Salı, Ocak 05, 2010
Kızın içine cin sokacağız
Pala ve aşiretinin el değmemiş sorgulama tekniklerine maruz kalınca bu seferde ankara'ya döndüğüme pişman oldum. Evden git gittiğine pişman ol, dön döndüğüne pişman ol... yaprak dökümü'nün oğuz'u gibiyim; bi necla'ya, bi leyla'ya, bi necla'ya, bi leyla'ya ver ha ver, ver ha ver!
Feodalgillerim durmaz, bu yükselmiş adrenalin seviyeleriyle medeni halimi değiştirmeye çalışırlar, bilirim/biliriz/bilirler. Bari onlar bişeye başlamadan ben bişeye başlayım, iş bulup kelleyi kurtarayım diye niyetlendim.
Çevremizden biri, işlettikleri aile düğün salonunun istediğim biriminde(vaşşş) çalışabileceğimi söyledi, hem istediğim birim hem aileli falan! tam aradığım meslek!
Bir başkası bir otelde kat görevlisi arandığını bağlantıları sayesinde beni işe aldıracağını söyledi. Kat görevlisi deyince aklıma jenifır lopez'in "aşk masalı"filmi geldi; seksi otel hizmetçisi marisa otel müşterilerinden milyoner bi herifin kalbini çalıyordu..belki... olabilir, neden olmasın? Otelimi de temizlerim filmimi de çekerim nolurki? ne gülüyonki?
Malesef bu iki muhteşemden muhteşem iş fırsatı elimde patladı. Hem evdekiler "oralar pezevenk kaynıyo" diye çağırdığımız bir numaralı endişelerini öne sürdüler hemde kısmetim kapalıydı ve üstümde zebellah gibi nazar vardı, olmadı.
Annem akıllı kadın kısmetimin kapandığını o buldu. Hemen birşeyler yapmalı ve şu kıtipiyos kısmetimi dımdızlak açmalıydık. Komşu krallıklara haber salındı, kısmet açan meşhur üfürükçülerin listesi alındı. Maşallah ankara ne medyum keto yapmış! Şehrin kenar semtlerinden birinde gizemli mağarasında yaşayan ulu üfürükçü nurullah karatelek "getirinde üfürek" demiş, aslında yapmıyomuş ama annemi kıramamış (bak sen) Benim için kaçırılmaz eğlence allahhh medyum göreceğim lan! köşesinde kıyısında büyülü tütsüler tüten kırmızı loş bir odada sihirli küresine bakacağız, geleceği göreceğiz! parti gibi ar yuuuuuu cıstak cıstak.
Sabah güle oynaya keto nurullah'ın evine geldik kapıyı simli kahverengi bir hırka giymiş, bıyıklarını aldığı yerler kışın soğuğundan çatlayıp ortada toplanmış bir teyze açtı. Bizi gece kulübü gibi gımıl gımıl olduğunu tasvir ettiğim medyumun odasına götürdü. Tahmin edileceği gibi öyle bişey yok, olacak hayal değildi zaten. Bir aralar gecekondu bahcelerinde üzerinde kedilerin uyuduğu, yaslanma yerleri dolaplı kanpeler vardı böyle kahve, pitikare desenli? hah işte ondan 3 tanesini atmış duvar diplerine, ortaya kına yeşili helezon desenli bi kilim, duvara çanı sağa sola sallandığı için bakan insanı hipnotize eden alaturka saat, koparmalı takvim, karısının ördüğü kuş şeklinde iğnelik, çer çöp...Klasik türk üfürükçüsü evi, kendilerini hiç geliştiremediler!
Yüzünden "para için yapmıyorum gönlünden ne koparsa" imajı akan keto nurullah annemin adını ve benim adımı aldı, önündeki kitapa bakarak fısır fısır bişeyleri topladı, çıkardı, böldü arada yüzüme bakıp sağlamamı yaptı. İlk başlarda eğleniriz, geliriz diye geldiğim ev dakikalar içinde uğur dündar proğramlarından fırlamış gibi görünmeye başladı. Acaba bu kıl topu herif tam olarak nereme üfürecekti? "göbeğe yazı yazmak" ritüeli icabınca gözüm gibi baktığım, ipeklerde sakladığım, mis gibi pespembe bakireliğime el mi koyacaktı! herşeyim, varlık nişanım, yaşam pınarım bir keto'ya mı yar olacaktı :(
{şakşuka tarık, çal baba: çayırda buldum seni, ellere vermem seni, kendime aldım seni, sineme sardım seni}
Ben fanteziden fanteziye koşar iken keto nuri kafasını kaldırdı ve şunu dedi:
- kızın içine 2 tane cin sokacağız, duruma bakacaklar.
-hınk! nasıl la, niçin ya, neden be?
-korkma sadece olay yeri inceleme, formalite
-hocam gerek yok bende zaten onlardan bayaa var, şimdi içerisi kalabalık olur sıkış tıkış yani.
-sende yok, baktım şimdi temizsin.
-e o zaman neden kirletiyosun? zaten amacın beni kirletmek biliyorum
-estafurullah bismillah es salihül hüvelve onlar benim çalışanlarım, yöntemim bu
-ya yok istemiyom ben, annee kapkapalı kısmetlerimizi alıp uzasak biz.. efenim saolasınız varolasınız öpüldünüz kocaman pata pata pata pata pat...............vınnnnnnnnnnnnnn fiyuvvvvvvv
Bu ne hulann? keşke tepeden tırnağa üfürmeyi teklif etseydi hatta göbeğimden avuç avuç zeytin yiyebilirdi ama ama o nasıl psişik bir teklifti öyle bee? Herkesin medyumu cin çıkarır bizimkisi sokuyor! kör şeytan kör gözüne. Bi ses geldi içerden bak, gerçek diyom! korkuyorum uyuyamıyorum
Salı, Aralık 29, 2009
Geldin mi kız sütü bozuk?
2010 yılına soruyorum bu soruyu. Geldin mi lan sütü bozuk? Umarım umduğunu değil bulduğunu bile bulamazsın! İnşallah maya takvimlerinde mayalanıp kokarsın! Dileğim odur ki sana ithaf edilen tüm takvim yapraklarında; bugün doğanlara erkek ismi: nihat dovan, kız ismi: ismail yeka yazılıdır. Temenni ederimki şeyini şeyderken şeye sıkıştırırsında şeysiz kalırsın! Böbürlene böbürlene geledur sen bakiyim, ben seni yıl sonunda giderken göreceğim, yürrüüüü anca gelirsin şişik! yeniyıl yeniyıl yeniyıl yeniyıl herkese hımhımhımhım off...
Malum soruyu asıl babam sordu bana (sütlü olan, başlık olan, gelmekli olan) ben soruyu aldım gıcır yıl 2010'a şutladım, o ne yaparsa yapsın.
Zamanında kel kafasına şaplak attığım bir büyüğüm "gidişin olsunda dönüşünde olsun" diye beddua etmiş olmalı, kendi emeklerimle yenik kumandan rütbesine yükselip döndüm baba evine. 6 aydır üzerinde çalıştığım "istanbul'a bakıyorum gözlerim faltaşı" piyesim salı günü final bölümüyle sezonu kapattı.
İstanbul'da çok berbat günler yaşadım, buraya ne kadar yazarsam yazayım aslı gibi olmaz. Bazı kabahatler işledim, tanımadığım kişilere sığınıp tanıdığım insanlara sığınmadım. Ekmek çalıp boğaz köprüsü ayağında balık kılçığına katık etme ihtimalim vardı. Yırtık ayakkabı ile dolaşmaktan utanıp ayakkabı çalmamda ihtimallerden biriydi. Sonra dedimki bakele ölürsem bu ayakkabıyla 3. sayfada çok acındırıklı görünürüm, birileri bakar bakar "duygulandım bea gızcaaz dibi delik ayakkabıyla ölmüş vay anasını " der, sonra kanal d'de yırtık ayakkabılı kızın yürek burkan hikayesi diye haber olurum, rep tarzında klibim çekilir falan filan. Hırsızlıktan, bu nalet olası ölüm sonrası şöhret merakımdan dolayı vazgeçtim.
Pılımı pırtımı gelirken yanımda getirdiğim banka eşantiyonu çantaya teptim. Ablam ve eniştemle aram eskisi gibi iyi değildi.. pardon eniştemle hep kötüydü dimi? ablamda işte o karşı safa geçti. Şaşırmadım, karanlıklardan çıkıp gelen falcı kadın bana; senin yükselenin yüksek, yıldızın dikkenar üçgen, jupiterin uranüs, neptün'ün otobüs demişti. Belliki kötü şeyler bunlar, işin ehilleri bilir biz bilemeyiz.
Zor bela ulaştım ankara'ya, bununla yetinmedim sokağımıza bile geldim hatta inanmayacaksın evimizin merdivenlerini çıktım. Saç tellerime kadar işlemiş, bacaklarımı donduran bir endişeyle çaldım kapıyı. Kapının arkasından gelmesini beklediğim tepki sahneleri binlerce, milyonlarcaydı. Tüm yolculuğum bu sahneleri kendime prova etmekle geçti.
sonra bişeyler bişeyler bişeyler aman mühim olan yeni yıl dimi dimi
Malum soruyu asıl babam sordu bana (sütlü olan, başlık olan, gelmekli olan) ben soruyu aldım gıcır yıl 2010'a şutladım, o ne yaparsa yapsın.
Zamanında kel kafasına şaplak attığım bir büyüğüm "gidişin olsunda dönüşünde olsun" diye beddua etmiş olmalı, kendi emeklerimle yenik kumandan rütbesine yükselip döndüm baba evine. 6 aydır üzerinde çalıştığım "istanbul'a bakıyorum gözlerim faltaşı" piyesim salı günü final bölümüyle sezonu kapattı.
