlarımı kaşımam beklenebilir. Eğer evrim gerçekse ben ilerde evrimleşip swedna olmak istiyorum, isityorum istiyorum istiyorum.
Erkekler, kadınlar, çocuklar ve kediler sadece ona bakıyor ve birbirlerine onu gösteriyorlar. Hello, welcome, du yu sipik türkiş diye el sallıyor, ilgisini çekmeye çalışıyorlar.

Hatunla takıla takıla 3 güne kalmadı, bende;
aşağılık, çirkinlik ve pejmurdelik kompleksi, gözümde çapak mı kaldı lan? kaşlarım orman gibi mi yoksa?, dişlerimi fırçaladım ki!, ben cüce falan değilim tamammııı!! gibi içgüdüsel haykırışlar cebelleş oldu.
Bende bunları damarlarımdan atabilmek için swedna'ya bazı şehir efsaneleriyle saldırdım.
-hah hah!! bi kere siz yaşlanınca ebeme benziyormuşsunuz, böyle memeleriniz asfaltı süpürüyormuş, derinizi tutup yukarı kaldırınca 3 ay eski yerine gelmiyormuş ne oldum deme kızıımm ne olacağını hepimiz biliyoruz!
-hayır siminya bunlar doğru değil; annem beni 35 yaşında doğurdu ve şu anda 6o yaşında ama gördüklerinde ablam olup olmadığını soruyorlar, üstelik anaannem ve büyükannemde yaşıyor ikiside çok bakımlı kadınlar, eğer türkiye'ye gelirlerse tanışmanı isterim. dedi.
Ne tanışcam lan ne tanışcam!! sen canıma yettin zaten birde ecdadınlamı imtihan olacağım, uzunnn!!
Belki boyu uzun aklı kısadır diye düşündüm. Biraz daha olsun ona; köy muhtarının görev ve yetkilerini, türkiye'nin en güvenilir seda sayan'ını, obama'nın babannesinin yaşadığı köyün adını falan sorarım. Bunları bilirse en son kozum olan nataşalık cephesinden saldırırım, çökertirim düşmanımı kıskançlığımın hakkıyla, evelallah.

fotonun kaynağı maynağı yok bizzat swedna dedim ben ona

Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum

     Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...