Kim sildi bu yazıyı lan?!! Geri atıyorum bir daha silmez misiniz lütfen? teşekkürleeeer
Annem durmaksızın bir yerlere su döküyor. Lavaboya, tuvalete, balkona, çaydanlığa, sardunyaya sonra yeniden lavaboya, tuvalete..Gece 3'de bir uyanıyorum annem ve su yine büyük bir aşkla şapırdıyorlar. Senelerdir böyle. "siminya kalk gayri yavrum, çay kayna kayna acıdı" diye sesleniyor. Bu cümle bazen oluyor ohh iyiki annem var bazende off yine mi aynı sabaha uyandım duygusu veriyor. Kıvır kıvır olan saçlarım gece boyunca birbirine deli gibi sarmalanmış, zeka küpü gibi çözülmeyi bekliyor. Bazı sabahlar saçlarımı beni boğazlarken yakaladığım oluyor. Toplayarak yatıp gece uyanırsam uyku sersemi halimle başımda siyah bir lağam faresi oturduğunu sanıp paniğe kapılıyorum sonra "haa saçım bu lan" diyip vurup kafayı yatıyorum. Yüzümü yıkarken asla aynaya bakmıyorum. Sanki orada göreceğim kişi dün yatarken bıraktığım kişi olmayacak sandığımdan. Bazen kaçamak bakışlar atıyorum eğer hala kendimsem cesaretim geliyor ve tamamıma bakabiliyorum. Bu ender oluyor ama. Yani cesaret. Yer sofrası hazırlıyor annem. Komşular aldı diye masa aldırmıştı ablam. O gün bu gündür üzerinde çirkin bir vazo, içinde tozlanmış yapma çiçeklerle büyük yer işgal ediyor. Sadece yabancılara gösterdiğimiz maskelerimizden biri olarak, o yabancıların geleceği günü bekliyor.
Sofrada garip bir kahvaltı düzeni. Asla birbirinin aynı olmayan ecüş bücüş kaplarda içine ekmek kırıntıları dökülmüş, sıvıları kenarlara bulaşmış zeytin, şeker ve reçeller. Koparılarak bölünmüş ekmekler. Tüm tüm konmuş sebzeler. Eksik olan çok şeyler. Bir ara televizyon dizilerindeki gibi olalım deyip kahvaltı seti almıştık üç gün sürdüremedik, çok yorulduk. Ablam evlendiği yıl ayrı kaplarda yemek yemeyi öğrenip bize öğretmeye çalışmıştı. Hepimize ayrı ayrı kaselere çorba bölmüştü. Biz sülalenin atalarından beri tüm yemekleri tek kaplara dolduruyor hepsini birden ortaya koyup çala kaşık yiyorduk. Hayır elimizle yemedik! Yedik mi lan yoksa? Banak (ekmeği kaşık gibi kullanıp yemek) diye bir gerçek var ama. Babam bu ayrı kase olayına üç beş kaşık sonunda tahammül edemedi ve "eğ iyisi depeye dikmek" deyip kasesini aldığı gibi tepesine dikti. Bıyığından damlayan tel şehriye çorbasını elinin tersiyle silip, hepimize dövecek gibi baktı. Korkup bir daha böyle alengirli adetleri sofraya getirmedik. Şimdi ayrı tabaklarda yemeye alıştıysak bile annem hala yıkadığı maydonozu makarna süzgeciyle sofraya taşımayı daha samimi buluyor. Bulgur pilavını kuru yufka ekmeği üstüne döküp yeme seromonimizi hiç anlatmayım artık. Bırak şuraya anlatmayı aynı sokakta oturduğumuz insanlardan bile sakladığımız bir yemek fetişimiz o. Ayıbımız.
Dışarı çıkıyorum, bazen bir iş bulurum umuduyla oluyor bu, bazende aylaklık. Hayatta hiç bir amacı olmayan insanların kendini ölüme daha hazır hissettiğini söylemişti bir bilen adam. Yaşamaya hazır hissetmediğime göre ölüme hazırımdır diye yokluyorum kendimi. Ama yok, ölmek falan istemiyorum. Belki bir amaç bulurum diye bütün çabam. Buna başka dilde umut deniyor. Kirli kirli kediler görüyorum, mutlaka onlara taş atan çocuklar ve tiksinerek bakan birileri. Kirli olunca sevenin pek olmuyor.