İstanbul'da çok berbat günler yaşadım, buraya ne kadar yazarsam yazayım aslı gibi olmaz. Bazı kabahatler işledim, tanımadığım kişilere sığınıp tanıdığım insanlara sığınmadım. Ekmek çalıp boğaz köprüsü ayağında balık kılçığına katık etme ihtimalim vardı. Yırtık ayakkabı ile dolaşmaktan utanıp ayakkabı çalmamda ihtimallerden biriydi. Sonra dedimki bakele ölürsem bu ayakkabıyla 3. sayfada çok acındırıklı görünürüm, birileri bakar bakar "duygulandım bea gızcaaz dibi delik ayakkabıyla ölmüş vay anasını " der, sonra kanal d'de yırtık ayakkabılı kızın yürek burkan hikayesi diye haber olurum, rep tarzında klibim çekilir falan filan. Hırsızlıktan, bu nalet olası ölüm sonrası şöhret merakımdan dolayı vazgeçtim.
Pılımı pırtımı gelirken yanımda getirdiğim banka eşantiyonu çantaya teptim. Ablam ve eniştemle aram eskisi gibi iyi değildi.. pardon eniştemle hep kötüydü dimi? ablamda işte o karşı safa geçti. Şaşırmadım, karanlıklardan çıkıp gelen falcı kadın bana; senin yükselenin yüksek, yıldızın dikkenar üçgen, jupiterin uranüs, neptün'ün otobüs demişti. Belliki kötü şeyler bunlar, işin ehilleri bilir biz bilemeyiz.
Zor bela ulaştım ankara'ya, bununla yetinmedim sokağımıza bile geldim hatta inanmayacaksın evimizin merdivenlerini çıktım. Saç tellerime kadar işlemiş, bacaklarımı donduran bir endişeyle çaldım kapıyı. Kapının arkasından gelmesini beklediğim tepki sahneleri binlerce, milyonlarcaydı. Tüm yolculuğum bu sahneleri kendime prova etmekle geçti.
- *uzun namlulu bir tüfek kapı aralığından görünür, yavaş yavaş dışarı çıkarılır bang bang, tiffinkkkşş!yerdeyim.
- *kısa mesafeli bir tabanca kapı aralığından görünür, kendisine kıllı bir kol eşlik etmektedir, tak tak, kaponkkk!! yerdeyim.
- *ucu lazer gibi ışılayan bir japon kılıcı kapı aralığından görünür, görünmesiyle kelleme inmesi saniyeler sürer, hıtırrrşşş! yerdeyim.
- *tekerlekli bir rampa kapı aralığından görünür, üstünde roket atar vardır roket ateşlenir, tıpankkkss! roket başlığıyla beraber komşumuz fikriye teyzenin salonundaki vazodayım.
sonra bişeyler bişeyler bişeyler aman mühim olan yeni yıl dimi dimi
Cuma, Aralık 25, 2009
Huma kuşu yükseklerden seslenme!
Yolunuz memur lojmanlarına düşerse elinde kocasının telsizi ile gezen kadınlar görebilme ihtimaliniz var. Başarılı(!) erkekinin arkasında bulunmakla gurur duyangillerden boy boy kadınlar.
Taşıdıkları alet öyle bir aletki "sadece bi telsiz işte" deyip geçersen sosyolojik bir trajediyide es geçmiş, gitmiş olursun. Oysa işe yarar meselelerden çok lililik liilililik sesi çıkarmakla enerjisini tüketen o siyah hantal alet, bir kuvvet ve güç gösterisi, bir sınıf atlama, bir yüksekten uçma cihazıdır, zaman makinesi de diyebiliriz hatta belki f16, abartmıyorum f16. (abartıyormuyum?)
En kötü ihtimalle mevkili kocasının, mevkili cinsel organının makineleştirilip eline verilmesidir, elde taşınan erkeklik organının verdiği güven gibisi olur mu? hemde erekte!
Naçizane övüneceği tek meziyeti; kurumun düğün salonu konseptli binalarında en şaşalı "börek yiyip gıdık düzelim" kermesleri yapmak ve en iyi platin sarılı röfle saça sahip olmaktan öte gidemeyen kadın, hemcinslerine; üst rütbeli kocasının at kadar telsiziyle gövde gösterisi yaparak meydan okur. Sahip olduğu tek şey telsiz olanlar heryeri olay mahalli olarak görürler. (tanıdığım her bilmem kaç kişiden bilmem kaçı bu lafın orjinal söylenişini status olarak kullanıyor)
Bu sadece durumun telsizleştirilmiş örneği. Daha bunun memur yaşamı dışına çıktıkça metamorfoz geçirmiş bin çeşit versiyonu sıralanabilir.
Şu bizim babayiğit telsiz zaman gelir kiminde ayfon olur, kiminde epıl dizüstü, kiminde ünlü bir sevgiliye dönüşür veya "haklısın"cı arkadaş çevresine. Lüks mekanlara kıç sokabilmek, sehpasının üstünde ikea kataloğu bulundurmak, adı elit kendi elit okulları bitirmek (yozgat bozok üni. okursan hiçsin mesela), afilli adlar taşıyan meslek sahibi olmak, afilli mesleği olan kanki sahibi olmak, "au blé concassé plus ou moins épicé" adındaki fransız çorbasını içmiş olmak (türkçesi tarhana), isveç soslu köfte aşermek, norveç usulü somon arzulamak, makarna soslu italyanca yaşamak, ameleler buraya da geldi argümanını sık sık kullanmak, falanıyla, fistanıyla memur karısının telsizden aldığı gücün birebir aynısını yayar bunlar bünyeye. Sahip olunan bir havalı etikete karşılık bir everest yüksekliğinde bakılır aynalara. iki etiket iki everest, üç etiket üç everest diye gider sonunda tek kendisinin farkedemediği bir diktatör, bir engizisyon, bir kuduz it olur çıkar tepemize, zirveye değil.
Ona göre; yani şu yukardaki zımbırtılardan en az birinin etkisine kapılıp yedi kat göt tabakasına yükselen insan için kendisi akıl almaz oranda zekidir. Onayından geçebilme basiretini gösterenler dışında kalanlar varya o kalanlar? hepsi salak, sığ, karaktersiz, gerizekalı bok böcekleridir!
Türkçeleri ve ağızları bozuk, anlattıkları yalan, muhabbetleri yavan, arkadaşları yalaka, aileleri eğitimsiz hiç oğlu hiçlerdir. Toplum o kadar cahil, o kadar geri kalmıştırki onların hezimetine baktıkça kendini dahada çok sever, kendisine tapar. Geceleri yatmadan önce dişlerini bir kez, egosunu 40 kez macunlar, uyumadan önce dört dörtlük pırlanta gibi beynine sarılır, ulaştığı engin noktaya nazar boncukları iğneler, dökülen salyaları inci taneleridir.
Ah o zavallı köylü güruhunun bütün bildikleri eksik, doğruları yanlış, yedikleri merdiven altı imalatı, giydikleri ucuz mahmutpaşa süprüntüsü, anneleri bakım bilmediği için çirkin birer hımbıl, babaları şarapçı ve alkolik, şarkıları ve hikayeleri ajite, filmleri dibine kadar arabesk, sanatları sanattan yoksun, çocukları müslümcü, hıyarcı, yemekleri lahmacun en iyi ihtimalle bulgur, kızları pencere önünün sakızlı yosmaları.
Sabah olunca sığır sürüleri gibi doluşurlar otobüslere, terleri o'nun köpeğinin sidiğinden beter kokar.
Yaz gelince sahilleri istila ederler, ülkesinde denize giremeyecek mi ayol!
Kahvaltıda bi bacon, bi trüf yemek yerine, tarhana çorbası içerler yağlı yağlı. (fransızca bilmiyorlar nasılsa)
Sadece misyoner pozisyonunda sevişirler, geniş beyaz donlar giyerler sidikli sidikli.
Erkeklerinden iyi hamal yapılır, kadınları güzel cam siler, hepsi bu.
............
Az inse o çıktığı tünekten kendisinin de donunun koktuğunu farkedecek. Arada misyoner gibi sevişmenin güzel olduğunu, tarhana çorbasının adının değişmesinin aslını zerre değiştirmediğini anlayacak, trüfün bok gibi koktuğunu, bacon yerine kayseri pastırması yemekte korkulacak bişey olmadığını, lahmacundan, müslüm'den, arabeskden hatta cam silmekten zevk alabileceğini görecek. Ah bir inse neler görecek, neler görecek..
Taşıdıkları alet öyle bir aletki "sadece bi telsiz işte" deyip geçersen sosyolojik bir trajediyide es geçmiş, gitmiş olursun. Oysa işe yarar meselelerden çok lililik liilililik sesi çıkarmakla enerjisini tüketen o siyah hantal alet, bir kuvvet ve güç gösterisi, bir sınıf atlama, bir yüksekten uçma cihazıdır, zaman makinesi de diyebiliriz hatta belki f16, abartmıyorum f16. (abartıyormuyum?)
En kötü ihtimalle mevkili kocasının, mevkili cinsel organının makineleştirilip eline verilmesidir, elde taşınan erkeklik organının verdiği güven gibisi olur mu? hemde erekte!
Naçizane övüneceği tek meziyeti; kurumun düğün salonu konseptli binalarında en şaşalı "börek yiyip gıdık düzelim" kermesleri yapmak ve en iyi platin sarılı röfle saça sahip olmaktan öte gidemeyen kadın, hemcinslerine; üst rütbeli kocasının at kadar telsiziyle gövde gösterisi yaparak meydan okur. Sahip olduğu tek şey telsiz olanlar heryeri olay mahalli olarak görürler. (tanıdığım her bilmem kaç kişiden bilmem kaçı bu lafın orjinal söylenişini status olarak kullanıyor)
Bu sadece durumun telsizleştirilmiş örneği. Daha bunun memur yaşamı dışına çıktıkça metamorfoz geçirmiş bin çeşit versiyonu sıralanabilir.
Şu bizim babayiğit telsiz zaman gelir kiminde ayfon olur, kiminde epıl dizüstü, kiminde ünlü bir sevgiliye dönüşür veya "haklısın"cı arkadaş çevresine. Lüks mekanlara kıç sokabilmek, sehpasının üstünde ikea kataloğu bulundurmak, adı elit kendi elit okulları bitirmek (yozgat bozok üni. okursan hiçsin mesela), afilli adlar taşıyan meslek sahibi olmak, afilli mesleği olan kanki sahibi olmak, "au blé concassé plus ou moins épicé" adındaki fransız çorbasını içmiş olmak (türkçesi tarhana), isveç soslu köfte aşermek, norveç usulü somon arzulamak, makarna soslu italyanca yaşamak, ameleler buraya da geldi argümanını sık sık kullanmak, falanıyla, fistanıyla memur karısının telsizden aldığı gücün birebir aynısını yayar bunlar bünyeye. Sahip olunan bir havalı etikete karşılık bir everest yüksekliğinde bakılır aynalara. iki etiket iki everest, üç etiket üç everest diye gider sonunda tek kendisinin farkedemediği bir diktatör, bir engizisyon, bir kuduz it olur çıkar tepemize, zirveye değil.
Ona göre; yani şu yukardaki zımbırtılardan en az birinin etkisine kapılıp yedi kat göt tabakasına yükselen insan için kendisi akıl almaz oranda zekidir. Onayından geçebilme basiretini gösterenler dışında kalanlar varya o kalanlar? hepsi salak, sığ, karaktersiz, gerizekalı bok böcekleridir!
Türkçeleri ve ağızları bozuk, anlattıkları yalan, muhabbetleri yavan, arkadaşları yalaka, aileleri eğitimsiz hiç oğlu hiçlerdir. Toplum o kadar cahil, o kadar geri kalmıştırki onların hezimetine baktıkça kendini dahada çok sever, kendisine tapar. Geceleri yatmadan önce dişlerini bir kez, egosunu 40 kez macunlar, uyumadan önce dört dörtlük pırlanta gibi beynine sarılır, ulaştığı engin noktaya nazar boncukları iğneler, dökülen salyaları inci taneleridir.
Ah o zavallı köylü güruhunun bütün bildikleri eksik, doğruları yanlış, yedikleri merdiven altı imalatı, giydikleri ucuz mahmutpaşa süprüntüsü, anneleri bakım bilmediği için çirkin birer hımbıl, babaları şarapçı ve alkolik, şarkıları ve hikayeleri ajite, filmleri dibine kadar arabesk, sanatları sanattan yoksun, çocukları müslümcü, hıyarcı, yemekleri lahmacun en iyi ihtimalle bulgur, kızları pencere önünün sakızlı yosmaları.
Sabah olunca sığır sürüleri gibi doluşurlar otobüslere, terleri o'nun köpeğinin sidiğinden beter kokar.
Yaz gelince sahilleri istila ederler, ülkesinde denize giremeyecek mi ayol!
Kahvaltıda bi bacon, bi trüf yemek yerine, tarhana çorbası içerler yağlı yağlı. (fransızca bilmiyorlar nasılsa)
Sadece misyoner pozisyonunda sevişirler, geniş beyaz donlar giyerler sidikli sidikli.
Erkeklerinden iyi hamal yapılır, kadınları güzel cam siler, hepsi bu.
............
Az inse o çıktığı tünekten kendisinin de donunun koktuğunu farkedecek. Arada misyoner gibi sevişmenin güzel olduğunu, tarhana çorbasının adının değişmesinin aslını zerre değiştirmediğini anlayacak, trüfün bok gibi koktuğunu, bacon yerine kayseri pastırması yemekte korkulacak bişey olmadığını, lahmacundan, müslüm'den, arabeskden hatta cam silmekten zevk alabileceğini görecek. Ah bir inse neler görecek, neler görecek..
Perşembe, Aralık 17, 2009
Tut şunun ucunu kaçıralım abi
Koloniler halinde tıklım tık yaşamanın tadı başkadır ha. Neredeyse sokağın yarısıyla aynı yatağı paylaşmış olabilirsin, buna rağmen kimse sana "onun bunun koynuna giriyor" demez, çünkü hepsi ile kan bağın vardır, nikah düşmez. Düğündü dernekti türlü sebeplerle yatıdan yatıya sektirir durursun.
Erkek kuzenlerinle koyun koyuna yatmanın en kötü sonucu gecenin bi yarısı kokuşmuş bir kaç ayağı dişlerinin arasından çıkarmaktan ibarettir, başka kötü sonuçlar alınması da mümkün de olmasın öyle bişey!
Birbirinden niyeti bozuk, şehrin ayak takımından bıçkın deliğanlılar oldukları halde bize hiç bir zaman kız insanı olarak bakmadılar, bizde onların cinsiyetlerinin ne olduğuyla pek ilgilenmedik. Ben ilgilenmedim ötekileri bilemem, uçkurları boynuna.
Fuat'ın söğüt ağacının ardına saklanıp, peşinden hiç ayrılmayan bana "gelmesene gız, bi kerede arkamdan gelme allaın tebelleş dangalağı" diye bağırarak yaptığı şeyin osbir olduğuna, yıllar sonra osbirin ne olduğunu öğrendikten sonra uyandım.
Köksal abimin "tombul tombul memeler zalım oy gelin zalım zalım zalım" türküsünü yeni yeni patlamış memelerime değilde, aşağıda böğüren ineğe söylediğini sanıp "dimi ne tombul memesi var hayvanceizin" demem gene o sebepten olmalı.
Ailenin sicili paslılarından halil abime, okul müdürünün 14 yaşında, enine boyuna on pasifik genişliğindeki hoşur kızını kaçırmamızda(!) kuzenliğin görev ve sorumluluklarındandı. Halil abi; balık ve kurbaa avlamaya gittiğimiz bir gece sazlıkta sabahlarken anlattı kız meselesini. Aralarında bi dünya yaş problemi var, kız iri yarı deve gibi ama küçük daha orta 2 de. Babası hem okul müdürü hemde arıcılık yapıyor, kızını kaçırdığımız günün akşamı bir milyon arı tarafından delik deşik edilme ihtimalimizi saklı tutuyoruz. Bütün kaba detayları konuşup "Yaşı küçük müçük toplar getiririz, babası müdürmüş, müsmüdürmüş ırgalamaz bünyeyi, aslan gibiyiz allaama" külhanbeyi andımızı içip verdik startı.
Bende yavaştan onlara benzemişim, havam kıyak "ayıpsın, ayarlarız ekibi, yaparız icabında dümenimizi işşşşş" gibi bir dil kullanıyorum. İşte tam o sıralarda kaybettim kişiliğimi, bulucam bulucam yakındır.
Bir iki gün geçti geçmedi, sokağın köşe başlarından kafalarımız göründü. Kızın gönlü olmuştu "ikindileyin gel beni al kocıcığım" diye haber salmıştı hatta, yangın ayşe mübarek. Şişman kadınların daha ateşli olduğunu söylerler. Plan basitti, palas pandıras dalacak alıp çıkacaktık. Ben yem olacaktım, kapıyı çalacak anneyi oyalayacaktım. Delta ekibi ise kızı torbaya dolduracaktı ama kız "kaçır beni aşkaaammm" diyenlerden olduğu için torbayı gerisin geri iptal ettik. Evleri civarın gıpta ile baktığımız lüks apartuman sitesindeydi. Hiç bir zaman sahip olamayacağımızı düşündüğümüz hayatı yaşadıklarına inanıyorduk, onlara kızgındık!! kızları kaçırılmayı hakediyordu!
Merdivenlerinden çıkarken "anaa buralarda bizimki gibi betondanmış" dedim, şaşırdım bayaa. Ekip arkamdan beni takip ediyordu. 6. kattaki evlerine geldim, bizim kapılarımıza tıpatıp benzeyen kapıyı inceledim, bi postada ona şaşırdım gözlerim belerdi. Kapıyı en az kızı kadar şişman olan annesi açtı " buyur kızım" dedi, o an kilitlendim. Teoride; erkek kuzenlere gözükara görünmek sevdasına gayet iş bitiren ben, kadının göğ göğ gözlerine bakıp dilimi nefes boruma kaçırdım.
Kadın "ne istiyon yıvrım konuşsana" diye sesini yükseltince, kapıyı kapatmasından korkup aşağıdakilere gelin yukarı diye işaret attım. Ortalık anında panayıra sevketti. Kadın evi anarşikler bastığını düşünüp avazı bastı, kız odasından düğüne gidecekmiş gibi şıkır şıkır fırladı, "kurban olurum anammm" diyerek anasına sarıldı, salak! Kuzenler bi kızı kucaklıyor, bi anayı. Ben kapının eşiğinde kenan ışık gibi elim çenemde durumun kıritiğini çıkarıyorum. Durduğum noktadan planın pek bi nanay olduğu, başından bir halta yaramadığı öyle net görünüyorduki tarif edemem. Gidip müdürün gözüne baka baka "kızınızı kaçıracıık" desek işimiz daha kolay olurdu.
Tam bunları düşünürken senaryoda olmayan doğaçlama sahneler gelişti; anne nerden icab ettiyse(!) küt diye bayıldı, komşular sesleri duyup patır patır geldi, bizimkiler durumu çaktırmamak için sanki bayılan kadına yardıma gelmişmişler gibi yapıp kadını sırtlayıp, sağlık ocağına götürmeye kalkıştılar. Fekat anne o kadar şişmandı ki iki kat indirip bi köşeye yığıldılar. Güya kızı kaçırmaya gelmiştik ama manzara anneyi kaçırdığımıza işaret ediyordu. Çekiştirilmekten koca kadının götü başıda dağılmıştı, müdür karısına bu yaptıklarımızı görse bir kovan arıyı boğazımızdan aşaa salardı, anlayacağın rezalet üstüne rezalet. En nihayetinde zararın neresinden dönülse kardır, dedik gıpta apartmanından tam gaz cızladık. Sonrasında olaylar hiç bitmedi fare dağ doğurdu, kimse elinden geleni ardına koymadı.
HALİL: bir kaç ay sonra kızı kaçırmayı başardı, evlendiler. kız şu an dahada şişman. (yazıyla "babaçko")
KUZEN 2: kazakistan'da bir petrol şirketinde çalışıyor, kazak kızıyla evlendi.
KUZEN 3: polis oldu, gaz bombalarıyla juggling yapmayı seviyor.
ARICI MÜDÜR: hala müdür
ARILAR: bal yapıyolar
BEN: buralardayım işte, selam
Erkek kuzenlerinle koyun koyuna yatmanın en kötü sonucu gecenin bi yarısı kokuşmuş bir kaç ayağı dişlerinin arasından çıkarmaktan ibarettir, başka kötü sonuçlar alınması da mümkün de olmasın öyle bişey!