Devamlı muhabbet ettiğim bir adam var. Daha önce okul müdürüydü şimdi ise eski kitaplar satıyor. Benim liseyi dışardan bitirmeme vesile olan adam o. Okuldan alındığım yıllarda mahallenin tek gazete aboneliği olan insan oydu. Annesiyle birlikte yaşadığı evin kömürlüğüne gizlice girip, üstüne farelerin sıçıp kömür karalarının yağdığı gazeteleri kucaklar ve tüyerdim. Yani çalardım işte anla sen. Aylar önce almanya hayvanat bahcesinde doğmuş panda yavrusunun haberini yeniymiş gibi bahcedeki mısır dallarının arasında okurdum. Mısırlar uzun olduğundan saklanmak isteyenler için idealdir. Saatlerce orda otursan kimse farkına varmaz. Hatta sevgilini götürüp bebek bile peydahlayabilirsin. Hayır peydahlamadım! Peydah ne garip kelime. Üst üste peydah peydah peydah peydah peydah peydah deyince anlamsızlaşıyor. Black eyed peas şarkısı gibi oluyor.
Yaşlı adam beni görünce karate kid'in ustası miyagi'ye dönüşüyor. Verdiği nasihatleri, entellektüel boyutundan dolayı pek anlamıyorum "cilal parlat cilala parlat cilala parlat" diyor işte kısaca. Miyagi ustanın evini boyamakla şampiyon olan karate kid'den bu yana, dağılmış kitapları düzleye düzleye profösör olacağıma dair bir umut taşıyorum. Bazen bana bir kitap veriyor. En son verdiği kitap muhtarların bilmesi gereken ikametgah, ilmuhaber gibi şeylere açıklık getiren bir kitaptı. Hiç işe yarar bir kitap verdiğini görmedim, pinti. Zaten tek bir gün giyilecek kıyafete o kadar para verilir mi yahu, diye düşündüğü için hiç evlenmemiş.
Yolda eskiden beni görsün, bana baksın diye dükkanının önünden defalarca geçtiğim çocukluk aşkımı görüyorum. Çok sık görüyorum hemde. Ablamdan hoşlandığını öğrendiğim dakka gözüme ornitorenk hayvanı gibi göründü, daha ornitorenk diye bir hayvan var mı onu bile bilmiyordum. Düşün. Birini severken onun hangi hayvana benzediğini anlamıyorsun. Sevgi biter bitmez doğada bolcana bulunan hayvanlardan biriyle seviştiğini fark ediyorsun. Kim seviştiye gitmişin. Aşkın gözü kördür demek isterdim ama kendime karşı o kadar nazik değilim. Gönül düşmüş boka oda mis gibi koka bile kendime edebileceğim en iyi hakaret değil. Zaman zaman bir şey diyecek gibi bakıyor, o öyle ağzında birikmiş binlerce baklayla patlayacakmış gibi bakarken aklımdan geçen hareketler oluyor, hiç birini yapmadan önünden geçip gidiyorum. Durup dururken adamın birine başparmaklı, dilli, kollu birşeyler gösterip nanik yapana deli derler.
Bazen böyle yapayalnız "aa bak burada fön daha ucuzmuş, oha şurdaki bina nereye gitmiş! kız şeyinde çıban çıkmış gibi yürüyor de mi?" diye yanımda biri varmış gibi konuştuğum halime bakıp kendim için ağlamam geliyor. Dudaklarımı yavaştan titretmeye başlamışken halimi fark edip indiriyorum şakağına sümsüğü. Salak salak işlere gerek yok. Domates mi alıyon biber mi ne alıyon ne alıyosan alda eve git, menemen mi yapıyon ne yapıyon yap bişeyler otur götünün üstüne, durup durup halleniyon gebeş! Tamam işler yolunda gitmiyor, tamam meydanlara heykelin dikilmeyecek, evet biliyorum peru'ya asla gidemeyeceksin ama bu sadece sana özel bir kader değil. Senin gibi en az 4 milyar insan daha peru'ya gidemeyecek. Adamların memleketini talan ederler allah etmeye. Hem bu kadar insanın heykelinin meydanlara dikildiği nerde görülmüş? Adım atacak yer kalmaz salak!...Yürü eve yürü