Birbirinden niyeti bozuk, şehrin ayak takımından bıçkın deliğanlılar oldukları halde bize hiç bir zaman kız insanı olarak bakmadılar, bizde onların cinsiyetlerinin ne olduğuyla pek ilgilenmedik. Ben ilgilenmedim ötekileri bilemem, uçkurları boynuna.
Fuat'ın söğüt ağacının ardına saklanıp, peşinden hiç ayrılmayan bana "gelmesene gız, bi kerede arkamdan gelme allaın tebelleş dangalağı" diye bağırarak yaptığı şeyin osbir olduğuna, yıllar sonra osbirin ne olduğunu öğrendikten sonra uyandım.
Köksal abimin "tombul tombul memeler zalım oy gelin zalım zalım zalım" türküsünü yeni yeni patlamış memelerime değilde, aşağıda böğüren ineğe söylediğini sanıp "dimi ne tombul memesi var hayvanceizin" demem gene o sebepten olmalı.
Ailenin sicili paslılarından halil abime, okul müdürünün 14 yaşında, enine boyuna on pasifik genişliğindeki hoşur kızını kaçırmamızda(!) kuzenliğin görev ve sorumluluklarındandı. Halil abi; balık ve kurbaa avlamaya gittiğimiz bir gece sazlıkta sabahlarken anlattı kız meselesini. Aralarında bi dünya yaş problemi var, kız iri yarı deve gibi ama küçük daha orta 2 de. Babası hem okul müdürü hemde arıcılık yapıyor, kızını kaçırdığımız günün akşamı bir milyon arı tarafından delik deşik edilme ihtimalimizi saklı tutuyoruz. Bütün kaba detayları konuşup "Yaşı küçük müçük toplar getiririz, babası müdürmüş, müsmüdürmüş ırgalamaz bünyeyi, aslan gibiyiz allaama" külhanbeyi andımızı içip verdik startı.
Bende yavaştan onlara benzemişim, havam kıyak "ayıpsın, ayarlarız ekibi, yaparız icabında dümenimizi işşşşş" gibi bir dil kullanıyorum. İşte tam o sıralarda kaybettim kişiliğimi, bulucam bulucam yakındır.
Bir iki gün geçti geçmedi, sokağın köşe başlarından kafalarımız göründü. Kızın gönlü olmuştu "ikindileyin gel beni al kocıcığım" diye haber salmıştı hatta, yangın ayşe mübarek. Şişman kadınların daha ateşli olduğunu söylerler. Plan basitti, palas pandıras dalacak alıp çıkacaktık. Ben yem olacaktım, kapıyı çalacak anneyi oyalayacaktım. Delta ekibi ise kızı torbaya dolduracaktı ama kız "kaçır beni aşkaaammm" diyenlerden olduğu için torbayı gerisin geri iptal ettik. Evleri civarın gıpta ile baktığımız lüks apartuman sitesindeydi. Hiç bir zaman sahip olamayacağımızı düşündüğümüz hayatı yaşadıklarına inanıyorduk, onlara kızgındık!! kızları kaçırılmayı hakediyordu!
Merdivenlerinden çıkarken "anaa buralarda bizimki gibi betondanmış" dedim, şaşırdım bayaa. Ekip arkamdan beni takip ediyordu. 6. kattaki evlerine geldim, bizim kapılarımıza tıpatıp benzeyen kapıyı inceledim, bi postada ona şaşırdım gözlerim belerdi. Kapıyı en az kızı kadar şişman olan annesi açtı " buyur kızım" dedi, o an kilitlendim. Teoride; erkek kuzenlere gözükara görünmek sevdasına gayet iş bitiren ben, kadının göğ göğ gözlerine bakıp dilimi nefes boruma kaçırdım.
Kadın "ne istiyon yıvrım konuşsana" diye sesini yükseltince, kapıyı kapatmasından korkup aşağıdakilere gelin yukarı diye işaret attım. Ortalık anında panayıra sevketti. Kadın evi anarşikler bastığını düşünüp avazı bastı, kız odasından düğüne gidecekmiş gibi şıkır şıkır fırladı, "kurban olurum anammm" diyerek anasına sarıldı, salak! Kuzenler bi kızı kucaklıyor, bi anayı. Ben kapının eşiğinde kenan ışık gibi elim çenemde durumun kıritiğini çıkarıyorum. Durduğum noktadan planın pek bi nanay olduğu, başından bir halta yaramadığı öyle net görünüyorduki tarif edemem. Gidip müdürün gözüne baka baka "kızınızı kaçıracıık" desek işimiz daha kolay olurdu.
Tam bunları düşünürken senaryoda olmayan doğaçlama sahneler gelişti; anne nerden icab ettiyse(!) küt diye bayıldı, komşular sesleri duyup patır patır geldi, bizimkiler durumu çaktırmamak için sanki bayılan kadına yardıma gelmişmişler gibi yapıp kadını sırtlayıp, sağlık ocağına götürmeye kalkıştılar. Fekat anne o kadar şişmandı ki iki kat indirip bi köşeye yığıldılar. Güya kızı kaçırmaya gelmiştik ama manzara anneyi kaçırdığımıza işaret ediyordu. Çekiştirilmekten koca kadının götü başıda dağılmıştı, müdür karısına bu yaptıklarımızı görse bir kovan arıyı boğazımızdan aşaa salardı, anlayacağın rezalet üstüne rezalet. En nihayetinde zararın neresinden dönülse kardır, dedik gıpta apartmanından tam gaz cızladık. Sonrasında olaylar hiç bitmedi fare dağ doğurdu, kimse elinden geleni ardına koymadı.
HALİL: bir kaç ay sonra kızı kaçırmayı başardı, evlendiler. kız şu an dahada şişman. (yazıyla "babaçko")
KUZEN 2: kazakistan'da bir petrol şirketinde çalışıyor, kazak kızıyla evlendi.
KUZEN 3: polis oldu, gaz bombalarıyla juggling yapmayı seviyor.
ARICI MÜDÜR: hala müdür
ARILAR: bal yapıyolar
BEN: buralardayım işte, selam
Cuma, Aralık 11, 2009
Tamam gel cevabı söylüyorum
( neyin cevabı? şunun )Bloğum yavaş yavaş flash tv stüdyolarına benzemeye başladı. Bir tarafta dudaklardan fal bakanlar, öteki yanda "lan burada bacak var ne işim olur dudakla" diye aşağı postlarda kolbastı oynayanlar, bir tarafta "nenenin donu çalışmıyor" dizisi çekimleri ve en önemlisi benim büyük bir iftiharla sunduğum "her cevhere altın" yarışması.
(evet 12 numara fatih ürek'ti)
Yarışma istediğim gibi oldu, cevabı çok az kişi bildi bilen sayısının az olması iyimi, kötümü? tam anlayamadım. Duygusal git geller, meteorolojik iniş çıkışlar, hezeyanlar ve heyelanlar yaşadım. Bazen ellerimi oğuşturup zuhal topal'ın şen piliç şen şen dansını yaptım. Bazende " neden kimse 4 demiyor ya? onuda mı hipopotam götüne benzettiler yoksa?>£#$? hayır hayır buna dayanamıycam ağlıycam ya ağlıycam:SSssssssss" diye tutam tutam saç yoldum.
Herkes neredeyse 2 dedi bende boş durmadım günbe gün 2 numaralı kızdan nefret ettim, ettikçe bilgisayarda kayıtlı fotosuna bakıp "hıh hiçte bile" dedim, omuz attım kancığa. Çaktırmadan aynı pozu vermek için kırmızı ışıkta aynanın karşısına geçip "mummmmm, mommmmmm, uuuuu" adı verilen dudak büzme şekilleri yaptım. Altı üstü bir 50 kaat için şu çektiğim sifilliğe, zibilliğe baksana. Kendim ettim kendim buldum eyvah.
Bu arada bazı şer odakları da boş durmuyor! Blogunda sık sık blog yazarı kadınları diline dolayan dedikoducu pis şirret gossip ibraam noel babayı kıskandıracak bu mübarek çabama çamur atmakta gecikmemiş, perez hilton bozuntusu nalet herif.
Cevabın 4 olduğunu 5 kişi bildi. Bir tanesi ff'den buzcevheri. 2 şık seçenler arasında en çok finduilas'a içim gitti. Keşke son kararı doğru olsaydı. Şimdi bu bilenler arasında bir seçim yapmam lazım hepsini bir torbaya doldurup sallayım, tutup çekeyim tutup çekeyim dedim ama sanal sanal çekilmiyor. Mecburen anket yapacağım şimdide onların fotoları yarışsın bakalım, nasıl oluyomuş anlasınlar.
Oylama sonuçlandı, bugün birincilik cihad'la, bi dost arasında sürekli yer değiştirdi ama saat tam 8. de bitireceğimi söylemiştim, 8 olunca ps aldım, sonuç Bİ DOST 50 liralık ödülün sahibi oldu. Bi dost seninle görüşelim. ;) Ajda Pekkan'ın yaşıda 128'miş vay be hatuna bak hiç göstermiyor alla allaaa şaşılacak iş




Salı, Aralık 08, 2009
Bul beni al parayı
Çok param var benim. Yıllardır "adın ne senin" sorusuna bile cevap diye kullanmak istediğim mütebareke kesmüke bir cümledir. Ortada para yokken bile bu cümleyi kurmanın, züğürtlerin içindeki "zengin piç" husumetini giderici yanları olduğunu keşfetmiş, etiyopyalı bilimadamları. Ankara'da iken bir kere daha kurmuştum böyle bir cümle, bu ikinci kuruşum. Sanki moğol imparatorluğunu kurmuş gibi anlattığımı farkettin? Baştan itibaren garip ve nereye gideceği kestirilmeyen bir gelişi var, zaten bende geldiği gibi yazıyorum boşver. Dur bir kere daha kurayım oda osmanlı imparatorluğu olsun, çok param var benim. Hatta bi daha; çok param var benim, dur bir daha; çok param var benim, çok param var benim, çok çok çok çok.
Bu kadar; hem imparatorum hem para bende beyinsizliğinden sonra gerçeğe döneyim, param yok lan.. hatta bir daha; param yok lan, dur bir daha; param yok lan lan lan lan lan. Param olsa 90 lira elektirik faturası geldi diye bana kaşık düşmanı mimikleri yapan eniştemi ortadan kaldırmak için kiralık katil tutarım. Ev tutmam katil tutarım. Balık tutmam denizden eniştem çıksa yutarım. Ulan koskoca türkiye'ye sığamadım iyi mi?! Küçükken kovaladığım culuk cücükleri gibiyim, oradan oraya savrul, savrulurken de çenen hiç kapanmasın gulu gulu gulu gulu.
Ya geçelim bunları amannnnn başlıycam! sonra hele bi ara kahpe felek utansın yazısı yazarım, şimdi başka bişey için geldim buraya. Duyduğuma göre yeni yılda geliyormuş banada arkadaş söyledi, ben hala eylül'deyiz falan sanıyordum biraz alzaymırım üzerine afiyet. Yeni yıl için hediye vereceğim. Bana kalsa yemişim yeniyılını da, hediyesini de, ebesini de, dedesini de! Yemişim deyince keşke yenen bir hediye olsa mesela kutudan enişte çıksa, oturup yesek. Ama değil, kutudan 50 tl çıkacak, proğramıma "çok param var benim" türküsü ile başlama nedenim bu işte. Dilersen bu parayla yiyecek birşeyler alırsın. Samede geleyim aşağıdaki fotograf kolajı içinden bana ait dudakları bilirsen 50 parayı sana yollayacağım balım. Seninle birlikte başka bilen olursa uzun uzun kafamı kaşıyıp "haydaa şimdi nolacaktı napıcaktım" diye düşüneceğim ama eminimki bir yolunu bulurum, bulurum ben. Hile yapmak yok, kopya çekmek, tuvalete gitmek, arkadaşlarla fısıldaşmak yok. Cep telefonunu kapalı tut ve lütfen gaz çıkarayım deme kapalı ortamdayız.
3...2...1...start...

yalan değil ha gerçek para! bende pek bulunmadığı için hediyedenizi sitesinden yürütmeye çalışacağım, bakalım kısmet.
Bu kadar; hem imparatorum hem para bende beyinsizliğinden sonra gerçeğe döneyim, param yok lan.. hatta bir daha; param yok lan, dur bir daha; param yok lan lan lan lan lan. Param olsa 90 lira elektirik faturası geldi diye bana kaşık düşmanı mimikleri yapan eniştemi ortadan kaldırmak için kiralık katil tutarım. Ev tutmam katil tutarım. Balık tutmam denizden eniştem çıksa yutarım. Ulan koskoca türkiye'ye sığamadım iyi mi?! Küçükken kovaladığım culuk cücükleri gibiyim, oradan oraya savrul, savrulurken de çenen hiç kapanmasın gulu gulu gulu gulu.
Ya geçelim bunları amannnnn başlıycam! sonra hele bi ara kahpe felek utansın yazısı yazarım, şimdi başka bişey için geldim buraya. Duyduğuma göre yeni yılda geliyormuş banada arkadaş söyledi, ben hala eylül'deyiz falan sanıyordum biraz alzaymırım üzerine afiyet. Yeni yıl için hediye vereceğim. Bana kalsa yemişim yeniyılını da, hediyesini de, ebesini de, dedesini de! Yemişim deyince keşke yenen bir hediye olsa mesela kutudan enişte çıksa, oturup yesek. Ama değil, kutudan 50 tl çıkacak, proğramıma "çok param var benim" türküsü ile başlama nedenim bu işte. Dilersen bu parayla yiyecek birşeyler alırsın. Samede geleyim aşağıdaki fotograf kolajı içinden bana ait dudakları bilirsen 50 parayı sana yollayacağım balım. Seninle birlikte başka bilen olursa uzun uzun kafamı kaşıyıp "haydaa şimdi nolacaktı napıcaktım" diye düşüneceğim ama eminimki bir yolunu bulurum, bulurum ben. Hile yapmak yok, kopya çekmek, tuvalete gitmek, arkadaşlarla fısıldaşmak yok. Cep telefonunu kapalı tut ve lütfen gaz çıkarayım deme kapalı ortamdayız.
3...2...1...start...

yalan değil ha gerçek para! bende pek bulunmadığı için hediyedenizi sitesinden yürütmeye çalışacağım, bakalım kısmet.
Salı, Aralık 01, 2009
Kız kabusu "ilk gece" yakında sinemalarda
Gerdek gecesi; bir erkek için, ak gerdanlı yavuklusunun kıyılarına ayak basacağı, bayrak dikip "buralar kompile benim" diyeceği bir keşif gezisi iken, kız için; aynı anda antony hopkins, testere ve fredy'nin elinde parça pinçik olmaya sayılı günler kalması demektir.Bütün çocukluğumuz sıkı sıkı koruduğumuz cinsel dokunulmazlarımızın, örtülü düttürülerimizin başına gelecek kanlı sonun korkusuyla bezeli yüzlerce zifaf hikayesi dinleyerek geçer.
-gelin çektiği acıdan ve kan kaybından bayılmış. -bez temiz çıkmış, damat gelini döve döve öldürmüş -tam şey yapacakken kilitlenmişler, kilidi açmak için hoca götürdük ordan geliyoz. -damat yapamıyomuş.
-gelin kaçmış
Yaşın küçükse büyüklerin bu cümlelerde neden bahsettiğini anlaman imkansız, kendi kendine yorumlar getirirsin.
"neyi yapamıyolarmış ya? gelinden ne kanı gelmiş, niye gelmiş, adet mi görmüş? eee bez temiz diye gelin dövülür mü ne güzel işte temizmiş, hem ne bezi? kim kimi kilitlemiş? kilitleri açmak için çilingir çağırıyoz biz, hoca ne alaka?? noluyo orda anne yaaa!!!
Sonra sonra odalarda fısıldaşan ihtisaslı ablalar sayesinde gerdek gecesi dedikleri çok tehlikeli bir sendromdan haberdar olursun, içine ateş düşer, tüylerin dikenlerin kulaklarını çınlatır ve sende kendinin küçük kıyametini beklemeye başlarsın.
Bir gün o korkunç gerdekçi insanlar gelecek, sana beyaz, simli mimli bir kostüm giydirip davulla zurnayla kandıra kandıra götürecekler. Ailen de onlarla işbirliği yapacak, arkandan acımasızca el sallayıp timsah gözyaşları dökecekler. İçine beyaz, dantelli, tüllü heybetlimi heybetli bir yatak atılmış odaya tıkacaklar, elektirikli sandalyenin yatak süsü verilmişi.
Önüne baklava, kızarmış tavuk, su böreği gibi göz boyayıcı yemekler atacaklar "ye bunları bu gece nihtiyacın olacak hohohohohoho" diye gaddar gaddar gülecekler. Tabii kuru ekmek ve su verseler çakarız köfteyi, iyi niyetli olduklarını düşünmemizi istiyorlar. Oda; o güne kadar gördüğün en soğuk, en sahtekar, en tırsınççç odadır türlü türlü kumpaslara gebedir. Az sonra sana acı çektireceklerini, seni kanatacaklarını, temiz olup olmadığını sınayacaklarını, bezin temizse sen kirli, sen temizsen bezin kirli önermesini üzerinde önereceklerini biliyorsundur. O kara geceye kadar anlatılanlar, fısır fısır kulağına gelenler bu işlerin hep böyle olduğuna işaret etmişti. Başka türlüsünü anlattılar da biz mi duymadık!
Düğün ertesi fiskos toplaşmaları hep bu gecenin nasıl geçtiğinin öğrenilmeye çalışılması, tahminler yürütülmesi, oturuşmuş kodaman ablaların gerdek sırrına sadık kalarak minik ipuçları attırmasıyla geçmiştir. İçine dedektif kaçmış ekemiş teyzeler gelinin geçmiş ilişkilerinden gerdek performansını tahmin edip, "aha şuraya yazıyom yarın baba evine bırakırlar" kalıp cümlesini yine kullanır. Yerlere kucak kucağa oturmuş yüzü alın alı morun moru olmuş ergen kızlar "ben evlenmiycem, evlenirsem de asla şey yapmıycam" gibi iddialarla ortamı renklendirir. Gerdekle, zifafla, bezle, belekle işi olmayan tabu yıkıcı hoppa necla parmağıyla bakireliğini bozan ünlü mankeni çok takdir ettiğinden girer, kızların aşırı salak olduğundan çıkar.
Herkesin gerdekle ilgili az buçuk bir fikri vardır, ortak fikir gerdek gecesinin ızdıraplı, gergin, sinir bozucu, kah kanlı kah kansız bir meydan muharebesi olduğudur. Bir kız için hiç bir çekiciliği olmayan, öd sıvısının ihtiyaç fazlası üretildiği, namus baskısının beyazlar giydirilmiş halidir. Belki büyükleri kandırma, gönüllerini hoş tutma formaliteside diyebiliriz.
yazıyı okurken my dying bride dinlenmesi gerdekçiler tarafından önerilmiyor, ama ben öneriyorum onları sallayın.
Pazartesi, Kasım 23, 2009
Ne bitmez bayramlarınız varmış be!
Anlamadım ki nedir bu 15 günde bi bayram 15 günde bi bayram! Hiç bitmezmiş ya lan bayramımız, seyranımız, göbek havamız. Bir yıllığına şunları öteki yıllara ötelesekte ayşe tüter'den en leziz kurban kavurması tarifleri veremese gazeteler.
bir yılda:"bayramlık alışverişinde esnafın yüzü gülmedi" "kurban kesmesek olmaz mı yaşar hocam?" "eti fazla kaçırıp tankeri bozmayın" "arto'da koyun kesti" lagalugasına katlanmak zorunda kalmasak.
Tek bu bayramı değil hepsini hepsini tüm el öpmeli, alkış tutmalı, sloganlı, tantanalı bütün bu tüketim bayramlarını tepeden aşağı kötelemek istiyorum. Üzerinde bayram kutlanmayan bir ülke lazım bana.
Burada ben onun bunun evinde bölünerek çoğalan, büzüşerek dağılan parazitler gibi yaşamaya mahkum olayım, bayram demesin seyran demesin eniştem beni kovsun, tek arkadaşım türkçe'yi R harfinden ibaret sanan rus kız swedna olsun ama sen beni görme, sesimi duyma, bayramlık ağzını hiç kapama hiç ama emi imi hiç!
Nerden geldim istanbul'a demiş miydim önceden? Demiş olabilirim, sabah içime ne giydiğimi hatırlamıyorum ki daha önce ne dediğimi bileyim (içine ne giydin sorusu ne sıcacık bi sorudur ya, isterim ki insanlar birbirine günaydın yerine "selam pelin içine ne giydin? selam muhtar amca içine ne giydin? sorusunu sorsun, herkes birbirinin içini peşin peşin bilsin, bayramlar ertelensin bu soru yerleşsin) Madem istanbul'a kadar gelmişin a bağırsağı kör düğüm olasıcada apandistlerden gidesice niye biraz daha ilerleyip habur'dan çıkmadın! (o habur diil kapıkule, sesi gelir yüksekce bir yerden) Geldin buralarda iyice küçük besleme oldun, kemalettin tuğcu bile yazamaz bu yürek burkan hüzünlü hikayeni, çünkü öldü.
Bari bi işe yarasam fare yakalayıp ciğeri haketsem gocunmayacağım ama öyle değil. Kendime belirlediğim bir kaç metrelik bir alanda kafasından ne geçtiği anlaşılamayan psikopat şerın sıtone şeklinde oturuyorum. Yok bee bacağını aralayıp arasındaki malzemeleri gösterdiği sandalye sahnesi gibi değil, bi sonraki sahneleri düşün öyle bi oturuş. Hoş hatun filmde pek de oturuyor sayılmaz, yatarken oturulamıyor ergonomik olarak. Yazımda ki ani gelişmeye bak! konu şerın stona gelince içine ne giydin sorusu otomatikman "içine ne giymedin" sorusuna evrildi. Bir de maymundan gelmedik derler.
Şerın sıton kadar olsam yine şikayet etmem, en azından kızın bir sürü geleni gideni vardı, yatağı yani evi dolup dolup boşalıyordu. Bense biraz daha yalnızlaşsam odaya bir küçük tüp atıp üzerinde çay fokurdatacak, elinde kehribar tesbih, dilinde "gurbet ellerine düştüm düşeli" türküsü volta atacak kıvamı bulmuş olacağım. Neyseki şimdilik elimde tesbih yerine bakkal burak var, günübirlik çekiyorum. O'nu bi 20 post önce yazmış olabilirim yada geçen gün yazmışımdır hatırlamıyorum, sabah içime ne giydiğimi bile....
Burak bana aşk-ı ilan yapan bakkal çocuk, hani beni ağzından alevler saçan market buzdolabı buzzilla'nın elinden kurtaran. O gün bugün büyükçekmece kazan, burak kepçe, ben kazanda kalan son köfte kaçışıp gidiyoruz. Bakkalına adımımı atmadığım gibi bahce duvarlarından, çatılardan, logarlardan güzergahlar keşfedip evin yolunu buluyorum.
Kaçan kovalanır deyimini önceden bilerek suistimal ederdim. Aslında kaçmak istemezde kaçıyormuş ayağı yapar, bir nevi kız evi naz evi gelenek ve göreneğimizi sürdürürdüm bilinçli bir anadolu kızı olarak. Biz böyle gördük; canın istesede istemiyomuş gibi yap, aşıksan değilmiş gibi yap, acıktıysan tokmuş gibi yap, uyanıksan uyur gibi yap. Bu sefer kendim için yapmadıysam namert olayım burak'tan kaça kaça conta eskitip, balata sıyırdım. Fekat arkadaş truva'yı ele geçirmekte kararlı, son gördüğümde tahta at imarındaydı burakisis teodorakis.
Arada aklım gidip geliyor, sevilmek iyi birşey olabilir diyorum kendime. Gelsin sevsin çocuk yazıktır değme gönlüne, sever sever gider belki arada serenat falan yapar, yapamaz ama yapar gibi yapar diyorum. Sonra aklım geliyor git git git diyorum, ne sevilmesi ne yakalanması diyorum, kaçmaya devam diyorum (ilham, repci vicdan )
bir yılda:"bayramlık alışverişinde esnafın yüzü gülmedi" "kurban kesmesek olmaz mı yaşar hocam?" "eti fazla kaçırıp tankeri bozmayın" "arto'da koyun kesti" lagalugasına katlanmak zorunda kalmasak.
Tek bu bayramı değil hepsini hepsini tüm el öpmeli, alkış tutmalı, sloganlı, tantanalı bütün bu tüketim bayramlarını tepeden aşağı kötelemek istiyorum. Üzerinde bayram kutlanmayan bir ülke lazım bana.
Burada ben onun bunun evinde bölünerek çoğalan, büzüşerek dağılan parazitler gibi yaşamaya mahkum olayım, bayram demesin seyran demesin eniştem beni kovsun, tek arkadaşım türkçe'yi R harfinden ibaret sanan rus kız swedna olsun ama sen beni görme, sesimi duyma, bayramlık ağzını hiç kapama hiç ama emi imi hiç!
Nerden geldim istanbul'a demiş miydim önceden? Demiş olabilirim, sabah içime ne giydiğimi hatırlamıyorum ki daha önce ne dediğimi bileyim (içine ne giydin sorusu ne sıcacık bi sorudur ya, isterim ki insanlar birbirine günaydın yerine "selam pelin içine ne giydin? selam muhtar amca içine ne giydin? sorusunu sorsun, herkes birbirinin içini peşin peşin bilsin, bayramlar ertelensin bu soru yerleşsin) Madem istanbul'a kadar gelmişin a bağırsağı kör düğüm olasıcada apandistlerden gidesice niye biraz daha ilerleyip habur'dan çıkmadın! (o habur diil kapıkule, sesi gelir yüksekce bir yerden) Geldin buralarda iyice küçük besleme oldun, kemalettin tuğcu bile yazamaz bu yürek burkan hüzünlü hikayeni, çünkü öldü.
Bari bi işe yarasam fare yakalayıp ciğeri haketsem gocunmayacağım ama öyle değil. Kendime belirlediğim bir kaç metrelik bir alanda kafasından ne geçtiği anlaşılamayan psikopat şerın sıtone şeklinde oturuyorum. Yok bee bacağını aralayıp arasındaki malzemeleri gösterdiği sandalye sahnesi gibi değil, bi sonraki sahneleri düşün öyle bi oturuş. Hoş hatun filmde pek de oturuyor sayılmaz, yatarken oturulamıyor ergonomik olarak. Yazımda ki ani gelişmeye bak! konu şerın stona gelince içine ne giydin sorusu otomatikman "içine ne giymedin" sorusuna evrildi. Bir de maymundan gelmedik derler.
Şerın sıton kadar olsam yine şikayet etmem, en azından kızın bir sürü geleni gideni vardı, yatağı yani evi dolup dolup boşalıyordu. Bense biraz daha yalnızlaşsam odaya bir küçük tüp atıp üzerinde çay fokurdatacak, elinde kehribar tesbih, dilinde "gurbet ellerine düştüm düşeli" türküsü volta atacak kıvamı bulmuş olacağım. Neyseki şimdilik elimde tesbih yerine bakkal burak var, günübirlik çekiyorum. O'nu bi 20 post önce yazmış olabilirim yada geçen gün yazmışımdır hatırlamıyorum, sabah içime ne giydiğimi bile....
Burak bana aşk-ı ilan yapan bakkal çocuk, hani beni ağzından alevler saçan market buzdolabı buzzilla'nın elinden kurtaran. O gün bugün büyükçekmece kazan, burak kepçe, ben kazanda kalan son köfte kaçışıp gidiyoruz. Bakkalına adımımı atmadığım gibi bahce duvarlarından, çatılardan, logarlardan güzergahlar keşfedip evin yolunu buluyorum.
Kaçan kovalanır deyimini önceden bilerek suistimal ederdim. Aslında kaçmak istemezde kaçıyormuş ayağı yapar, bir nevi kız evi naz evi gelenek ve göreneğimizi sürdürürdüm bilinçli bir anadolu kızı olarak. Biz böyle gördük; canın istesede istemiyomuş gibi yap, aşıksan değilmiş gibi yap, acıktıysan tokmuş gibi yap, uyanıksan uyur gibi yap. Bu sefer kendim için yapmadıysam namert olayım burak'tan kaça kaça conta eskitip, balata sıyırdım. Fekat arkadaş truva'yı ele geçirmekte kararlı, son gördüğümde tahta at imarındaydı burakisis teodorakis.
Arada aklım gidip geliyor, sevilmek iyi birşey olabilir diyorum kendime. Gelsin sevsin çocuk yazıktır değme gönlüne, sever sever gider belki arada serenat falan yapar, yapamaz ama yapar gibi yapar diyorum. Sonra aklım geliyor git git git diyorum, ne sevilmesi ne yakalanması diyorum, kaçmaya devam diyorum (ilham, repci vicdan )
Çarşamba, Kasım 18, 2009
Ayaklarımın imajını amcama borçluyum
Olacaksan amerika'da ünlü olacaksın, kurumuş camış tezeği olsan bile ünlü olma şansın var.Mesela orada havada uçabilsen ve şahitlerin olsa bu sayede saatte 300 bin dolar kazanıp 300 bin hayran toplayabilirsin, o zaman sahiden havada uçmuş olursun işte.
Ünlülüğün cıvığını çıkarmakta, o cıvıktan bir kaç cıvık daha çıkarmakta, şanslı pisliğin ayak izini, saç telini, kıl dönmesini bile paketleyip satmakta üstlerine millet tanımam. Ünlü kişisinin vücut atıklarına gösterdikleri ilgi; 1400 yıldır peygamber ayağının izinin tozunu türbe türbe gezdiren, elim yüzüm sürdüren, döşüm bağrım yırttıran müslümanlardan kat kat fazla.
16 yaşında 5 tane malikanesi, 45 tane arabası olmuş ünlü bir amerikalı yıldıza soruyorlar
-kıyafetlerini nasıl seçersin?
-ıımm yieaa hiç bir giysimi kendim seçmem, giymem, ellemem donumu bile kostümcüm giydirir
-nasıl beslenirsin?
-yiyeceklerimi beslenme uzmanım seçer getirir, pişirir yedirir
-saçınız ne yumuşak
-güzellik danışmanım culi ile tanışın, hay culi
-pis bişey koktu
-hela danışmanım altımdan alıyor
İşte bu sebeplerden ama en çokta hela danışmanı nasıl bir meslek onu keşfetmek amacıyla holyvıd'dan teklif bekliyorum. Teklif gelmedikçe de şurdan şuraya ünlü olmam onu söyleyim.
İnkarcılardan olmamak lazım çarpılırım, evet ya benimde imaj danışmanlarım oldu, olmamı.
Ayakkabı seçimimi moda anlayışıyla göz dolduran emmim Lâmen yapardı (yazılışı numan okunuşu lâmen) Ünlü alışveriş merkezi ankara saman pazarı, paris'ce söylenişiyle " Lö Anqyra Sammhan Bazaar" en gözde mekanıydı. Ürettiği hot kötür, kap götür ayakkabılarla dünya çapında isim yapmış "ayaggabıcı münür" favori dükkanıydı.
Amcam ayakkabı ihtiyacımız olduğunu söylememizden çok değil 6 ay sonra münür nurettin selçuk abiye gider, inşaat küreği kullanarak doldurduğu bir çuval ayakkabıyı alır gelir "karabaşın gızları size ne fiyakalı papuçlar aldım giyinde bi bakiim" diye bizi başına toplardı.
O torbadan at nalı bile çıksa şaşırmayacak hatta belkide "nal çıktı oh çok şükür" diye sevinecek gerekirse ayağına çivileyecek bezgin birer kısrak gibi kişneye kişneye yanına varırdık. Karşılaşacağımız torba manzaralı ayakkabı tepeciklerine dejavunun dejavusu adını vermiştik. Torbadan istisnasız; emekli memur ayakkabısına benzeyen, sen ne güzel ayakkabısın samsun canik dedirten, üstü altın sarısı pirinç tokalı, cüneyt arkın'ın bir tepikte 70 bizans'lıyı uzay zaman boşluğuna yollayan ayakkabılarını anımsatan, üzerinden kum fırtınası geçmiş kilolarca 2. el ayakkabı çıkardı, saolsun.
Masus; seçiyormuş gibi, beğeniyormuş gibi, ayağımıza deniyormuş gibi, sevinip sırıtıyormuş gibi, gibi gibi gibi gibi yapıp ayakkabıları alır eve, diğer ötekilerinin yanına koyardık.
Beğenmedik bunları, bacağımızı ayırsan giymeyiz desek, orada üzerlerine benzin döker yakar (bu kısmı ben ve yandaşlarım ayak birliğiyle destekliyorduk) lakin benzinle yüreği ferahlamayacağı için gider babama bir ton laf sayar;
"aman işte senin gızların bulmuşta bunuyor, ben teeee gittim münür'ün dükkandan en galiteli en galifiyeli ayakkabıları aldım, bi teyliz gayme saydım yollarda belim sırtımdan ayrıldı, kan ter içinde getirdimde zıbıklıların beğenmedi! puuu senin babalığına, zaten senin gibi gavatın, puştun kızı nası olacakya, molacakya, şöylede, böylede" diye babamı üretilmiş en hasar verici nükleer bomba haline getirebilirdi.
Sevgili pek nükleer bıbıcığım; koordinatları ayarlanır ayarlanmaz rampasından fırlar üzerimize doğru hızla yol alır, tek kelime konuşmadan önce biyolojik ve organik küfürlerle hedeflerine dalar, yakıt olarak karbonhidratlı bişeyler yüklendiyse üzerinde taşıdığı metallerle kafa göz uçurur, imha gücü çok fazlaysa da tam ayakkabıların yakıldığı küllükte üzerimize kendini döker yakar, yakabilir, yapabilirdi.
Görüldüğü gibi ayakkabı konusunda hiç sıkıntı çekmedim, her zaman etrafımda ayaklarımın güzelliğini düşünen, onları daha çekici hale getirmek için çalışıp çabalayan bir çok vefalı, fedakar, zevkli, moda anlayışı corcio della piana ya denk düşen danışmanlarım oldu, şükranlarımı sunuyorum tanrı sizi korusun.
Pazartesi, Kasım 16, 2009
Kirpiklerimden düşürdüm seni
Aşkların sonunda hep bir adet giden olur ya sevgili? Zaten kalsaydı aşk demezlerdi ona, başka bir çok isim verilirdi de asla aşk denmezdi. Çünkü aşk hasrete aittir vuslata değil.
Giderken de arkadaş kalınıp gidilmez ama, hem kalınıp hem gidilemez. Giden; omuzlarının üstünden dahi bakmadan ağırlığınca azapla gitmeli ki bu bilindik ve hiç bitemeyişli hikayenin adı daimi aşk kalabilsin.
Hem dilsiz ve sağır, hem arş kadar uzak, bir ölüm griliğinde gitmeli ki o giden; ardından ne beddua ne yakarışlar varabilsin.
Yok yok gitmemiştir deme ha! illaki gitmiştir, şakasına değil gider bilirim..
Kah; kapıyı sertçe kavrayıp bu sana kapak olsun, benim gibisini zor bulursun diyen pop şarkıcıları gibi ucuz nakaratları yüzüne çarparak gitmiştir.
Kah; beşik cibinliğinden beri gelinlik düşleyen bir genç kızı almıştır kollarına, düğün davetiyesi yerine dudağının kenarından alaycı gülümseme yollar sana. “düğününe beklememektedir”
Kah; kendini ölümsüz sanan diğer herkes gibi büyük büyük yeminleri dilsiz ve kemiksiz bir bebek gibi kucağına atıp, ölüp gitmiştir. Şakasına değil ha! sahiden gitmiştir.
Siyanür; eskinin krallıklarında yüzükte saklanır son nefeste içilirmiş bir yudumcuk. Ben siyanüre hiç ihtiyaç hissetmedim, giderken kirpiğimde bıraktığın bir zerre sen zehirinden beri.
Buralarda sevgiliyle hayaller kurarlarmış; pembe panjurlu evlerden bahsediyor binlercesi...Çocukları olacakmış adına aşkımızın meyvesi diyecekleri, boy boy...Birde köpekleri olacakmış mümkünse beyaz, tüylü tüylü... Birlikte tatile gidecek, kollarını açıp havaya zıpladıkları fotoğrafları olacakmış, yüzlerce...Hey! aşk’ın mirac’ında sidretül münteha’ya varan sevgili! Biz ikimiz niye hep protez bacak hayali kurardık? Bir parça metal, bir tutam plastik, üç beşte vida aşkımızın meyvesi olacaktı. Delik deşik olmuş kolların için serum lastiği almayacaktık bir daha. Alırsak da lastikten kestiği halkalarla çiçekli oyalar ören annene verecektik. Korkmayacaktık ayak seslerinden, kendimize ses çıkaran ayakkabılar alıp uykulu bir apartmanın merdivenlerinden koşarak inecektik, bacağına pembe panjur takılır takılmaz…Gece koynuna çocuğu gibi yatırdığı, öpüp kokladığı silahını köprü altında topuğumuza sıkanlara gidecektik “bakın gerçek bacaklarımız yok ama sımsıkı kollarımız var” diye bağıracaktık. Fotografımız, bin yıldır mermi gibi sabit amaçlı kalan hafızalarında yer edecekti. Şakasına değil ha! sahiden yapacaktık.
Kirpiklerimi öpeceğin için katran sürmemi sevmezdin ya...Bana sormadan gittin diye bütün kirpiklerimi yolup attım. Ve o günden sonra sana sormadan hep ama hep katranlara battım.
Buralarda aşktan bahsetmeyene taştan bahsediliyor sevgili “kalbin taştan senin” demek moda şimdi. Kimbilir belkide taşdır, binbirgece oldu bakmadım ki. Hem taş olsa ne olur olmasa ne? Sağ kolumu sen diye sol kolumla sarıp sarmaladığımı bilseler, seni küp küp parçalara bölüp şurama senden bir tac mahal inşa ettiğimi bilseler ve tac mahal'in taştan yapıldığını bilseler, taşa kötü derler miydi?
Salı, Kasım 10, 2009
Kafama üşüşüyorlar
Blogspot gelenek ve göreneklerine göre bu yazıya şu aşağıdaki başlıklardan biri münasiptir. Yukardakini beğenmezsen al bunlardan. "ortaya karışık, kısa kısa, ordan burdan, şurdan şordan, her telden, yandan yandan"
*Beceremiyorlar: iç çamaşırlarının heleki ucuz çamaşırların kenar dantellerini iyi öremiyorlar, bi giymeyle söküle söküle gidiyor, kafama gözüme dolanıyor, bazen parmağıma dolayıp belimin altından evire çevire bende söküyorum, eğlenceli olabiliyor. Birgün olurda elimde bir tutam ip görürsen bil ki donumdan topladım.
Destekli sütyen kaldırgaçlarını adam akıllı mökkemliyemiyorlar, C şeklindeki iki metal bir kaç yıkamada ana gövdeden ayrılıp tek başına yoluna devam ediyor (mökkem nedir söylemeyeceğim) Her kadının "sütyen teli kolleksiyonumu göstereyim mi?" demesine yetecek kadar teli var.
Külotlu çorapların bacak boyu galiba sezen aksu düşünülerek yapılıyor, daha belime kadar çıkan çorap giyemedim, hep yarım hep yarımım. En büyük endişem sokakta kayıp düştüğümde altımda yukarı çekilmemiş gibi görünen külotlu çorap olması.
*Aşkımdiyemiyorlar: Cep telefonlarında sevgili genelde aşkım diye kaydedilir. Genelleme yapmayım istisnaya kurban, abim yengemi "ev 2" diye kaydetmiş, yengemde abimi "eczane" diye.
*Adamkandırıyorlar: Sizinle; anasının memesini arayan buzağa gibi böğüre böğüre, salyalar fışkırta fışkırta kavga eden biri o sırada çalan telefona sesini incelterek bakıyor "ifinim, bıyrın, binim" Karşıdaki düşünüyor ki " ne kibar insan, ne şahane bir ses" Yalannn gerçekleri bilmiyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, o ince sesin sahibi bir hayvan, bir malak!
*Tuvaleteosuruyorlar: Yabancı olduğumuz bir evin tuvaletine girince, vücudumuzdan çıkardığımız şeylerin sesli oldukları gerçeği ile yüzleşiriz. Bu gerçeği içerdeki yabancılar asla duymamalı! İstenmeyen sesleri kamufle etmek için dede yadigarı hareketleri tekrarlarız: önce musluğu açıp ortama su efekti kat, sonra orada duran muhtemelen kırmızı tuvalet tasını doldurup doldurup boşalt, tası rastgele fayansa vur, öksür, hapşır, 3 dakikada bir sifonu çek. Sana ait sesler doğanın ezgilerine karışıp gitsin.
*Herşeyikonuşmuyorlar: Kendimle konuşurken kendime dedimki "ya konuşulmadık bişey kalmadı insanoğlu konuşma kaynaklarını tüketti, malesef bitti herşey, ölelim daa iyi" karamsarlık kapladı içimi gözlerimde hüzün perileri, kanatlarımda yağmur taneleri google açıp konuşulmamış bişey kaldı mı onu aramaya başladım, ve buldum! daha doğrusu bulamadığım için konuşulmamış olduğunu buldum. Konuşulmamış bişey buldum lan! Ama ne olduğunu söylemeyeceğim o konuşulmadan kalacak, ellettirmeyeceğim!
*Çekmecedesaklıyorlar: Çorapdan bahsedince burnum sızladı, psişik bir özelliğimi gün yüzüne çıkaracağım. Yeni aldığım pahalı bir çorap ilk giymede kaçarsa hemen atmaya kıyamıyorum "tatlı kaçıklar" adını vermediğim, her hangi bir adı olmasına gerek görmediğim (çekmeceye isim verene deli derler) bi çekmecem var oraya koyup bir hafta orada eskitiyorum, bir nevi turşusunu kuruyorum. Ara sıra içime ateş düşüyor duygu dolu ellerle sırlı çekmecemi açıyor "bi giymede kaçtı yaaıı" diyip kapatıyorum, yaslarını tutuyorum. Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
*Benziyorlar: Ketçap ve mayonezin sıkarken çıkardıkları ses ishale benziyor. Kavunun tabakta bıraktığı mılcık şey sperme benziyor. Avucumun içi eski sevgilime benziyor.
*Poşetseviyorlar: Her ortahalli türk evinde bulunur; poşetinden çıkarılmadan iki koltuğun arasına konmuş yer yer bazı bölgelerimizde ise duvara yan şekilde monte edilmiş kırmızı kadife gül demeti, içine poşet tepildikçe şişmanlayan, poşet çekildikçe zayıflayan bezden bir bebek, balkondaki çiviye asılmış içi mandal yada kuru sebze dolu migros poşeti, mutfak kapısının arkasında asılı içi ekmek dolu ekmek poşeti.
*Güyageziyorlar. Her kanalda bir tane "karış karış anadolu" konseptli proğram var. Proğramın fon müziği kati surette"yürü yavrum yürü fistanını sürü, şimdide geçti burdaan konyalının biri" melodisi ve türevleri olmalı. Proğram sunucusu 30 yaşlarındaki abimiz 3 dakikada bir espiri sandığı şeyi patlatmak zorunda, sesçilerde gülme efekti, aksi şekilde "zevzek zevzek anadolu" olmuş olmaz. Sunucunun; eline tutuşturulan gözleme, bazlama gibi yiyecekleri, adı muhtemelen emrah olan kameramanın ağzına sokması beraberinde bi dünyada laf sokması ise konseptin bir diğer parçası.
*her kızın göz kalemiyle bıyık-kaş çizilip tespih salladığı bi fotosu var.
*büyüyünce ne olacaksın? sorusuna bi altı ay "iç mühendis" dedim.
*gelmiş geçmiş en sempatik hap ismi "ertesi gün hapı"
*dün gördüğüm filipinli kadına ilk sorum "siz kuluçkadaki ördek yumurtalarını mı yiyorsunuz?
*okuduğum kitap, yandaki komşu çocuğunun 8. sınıf fen kitabı.
*Malın gözü ile konuştuk
*bırt
*Beceremiyorlar: iç çamaşırlarının heleki ucuz çamaşırların kenar dantellerini iyi öremiyorlar, bi giymeyle söküle söküle gidiyor, kafama gözüme dolanıyor, bazen parmağıma dolayıp belimin altından evire çevire bende söküyorum, eğlenceli olabiliyor. Birgün olurda elimde bir tutam ip görürsen bil ki donumdan topladım.
Destekli sütyen kaldırgaçlarını adam akıllı mökkemliyemiyorlar, C şeklindeki iki metal bir kaç yıkamada ana gövdeden ayrılıp tek başına yoluna devam ediyor (mökkem nedir söylemeyeceğim) Her kadının "sütyen teli kolleksiyonumu göstereyim mi?" demesine yetecek kadar teli var.
Külotlu çorapların bacak boyu galiba sezen aksu düşünülerek yapılıyor, daha belime kadar çıkan çorap giyemedim, hep yarım hep yarımım. En büyük endişem sokakta kayıp düştüğümde altımda yukarı çekilmemiş gibi görünen külotlu çorap olması.
*Aşkımdiyemiyorlar: Cep telefonlarında sevgili genelde aşkım diye kaydedilir. Genelleme yapmayım istisnaya kurban, abim yengemi "ev 2" diye kaydetmiş, yengemde abimi "eczane" diye.
*Adamkandırıyorlar: Sizinle; anasının memesini arayan buzağa gibi böğüre böğüre, salyalar fışkırta fışkırta kavga eden biri o sırada çalan telefona sesini incelterek bakıyor "ifinim, bıyrın, binim" Karşıdaki düşünüyor ki " ne kibar insan, ne şahane bir ses" Yalannn gerçekleri bilmiyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, o ince sesin sahibi bir hayvan, bir malak!
*Tuvaleteosuruyorlar: Yabancı olduğumuz bir evin tuvaletine girince, vücudumuzdan çıkardığımız şeylerin sesli oldukları gerçeği ile yüzleşiriz. Bu gerçeği içerdeki yabancılar asla duymamalı! İstenmeyen sesleri kamufle etmek için dede yadigarı hareketleri tekrarlarız: önce musluğu açıp ortama su efekti kat, sonra orada duran muhtemelen kırmızı tuvalet tasını doldurup doldurup boşalt, tası rastgele fayansa vur, öksür, hapşır, 3 dakikada bir sifonu çek. Sana ait sesler doğanın ezgilerine karışıp gitsin.
*Herşeyikonuşmuyorlar: Kendimle konuşurken kendime dedimki "ya konuşulmadık bişey kalmadı insanoğlu konuşma kaynaklarını tüketti, malesef bitti herşey, ölelim daa iyi" karamsarlık kapladı içimi gözlerimde hüzün perileri, kanatlarımda yağmur taneleri google açıp konuşulmamış bişey kaldı mı onu aramaya başladım, ve buldum! daha doğrusu bulamadığım için konuşulmamış olduğunu buldum. Konuşulmamış bişey buldum lan! Ama ne olduğunu söylemeyeceğim o konuşulmadan kalacak, ellettirmeyeceğim!
*Çekmecedesaklıyorlar: Çorapdan bahsedince burnum sızladı, psişik bir özelliğimi gün yüzüne çıkaracağım. Yeni aldığım pahalı bir çorap ilk giymede kaçarsa hemen atmaya kıyamıyorum "tatlı kaçıklar" adını vermediğim, her hangi bir adı olmasına gerek görmediğim (çekmeceye isim verene deli derler) bi çekmecem var oraya koyup bir hafta orada eskitiyorum, bir nevi turşusunu kuruyorum. Ara sıra içime ateş düşüyor duygu dolu ellerle sırlı çekmecemi açıyor "bi giymede kaçtı yaaıı" diyip kapatıyorum, yaslarını tutuyorum. Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
*Benziyorlar: Ketçap ve mayonezin sıkarken çıkardıkları ses ishale benziyor. Kavunun tabakta bıraktığı mılcık şey sperme benziyor. Avucumun içi eski sevgilime benziyor.
*Poşetseviyorlar: Her ortahalli türk evinde bulunur; poşetinden çıkarılmadan iki koltuğun arasına konmuş yer yer bazı bölgelerimizde ise duvara yan şekilde monte edilmiş kırmızı kadife gül demeti, içine poşet tepildikçe şişmanlayan, poşet çekildikçe zayıflayan bezden bir bebek, balkondaki çiviye asılmış içi mandal yada kuru sebze dolu migros poşeti, mutfak kapısının arkasında asılı içi ekmek dolu ekmek poşeti.
*Güyageziyorlar. Her kanalda bir tane "karış karış anadolu" konseptli proğram var. Proğramın fon müziği kati surette"yürü yavrum yürü fistanını sürü, şimdide geçti burdaan konyalının biri" melodisi ve türevleri olmalı. Proğram sunucusu 30 yaşlarındaki abimiz 3 dakikada bir espiri sandığı şeyi patlatmak zorunda, sesçilerde gülme efekti, aksi şekilde "zevzek zevzek anadolu" olmuş olmaz. Sunucunun; eline tutuşturulan gözleme, bazlama gibi yiyecekleri, adı muhtemelen emrah olan kameramanın ağzına sokması beraberinde bi dünyada laf sokması ise konseptin bir diğer parçası.
*her kızın göz kalemiyle bıyık-kaş çizilip tespih salladığı bi fotosu var.
*büyüyünce ne olacaksın? sorusuna bi altı ay "iç mühendis" dedim.
*gelmiş geçmiş en sempatik hap ismi "ertesi gün hapı"
*dün gördüğüm filipinli kadına ilk sorum "siz kuluçkadaki ördek yumurtalarını mı yiyorsunuz?
*okuduğum kitap, yandaki komşu çocuğunun 8. sınıf fen kitabı.
*Malın gözü ile konuştuk
*bırt
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." f...
-
Aynaların düşkünü sinirli olur kış günü.Kasım ayı, bak adı üstünde " ayı " manikürlü pençelerimdeki pembe ayının ortaya çıkma...
-
Çıktı o çıktı. Bugünden itibaren (çarşamba gününden) tüm İnkılap Kitabevi mağazalarında, D&R, İdefix, Kitap yurdu kısacası tü...

